6
Yorum
21
Beğeni
5,0
Puan
144
Okunma


Dün ile Bugün Arasında sıkışıp kalmış bir uyanış sorusudur.
Bir milletin en büyük sorunu yoksulluk değildir.
Bir milletin en büyük sorunu dış tehditler de değildir.
Bir milletin en büyük sorunu, kendini unutmasıdır.
Bugün sıkça sorulan bir soru var kiminin duymazdan geldiği kiminin cevap veremeyeceği bir soru: Türk nerede?
Bu soru kesinlikle bir köken arayışı değildir. Ancak bu soru bir bilinç arayışıdır. Çünkü Türk, oy verirken vardır, asker olurken vardır, sınırda nöbet tutarken vardır, gerektiğinde can verirken vardır. Tarlada vardır, fabrikada vardır, memur masasında vardır. Ülkenin yükünü taşırken vardır.
Ama çoğunlukla ve genellikle nedense karar alınan masalarda yoktur.
Kültürün yönü belirlenirken yoktur.
Ekonominin gücü paylaşılırken yoktur.
Fikrin ve vizyonun merkezinde yoktur.
Asıl mesele burada başlar.
Bir devletin gücü yalnızca ordusundan ya da ekonomisinden gelmez. Asıl güç, toplumun kendini o devletin sahibi hissetmesinden doğar. Yükü taşıyanlarla yönü belirleyenler arasındaki mesafe açıldığında güven zayıflar. Güven zayıfladığında ise en sağlam kurumlar bile içten içe aşınmaya başlar.
Tarih bu gerçeği defalarca göstermiştir. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde yaşananlar bunun çarpıcı bir örneğidir. Sorun yalnızca toprak kaybı değildi. Sorun özgüven kaybıydı. Devlet büyüktü ama yön duygusu zayıflamıştı. Kurumlar vardı ama temsil hissi aşınmıştı. Halk yükü taşıyor, ancak karar süreçlerinden uzaklaşıyordu.
En tehlikeli kırılma dışarıda değil aksine içerideydi.
Aidiyet duygusu zayıfladığında herkes kendi kimliğini, kendi çıkarını konuşmaya başlar, ortak gelecek fikri ise sessizleşir. Liyakat zedelendiğinde kurumlar ayakta görünür ama içleri boşalır. Ekonomik yük adaletsiz dağıldığında insanlar yoksulluktan çok geleceksizlikten korkmaya başlar.
Devletler savaşla değil, önce zihinde ve güvende kaybedilir.
Bugün yaşanan tartışmaların merkezinde de benzer başlıklar vardır, temsil duygusu, adalet algısı, fırsat eşitliği, ekonomik baskılar ve toplumsal güven. Bir toplumda en riskli süreç krizlerin varlığı değil, krizlerin kalıcı umutsuzluğa dönüşmesidir.
Çünkü bir ülkede insanlar çalışarak yükselebileceğine inanıyorsa sistem güçlenir.
Ama insanlar ne yaparsa yapsın karşılığını alamayacağını düşünüyorsa çözülme başlar.
Sorun bir kimlik meselesi değil, bir sahiplik meselesidir.
Türk olmak yalnızca bir tanım değil, bir sorumluluktur. Bu ülkenin geleceği için kaygı duymak, üretmek, geliştirmek, korumak ve ileriye taşımak istemektir. Bu bilinç zayıfladığında toplum seyirciye dönüşür. Seyirci olan toplumlar tarih yazmazlar, tarihi sadece izlerler.
Uyanış ise öfke değildir.
Uyanış ayrışmak değildir.
Uyanış başkalarını suçlamak hiç değildir.
Uyanış, daha nitelikli olmak, çalışmak, üretmek, bilimde, sanatta ve ekonomide güçlü olmak, sorumluluk almak ve şikayet eden değil, yön veren olmaktır. Bir millet bağırarak değil, yükselerek güçlenir.
Osmanlı’yı zayıflatan şey yalnızca dış baskılar değildi aynı zamanda içerideki dağınıklık ve güven kaybıydı. Ancak bugünün en önemli farkı şudur, toplumun elinde eğitim, bilgiye erişim, demokratik katılım ve ekonomik girişim imkanları vardır. Bu nedenle mesele kader değildir, mesele bilinçtir.
Buradaki asıl soru artık şudur,
Bu ülkenin insanı kendini gerçekten sistemin sahibi mi hissediyor, yoksa sadece yük taşıyan bir unsuru mu?
Çünkü çöküş bir anda gelmez.
Önce insanlar sisteme olan inancını kaybeder.
Sonra kurumlar gücünü kaybeder.
En son devlet gücünü kaybeder.
Ama toparlanma da bir anda gelmez.
Sessiz, kararlı ve sorumluluk alan insanların çabasıyla başlar.
Şayet yarın çocuklarımız bize, "Bu ülke zor bir dönemden geçerken siz ne yaptınız?” diye sorduğunda vereceğimiz cevap belirleyici olacaktır. Eğer cevabımız yalnızca şikayet etmekse, kayıp o gün kesinleşir. Ama “Biz çalıştık, ürettik, sorumluluk aldık ve ülkemizi güçlendirdik” diyebilirsek, işte o zaman bir millet yeniden ayağa kalkmış demektir.
Türk nerede?
Türk her zaman olduğu gibi sorumluluk aldığı yerde, emeğin olduğu yerde, bilginin olduğu yerde, üretimin olduğu yerde ve geleceğe sahip çıktığı yerdedir.
Mesele Türk’ü aramak değildir.
Mesele, Türk’ün yeniden özne olmasıdır.
Çünkü tarih uyarır.
Kaderi ise toplumların bilinci belirler.
*
Mehmet Demir
28225
5.0
100% (5)