Alışkanlıklarınıza dikkat edin değerlerinize dönüşür, değerlerinize dikkat edin karakterinize dönüşür. karakterinize dikkat edin kaderinize dönüşür. mahatma ghandi
MuratKEREMk
MuratKEREMk

SÜFYAN

Yorum

SÜFYAN

0

Yorum

2

Beğeni

0,0

Puan

119

Okunma

SÜFYAN

Süfyan: Dinin İçini Boşaltan Fitne

Yazar: Murat Kerem

Fitne bazen bir sloganla, bazen bir bayrakla, bazen de “bizden” denilen bir sesle gelir. İnsan çoğu zaman zulme doğrudan destek vermez; tarafgirliğin sisinde yönünü kaybeder. Hakkı değil, tarafını savunur. Yanlışı görür ama “şimdi sırası değil” diyerek susar. İşte Süfyanî zihniyet tam burada kök salar. Çünkü Süfyan, yalnız zulmeden bir figür değil; zulme bahane üreten, ona meşruiyet kazandıran ve bilmeden destek veren bir şahs-ı manevînin cisimleşmiş hâlidir. Bu yazı, Süfyan’ı bir isimden önce bir ahlâk çöküşü, bir zihniyet kırılması olarak okumaya davet eder.

Tarafgirlik Perdesi Altında Ahlâkın Çöküşü

Ahir zaman fitneleri anlatılırken çoğu zaman gözler dışarıya çevrilir. Oysa El-Fiten hadisleri, mü’mini yalnızca dış tehditlere karşı değil; içeriden gelen sarsıntılara karşı da uyanık olmaya çağırır. Süfyan fitnesi, işte bu iç sarsıntının adıdır. Çünkü Süfyan, dini bütünüyle inkâr eden bir çizgiden ziyade; dini kullanarak onu etkisizleştiren bir anlayışı temsil eder.

Efendimiz (s.a.v.), ahir zaman fitnelerinin en tehlikelilerinden birinin, hakkın diliyle konuşup bâtılı yerleştirenler olduğunu haber verir. Zira insan açık düşmandan sakınır; fakat dost suretinde geleni ayırt etmekte zorlanır. Fitnenin en sinsi hâli de tam burada başlar.

Kur’ân bu tehlikeyi şöyle haber verir:

“Onlara ‘Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın’ denildiğinde, ‘Biz ancak ıslah edicileriz’ derler.”
(Bakara, 11)

Bu ayet, Süfyanî zihniyetin temel vasfını özetler. Bozarken ıslah ettiğini iddia eden; yıkarken düzen kurduğunu söyleyen bir anlayış… Fitnenin en ağır şekli budur. Çünkü bu fitne, hakikatle değil; hakikat görüntüsüyle gelir.

Süfyan fitnesi, dini hayattan bütünüyle silmez. Aksine dini asli maksadından koparır. İbadeti şekle indirger, ahlâkı geri plana iter, adaleti sloganlara hapseder. Din vardır; fakat merhameti yoktur. Söylem vardır; fakat hikmeti yoktur. Şekil korunur, ruh boşaltılır.

Bu zihniyetin en belirgin alameti, ahlâk sınırlarının yıkılmasıdır. Yalan, siyaset dili hâline gelir; ihanet stratejiye dönüşür; verilen söz bağlayıcı değil, taktik kabul edilir. Zulümde sınır tanınmaz; çünkü hesap fikri ortadan kalkmıştır. İşte bu tablo, Efendimiz’in (s.a.v.) münafıklık alâmetleri olarak bildirdiği vasıflarla örtüşür.

Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur;

“Münafığın alâmeti üçtür:
Konuştuğu zaman yalan söyler,
söz verdiği zaman sözünde durmaz,
kendisine emanet edildiğinde ihanet eder.”
(Buhârî, Îman 24; Müslim, Îman 107)

Bu hadis, Süfyan fitnesinin ahlâk haritasını çizer. Çünkü Süfyan, yalnızca bir kişi değil; bu üç vasfın sistemleşmiş hâlidir. Konuştuğunda hakikati değil, işine geleni söyler. Söz verdiğinde adaleti değil, gücü esas alır. Kendisine emanet edilen dini, hukuku ve insan onurunu ise çıkar uğruna harcar.

Daha da tehlikelisi şudur: Bu zihniyet çoğu zaman tek başına hareket etmez. Tarafgirlik perdesi arkasında, bilerek ya da bilmeyerek destek bulur. İnsanlar zulme değil; “tarafına” sahip çıktığını zanneder. Böylece Süfyan yalnız kalmaz; sessizlikle, mazeretle ve kör sadakatle beslenir. Münafıklığın şahs-ı manevîsi tam da burada ete kemiğe bürünür.


Adalet Susturulduğunda Fitne Konuşur

Bu acı tabloya karşı Ali ibn-i Ebu Talib’in (r.a.) fitneye dair uyarıları bugün de yol göstericidir. Hz. Ali, fitneyi yalnızca bir kargaşa hâli olarak değil; hak ile bâtılın birbirine karıştığı, ölçülerin bozulduğu bir dönem olarak tarif eder. Ona göre fitne, kılıçların çekilmesiyle değil; adaletin susmasıyla başlar. Din iktidarın diliyle konuşmaya başladığında, hakikat zayıflar; adalet geri çekildiğinde fitne kök salar.

Hz. Ali (r.a.), adaletin dinin özü olduğunu vurgular; din adına yapılan zulmün ise dini yaraladığını hatırlatır. Gücün hakikati temsil etmeye yetmediğini, hakikatin güce muhtaç olmadığını söyler. Fitne zamanlarında suskunluğun çoğu kez tarafsızlık değil; haksızlığın lehine bir ağırlık olduğunu dile getirir.

Bu çizgi, Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’nda yaptığı uyarılarla da örtüşür. Bediüzzaman’a göre Süfyanî cereyan, dini hakikatin hizmetine değil; gücün ve tahakkümün hizmetine verir. Din, iman ve ahlâk üretmekten çıkar; itaate indirgenir. Din vardır; fakat insanı yükseltmez.

Bu durumun en tehlikeli sonucu şudur: İnsanlar Allah’tan değil; dinin temsil edildiği zannedilen görüntülerden soğur. Kur’ân bu acı neticeyi şöyle haber verir:

“Onlar insanları Allah’ın yolundan saptırırlar.”
(En‘âm, 26)

Süfyan fitnesi insanları dinden açıkça koparmaz; dini itici hâle getirerek uzaklaştırır. Etkisi yavaş, izi derindir.

Sahabe hayatı bu noktada berrak bir ölçüdür. Sahabe dini güç için değil; güçsüzlerin hakkı için yaşadı. Hz. Ömer’in halifeliği döneminde söylediği şu söz, bu anlayışı özetler:

“Dicle kenarında bir koyun kaybolsa, hesabının benden sorulacağından korkarım.”

Bu söz, dinin özündeki adalet ve sorumluluk bilincini gösterir. Güç, hesabı ortadan kaldırmaz; bilakis artırır.

Oysa Süfyanî zihniyet sorumluluğu değil; itaati merkeze alır. Sorgulamayı fitne, adaleti tehdit, merhameti zaaf olarak görür. Efendimiz (s.a.v.) bu tehlikeye karşı açık bir ölçü koyar:

“Zulümden sakının; çünkü zulüm kıyamet günü karanlıklardır.”
(Müslim, Birr)

Kur’ân da mü’mini adaletten şaşmamaya çağırır:

“Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin.”
(Mâide, 8)

Süfyan fitnesi, insanı adaletten önce vicdanından koparır. İnsan yanlış yaptığını bilir; fakat susar. İşte bu suskunluk, fitnenin yerleştiği andır.

Efendimiz (s.a.v.), böyle zamanlarda mü’minin diline ve kalbine dikkat etmesini öğütler. Çünkü ahir zamanda en büyük cihad; zulme benzememek ve haksızlığı normalleştirmemektir. Sahabe bu bilinçle hareket etmiş; haksızlık karşısında bağırmayı değil, hikmetle durmayı seçmiştir.

Kur’ân bu duruşu şöyle över:

“Onlar boş sözle karşılaştıklarında vakar ile geçip giderler.”
(Furkan, 72)

Bu vakar korkudan değil; imandan doğar.

Süfyan fitnesi geçicidir. Ancak onun açtığı yaralar, kalplerde derin izler bırakır. Bu sebeple ahir zaman mü’mininin vazifesi; kimin haklı, kimin güçlü olduğunu tartışmak değil; hakikatin yanında kalabilmektir.

El-Fiten hadisleri bize şunu öğretir:
Süfyan, sadece bir isim değil; dini güçle, adaleti menfaatle, ahlâkı şekille değiştiren bir anlayıştır. Ona karşı duruş sertlikle değil; ilimle, sabırla ve ahlâkla olur.

Ahir zaman mü’mini için asıl mesele şudur:
Dinin neresindeyim değil; din bende neyi inşa ediyor?

Paylaş:
2 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 
Süfyan Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Süfyan yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
SÜFYAN yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
ÜYELİK GİRİŞİ

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL