"ey dostlarım, dünyada dost yoktur." (aristoteles)
Mehmet DEMİR
Mehmet DEMİR

Türk Nerede?

Yorum

Türk Nerede?

( 5 kişi )

6

Yorum

21

Beğeni

5,0

Puan

144

Okunma

Okuduğunuz yazı 6.3.2026 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.
Türk Nerede?

Türk Nerede?

Dün ile Bugün Arasında sıkışıp kalmış bir uyanış sorusudur.
Bir milletin en büyük sorunu yoksulluk değildir.
Bir milletin en büyük sorunu dış tehditler de değildir.
Bir milletin en büyük sorunu, kendini unutmasıdır.
Bugün sıkça sorulan bir soru var kiminin duymazdan geldiği kiminin cevap veremeyeceği bir soru: Türk nerede?
Bu soru kesinlikle bir köken arayışı değildir. Ancak bu soru bir bilinç arayışıdır. Çünkü Türk, oy verirken vardır, asker olurken vardır, sınırda nöbet tutarken vardır, gerektiğinde can verirken vardır. Tarlada vardır, fabrikada vardır, memur masasında vardır. Ülkenin yükünü taşırken vardır.
Ama çoğunlukla ve genellikle nedense karar alınan masalarda yoktur.
Kültürün yönü belirlenirken yoktur.
Ekonominin gücü paylaşılırken yoktur.
Fikrin ve vizyonun merkezinde yoktur.
Asıl mesele burada başlar.
Bir devletin gücü yalnızca ordusundan ya da ekonomisinden gelmez. Asıl güç, toplumun kendini o devletin sahibi hissetmesinden doğar. Yükü taşıyanlarla yönü belirleyenler arasındaki mesafe açıldığında güven zayıflar. Güven zayıfladığında ise en sağlam kurumlar bile içten içe aşınmaya başlar.
Tarih bu gerçeği defalarca göstermiştir. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde yaşananlar bunun çarpıcı bir örneğidir. Sorun yalnızca toprak kaybı değildi. Sorun özgüven kaybıydı. Devlet büyüktü ama yön duygusu zayıflamıştı. Kurumlar vardı ama temsil hissi aşınmıştı. Halk yükü taşıyor, ancak karar süreçlerinden uzaklaşıyordu.
En tehlikeli kırılma dışarıda değil aksine içerideydi.
Aidiyet duygusu zayıfladığında herkes kendi kimliğini, kendi çıkarını konuşmaya başlar, ortak gelecek fikri ise sessizleşir. Liyakat zedelendiğinde kurumlar ayakta görünür ama içleri boşalır. Ekonomik yük adaletsiz dağıldığında insanlar yoksulluktan çok geleceksizlikten korkmaya başlar.
Devletler savaşla değil, önce zihinde ve güvende kaybedilir.
Bugün yaşanan tartışmaların merkezinde de benzer başlıklar vardır, temsil duygusu, adalet algısı, fırsat eşitliği, ekonomik baskılar ve toplumsal güven. Bir toplumda en riskli süreç krizlerin varlığı değil, krizlerin kalıcı umutsuzluğa dönüşmesidir.
Çünkü bir ülkede insanlar çalışarak yükselebileceğine inanıyorsa sistem güçlenir.
Ama insanlar ne yaparsa yapsın karşılığını alamayacağını düşünüyorsa çözülme başlar.
Sorun bir kimlik meselesi değil, bir sahiplik meselesidir.
Türk olmak yalnızca bir tanım değil, bir sorumluluktur. Bu ülkenin geleceği için kaygı duymak, üretmek, geliştirmek, korumak ve ileriye taşımak istemektir. Bu bilinç zayıfladığında toplum seyirciye dönüşür. Seyirci olan toplumlar tarih yazmazlar, tarihi sadece izlerler.
Uyanış ise öfke değildir.
Uyanış ayrışmak değildir.
Uyanış başkalarını suçlamak hiç değildir.
Uyanış, daha nitelikli olmak, çalışmak, üretmek, bilimde, sanatta ve ekonomide güçlü olmak, sorumluluk almak ve şikayet eden değil, yön veren olmaktır. Bir millet bağırarak değil, yükselerek güçlenir.
Osmanlı’yı zayıflatan şey yalnızca dış baskılar değildi aynı zamanda içerideki dağınıklık ve güven kaybıydı. Ancak bugünün en önemli farkı şudur, toplumun elinde eğitim, bilgiye erişim, demokratik katılım ve ekonomik girişim imkanları vardır. Bu nedenle mesele kader değildir, mesele bilinçtir.
Buradaki asıl soru artık şudur,
Bu ülkenin insanı kendini gerçekten sistemin sahibi mi hissediyor, yoksa sadece yük taşıyan bir unsuru mu?
Çünkü çöküş bir anda gelmez.
Önce insanlar sisteme olan inancını kaybeder.
Sonra kurumlar gücünü kaybeder.
En son devlet gücünü kaybeder.
Ama toparlanma da bir anda gelmez.
Sessiz, kararlı ve sorumluluk alan insanların çabasıyla başlar.
Şayet yarın çocuklarımız bize, "Bu ülke zor bir dönemden geçerken siz ne yaptınız?” diye sorduğunda vereceğimiz cevap belirleyici olacaktır. Eğer cevabımız yalnızca şikayet etmekse, kayıp o gün kesinleşir. Ama “Biz çalıştık, ürettik, sorumluluk aldık ve ülkemizi güçlendirdik” diyebilirsek, işte o zaman bir millet yeniden ayağa kalkmış demektir.
Türk nerede?
Türk her zaman olduğu gibi sorumluluk aldığı yerde, emeğin olduğu yerde, bilginin olduğu yerde, üretimin olduğu yerde ve geleceğe sahip çıktığı yerdedir.
Mesele Türk’ü aramak değildir.
Mesele, Türk’ün yeniden özne olmasıdır.
Çünkü tarih uyarır.
Kaderi ise toplumların bilinci belirler.
*
Mehmet Demir
28225

Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (5)

5.0

100% (5)

Türk nerede? Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Türk nerede? yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Türk Nerede? yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Hüma Efkan
Hüma Efkan, @humaefkan
7.3.2026 01:32:56
Tam da tarihin bizi uyardığı noktadan ben devam edeyim. Çünkü ne yazık ki tarihten ders almıyoruz. Kendimizi kandırmanın hiç bir mantığı yoktur. Tarihi az çok okuyan ve bilenler, Osmanlı hanedanlığının neden çöktüğünü bilir. Lakin bunu anlatmaya ya yürekleri yetmez, ya da ruhlarını başka bir amaç uğruna kiraya vermişlerdir.

Şimdi, nerdeyse dünyanın yarısına hükmeden bu hanedanlığın gerçek çöküş sebebini tarih, kültür ve sosyolojik açıdan analiz ederek, açıklayacağım.

Tabi şunu da belirtmeliyim ki, yanlış anlaşılmaya mahal vermeyeyim; "Ben tarihçi olmamakla birlikte, tarihi çok iyi okuyan ve bahse konu tarihi çok iyi sentezleyerek analiz eden biriyim.

Tarih, temsil duygusunun zayıfladığı toplumların ciddi kırılmalar yaşayabileceğini göz ardı etmeden, her ne kadar hakarete maruz kalacak olsam da, Osmanlı hanedanlığının neden çöktüğünü başlıklar halinde anlatayım.

Osmanlı’nın gerileme süreci çoğu zaman yalnızca askerî yenilgiler veya toprak kayıpları üzerinden açıklansa da tarihsel analizler daha karmaşık bir tablo ortaya koyar.

Gerilemenin temel unsurları arasında şunlar bulunmaktadır;

1- Kurumsal liyakat sisteminin zayıflaması.

2- Bürokratik merkezileşmenin artması.

3- Toplum ile yönetici elit arasındaki mesafenin büyümesi.

4- Ekonomik yükün adaletsiz dağılması.

Bu süreçte devlet yapısı hâlâ güçlü görünse de toplumsal güven aşınmaya başlamış olur.

Osmanlının çöküşü de bu yüzden olmuştur.

Günümüzde Osmanlı hanedanlığını arzulayan bir kesim, ne yazık ki bugünkü iktidara da aynı zihniyetle yaklaşıp, kendilerini bir tebaa, ya da hanedanın kulu, kölesi olarak görmek istiyor. Bunu isteyen bir toplumdan; liyakat, bilim, teknik, beklemek aptallık olur. Çünkü bu kesim, kendisini bir türk olarak değil, İslami değerler içinde ya da çerçevesinde görüyor.

Kolay gelsin Sevgili Mehmet. Özlendin. İstanbul'a yolun düşerse beklerim.
Suat Zobu
Suat Zobu, @suat-zobu
7.3.2026 00:56:39
“ Şayet yarın çocuklarımız bize, "Bu ülke zor bir dönemden geçerken siz ne yaptınız?” diye sorduğunda vereceğimiz cevap belirleyici olacaktır. Eğer cevabımız yalnızca şikayet etmekse, kayıp o gün kesinleşir. Ama “Biz çalıştık, ürettik, sorumluluk aldık ve ülkemizi güçlendirdik” diyebilirsek, işte o zaman bir millet yeniden ayağa kalkmış demektir.
Türk nerede?
Türk her zaman olduğu gibi sorumluluk aldığı yerde, emeğin olduğu yerde, bilginin olduğu yerde, üretimin olduğu yerde ve geleceğe sahip çıktığı yerdedir.
Mesele Türk’ü aramak değildir.
Mesele, Türk’ün yeniden özne olmasıdır.
Çünkü tarih uyarır.
Kaderi ise toplumların bilinci belirler.”

Aynen katılıyorum ve izninle altında bir imzalık yer istiyorum.
Tam içimizden geçenler.
Var ol kardeşim.

Seçkiyi de seni de kutluyorum.
Selam ve sevgiler.
Orhan Gülaçar
Orhan Gülaçar, @egemavi
6.3.2026 22:43:25
5 puan verdi
Yazı ;
Asıl tehlikenin yoksulluk veya dış tehditler değil,
halkın kendi gücünü ve rolünü unutması olduğunu Ülkenin bütün yükünü omuzlayanların, yani sıradan insanların, kaderini belirleyen karar anlarında ve gücün paylaşıldığı masalarda yer almamasını temel bir sorun olduğu ,
Ve bu durumun, toplumsal güveni ve aidiyet duygusunu zayıflattığını
Çözümün ise şikayet etmek veya başkalarını suçlamak yerine, her alanda daha nitelikli, üretken ve sorumlu bireyler olarak "tarihi izleyen" değil, "tarihi yapan" öznelere dönüşmekten geçtiğini anlatıyor

Güçlü bir uyanış çağrısı.

Yüreğine Sağlık Kardeşim .

Ali Rıza  Coşkun
Ali Rıza Coşkun, @alirizacoskun
6.3.2026 21:04:06
5 puan verdi
Çok güçlü bir düşünce yazısı olmuş. “Türk Nerede?” metninde bir milletin en büyük sorununun dış tehditler ya da yoksulluk değil, kendi kimliğini ve bilinç duygusunu kaybetmesi olduğu fikri çok net bir şekilde ortaya konuyor. Özellikle “Devletler savaşla değil, önce zihinde ve güvende kaybedilir” cümlesi, metnin ana fikrini çarpıcı biçimde özetliyor.

Kısacası: Tarihten ders çıkararak bugünün toplumsal sorunlarına ışık tutan, aidiyet, temsil ve sorumluluk bilincini vurgulayan; uyarıcı, düşündürücü ve bilinç uyandırıcı bir yazı. Kaleminize yüreğinize sağlık.
Mehmet Ata
Mehmet Ata, @mehmetata
6.3.2026 20:50:26
Bu soruyu bence sadece biz değil bir Alman da bir Fransız da bir İtalyan da kendi kendine soruyor yani bu soru tamamen özgürlükle alakalı bir soru bugün belki cevabı yok ama bir gün mutlaka biri çıkacak işte burada! Diyecek Ben böyle anladım belki de yanlışım
Dilek Duru Günay
Dilek Duru Günay, @dilekdurugunay
6.3.2026 20:32:07
Güzel bir yazı kutluyorum. Aynı başlıkla bir yazı da Banu Avardan okumuştum. Elinize ve emeğinize kuvvet.
Bu bir kavmiyetçilik değil tespittir. Aksine karar ve paylaşım mekanizmaları gizli ırkçılık ve mezhepçilik yapanların elinde. Hoşça kalın.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
ÜYELİK GİRİŞİ

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL