4
Yorum
9
Beğeni
5,0
Puan
281
Okunma
Mutlu olmayı seviyorum, başkalarını da mutlu görmek istiyorum.
Yıllarca “çok şanssızım” diye yakındım.
Gerçekte öyle miydim, yoksa ben mi bir şey yapamadım?
Geçmişle yüzleşmek istemiyorum ama yükü sırtımda taşıyorum; biraz benim, biraz ailenin, biraz kaderin eseri.
Kız kardeşim benden korkarmış meğer, şimdi kırkından sonra itiraf ediyor.
Oysa ben hep iyi anlaştığımızı sanırdım; her yere beraber giderdik.
Artık daha uysal göründüğüm için arada sırf bağırmak için bağırıyor bana.
Hafif tebessümle bakıyorum. “Hep böyle miydin?” diyor. Koşullar değiştirmiş beni herhalde.
Beraber tatil yaptık, o hâlâ orada, cumartesi dönüyor.
Saçımı kesmedim, bermuda giymedim ama dün Kadıköy’e yürüyerek gidip bir barda bira içtim ilk defa, genç bir arkadaşla. Yaş farkı yokmuş gibi anlaşıyoruz. İş çıkışına denk getirdim, dolaştık, dönüşü de beraber yürüdük – aynı mahalledeyiz.
Gençliğimde yörenin en güzel kızı seçilmiştim iki yıl üst üste, taç vermediler.
Bu beni kızdırdı: “Güzelliğimle değil, yaptıklarımla bilinmeliyim” dedim.
Suratım asık dolaştım, erkeklere hırçın davrandım ki yaklaşamasınlar.
Bir tanesi benden küçüktü, aşkını herkese yaydı ama cevabını aldı.
Sonra tanımadığım biriyle evlenip İstanbul’a yerleştim. Köye gittiğimde o köyü terk etti, gidiş o gidiş.
İnsan nasıl yapar bunu?İçimde kırıklar var, delikler açıyorlar. Kapatıyorum ama yeniden açılıyor.
Kendime hak ettiğim övgüyü vermiyorum hâlâ. Eksik kalan neydi?
Demini almayan çay gibi bekletiyorum kendimi; bir gün en güzel rengini alacak diye umuyorum.
Özenle yaydığım örtüdeki bardaklar kırılıyor – istemeden, ama kırılıyor.
Acıları hissetmeyeceğim diyorum, daha derin hissediyorum. Toparladıkça bir yerden kopuyor bir şeyler. Kendimi suçluyorum, kırılabilir yüreğimi düşünmeden saldırıyorlar. Susuyorum ya da net söylüyorum, geri itiliyorum.
Üzülmemem gerektiğini biliyorum ama derinlerden yaralanıyorum, kanı durduramıyorum.
Neden hâlâ çıkamıyoruz bu döngüden? Neden insanca konuşup paylaşamıyoruz?
Eksikler birikiyor, uzaklaşıyoruz. Hayat üçüncü sayfa haberi gibi: açıyoruz, küfrediyoruz, üzülüyoruz, kapatıyoruz.
Bütün bu yükler, yürüyüşler arasında anlıyorum ki hep bir sığınağa koşuyormuşum.
Gidişin mor menekşelerleydi, gülüşüm acı su gibi dökülmüştü ardından.
Keşke sonbaharda değil, ilkbaharda gelseydin; martılar karşılasaydı seni, menekşeler açıverseydi her yanım.
Sen benim çınarımsın; yorulunca dibinde serinliyorum, seriliyorum gölgene.
Yüreğim ezildi, asfalt gibi yollara yayıldı. Kelimeler yetmiyor, kaçışıyorlar dilimden.Yoksulluğu üç kere gördüm: doğduğumda, babam öldüğünde, kocamı gömdüğümde. Ruhum yıprandı, elim kolum kalkmadı.
Düzlük ararken ormana düştüm. Sen benim meşe ağacımdın, evimin tam ortası.
Şimdi Kadıköy’deki adımlar bile seni aramakmış meğer. Belki bir gün dem alacak çayım, oturup içeceğiz.
Gündüz Yavuz..
5.0
100% (6)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.