Seçkin kişi duygularını aklıyla idare eder ve gerçek cesaret ödevlerini yerine getirmekle bulur. bayağı, aklını duygularıyla yönetir ve gerçek cesareti saygısızlıkta bulur. konfuçyus
Cemile Ülkü
Cemile Ülkü

Gelincik

Yorum

Gelincik

( 4 kişi )

4

Yorum

6

Beğeni

4,8

Puan

126

Okunma

Gelincik

3. bölüm
O her hafta pazartesi günleri tam 6.30’da benim evimin önünden geçerdi.Normalde ben o saatlerde pek de uyanık olan bir adam değilimdir. Oldukça geç yatar, gece yarılarına kadar resimler çizer, kitaplar okur ya da bir şeyler karalayıp dururum.
O gece de yine böyle oyalanıp durmuştum. Yatağa girince de uyku tutmadı. Uyuyamamış olmak canımı sıkmıştı. kafamın ağırlaştığını, aptallaştığımı hissediyordum.

Yataktan kalkıp bir müddet evin önündeki parkı izledim. Pencereyi açtım. Temiz havayı birkaç defa derince soludum. Dışarıda akıp giden seslere kulak verdim. Ne sesi olduğuna karar veremediğim bir kaç ürkek ses parkta boşluğun içinde salınıyordu.

Bütün gece havlayıp duran köpek sesleri kesilmişti. Onlar bile uyumayı başarmıştı demekki.
Pencereyi kapatıp yatağıma uzandım.
Ne kadar daha yatakta uyumadan yattım bimiyorum. Ama hava aydınlanmıştı artık.

Uyku ile uyanıklık arasında düşler görüyordum bir film fragmanı gibi.

Pencereden içeriye dolan Güneş ışığı yatak odamı lüzumundan fazla aydınlık yapmıştı. Perdeye uzanıp çekeceğim sırada gördüm onu.
Yanında bir çocukla telaşlı telaşlı yürüyordu. Üzerinde siyah bir pantolon ve siyah renkli bir gömlek vardı.

Kıyafetlerinin rengi siyah olduğu için mi, yoksa gerçekten öyle olduğundan mı bana normalden daha uzun geldi.
Arada bir omuzlarını örten kızıl saçlarını eliyle yüzünden arkaya doğru atıyordu.
Zannediyorum en çok bu kızıl saçlar oldu dikkatimi çeken.
Yolun sonundaki parkta siyah bir otomobile binene kadar izledim onları. O gün epeyce bir
müddet onu düşündüm.

İkinci görüşüm, ancak bir sonraki hafta pazartesi günü, yine aynı saatte oldu.

Bu defa üzerine beyaz bir gömlek ve siyah kot pantolon giymişti .Koluna da deri bir ceket almıştı. Saçları ilk günkü gibi salınmıştı.
Yine yolun sonuna kadar izledim onu. Her haline, her hareketine tüm dikkatimi vererek izledim.
Elinde bir poşet vardı. Arada yanındaki çocuğa birşeyler anlatıyordu. Bir ara yolda bir şey unutmuş gibi duraksadı. Sonra yola devam etti. Yine aynı otomobile binip gittiler.

Sonraki günlerde daha sık pencerenin önünde vakit geçirmeye başladım. Belki de ben artık zamanımın çoğunu pencere önünde geçirdiğim içindi, günün başka vakitlerinde de görmeye başladım.

Yoldan her geçişinde, yolun başından sonuna kadar gözlerimle ona eşlik ederdim. O bilmezdi yolu yalnız yürümediğini. Giydiği kıyafetleri dikkatlice inceler, onu yeniden görünceye kadar son kıyafetinin içerisinde hayalini yaşatırdım. Bir sonraki geçişinde değişen kıyafeti ile beraber bendeki hayali de silüetini değiştirirdi. Ama düz ve kızıl rengi saçları mütemadiyen aynı şekliyle hayalime yansırdı.

Onu izlemekten büyük bir mutluluk duyuyordum. Evli olma olasılığı yüksekti. Takıntı haline getirmekten çekiniyordum.Ama çekine çekine de olsa yine kendimi pencerenin önünde buluyordum.

Kimdi bu kadın? Hiç tanımadığım, bir kere bile konuşmadığım, dahası yüzünü bile görmediğim bit kadın neden bende takıntı haline gelmişti?
Neden kendimi sürekli pencerenin önünde buluyordum?

Onu her gördüğümde içime dolan bu sevinç duyguları da ne oluyordu? Duygularımdaki taşkınlıklara şaşırıyordum.

Bir defasında tek başına elinde bir tuvalle gördüm onu. Demek ki o da benim gibi resim yapmayı seviyordu. Bunu onu tanımam gerektiğinin bir işareti saydım.

Pencerenin önündeki bekleyişlerim iki ay kadar sürdü. Artık daha yakından görme arzusu duyuyordum. Ve hatta onunla tanışmak istiyordum. Ama nasıl olacaktı bu?

Acaba Türk filmlerindeki gibi yolda telaşla yürürken çarpışsak mı? Sonra o elindeki ceketini düşürür , ben de alıp veririm.
"pardon çok özür dilerim hanımefendi. Telafi etmem için ne yapabilirim acaba? Size bir çay mı ısmarlasam?" gibi cümleler kurup onunla tanışırım.
Hiç olacak şey mi bu düşündüklerin seni aptal. Hem hiç tanımadığı biriyle neden çay içmeye gitsin kadın?" nevinden şeyler düşünüyordum.

Daha pek çok plan kuruyordum kafamda ama sonra hepsinden vazgeçiyordum.

Bir gün bembeyaz bir elbise içinde gördüm onu. Elbisesinin yakası" v" biçiminde kesilmişti. Ve boynunu açıkta bırakıyordu. Yakanın kenarları pilelerle süslenmişti ama abartılı olmaktan da uzak bir görüntüsü vardı. Pileler etek bitimine kadar uzanıyordu.
Onu , O beyaz elbiseyle gördükten sonra, yakından görme arzum perçinleşti. Bu arzu beni öyle kuvvetlice sardı ki, bir gün kendimi yol kenarındaki bankta otururken buldum.

O banka ilk oturduğum duyguları nasıl anlatabilirim ki size? Kendimi aşağılık bir adam, sefil bir yaratık, aciz bir dilenci gibi hissediyordum. Ama buradaydım işte.

Onu iki aydır izleyen ben, şimdi daha da yakından görebilmek adına mesafenin sınırlarını olabildiğince daraltmış ve gem vuramadığım takıntılarımın ardına takılmış bir mahluk olarak bu bankta oturuyordum işte.
İlk oturuşunda nafile bekledim onu. Akşama kadar bekledim ama gelmedi.
Sonraki oturuşlarımda utanmıyordum artık bekliyor olmaktan. Tek arzum onu yakından görebilmekti.
Bir taraftan da korkuyordum aslında. Onu yakından görmek bir hayali bitirmekti. Kafamdaki dekorları yıkmaktı.
Beynimin içinde bir sürü güzel vardı.Şimdi hepsi beni terk edecekti. Ve yalnız birinin, hayaliyle yaşayacaktım.
Ya da bir hayal kırıklığı yaşayıp, tamamıyla bu hayalden kurtulacaktım.

Bankta otururken her seferinde birkaç kez kalkacak oluyordum. Ama sanki bir el beni zorla banka geri oturtuyordu. Birkaç adım gidip sonra geriye döndüğümde oluyordu. Bazen de Yolun sonuna kadar gidip son bir bakış atıyordum, belki geliyordur diye.
Gelmediğini görünce üzüntüyle ama hayallerimin de devam edeceği avuntusuyla eve geri dönüyordum.

Yine böyle bir gün banka oturmuş kitabımı okuyordum. Ara sıra başımı kaldırıp yola göz atıyordum. Ben de bir alışkanlık haline dönüşmüştü bu. Uzaktan birisi beni dikkatlice gözlemlese orada oturmamın asıl amacının kitap okumak olmadığını hemen kavrardı.

Elimde Cengiz Aytmatov’un Cemile adlı hikayesi vardı. Bu hikayeyi çok severdim ve üçüncü kez okuyordum. 46. sayfadaydım.
" Böyle zamanlarda konuşmanın gereği var mıdır? Çünkü insan her şeyi sözle anlatamaz." cümlesinin altını çizdim. Okumaya devam ediyorken bir ağlama sesi duydum.

Başımı kaldırdığımda tam önümdeydi o. Yanında yine aynı çocuk vardı ve ağlıyordu.
Galiba yürürken ayağını burkmuştu.
Çocuğun ayağında acıyan yeri ovalıyordu. Daha sonra çevresine bakındı. Tam o sırada onunla göz göze geldik.
Kendimce bakışının bir yardım çağrısı olduğu hükmüne varıp hemen yanlarına koştum.
Elimle çocuğun ayağına ufak ufak masajlar yapmaya başladım. Bir taraftan da ona bir şey olmadığını söyleyerek rahatlaması için telkinlerde bulundum.
Ama yine de huysuzlanıyordu çocuk. Çocuğu kucaklayıp banka oturttum ve biraz oturması gerektiğini söyledim.
O kırık olabileceğini düşünüp korkmuştu.
Onu da sakinleştirip çocuğun yanına oturttum.
"Daha iyi misiniz hanımefendi," dedim.
" Çok teşekkür ederim.iyiyim sağolun."
" Çok güzel bir çocuk. Nazar değdi harhalde.
Sizin mi?"
" Abimin oğlu.Ama benim sayılır. Panik oldum kusura bakmayın. Sizi de işinizden ettik."
"Bir işim yoktu, kitap okuyordum sadece."
"Ne güzel, ondan iyi iş mi olur?"

Gözleriyle elimdeki kitaba ufak bir bakış attı.
"Cemile en sevdiğim hikayedir."dedi
"Neden ki?" dedim.
"Bilmem belki cesur olduğundandır."

"Evet orası kesin. Bakın kitabın dışındaki resme. Bu resim kitabın içindeki bir bölümden alıntılanmış. Danyar ve Cemile bir bilinmezliğe doğru yol alıyorlar. İnsanın bunu yapabilmesi için cesur olması lazım."

Kitabın dışındaki resmi dikkatlice inceledi.
Resimde Danyar’ ın sırtında öte berisini koyduğu bir bohça var. Cemile beyaz yazmasını bağlamış.Üstünde kadife bir ceket ve basma bir entari var. Elinde ufak bir bohça taşıyor ve diğer eliyle de Danyar’ın bohçasına tutunuyor. Yürürken bir şeyler konuştukları belli.

" Neden bir bilinmezlik olsun, belki umuttur yürüdükleri."
"Peki siz neden cesur dediniz?"
"Geleneğe baş kaldırdığından"
"Geleneğe baş kaldırmak iyi bir şey midir ki?
Hem etik mi Cemile’nin yaptığı?"

"Aslında hikayede yazılanları tasvip ediyor değilim. Ama bir yandan da insan mutlu olmadığı bir hayatı yaşamamalı değil mi?
Gelenekler bizi içinden çıkamayacağımız kuyulara çeker bazen. Ve o karanlık kuyularda bir ömür yaşamaya mahkum eder.
Bakın toplumlara gelenek dediğimiz,etik dediğimiz pek çok şey hiç de insancıl şeyler değil aslında. İnsanlar etik kurallar adına birbirlerini yargılar, yadırgar ve yıpratırlar. Hatta dahası taşlarlar, yakarlar ve öldürürler.

Hem nedir etik denilen şey. Her milletin sözlüğünde başkadır bu kavram.Etik denilen şey realitelerinden insana giydirilmiş bir zırhtır bence. Çoğunlukla duygulara yer vermez. O zırhın yüzünden hareket alanınız daraldıkća daralır.Bir zaman sonra nefes dahi alamadığınızı hissedersiniz. Hayatınız sizin olmaktan çıkar. Başkaları için yaşar, başkaları için ölürsünüz."
" Siz öyle değil misiniz peki?"
Ben bu soruyu sorunca belki de özel bulduğu için bir anda toparlandı. Belki de ilk defa tanıştığı bir adama bu kadar açıldığı için sustu. Hatta bir ara utandığını düşündüm.
Böyle sorduğum için kendi kendime de kızdım ama artık çok geçti.
"Ali ayağın hala acıyor mu." dedi.
Çocuk ağlamaklı gözlerle başını iki yana salladı.
"Yürüyebilecek misin peki?"
"Evet."
Asya çocuğun kollarından tutup kaldırmaya çalışırken, ben de diğer kolundan tutup ona yardımcı oldum.
"İsterseniz bir doktora gösterelim." dedim.
"Gerek olduğunu sanmıyorum. Nezaketiniz için teşekkür ederim, Çok yardımcı oldunuz."

"Ben de memnun oldum. Ayrıca sohbetiniz için ben teşekkür ederim. Tanıştığımıza memnun oldum. Ama isminizi bile sormadım daha."
"Asya. Ya sizin ki? "
"Ben de Umut. Memnun oldum."
"Yeniden çok teşekkür ederim, iyi günler." dedi ve yanımdan uzaklaştı.

Şaşırdınız değil mi? Günlerce onu takip ettikten sonra, tanışma anını böyle sakin sakin anlatmama şaşırdınız. İtiraf edeyim ben de kendimden bu kadarını beklemiyordum. Bu kadar sakin kalabilmemde Cemile’nin etkisi vardı şüphesiz. Çünkü ben Asya ile karşılaşmadan az evvel; Cemile ile Kırgız steplerinde, gece ay ışığı eşliğinde, türküler dinliyordum. Danyar’ın sesi hem Cemile’yi hem
beni sakinleştirmişti. Ben de severdim türküleri Cemile kadar...

Paylaş:
6 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (4)

5.0

75% (3)

4.0

25% (1)

Gelincik Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Gelincik yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Gelincik yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
yeğinadnan
yeğinadnan, @yeginadnan
15.2.2026 13:10:05
4 puan verdi
sipariş verebileceğimiz bir link bıraksanız yada bir bilgi ulaşmak isteyenlere kolaylık sağlayacaktır. Kaleminizi hep sevmişimdir Tebrik ederim.
Çerkez Kızı
Çerkez Kızı, @cerkezkizi
11.2.2026 15:42:04
5 puan verdi
emeklerinize saglik harika
Serkan BOL
Serkan BOL, @serkanbol
11.2.2026 14:59:46
5 puan verdi
Hayırlı olsun tebrik ediyorum. Okuru bol olsun İnşallah.

Saygılarımla...
Cemile Ülkü
Cemile Ülkü, @cemileulku
11.2.2026 13:43:34
Dostlar uzun zamandır paylaşım yapamamıştım. Roman yazma aşamasındaydım ve şimdi romanımı bitirmiş bulunuyorum. Size bir kesit attım. Romanımı alarak ve kitapevinin sayfasına yorum yaparak destek olmanız dileğiyle. Şimdiden hepinize teşekkür ediyorum.
Bu sayfa benim edebiyata giriş yapmam için ön ayak oldu. Site sorumlusu arkadaşlara da minnettarım. İyi ki varsınız.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
ÜYELİK GİRİŞİ

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL