Kuvvete dayanmayan adalet aciz, adalete dayanmayan kuvvet zalimdir. pascal
Koray Kzlcan
Koray Kzlcan

Unutulma Odası

Yorum

Unutulma Odası

( 1 kişi )

3

Yorum

7

Beğeni

5,0

Puan

300

Okunma

Unutulma Odası

İçimde bir oda var.
“Unutulma Odası”.
Orada duran hiçbir şey tam olarak kaybolmuş değil ha, sadece kimseyi rahatsız etmemek için sesini kıstım...
Bazen giriyorum oraya. Özellikle akşamları ışık eşyaların üzerinden çekilirken… İçimde bir kapı aralanıyor sanki. Hava biraz serinliyor. Kalbim, tanıdığı ama adını unuttuğu bir şarkıyı mırıldanır gibi oluyor.
Odanın ortasında duran ama görünmeyen bir masa var ve o masanın üzerinde yıllardır bırakıp gittiğim şeyler öylece duruyor. Yarım kalmış hevesler, söylemeye geç kaldığım cümleler, artık kimseye anlatamayacağım küçük sevinçler... Toz değil, ince bir unutma tabakası örtmüş hepsini. Dokunsam dağıla caklarını biliyorum, o yüzden çoğu zaman sadece bakmakla kalıyorum.
Biliyor musunuz unutmanın garip bir merha meti var. Acıyı olduğu gibi saklamıyor; köşelerini yuvarlıyor ve sesini kısıyor sadece.
Bir zamanlar içimi delip geçen bir anı, şimdi uzaktan geçen bir tren gibi , gürültüsü az, titreşimi derinde. Ama rayları hâlâ içimden geçiyor...

Bir köşede çocukluğum oturuyor, o odada.  Bana bakmıyor bile. Çünkü onu  “büyümek” denen uzun bir bahaneyle oraya bırakmıştım çok zaman önce. Yanında, eski bir ben var; biraz kırgın, biraz sabırlı, sanki şimdiki beni beklemekten vazgeçmiş gibi.

Odanın en tuhaf yanı burada hiçbir şey tamamen gitmiyor, sadece şekil değiştiriyor. Bir yüz, bir kokuya dönüşüyor bazen.Bir cümle, boğazda açıklayamadığın bir düğüme. Bir ayrılık, nedensiz bir yorgunluğa…
Bazen aynaya benzer bir yüzey beliriyor duvarda. Yaklaşınca kendimi değil, eksilen yerlerimi görüyorum. Sanki hayat, benden kopardığı parçalarla başka bir yerde sessizce devam ediyor ve o odada bulunduğum her an içimde küçük bir göç başlıyor. Sanki hatırladıklarım bavullarını topluyor,unuttuklarım kapının aralığından içeri süzülüyor gibi. Hangisinin ev sahibi olduğunu kimse bilmiyor işin garip tarafı ben de bilmiyorum.
Bazen odanın tavanından ince bir toz yağıyor. Aslında toz değil o, yarım kalmış vedaların ufalanmış hâli. Omuzlarıma düşüyor fark etmeden içime çekiyorum. Sonra bir gün onu,sebepsiz bir hüzün diye anlatıyorum başkalarına...
Bir çekmece var açmaya cesaret edemedi ğim. İçinde söylenmemiş “kal”lar, yarım bırakılmış “git”ler, sesine ulaşamayan “özledim”ler o kadar çok birikmiş ki çekmeceyi her yokladığımda içinden hafif bir sıcaklık sızıyor; sanki geçmişin nabzı hãlã atıyor orada...
Unutulma odasında zaman saatle ölçülmez. Orada yıllar bir nefes kadar kısa, bazen bir ömür kadar uzun olur. Bir sandalye gıcırdar mesela — bilirim ki biri kalkmıştır içimden, sessizce uzaklaşmıştır, geride sadece hafif bir boşluk bırakmıştır...
Bazen kendimi odanın ortasında ayakta bulurum; neyi bıraktığımı, neyi almaya geldi ğimi bilmeden. O an anlarım, insan çoğu zaman kaybettiklerini aramak için değil, artık taşımak istemediklerini usulca yerine bırakmak için döner geçmişine...
Bir de pencere var, dışarı açılmayan. Camına yaklaşınca kendi nefesim buğulandırıyor yüzeyi.
Parmağımla bir şey yazmaya niyetleniyorum ama kelimeler hemen siliniyor ,çünkü bazı duyguların adı yoktur sadece ağırlığı vardır...
Gece ilerledikçe oda biraz daha genişliyor sanki. Duvarlar geri çekiliyor, unutulmuş anılar aralarında fısıldaşıyor. Bir kahkaha yankılanıyor uzaktan, ardından eski bir suskunluk gelip yanına oturuyor. Hayat, burada sesini inceltiyor; kırılmasın diye.
Bazen düşünüyorum: Belki de unutmak, hatıraları yok etmek değil, onları incitmeden saklayabilmenin tek yolu. Her şeyi olduğu gibi hatırlasaydık, kalbimiz keskin kenarlı bir oda olurdu ve içine kimse giremezdi değil mi?
Unutulma odası aslında içimde açılmış küçük bir sığınaktı benim için. Kendimden kaçtığımda da, kendime döndüğümde de hep aynı yerde duruyor. Sabırlı, yargısız, sessiz…
Bir gün buraya son kez gireceğim belki. Masanın üzerindekilere bakıp hangisinin gerçekten bana ait olduğunu anlayacağım. Sonra ışık yavaşça çekilecek, oda derin bir nefes alacak.
Ve ben, içimdeki bu sessiz arşivin kapısını aralık bırakarak çıkacağım.
Çünkü insan, biraz yaşadıklarıdır ama en çok, unuttuklarının bıraktığı boşluktur...


kızılcan 26

Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (1)

5.0

100% (1)

Unutulma odası Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Unutulma odası yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Unutulma Odası yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Etkili Yorum
Gule
Gule, @gule
22.2.2026 01:18:13
İnsanın geride bıraktığı yükü çok ağırdır çünkü. Sen onu bir gün almaya gelsen bile, sırtlamaya cesaret etsen de o yük tonlar çeker, o artık toprağa kök salmıştır, yerinden tepretemezsin.

Unutmak mı daha zor yoksa hatırlamak mı?
Aslında bu iki kavram siyam ikizleri gibi birbirine sıkı sıkıya tutunurlar.

Bana öyle geliyor ki 'unutmanın' olduğu yerde 'hatırlamak' aslında kendi varlığını unutturmamak için sürekli kapı ziline basıp kaçan haylaz bir çocuktur.
Bazen de karanlığın içinde, birbirlerinin gözlerini mendille bağlayıp körebe oynayıp, birbirinin varlığını el yordamıyla duyumsatmaya çalışırlar.

Yani bu iki kavramın arasında göbekten kan ve can bağı vardır, kolay kolay birbirine sırtını dönmezler.
Beynin hafıza kartı yalnızca mühim olmayan, önemsiz ve tesirsiz olayları filtreden geçirip imha eder ama bellen işlek bir trafik gibidir, gelenin gidenin hesabı yoktur.

Ama bizim için hayatî önem taşıyan, çok değer verdiğimiz hatıralar kolay kolay unutulmaz, her bir metre karesi santim santim kalbimize döşenmiştir, ara ara unutmuş gibi yapar avunuruz fakat hiç olmadık bir anda yine kapının tokmağını çalıp hatırlatır kendini...

Yani gerçekten çok ilginç...
Bu kadar birbiriyle çelişkiye düşen başka kavram tanımıyorum.

Ha bi de varlık ve hiçlik var, keza bu ikisi de kör topal kol kola girmiş aylak aylak takılıyorlar:)

Güzel yazı yazmışsın, yine uzun uzun sorgulatıp derin derin düşündürüyor.

Teşekkürler Koray...
yön
yön, @yon
19.2.2026 18:51:53
5 puan verdi
Yüreğine kalemine sağlık değerli
kalemin daim olsun saygılarımla esen kalın
Etkili Yorum
Nil Gün
Nil Gün, @coldeki-kelebek
18.2.2026 23:09:50

“Kim olduğumdan çok, kimliğimden eksilen parçaları hissediyorum.”
“Yıllar bir nefes kadar kısa, bazen bir ömür kadar uzun.”

Öyle bir odam benim de var..
güçlü kalmak zorunda kaldığımda
ihtiyaç duyuyorum

ben orayı
çökmemek için inşa etmiştim..

Freud ve Jung kavga ederlerdi bu yazıyı okuyup çözümlerken
öyle başarılı


çok tebrikler Koray bey..
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL