2
Yorum
9
Beğeni
0,0
Puan
143
Okunma

tüm kırılmış kalpler için son/baharların yasını tutarken ben, neresinden tutacağı belli olmayan bir ağırlık gibi gelip bulan gözlerimi, o gölgelerin serap bilenmiş yamaçlarında toplumların nadasa bırakılmış tüm duyguları rafa kaldırılıyordu. geriye neyin kalacağını düşünmeden bunu yapıyorduk. hepimiz sessiz bir çığlığın esiri olmuştuk... kaç kere yükselse sesi... damlanın sel vakitlerinde önüne katıp büyük denizlere attığı düşler/düşüşlerdik. ne kadar ağır. ne kadar büyük. hacim ve yer çekimi mümkün mü şimdi simya bilmeyen bir dilde. susmakta. avuçlarına...
güdü... etin ete kaşınmasından başka bir son bilmiyorduki tam/ artık oda yetmiyor olduğunda gelip buldu sırtımda uyuyan dilperim. şimdi ne vakit açsam ruhumun en ışık bilmez odalarına tırnaklarımdır duvarlarına sürte sürte yanaştığım. uvuzlarına. yokluğuna. oysa yinede aynalara bakmak yetiyormuşçasına aramak yüzünün önündeki sureti. nerede kaybettiğini hatırlamadığın o özgeçmişin şimdi çok bilmiş korolar doğurdu sana. bağır. çağır. unut ve uyu..sırtlayıp kendimi, ben yol alıyorum, sana
rağmen/sana. devrik imlamla/devrilirken, gideceğim en uzak yere, yani kendime..göğüs kafesimin içinde bir parçamın eksildiğini düşünüyorum.. susarak,saklanarak ve kaybolarak kuyularında Yusuf’un ki seni düşünüyorum sonra/SIZ, kaygısız düşlerdeki sesini ve irkiliyorum harında demirin ve çeliğin son şeklini alır gibi her çekiç darbesiyle..sana büküldüğümü düşünürken.. telaşlı beklentiler içinde şaşkın yüzler gibiydim…saatler sonra ancak vardığım bir uzaklıktan/akşam sefalarından/deniz kenarlarından ve kokusundan iyottun sıkıldığım bir anda...göz bebeklerimdeki ferin/fenerin giderek azaldığını DÜŞündüm ve ben donuk kareler gibi uzaklaştım baktığım her yerden…sol göğüsümün altını önce/sonra hiç öpmediğin avuç içlerimi ve soluğumu hissettim ki uzaklaşmak hissi ele geçirilmemiş topraklardan, pürtelaş hallerde gelir..kesintisiz ve bir anda olmaz..ANlıkda değildir..kendi ruhunu alır, kendinden ki ne irade nede güç ister..hı hı biliyorum senden öğrendiklerim bu kadar…terin tuzundan ayrılıyor ve sen bahara giriyorsun..ıslaklığında denizin ve sanarak boğulduğunu ki bir başkasının senin yerinde olduğunu düşündüğünde fesleğen kokularını biriktiriyorsun eteklerinde kıyılarının/kuytularının..yeni alıştığım bir şey gibiydi sokağın çıkmazlarında aradığım heves/telaş ve terlemesi avuçlarımın…aynı kokuyu duyma haleti, utanç/gurur/öfke..
bana ne yaptığına bakıyorsun değil mi?
kaç acemi adım aralığında sana geliyorum.. kaç anlamını yitirmiş zamAN içinde geliyorum sana..hiç bir denizin sana benzemediği bu yerde, kuzey rüzgarlarını çekerek içime..hiç kimsenin sana benzemediği zamanları düşünerek ve çekilerek kendime cezir/siz ki ciğerlerime çekip ateş böceklerini kanatsız derinlikler düşlemek için gerdanında, keserek alt dudağımdaki belirgin sesi, itiraf etmenin inkar sayılabileceği bu noktada/ hasretimsin ve ben çıplak tabanlarımla sularındayım. pembe inciler arıyorum el yordamıyla, arsız denizinde..renkli taşlar topluyorum teninden.. evet seni dinliyorum…’’senden bir şey öğrenmek için ve benzemek için bir şeye’’ bir hiç/e ki ikiye ayrılarak, kendi içime ilerliyorum..bir yokun varlığı gibi...
(…)