1
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
113
Okunma
Bir zamanlar, yemyeşil ormanların ardında,
berrak suların aktığı bir köy varmış.
Bu köyü’n adı Berrak diyarı’ymış.
Burada yaşayan herkes doğayla uyum içinde, saygılı ve dürüstmüş. Ormanlarında ki ağaçlar meyvelerini paylaşır, hayvanlar insanlardan korkmaz, insanlar da doğayı korurmuş.
Kendi aralarında bir saygı çemberi oluşturmuşlar ve çok mutluymuşlar.
Bir gün, uzak diyarlardan bir tüccar gelmiş;
Elinde parlıyan taşlar, renkli kumaşlar, mis kokulu şişeler varmış.
Köylüler bu eşyaları görünce büyulenmiş.
Çünkü daha önce hiç böyle şeyler görmemişler.
Başlamışlar sorular sormaya, tüccara.
Tüccar demiş ki:
" Bu taşlar size güç verir" , " Bu kumaşlar sizi asil gösterir", " Bu şişeler sizi mutlu eder".
Köylüler önce tereddüt etmiş ama sonra meraklarına yenilmişler. Herkes bir şeyler almak istemiş ve almışlar.
Zamanla o Berrak diyar’ ının insanları birbirleriyle yarışmaya başlamış.
Kim daha çok taş toplarsa, kim daha çok parlak kumaş giyerse, o daha değerli sayılmış.
Ormanlar kesilmiş, sular kirlenmiş, hayvanlar kaçmış.
Çünkü herkes daha fazlasını istiyormuş.
Artık kimse kimse ile bir şeylerini paylaşmıyor, doğayı dinleyip korumuyormuş.
Bir gün köylü bir çocuk oyun oynamak için ormana gitmiş. Kendini kaptırmış oyuna ve farkına varmadan ormanın derinliklerine gitmiş. Eskiden kuş cıvıltılarıyla dolu olan bu ormanda sessizlik varmış.
Çocuk, ürkmüş sessizlikten ve ağlamaya başlamış ve aynı zamanda sessizliği sorguluyormuş.
- " Nerdesinin narın dilli kuşlar?", " Neden bu kadar sessizsiniz?" -derken bir anda köy halkının yaptıkları aklına düşmüş ve
-" Biz ne yaptık böyle?, parlıyan taşlar kalbimizi kararttı."
O an da ormanın kalbinde yaşayan bir bilge ortaya çıkmış.
-" Yozlaşma, dışarıdan gelen bir şey değildir" demiş bilge.
-" O insanın içindeki açgözlülüğün yankısıdır, ama unutma, berrak kalpler yeniden yeşerebilir."
Çoocuk köyüne dönmüş, köy kahvesinde oturan insanlara doğayı hatırlatmaya çalışmış.
Cebinden çıkardığı küçük bir tohum torbasını masanın üzerine koymuş ve ordaki köylülerle birlikte ekmiş, o, orda olmayan herkesle de paylaşmış.
Ektikleri tohumlar, fidan olmuş, fidanlar büyümüş ve kocaman bir orman olmuş.
Köy yeniden yeşermeye başlamış.
Zamanla insanlar yeniden sade yaşamın güzelliğini fark etmiş.
Parlıyan taşlar unutulmuş.
İnsanlar paylaşmayı, doğayı ve sevgiyi yeniden hatırlamışlar.
Ve o günden sonra Berrak köyün insanları yeni doğan çocuklara
Ilk öğrettikleri şey " Parlıyan herşey değerli değildir; bazen en büyük ışık içimizde ki iyiliktir".
" İnsanın kalbi karardığında, en parlak şehir nile gölgelere bürünür."
5.0
100% (1)