1
Yorum
8
Beğeni
0,0
Puan
44
Okunma

27 Şubat 2020, tarih bazı günleri kan ve acıyla yazarken hafızalara kazınan öyle bir gündü ki, İdlip’te 34 kahraman askerimiz hain bir saldırının kurbanı olarak şehadete ulaştı. O gece yalnızca bir sınır ötesi operasyon yaşanmadı; bir milletin vicdanı, bir ulusun gururu ve güven duygusu ağır bir yara aldı. Akıllara durgunluk verecek bir trajedi yaşandı. Kaybedilen evlatlar, geride kalan aileler… Her biri sadece birer haber başlığı değil, birer insan, birer evlat, birer kardeş ve birer baba olarak hafızalarda yer etti. Ama olayın anlamı sadece kişisel acıyla sınırlı değildi; ardında sorulması gereken onlarca soru bıraktı. Bu saldırı nasıl gerçekleşti? Önlenebilir miydi? Sorumlular hesap verdi mi?
İdlip, Suriye iç savaşının en karmaşık coğrafyalarından biri olarak uzun süredir stratejik bir öneme sahipti. Farklı güç dengeleri, çatışan gruplar ve uluslararası aktörlerin müdahaleleri, sınır ötesi operasyonların riskini her daim artırıyordu. Bu saldırı, sadece askerî bir kayıp değil; bölgedeki güç dengelerinin, diplomatik hatların ve istihbari zaafların açığa çıktığı bir krizdi. Türkiye’nin sınır güvenliği açısından bu saldırı, yalnızca kayıp verilmesiyle sınırlı kalmadı; aynı zamanda bir dönüm noktası oldu. Operasyon bölgeleri, hava sahası güvenliği, yerel ittifaklar ve uluslararası koordinasyon, hepsi yeniden gözden geçirildi. Saldırının ardından Türkiye’nin İdlip politikası daha temkinli, ancak aynı zamanda daha kararlı bir hâl aldı.
Bu olayın bir başka boyutu da uluslararası ilişkilerdi. Saldırının perde arkasında kimler vardı? Hangi aktörler neyi gözetti, hangi güçler hesap yaptı? Bu soruların tamamı hala tam olarak yanıt bulabilmiş değil. Bir yönüyle diplomasi, diğer yönüyle istihbarat ve operasyonel planlama eksiklikleri, acının büyüklüğüne eşlik etti. Tarih, bu sorumlulukları kayıtsız bırakmayacaktır, çünkü vatan için can verenlerin hesabı ne zamanla silinir ne de suskunlukla kapanır.
34 kahraman askerimiz sadece birer sayı değil, birer insan, birer evlat, birer kardeş ve birer baba olarak hatırlanmalı. Onların anısı, toprağın bağrında yatarken, isimleri, cesaretleri ve fedakarlıkları hafızalarda yaşamaya devam ediyor. Geride bıraktıkları ailelerin acısı ise her geçen yıl daha da derinleşiyor. Ama aynı zamanda bu acı, milletin vicdanını diri tutan bir hatırlatıcı haline geliyor. Vatan, toprağın adı değil, uğruna can verenlerin emaneti.
O günden sonra İdlip ve çevresi, yalnızca askeri operasyonlarla değil, diplomatik ve siyasi hamlelerle de şekillendi. Türkiye’nin sınır ötesi politikaları yeniden belirlendi, uluslararası ilişkilerde daha temkinli ve kararlı adımlar atıldı. Bölgedeki güç dengeleri değişti, ittifaklar yeniden kuruldu. 27 Şubat, hem bireysel hem de ulusal hafızada bir kırılma noktası olarak tarihe geçti.
Unutulmamak, unutturmamak gerekir. Kaybettiklerimiz, her zaman hatırlanmayı hak ediyor olacaktır. Onlar toprağın bağrında yatsa da isimleri, cesaretleri ve fedakarlıkları hafızalarda yaşamaya devam ediyor olacak. Bir gün tarih, hakkı ve haksızı en adil terazisinde tartacaktır. 27 Şubat 2020, sadece bir kayıp değil, bir ülkenin vicdanına, bir milletin tarihine kazınmış bir gün olarak kalacaktır. O günün ardında yatan acı, sır perdeleri ve değişen coğrafya, hatırlamayı ve anlamayı gerektiriyor.
"Vatan sevgisi kutsaldır o da ancak vatan sevgisi olanlarda yaşar."
*
Mehmet Demir
27225
"Rabbim mekanlarını cennet eylesin rahmet ve minnetle."