0
Yorum
9
Beğeni
0,0
Puan
105
Okunma

ne zaman?
diye soruyorlar...
ertelenmiş bir yolculuğun tam içinde yerini arayıp bulamayan dağınık saçları omuzlarına emanet edilmiş bir kadın geçiyor. artık pusula kullanmıyoruz aşkta.
kasıklarına ellerini gömmen yetiyor öldürmeye şu tanıdık sırtı. seni taşıyor omuzlarında ne yaparsın gök yüzünün hüneri bu/ su olup akmak.
gidenler sahi? onlar da nereye gittiler ve gelmek için gün sayanlar yok mu ezberi bozacak tılsım. nerede sandıklarda saklanılmış olan duygular. gömüldü toprağa ki esareti bu zincirli yüreklerin..
rüyaları ölenlerin düşleri hiç büyümezmiş... alt dudağını büzüp büzüp bırakman seni en çok kim yapar bilmiyorum. yinede kırılıyor bileğindeki mavi ırmaklar.
alışkanlık mı dersin? kahve suyunun kaynıyor olmasına... ya da bulutun yoğrulup yoğrulup yağmur gibi yağmasına... sen ne dersin? fizik yahut kimya... öyle ya bilimin arkabahçesinde bilinebilen herşeyi yalanlayan bir simya. bak dokundun... bak dokunuyor. bak... iyi bak... dokunacaklar yine birilerinin içlerine... kalbinde çizik taşıyanlar ne bilir uçurum gibi ömür taşıyanları... ama yine de bütün insanlar meftun sana. ey kutsal anne. yine de bütün insanlar el ayak avuç açıp semalarına ve diz çöküp secdelerine ne demişlerse/ tanrıya ve tanıyabildikleri kadar en kutsal saydıklarına benden yana hepsi helal... çünkü çözüldü buz. eridi demir. döküldü kalay... maddenin soygaza dönme tutkusu bitmedi.
karalar bitti
güneş bitti
bilirsin bitmedi içimizdeki diğerinin özlemi? sahi o kim... bakışları tankları ve kuşları koynumuza siper eden... elbette gerisini toprağın bildiği bir bilmece alnımı kırdı, alnımı kırdı avuçlarında biriktirdiği diğerleri ile... onlar kim. onlar bir yurt sayıp bedeni mi çekip gidenler... niye giderler... neden giderler... hep mi giderler... nasıl korkunç bir meyvedir o dalından kopan ki bak olmuş olan olgunmuş meğer diyip çekip giderler kimlerdi onlar..
sorular/ sonra ya sorulunca
ne geçmiş
ne de şimdi
biraraya gelebiliyor
madem çekip sınırını döşedin taştan çeperini, madem unutuldu lisanlar, o tarihler, o kahramanlar, ülkeler, hepsi buydu demek... aklımızda taşıdığımız hepsi en ilkel yerlerimize sürtüne sürtüne çıkan seslermiş. serlermiş. sırlarmış..yine de mavi bir salgın sarıyor boğazımı yeni değil rüyası dedim ya çocukluklarında yüzüne küller serpilmişlerin. tutuştukça aşka. ne savaş ne barış. ne sınır. ne suda balık. ne dağda karınca. ne gök yüzünde uçan bir saka kuşu... ne de arıların çoğul kanat çırpmaları umurunda oluyor. değil di zaten. olmadığından hep öteli/ bir gün bedenin üstüne çarşaflar serildi/ taş levlalar konuldu üstüne. yine döndüğünde ülkene... seni bekliyor buldun çölü. döndüğünde uzun zaman sonra kendi ellerine kendi kendine... nerede kalmışsan sırtlayıp onu ve kendini devam ettin yinYeniden..
sana bir soru bıraktım.. hatırla.
biz bu şarkıları dinlediğimizde kimi düşüneceğiz?
(...)