2
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
186
Okunma
TOROS EKSPRESİNDE YOLCULUK!
(Anılar)
"Bahçe Ortaokulunda öğlenden sonraki dersler için zil çalmış ve artık sınıflara giriliyordu. Dışarıdan gelip de okul binasına adımımı daha yeni atmıştım ki ne olduğunu bile anlamadan kendimi müdür yardımcısının odasında buldum. Meğer birkaç dakikadan beri beni arıyorlarmış.
~~~
Kötü davranışıyla çok kişinin ahını alan, ismi lazım değil müdür yardımcısının odasına girerken tedirgindim. Fakat, içeri girip de açık durumdaki telefonun ahizesi bir anda elime tutuşturulunca, tedirginliğimin yerini farklı bir heyecan dalgası aldı. Çünkü telefonla ilk kez biriyle konuşacaktım ve karşımdaki kişinin de kim olduğunu bilmiyordum.
Heyecan ve merak içinde
söylenen birkaç ‘alo’ sözcüğünden sonra karşımdaki kişiyle sonunda iletişim kurmayı başarabildim. Arayan amcamdı. Mustafa amcam.. Ve adından dolayı ona Paşa derlerdi. Ben de Paşa emmi.. Severdik kendisini. İnanıyorum ki o da bizleri severdi. Devlet Demir Yollarında tren şefi olarak çalışıyordu ve ailesiyle birlikte Gaziantep’in Karkamış ilçesinde ikamet ediyordu.
Konuşma, özü itibarıyla yakında bir kuzenimin dünyaya gelecek oluşuyla ilgiliydi. Amcam bu nedenle babaannemin bir an önce yanlarına gelmesini istiyordu. Yani durum biraz acildi ve köye kadar gitmem gerekiyordu. Fakat ilçeden köyümüz Aşağı Arıcaklı’ya gitmek pek de kolay sayılmazdı. Kuş uçumu yaklaşık altı kilometreyi bulan dağlık mesafeyi engebesiz şekilde kat etmek İçin tren yolunu takip ederek yürümek en mantıklısıydı. Denk gelirse de çoğu kişinin yaptığı gibi hareket halindeki bir trene kaçak olarak binip, köyün önünden geçerken de inmek. Hem de dedemlerin evinin karşısında..
~~~
Öğlen sonrası başlayan iki saatlik ders de bitince, köye gitmek için ilçenin içinden geçen tren yoluna çıkarak yürümeye başladım. Artık bir tren gelirse binmeye çalışacak, gelmezse de yürüyerek yoluma devam edecektim. Bizim Gavurdağında doğuya doğru giden trenler epey rampa çıktıklarından ortalama bir traktör hızıyla yol alırlardı. Bu da hareket halindeki trenlere binmeyi ve inmeyi kolaylaştırıyordu.
Tren yoluna çıktıktan sonra fazla bir zaman geçmemişti ki görüntüsünden önce sesi duyulan buharlı bir trenin yaklaşmakta olduğunu anladım. Gelen; İstanbuldan kalkıp Bağdat’a kadar giden lüks yolcu treni Toros Ekspresiydi ve anlaşılan şansım yaver gitmişti! O anda içimi sıcak bir heyecan dalgası kaplamış olsa da yaşanılacak aksiyona göre bu durum normal sayılırdı.
Bu tren için hazırlandığı belli olan kırmızı kontur çizgili kara lokomotif, etrafına buharlar saçarak yanımdan geçtikten sonra vagonlar da benden bir bir uzaklaşmaya başlayınca, koşarak katarın orta vagonlarından birine binmeyi başardım. Hemen arkasından da normal bir yolcuymuşum gibi pencereden manzara seyretmeye koyularak kısa yolculuğumun tadını çıkarmaya başladım. Fakat daha nefesimi bile toplayamamıştım ki; vagonun bir ucundan "bilet kontrol" diye bir ses duydum. Bana doğru yaklaşan kondüktörün ters yönüne doğru daha uzaklaşayım demeye kalmadan bir görevlinin de orada olduğunu görünce kıskaca alındığımı anladım. Yakalanmıştım..
~~~
Olmayan tren biletimi gösterme durumum olmadığı için kondüktör; beni zaman kaybetmeden en ön vagonda bulunan tren şefinin yanına götürdü. Tren şefi; kaçak binmemin nedenini sorunca da kendimce olan gerekçelerimi (!) anlatmaya başladım. Elbette ki bu işin savunulur bir tarafı yoktu. Fakat, belki olumlu bir etkisi olur düşüncesiyle amcamın da tren şefi olduğunu söylemiş bulundum. Karşımdaki şef haklı olaraktan “amcan sana trenlere kaçak binmeni mi söylüyor” diye çıkışınca da ne diyeceğimi bilemedim.
Bu sırada tren yol almaya devam ediyordu ve nereye geldiğimizi de bilmiyordum. Korkum, ineceğim yeri kaçıracak olmamdı. Kondüktör, şefinin onayını da almış olmalı ki beni vagonun kapısına kadar getirip “sen hareket halindeki bir trene nasıl biniyorsun, nasıl iniyorsun” türünden şeyler söylemeye başladı. Bunu söylerken de aslında ‘hadi in de git’ demek istiyordu. Mesajı almıştım ama vagonun hemen önündeki lokomotiften çıkan yoğun buhar görüşümü çok engelliyordu. Bu da trenden gözü kapalı atlamak gibi bir şey oluyordu. Buna rağmen bir anda kapıyı açtım ve kendimi görünmeyen gerçeğin içine bırakıverdim.. Geriden gelen vagonlar yanımdan hızla geçerek uzaklaştı. Macera sona ermişti.
~~~
Vagondan atlayıp da ayaklarım sağ salim yere bastığında, transit geçilen Ayran istasyonu geride kalmış ve tren; yaklaşık beş kilometrelik Ayran tüneline an olarak girmek üzereydi. Rampanın bittiği ve trenlerin hızlanmaya başladığı bu yerde, ben trenden sağ salim inebilmenin mutluluğunu yaşıyor olsam da ineceğim yerden epey uzaklaşmıştım. Fakat işin asıl korkutucu tarafı, az ötede ‘Kocadere’ üzerinde bulunan yüksek bir demiryolu köprüsünün olmasıydı. İşte ben bu köprüye ramak kala trenden atlamıştım ve atlattığım tehlikeyi de yeni yeni fark ediyordum. Eğer beş altı saniye daha gecikseydim, olacakları düşünmek bile istemezdim. Yani şansım asıl şimdi yaver gitmişti."
~~~
Bu hikayeyi yaşadığım zaman Bahçe Ortaokulunda son sınıf öğrencisiydim ve ben durum gereği Yusuf Duman dayımın evinde kalıyordum. Tarih olarak ise bin dokuz yüz yetmiş yılının bitimine yakın, ya da yetmiş bir’in ilk aylarından biriydi diyebilirim. Düşünüyorum da şimdi elli’li yaşlarında olan amca çocuğunun dünyaya geliş haberini vereyim derken, az kalsın kendi canımdan oluyordum.
Yaşadığım bu olay benim için bir ders oldu ve hareket halindeki trenlere bir daha binmedim. Ne desem ki? Yaşam düz bir çizgiden oluşmuyor işte! Bazen öyle şeyler yaşanıyor ki gerisi kader denilen o bilinmezlere kalıyor. Şans periniz hep yanınızda olsun.
Remzi Türk
6 Kasım 2021 İzmir
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.