0
Yorum
7
Beğeni
0,0
Puan
203
Okunma

Gerçeği istiyorum’ dedi…
O bunu söylediğinde mutfağın fayanslarına bakıyordum, suyun kaynamasını bekliyordum, bardağın içindeki zift gibi kahvenin erimesini izliyordum, buhar yoğunlaştıkça/ kahve eridikçe ve fayansların arasındaki beyaz çizgiler gözümün önünde kayboldukça sesi azalıyordu. O kimdi… o kendisini başka birisinin içinde arayan. Sesi kayboluyordu ve o kimdi. Kendisinin varlığına inanmak için beni şahit tutan giderek yok olan sesine.
Seni duyamıyorum’ dedi…
O bunu söylediğinde ellerim mutfak tezgahının üstündeydi, ayaklarım bir birini çapraz kesmiş ve gövdem giderek mutfak tezgahından uzaklaşan bedenimle eğiliyordu. Gözlerim ayak parmaklarıma kadar gelince. Durdum. Sesimi duyamıyor. Çünkü gerçeğin kendisinin istediği her şeyle bir olmasını istiyor. Sesimi duyamıyor çünkü henüz bir şey söylemedim. Etraftaki ağırlıkların gölgelerini inceledim bir süre. Bir süre bütün maddenin neden bir gölgeye ihtiyaç duyduğunu çünkü zaten bunun en gerekli kırılma olduğunu anladım. Onun bir gölgesi yoktu. Her şeyi ve kimseleri vardı. Ama gölgesi yoktu.
Beni anlıyor musun ben sadece…’
O sadece… hep ve herşeyi belirlemekle o kadar meşgul olabiliyordu ki bazen izlediğimiz yağmurun camdaki etkisine değil sokaktaki kalabalığı nasıl paniğe soktuğuna bakıyordu. Çoğu zaman dinlediğimiz gök gürültüsünün etkisiyle kulağını kapatıp hızla kurtulmak için rast gele bir şeylerden bahsedip çocukça sesler çıkarırdı, o sadece istiyordu. Sadece istemek. Ve hep çok çalışıyordu, çok yoğun çalışıyordu yani. Günlerce anlatabilirdi bunu… ne kadar çalıştığından ne kadar yorulduğundan ne kadar emek harcadığından. O sadece… mutfağın kaynayan suyun buharından görünmez olduğundan haberi olmazdı. O sadece… fayansların arasına dikkat etmezdi. O sadece… fincanda eriyen kahvenin yoğunluğundan haberi olmazdı.
Hep susuyorsun hep’ dedi…
O hep sustuğumu düşündüğünde ben bitirmiş oluyordum cümleyi. O hep sustuğumu düşündüğünde ben martıların çıkardığı seslerle yayılıyordum hiç bilinmedik yerlerine. O hep sustuğumu düşündüğünde bir kedi oluyordum. Bir titreme. Kapıları tırnaklarıyla yırtan bir inleme…
Kahveye suyunu ekledim. Gözlerimi ayak ucumdan, mutfak fayanslarından, ağırlıklardan, gölgelerden çekip artık hiç sesinin gelmediği o salona doğru gittim..
(...)