Sahip olduğunuz koşulları değiştirmek için, önce farklı düşünmeye başlayın. norman vincent peale
serdal şahiner - alanya
serdal şahiner - alanya

Yaşam2026

Yorum

Yaşam2026

0

Yorum

2

Beğeni

0,0

Puan

245

Okunma

Yaşam2026

Anladımki sevebildigin kadar Yaşıyorsun.sevmeyi becerebilmeliyiz aksi hayatta hiçbir hikaye yokturki ölüm son noktayı koymasın.
İnsanın bir anlatıya yönelebilmesi için önce kendisi anlaması lazım .Kendini tanıyan yaşamı tanımaya meyilli bir ruhun karekterini taşır.
Degerli dostlar tüm dünyanın insanları kardeştir hiçbir kavimin yada ulusun bir diğerinden üstünlüğü söz konusu olamaz. Üst görünme öz kültürün evrensel kültüre katkısıyla öncül olabilir.Kültürün özü doğal ve sevisel yaşamla barışık olmakla ilgili bir durumdur.Dünya bireyler için sınırlıdır ölüm gerçeği bu sınırı çizmiştir. Ölüm karşısında var olmanın tek gerçekliği kültürel etkenlik olsa gerektir. Bilelimki hiçbir unvan makam sitatü sınırsız ve huzur verici değildir.Huzur beyinde başlar beynimiz bizi tüm insanlarla kardeş yapan duygulara götürüyorsa yaşamın bir anlamı olur. Dünyada hiçbir düşünce tek başına yeterli degildir tüm görüşler insan aklının belkide yanılgısının bir sonucudur ve bu sonucun olumluya evrilmesi kalıpları kırmaktan geçer.Bu açıyla baktığımızda hepimiz her fikre açık olmalıyızdır.Dünya istenilen hakça eşitcil bir düzeni kurabilmiş değildir yakın bir gelecektede kurmaya ırak görünmektedir.Bu bizi düşünmeye her görüş ve idolojiden beslenmeye ve özgür bir beyne sahip olmaya mecbur bırakmaktadır.Zenginlik kötü bir durum değildir sıkıntı zenginliğin azınlıkta toplanması pastanın azınlıkça paylaşılır olmasıdır. Eşitcil katılımcı paylaşımcı arayışlar yaşama umut verir.Gelin bu umudu yaşatmaya çalışalım.
Neyi anlatabilirizki özgür olmadıktan sonra açıkça kabullenelimki özgür değiliz. Tüm dış etkenler buruygan emirler ruhumuzu törpülemekten öte bir hikaye anlatmıyor bize.
Düşünelimki belkide vazgeçmek lazım hayellerden.Esmer ruhlu kadere boyun eğmek lazım.Akcigerde başlıyan bir hücresel hastalık yada beynin içinde Glioblastoma multiforme nasılda koprır sizi hayal kurmaktan.Önemsediginiz ne varsa anlamı kalmaz artık .Kısık sesli bir fahişe dürtüsünde tükenir umut siz bunu anlamazsınız.
Biliyormusunuz tüm düzen körpe yetimleri öteler gerilerede kimseler oralı olmaz.İşsiz erkekler ve namuslu kadınlar namussuzca ezilirler bu rezil düzende. Ah akdenizte temizlemez bu kirleri.İbadet hanelerde cwenneti anlatırlar fakir ruhlara. Cennet çok ötede ölümün arkasında bir hikayedir sanki.Kafdagının ardında yada arafta bir yerde tükenirken ömür.Tüm günahlar heybenizde yüreğiniz yorulur bu yükte.
Daha evvel söylemiş olmalıyım ben devrimci kadınları severim sıradışı kadınları onlarla bir üzüm baçhçesinde şaraplar içerim hayeller kurup.Sonra vaz geçerim kendimden.
Ben devrimci kadınları severim cesaretli kadınları. Gözleri kara kara bakmalı hayata. Saçları rüzgarlara arkadaş. Bir rakı sofrasında şiirler okumalı nazımdan. Onunla hayatı çizebilmeliyiz tuvala.
Düşünmek ve sorgulamak işin derinine inmeye çalışmak görünenin ötesini anlamaya uğraşmak . Gerçeki bir bakış açısını kendi yaşam kulvarında esas olarak görmek .Tüm yapmaya çalıştığımız bu olmalı .Bunu başara bilirsek bizden sonraki nesillerin daha bir yüksüz yaşam yolculuğunda var olmalarına katkı verebiliriz diye umutlana biliriz.
Ankara olmalı gençliğimiz. Islak yorgun bir sabahında gecenin.
Kızılayda bir otobüs durağında. bakıp Gözlerine sevdanın
Yaşamak neyse artık ona kavuşmak olmalı özlem.
Çok kadınlar sevdim Ankara biliyorsun.çok kayıplarım oldu benim sensizken.
Güneş her sabah doğar olsada bizim karanlığımıza mahkumiyetimiz devam ediyor.
Degerli dostlar sizce var olan bir bilgiyi nasıl anlamlandırabiliriz. Dogrulugu bir yana bilginin bütüncesinde kendimizi nasıl bir açıda konumlandırmalıyız.Düşüncenin içsel yapısı var olanı anlamlandırmada bize ne söylüyor.
Kış ne kadar sert geçerse geçsin an gelir yine bademler çiçek açar. Güneş ısıtır.Kalp sever.Önemli olan gidecek olana ‘çekip gitme sakın ‘ Diyebilmeyi becerebilmek ne dersiniz.
Yıllar çok yıllar önceydi Amerikalı astronotun aya çıktığı orda ilk adımlarını attıgı yıllardan söz ediyorum.Biz o zamanlar Kadim şehir Diyarbakırda yaşıyorduk.Bir demiryolu emekçisi olan babam şirin usta Kafkasyadan Türkiyermize geldiğinde küçük yaşlardaymış.Babam beyaz tenli mavi gözlü bir Kafkas göçmeniydi.Batum ilinin kedasında dogmuş. Sonra demiryollarında işe başlamış. Orda demiryolu depo müdürünün karısı annemin teyzesi olarak ona sahip çıkmış. Çünkü adana kökenli annem kız çocuğu olarak dünyaya gelince bir Osmanlı subayı olan dedem Niyazi bey evi terk etmiş anneannem rabia hanım bir başkasıyla evlenince annemi teyzesi yanına almış.Annem o evde ihtimal bir kül kedisi olarak yaşamaya çalışmış.
Tüm sevdaları içimizde sakladık.Yaşanması gerekenleri hep öteledik.Cici çocuk olduk. Sonra bir baktıkki artık olacak bir sabahımız doğacak bir güneşimiz yok. Belkide umut budur.Sınırlı bir ömürde sınırsız hayalerle uçurtmalar uçurmaktır gökyüzüne.
İnsan ruhu kin nefret ve hasetten başka bir his taşımıyor.İşin özünde bu var.Yapılanı unutmuyoruz.Kıskançlıkla gereksiz bir nefret çukurunun i çinde yaşıyoruz.Dogru olanın bizim düşüncemiz olduğu yanılgısı içimizi kemiriyor.
Gün olur ısınır umut. kaçar gider hüzün karanlığına.Bir çekirge uçar çiçegin dalından.isimsiz işçiler yaban şehirlerinde gurbetin.Aglatır hasret geceyi hiçliğinde.Gün olur sende unutursun.Ölümdür kapıdan içeri giren.Devrimci bir gidiştir bilirsin ölüm.Geride kalanlar anlatır hikayesini.İnce saçlı kadınlar üşürler gece boyu.Sen yoksundur kimse yoktur.Yaşamak bir şiirin sözcüğünde.Gün olur hikayesi olursun özlemenin.Belki turanç bir aşk seni tanır.Unutur korkuları yüreğin.Ah gün olur hatırlanır olur gidişin.Yaşamak bir tutam umut olur sevdaya.Sen çekip gitme sakın olurmu.
Birgün yalnız gelirsem sana yalnız gelirsem.Aç kapısını yüreğinin.kırmızı begonyalar açsın pencerende.yılgın duyguları kov gözlerinden.isimsiz sözcüklerle konuş olurmu.Hani o ansızın gelen ölüme inat.yitirdiğin tüm umutlar avuçlarımda.Birgün saçlarını ben sevsem senin.zamanda Aylardan nisan.mevsim bahar olsa .
Çogunlugumuz herşeyden üstün hiç birşeye benzemeyen mekanı ve yeri olmayan mutlak güç olarak tanrıya inanıyoruz. Tanrı bizi insan olarak yarattı bu muazzam bir şans doğadaki diğer canlıları gördükçe yaradılış özelliğimizi ve diğer canlılar karşısındaki üstünlüğümüzü daha iyi görebiliyoruz.
İşin tuhaf yanı özgür olmadığımızın farkındada değiliz.Yaşamı hep tozlu taşlı yollardan yürümeyi kaderimiz olarak görüyoruz.
Nasılda bırakıp gittiler nasılda kabullendiler ölümü .Saçları dağınıktı kadınlarının .Ruhları yaralı .En acımaszı özlemlere gark oldularda kimseler anlamadı.Sonra bir dize yazdı şairin biri .’Bu dünyada en çok babamı sevdim.’ Sonra fark ettilerki zaman kül döküyor acıların üstüne Acı yine acı kalıyor yerli yerinde. Tirenler geçiyor çocukluğumuz hayelelrinden. Baglarda toprak damlı ev ah kara gözlüm çekip gidiyorum ben.Sen üzülme olurmu ölümler kardeştir bana .Özgürlügüm gözlerine mahpus.
Yaşamaktan vazgeçmeyeceksin. Son anına kadar içindeki devrimci ruh var olacak.Korku rezil bir durum biliyorum.Sonra sevmeyi bileceksin umudu bir kedi yavrusunu.Giyinik ruhlu esmer bir kadına baş eğeceksin.Bunda bir kötülük yok.Biliyorum günahsızda olmuyor bu yolculuk .İşçi kahvelerinde tükenirken ömür.Kim neyi özledi nasıl bilirim.‘O mavi gözlü bir devdi’Özgürlüğe düşkündü.üm umutları çarmıha gerildi gecenin.Onun hiç sabahı olmadı .Ne demiş şair ,‘Yaşamak ciddi iştir.’
Düşünsenize aklın idrak edemeyeceği bir aydınlık sınırsız bir mekandan öte bir yaşam alanı . Ruhların rüzgarlar kadar hafif olduğu bir ahiret gerçeği.İhtimal bu geçici varlığımızdaki yakınlarımızla orda var olmanın anlatılmaz huzuru ve keyfi. Tüm günahların konuşulanın aksine Yüce tanrının esirgeyen ve bağışlayan ulviyetinde affının olurlulugu. Cehennemin geçici bir varlığının olmasının mümkünlülügü.Düşünelim hep birlikte bizi yaratan mutlak güç bizi sonsuz cehennemde bırakırmı.Esirgeyen ve tanrı sonsuz bir azabı bize reva görürmü. Ne dersiniz.
İnsan denen canlı iki büyük yanılgıyla yaşamını silikleştirirken düştüğü durumu anlamakta acizlik göstermeyi kader olarak görüyor.
Yaşam bize aitse bırakın biz bu yaşamı kendi aklımızın hükümdarlığında var edelim.Ama çoğunluğumuzun yaşamları tamamen bu durumun zıttı gibi .Kalıplar günahlar ve yasaklar.Sonrası ortalıkta maskelerini takmış kişiliği yetmezliklere mahkum insan yığınları saplantılı arayışlarla biad etmenin rahatlığında sürünün bir parçası olmayı kendileri için önemsel bir sonuç olarak görüyorlar.Ne dersiniz bu karmaşada toplummu haklı yoksa kendince yaşamak isteyen insanmı.
Ah neyi nasıl anlatabiliriz ki .çok umutlar yitti gitti avuçlarımızdan kimsesiz sincaplar misali yapraksız dalalra tünedi ömrümüz. Sonra tanrı yanlızlıgımı görmüş olacakki o çıktı ortaya meneveç tüm sevinçlerin ocağı gibiydi esmer uzun deri çizmeleri vardı dizlerinie kadar uzanan. Onu görünce geçkin ruhumun kıpır kıpır bir sıcaklığını yaşıyordu ruhum. Kendince bir duruşu vardı meneveçin ete kadının durşuşunun olması çok hoş bir durum.nm”1 e3mny
Bir evde anne ölünce önce çiçekler ölür. Babanın ölümü farklı bir olaydır. Babanın yokluğunu anlatmak başka bir hikayesidir hüzünün. Ruhunuzun bahçesinin çoraklaştığını hissetirir size aldığınız nefes.Sonra bir bakarsınız gökyüzüne beraber baktığınız fikirlerin yoldaşlarının ölüm haberi gelir ıraklardan.Ama siz çok yakınsınızdır ölümün acısına.Hükümet emekli maaşlarına zam yapmayı oldukça sakıncalı görür.Zor olur anlatmak istemizsiniz hikayesini hayatın.Sonra esmer saçları at kurrugu menekşe gözlü bir genç kadın ruhunuzun bam teline sdokunur ben burdayım diye.Ama siz yorgun yolardan eksik kervanlardan gelen bir yolcusunuzdur.Farkındasınızdır çok geç kalındığına sevmenin. Anszızın ıraklaşır umut sizden çizgi aşılır yırtık bir yalan alır avuçlarınızdaki umudu.İnsanlar hep başkalarını suçlar sarkık memeli bir kadın gibidir artık hayat. yitik özlemleri kovalar gözlerinizden. Yaşamak anlamlıdır kuşkusuz.Tüm yitenler bizim yitenlerimizdir.
Puslu bir yolculuğun içindeyiz.Bize hak etmediğimiz rezil bir yaşamı yaşıtıyorlar. Kısa etekli fahişelerin namus sattığı bir Pazar yerinde yerlere dökülmüş sebzeler gibiyiz.
Gelin biraz düşünelim bildiklerimizi anlamaya çalışalım (felsefe ) Bunu başarabilirmiyiz bilginin dağarcığına inebilirmiyiz.Bunun yaparken erdemli bir şahsiyet olmamız gerektiğini kendimize anlatırmıyız bunu bilemiyorum.Bildigim tek şey bilgiye ulaşmak için erdemli olmak lazım bunun içerigindede kendini anlamak yatıyor.Kendimizi tanıyacağız .Kendimizle barışık olacağız.
Tüm yazılanlar okunanlar tartışılanların içselinde karanlıktan kurtulmak yatar.Karanlık yetmezliğimizin bize yüklediği bir sorumluluktan öte bir mecburiyet olmuş.
Yıllar evvel bir umut belirmişti soframda. Ah nasılda sevinmiştim tüm özlediklerim uykularımda. Esmer bir kavganın içinde devrimci bir yolculuktu bu.Amaçsız ülküsüz değildi. Çocuk gibiydi korunmalıydı.Sonra tümen tümen ölümler çaldı kapımı.Ben kime aşıktım tanrı anlat bana söyle hikayesini hiçliğimin.Ah kime baksam puşt bakışlı zibidi böyle artık zaman.Kimselerin değil kendimin mahkumuyum biliyorum.O isimsiz yosma kadınlar ve gecesinde ayaz.Çek git kaç bu soğuk mevsiminden ömrün.Yık korkularını soyun ıslan ve üşü.Gökyüzü saklamış yıldızlarını.Sen ırak yataklarda yaşa dişiliğini.Bırak umut o yavan sofrada kalsın.
Nerden başlamalıki anlatmaya hep yalanı yaşattı bize hayat. Sonra baktık üste olanlarda çaresizliği yaşayabiliyor.Korkunç rezilliklerin içinde tükene biliyor.
Biliyormusunuz insanın göçer bir ailesi olunca hayatıda kök salamayan fidanlara dönüyor.Ömrümün her kademesinde ben bunu hissediyorum.Dogrusu evliliğinizde sizin mazlum ruhunuza melhem olamıya biliyor. Birşeylere değil çok şeylere eksik başlayınca yoldaki taşlı dikenli tozlu topraklı yürüşümüz ömür tükenene kadar devam ediyor.
Gece saat onda erkence vaz geçerim yaşamaktan. Kendimi yatağa atarım.Ne özgürlük şiirleri aklımda nede kavgaları ekmeğimin.Sessizce saklarım kendimi o karanlık odaya. Hani gel dedide gidemedim yanına yolları dikenliydi umudun. Kimsesiz çıplak bir şiirdi avuçlarımda. Bir çocuk okula gidiyor annesiyle. Mavi bir önlük giymiş .Kısa bir gülüşü var kendince. Biliyorum özgürlük senden kaçmakla başladı sen gidince tükendi gece. Sabah hiç gelmedi kapıma. Perdeleri hiç açılmadı sevdanın.
Mükemel bir insan kadın yada erkek edebiyatı kabullenir onun içinde olmaya çalışır .İçinde oldukçada kendiyle yüzleşir.Bu yüzleşme çoğunlukta red edişide beraberinde getirir.
Tüm bu karanlıklar niçin. Neyi anlatıyorsun bana söyle.korkak ilkel ve çaresiz.sevişmeyi bilmez ölümlerle yataktasın.Özgürlük kurt gibi dik durmayı gerektirir.papuçların ıslak kalır acılarında zamanın.Yılgın bir bakışı vardır zülümün.Aşk yalandır bilmelisin.Her sabah kapıya gelen kedi sen benden daha özgürsün biliyormusun.Sana polis kimlik sormuyor.Ev bark istemiyor gece.Okullarda yanlış şeyler okutmuyorlar sana .suçun maddi unsuruna tabi değil eylemlerin.Sen kendi patilerini temizleye dur.Tüm karanlıklar biz insanlar için.Sen miyavla özgürce yasak yok sana .Sonra neyi anlatıyorsun söyle bana.
Aslında bizi düzlüğe çıkaracak olan bizim mantık becerimiz olur. Gerçi toplumda etken olduğu düşünülen üniveristelerde bile sanatı resmi şiiri müziği mantıkla yorumlayacak felsefi figürleri görmekte zorlanırız.Sadece kalıplar ve yapı öne çıkar o yapının olurlulugunu sorgulamaya hiçbirimiz cesaret edemeyiz.
Bir toplumun en büyük yanılgısı değişime kapalı olmasıdır. Bu durum yaşamı ıskalar.Toplumu geriletir. Birey varlığından vaz geçmiş olur.
Size pokiden söz etmeliyim. O küçük ele avuca sığmaz kedi yavrusundan. Nasılda sevimli bir bilseniz. Hani umutturu verir yetmezliklerinizi. Koşar durur odanın içinde.Tüm yokluklar uçar gider sanki.O koşunca koltukların üstünde.Hani yaşamak bir umut derlerya.İşte pokide öyle kendine münhasır bir özgürlük.Ah onu bırakamıyor ruhum.İnsanlardan daha yakın bana.Ne kavgaları yorgun hayatın.Nede kirli bir şiltede günaha dalmak.Yok bu poki farklı hikayesi geçkin zamanın.Kadınlar kediler gibidir İsterlerse sevdirirler kendilerini.Yoksa cırmalarlar hikayesini kaçkın zamanlara göçüp.
İnsanın kabullenmek zorunda olduğu en hüzünlü gerçek ölüm gerçeğidir. Ölüm meçhul bir gidişe bizi mecbur bırakır. Var olan beden yitikleşir.Dünya coğrafyasının bir çok toplumunda ölüm sonrası çürüme sürecine giren bedeni toprağa gömerler. Bazı coğrafyalarda bedenin yakıldığı küllerinin geride kalanlarca saklanıp korunduğu gözlemlenmektedir.Dogumla bilinmezlikten gelen insan ölümüyle bir başka meçhulün içinde yitikleşir görünmektedir.
Kaybettiklerimizin zamanla kanıksandığını görebiliyoruz. Yinede içimizde bir yerlerde bir sızı bize kendini hatırlatıyor.Bir islam alimi olan Abdul hakim arvasi ye rivaret edilen bir söz vardır ‘Bir zamanlar birlikte olduklarımın hasreti kemiklerimin iliğini yakıyor.’ Dogru olan şudurki ölüm karşısında daim yanan yüreklere sahibiz.
Bekledik her şey düzelir sandık .Hikayeleri kırmızıya boyadık beyazdan ‘medet umduk.
Aslında yaşam hoş bir serüven. Uslu çocuk olmak lazım bu yolculukta. Kimsesiz yetimler gibi suskun olmak lazım. Birileri sorgulanmayı istemiyor.Sizi kendi karanlığında tüketmek istiyor.Başarılı olamadıklarını söylemek gerçekçi olmayacak gibi.
Biliyoruz yaşam hüzünlüdür.Biraz deli olmak lazım yaşama karşı papuçlarını boyatmaktan vaz geçmemek lazım.Sonra farkına varıyorsunuz yaşadığınız ömrün bir hiçlikte tükendiğini.Bu sizin yaşam yanılgınız oluyor.
Cennet özgürlükle ilgili bir umut. Özgürlükse size yasakların olmadığı bir alan açıyor.
‘Biz medeniyet ilim ve fenden kuvvet alırız.’ Mustafa Kemal Atatürk.
Bilim ilim öğreti yaşamın ışığı oluyorda kimileri bunu red etmeyi kendi karanlık dünyalarında bir çok şeye hükmetmeyi kendilerie hak görüyor. Ne büyük bir yanılgı .Düşünsenize elektirigin olmadığı bir dünyayı.Özgürlügün olmadığı bir karanlıktan öte ne olabilirdiki yaşam bizler için.
Nasılda yitikleşti umut. Yer kovaladı bizi toprak haykırdı çekin gidin diye. En cafcaflı unvanlar önemsizdi biliyorum ölüm gelince. Geride kalanlarda bir acı damıttıldıu yürekte. Yaşamak bir avuç mutluluk olsa gerek.Bizim tanımadığımız ürkeke bakışlı keklik gibiydi kadınlar.Gözü pek sevdaları vardı .Korkmuyorlardı koşuyorlardı özgürlüğe saçları rüzgarlara misafir.’Bu dünyada en çok babamı sevdim ‘dedi şair en önce onu verdim toprağına anadolunun.Ogün bugündür kölesiyi oldum Anadolunun .Ogün bugündür yaralıdır yüreğimin kanatları.
Önümüzdeki günlerde 2025 yılına gireceğiz. Kimleri aldı götürdü bu geçken yıl. Ne yapabilirizki ölümün bizden aldıklarına. Hayattan vazmı geçelim. Korkalımmı yaşamaktan. Yitik ömürlerin insanı degilmiyizki. Papuçlarımız hep tozlu dikenli yolarda eskimedimi. Nasıl sevmeli bilmiyorum yâri. Esmer saçlarına nasıl takmalı özgürlük denen tokayı.
Kaliteli yaşamak için para gereklidir diye düşünülür doğrudur para bir çok konuda işimizi kolaylaştırır.Bizi çoğu kez haketmedigimiz bir üst çizgiye götürür. Kendimizi üst bir yapıda görürüz.Aslında kaliteli yaşamak için ruhunuzun buna uygun olması gerekeir.Aktif ve sevgiye açık yaşam yolculuğu sizi canlı tutar ve umudu renklendir.
Oldukça cüretkar davrandı kadın ya çok cesaretliydi yada çok gerilerdeydi yaşamın gerçeklerinden. Korkuttu adamı bir erkek bir kadından korkabilirmiyidi.Olasılık dahilinin ötesinde bir durum. Çünkü zekiydi kadın. Özgürlügüne düşkündü. İsterse giderdi o yolun patikalarına yada çıkar şehrin en yüksek binasının tepesinden insanları izlerdi .Kısa siyah bir etek giymişti .Siyahın asil bir renk olduğunu düşünüyordu. Beyaz rengi karşıt dahi görmek istemediği açıktı.Neyse oydu onun için gerçeklik. Çapulcu fikirlere sahipti. Evlilİk sistemli bir yaşam ona uygun değildi. O isterse açacaktı yüreğindeki bahçede kırmızı güller.O evet derse açılacakı perdeleri yuvasının.Sevmesi gerekiyorsa o sevecekti kimin iyi insan olduğuna o karar verecekti.Özgürlük budur diye düşündü biraz anarşist çoğunlukta kendince olmak.O kendinceligi kendi gibi rüzgarlara ulaşınca uçmayı bilecekti gök yüzünün mavilerinde. Kadın olmak zor iştir biliyordu.Kadın olmak avuçlarında sıcaklığını taşımak olmalıydı anneligin.
Ekmekleri hakça bölüşemedik yağmur taneleri bıraktı gitti bizi. Tüm yitenlerimizi çaresizce verdik toprağa sonra tanrının cennetini istedik kendimiz için hiç bilmedigimiz bu dünyaya getirildik hiç algılayamacagımız bir meçhuliyete mahkum edildik.Bedenimizdeki tüm olurları ölüm anlamsızlaştırınca usulca kabullendik çaresizliğimizi.
Disiplin sadece disiplinle özgürleşiyor hayat. Size sorumluluk yüklüyor. Ama kült bir karmaşanın bataklığına çekmiyor sizi.b Anlıyorsunuzki sevgi yaşamın ana kaynağı oluyor. Sevmeyi bilmekten öte sevmeyi anlamak lazım diye düşünebiliriz.Anlaşılamamış bir sevgi sizin için yüreğinizde bir kelepçeyi sabit tutuyor.Dogrumu dersiniz sevdiklerimiz sevgiyi hak ediyormu yoksa bizmiyiz rutubetli bahçelerin dikenlerine mahkum kalmış hikayelerin kahramanı.
İnsanlar her şeye kendi kalıplarından bakarlar.Kendi kalelerini korumak isterler.Siz oluruna bırakmayıp sınırlar çizdiğinizde istenmezsiniz. Hayat bölye bir yolculuk .
Ne kadarda cesaretliydi günah. kılıcını çekti korkuttu ruhumu beni kendine çekti. Cennetin kapısında melekler kovdu sözcüklerini karanlığın. Tanrı seni bunun için var etmedi dedi. Korkuttu ölümün getirdikleri geride kalanlar kedileri sevmeye devam etti. Kedileri bilirsiniz kadın gibidir kediler isterlerse sevdirirler kendilerini ,uykularınıza misafir olurlar. Giden gitmiştir yapacak bir şey yoktur artık. Neyseki bizde gidenler kervanındayız diye düşündü gelen kimdi çekip giden kim. Çağırdı gel dedi Seninim . Senindir günahkar bedenim. Ben seninle ötelerdeyim. Bilirim ölüleri sevmez kimse.
Yürümeyen ilişkileri terk etmeyi başarabilmeliyiz. Bu mümkünlülügü olan bir durum aslında. Peki bu süreçte bu sonuca erişebiliyormuyuz yoksa ilişkileri kendimizce gerekçeler bulup sürüklemeyi daha bir kolaymı yaşıyoruz. Biliyoruzki bireyin insan olarak sömürülmesi sokaktan önce ailede başlıyor aile sizi çarkın bir dişlisi olarak görmeyip ailenin bir gerçeği olarak görme şansını size tanırsa yaşamda işiniz daha bir kolaylaşıyor. Kolay kazanılmış bir sevginin odağında olan aile kavramımız bilelimki ölüm bizi bulana kadar bizi biçimlendirmekten geri durmayacaktır.Daim emek çaba ve fedakarlık isteyen bir süreç toplumsal verininde ana ocağı olunca aile konusu tartışılır olmaktan çıkıp bir tabu karekterine bürünür. Aile şüphesizki vazgeçililirligi zor bir yapıdır. İnsan ailesini kurarken neyi niçin istediğini bilemiyorsa bu süreçte hüsrana uğramak kaçınılmaz olmaktadır. Bir çok aile karekterinde öz benlik yerini uyuma bırakırken uyumun yaşamı nederece hoşnutlatabildigi tartışılır bir durumdur.Aile önemlidir sizi biz olarak öne çıkartır.Biz olmanın öznesindeyse ben olgusu ana tema olarak temel gerekçe olur. Benlik duygusu bizilk olgusunda tükeniyorsa orda aile yapısının harcında eksik birşeylerin olduğu aşikar olmaktadır.
Sizce tanrıdan vazgeçmek mümkünmü böylesine kontolsuz bir yaşamın içindeyken.Tanrı bize sevgiyi aşıladı acılara karşı bize sığınak oldu.Çaresizligimize set çekt. Tanrı bizi yarattı ve sevginin kucağına sardı.Biz ne yaptık gittik sınırsız bir eğonun mahkumu olduk.Kendimizi önemsedik bunu yaptıkçada önemsizleştik.Sevginin kıymetini bilemedik.Bilemedigimiz anlamakta zorlandığımız bakmaya korktuğumuz öyle pencereler varkı .Cehennemden korka duralım kendimize cehennemler yarattık.Usulcu yitikleşti ruhumuzda biz bunu anlamaktan aciz kaldık.Ne ölümlerden pay çıkardık kendimize ne dirilere sevgiyi verebildik.Hep kaçtık kendimizden.Onun içindirki bu yaşam hep hüzün verdi bize. Paylaşmayı beceremedik ben olmanın olgunluğuna biz olmayı katık edemedik .Aç kaldık Susuz Kaldık .
Duru ve özgür bir ses kulaklarını titretti esmer bakışlı kadın telefonda oldukça emin bir şekilde ‘müsait olduğunuzda bekliyorum .‘diye ısrarla söyledi. ‘Bir kahve içmemizde ne sakınca olabilir.’ Kahve içmek dertleşmek kimbilir belki sözcüklerin karnavalında umut etmek. İki insanın aynı gök yüzüne birlikte bakabilmesinin ne sakıncası olmalıydı. Ahlak bir merhabayı nasıl yasaklardı.Bu yaşam korkuların ötelenmelerin hükümdarlığına mahkummu olacaktı.Tamam dedi geliyorum. Eliyle saçlarını düzledi.Kırmızı renkli kazağına çeki düzen verdi ve koridordan yürümeye başladı. Oldukça geçkin yaşına rağmen içinde bir heyecan vardı.İlk defa bir kadın kendisini olduğu gibi kabul etmişti.Kimbilir belki o içinde kıvranıp durduğu tünelden çıkmak için kendine bir ışık bulacaktı .Tanrı daim bir kapıyı aralık bırakır.
Mutluluk her şeyi boş vermekmidir dersiniz .Yada evde kedi köpek besleme özgürlüğümü. Kimselerin önemsemediği insan yığınları niçin böylesi mutlu gülüceklere sahipler. İçimizdeki benlik duygusu niçin bizim için bir işkence yatağına dönüşüyor.Ölüm niçin böylesi kanıksanır oldu .İbadet hanelerle barışık ruhlar gerçekten cennetin müdavimlerimi olacaklar.Yoksa cennet insan beyninin bir olasılık yansımasının bir sonucumu.Aslında hepimizin beynine kilit vuran ön yargılarımız oluyor. Soy ağacımıza baktığımızda hepimiz sıradan insanlar omaktan öte bir özelliğe sahip olmadığımızı görürüz. Sahip olamadığımız ne varsa bizi başka kulvarlara iter.Katı keskin soygulanmayı sevmeyen küme elemanları olmaktan kurtulamayız.Tabi bu durumu öz kültürel benliğimizin bize verdikleri ile karıştırmak gerçekçi bir sonuç olamazsada bize verilenlerin bizden alınanlarla mukayese edildiğinde çaresizliğimizin patolojik sonucuna ulşamış oluruz.Evet hepimiz hastalıklı bir kültürünsorumluları olarak varız.Ya kökten red edici yada kabul edici olmuşuz.Uykusuz geçen gecelerde kadınsız sevgisiz yataklarda tünemiş pireler gibi biçare bir yitikliğin mahkumları olarak o karanlık sonu bekliyoruz.
Sorumluluk ne zaman öne çıksa onun yanına koruyucu bir görevler metni öne çıkıyor.Beklenilenle yapmak istediğiniz büyük bir çatışkının içinde size zorunlu bir kabul ediş yüklüyor.Toplum şöyle diyor.Sen benim kulvarımda var olabilirsin.Aksi düşünce ve eylemlerinin sonuçlarına ben katlanamam. Kimbilir belki toplum haklı bir serzenişi kendisi için zorunlu görüyor. Bilmeyi becerebilsek göreceğim şu olacaktır. İnsan gönlünce yaşamak istiyor toplum onu tabulara mahkum ediyor.Gerçi bu tabular doğrusu kendince bir düzenide kurmuş kolamış oluyor.Ötesi siz güveni her olgunun üstünde görüyor hiçleşmeyi kabullenir oluyorsunuz.İnsan yığınları sessizdir bekler birileri gelsin herşeyi düzeltsin.O birileri kendi hükümdarlıklarını kurmadan öte hiçbir değeri kendileri içim öncü görmezler.
Aslında bir şeyleri anlayabilmek için düşünmeyi öğrenmemiz elzem görünüyor. Bir şeyin açığa çıkması eğitimle olan bir durum.Egitilmiş insan kendi yolunun çizgilerini belirliyebiliyor.Oçizgiler ayakların yaralamadığı gibi kendi yolundaki dikenleri temizleyebilmesine imkan sağlıyor.Ögretimse farklı bir şey okullardaki her verileni gerekli görmek kendini gereksiz kılmaya götürebiliyor.Ögretilenin sorgulanması düşünmenin en etken kökensel gerekçesi olmalı diye düşünebiliriz.
Güzel birkaç sözü üst üste söyleyebilenlere ‘Felsefe yapıyor ‘ damgasını vururuz. Çünkü çoğumuzun bilinç altında düşünmek ve çözümleme gereksiz boş bir iş olarak değerlendirilir. Daha bilgili sonuçta daha akıllı olanlar dahi öğrenimlerinde bile felsefeden ırak durmayı kendileri için önemli görüyorlar. Soruncada gerçekçilikten bahsederler gerçek neyse onu da anlatmakta zorlanıyor masa dediğimiz objeye sandalye demiş olsak gerçekçi olmayacakmıyız bunu konuşmak istemiyorlar.Konuşmayınca düşüncede kendini dizginliyor.Miskinlik öne çıkıyor.
Onlarki gözleri karanlık ruhları yitik onlarki hükümdarlıkları silik yalanlar üzerine kurulmuş.Görkemli şatolarında yitik soysuzluklarının rutubeti onlardan kaçmak lazım ruhum bilmelisin bunu.Biliyormusun dışarda bahar geldi .Bundan ölülerin haberi varmı bilmiyorum.Taze toprak kokusu kırmızı gelincikler.İlk günaha girişi şehvetci arzuların.Hikayesi yetim sofralarında kalan acı bir umuttur bize kendini anlatan.Diyelimki çaresiz bir hastalıktayız.Hani ölüm korkusunu körükleyen .Ruhu ateşlereatan bir çaresizlik.Olsun geldikya bu düyaya kavgalara mahkum oldukya.Kimsesiz kaldıkya kalabalıklar arasında. Dogru bildiğimiz ne varsa yanlış çıktıyaKorktuk çıplak yıkanmaktan Özgürlükle .Şiirleri hafif bulduk.Delimsi bir arayıştı sözcüklerden medet ummak.Çogulda yalnız kaldı hikayemiz. Biz bu dünyada kimi sevdik dersiniz.
Diyelimki seninleyiz bir kır bahçesinde bir akşam üstü. Üzerine esmer bir gülümseme tünemiş senin.Tahta masada bir çay birkaç kurabiye gözlerin gözlerimde.
Ne güzel şey hatırlamak seni.Yanlızlıgımın yoldaşlığında yaz geceleri.Anlatsam inanmazlar öpüştüğümüzü yokluğunda.İşsiz erkekler ve ülkeleri devrimci yoldaşların kim için doğacak güneş hadi anlat bana.Kim büyüttü seni kim sakladı kötülüklerinden bu yalan dolan dünyanın . zayıf korkak ve kimsesiz bir yolcuydun biliyorum .Tıpkı benim gibiydin. Islanıyordun acıların sağanaklarında. Kapıda bir eski ayakkabı kalmış.Yitkleşmiş bir kavganın ortasında. Yaşamak acı bir kahve içmek gibi sensiz olmayı kabullenmek.İşçi gömleği üzerinde gök yüzü gibi mavi. Okyanuslar gibi büyük dertlerle sevişmek.Tüm bunlar hep senin benim hikayemin ardıl sözcükleri sen kimin nesisin anlamadım ben.
Birgün çekip gitsen sen. Hiç görmemiş olsam seni. Daha kuzular dogmamış kadınlar anne olmamışken. Sonra bir şair senin hikayeni yazsa gidişinden.Küçük bir dağ köyünde bir üzüm bagı olsa seni memelerinden sevmeye başlasa umut.Sen hikayesi olsan bu çekingenliğimizin. Hani göçüp gidenlerin ardında vazgeçmeden hayata .Birgün sabah vakti otobüsler çalışmamışken daha .Ben Ankara olmuşken hatıranda sen gelmiş olsan. Yorgunsundur biliyorum.Bir çay demlesem sana zeytin çökelek ve sen.Şöyle ısınıversek gözlerin gözlerimde ben senin yanında ölsem. Nasıl olur bilmemki yada ırak dursun ikimizden ölüm vakti biraz geciktisin. Üşütmesin beni odamın duvarları ben çok üşürüm biliyorsun sensizken.
Fırtına yüzünden geciken tüm yolcular zamansız bir bekleyişe girmiş gibiydiler. Limanın karşısında duran kim olduğu bilinmez bir kadın suliyeti gözlerini dikmiş gelecek vaporu bekliyor. Zaman zaman elinde sıkı sıkı tuttuğu şemsiyenin ters dönmesine engel olamıyordu. Kıvırcık saçları fırtınanın etkisiyle dağılmış üzerindeki giri pardüsesi vücuduna yapışmış görünüyordu. ayakkabıları sudan kendi kaybetmiş sarhoşlara dönmüş .Tüm bunlara rağmen bekledikleri vapor geldiğini belli edecek bir amaye gösterememişti.Aslında bu mevsimde Akdenizin böylesi asi bir havaya sahip olduğu pek söylenemezdi.Demekki denizlerde insanlar gibi ne zaman nasıl bir fırtınaya kapılacakları pek belli olmuoyrdu .O Kadını o limanda bıraktı çekip kendi yorgun hayatına döndü.Kimin nesiydi nereye gidiyordu Niçin yağmurun altında yorgun bir bedeni zora sokup a sebep olmayı göze almıştı. Fark ettiki ruhu tüm kadınlara aşık tüm kadınlara sevdalı tüm kadınlardan ırakta kendi hikayesinin mahkumu olmaya devam edecekti.Şimdi düşünüyordu acaba o vapor gelmişmiydi .Gidecegi yerde onu bekleyen biri varmıydı acaba .Yoksa odamı kendi yanlızlıgına mahkûmluğunu yaşayan kalabalıklar arasında bir meçhul gölgemiydi yaşam denen sahnede.
Yazı yazarken kendim olabilmek için herkesin uykuda olduğu zamanları kolluyorum.Sakince kendimi tanımaya tanıdıkça sözcüklerden faydalanarak birşeyleri yazıya dökmeye çalışıyorum. Sadece kendim olmak istiyorum.
Bazen güzel bir şey oluyor.En geçkin zamanında ömrün .Gel diyor ben seni istiyorum.Şiirler yaz hikayeme benim.Siz o hikayede olmaya korkuyorsunuz .Sızlıyor kemikleriniz.
Karanlık koridora açılan bir kapı gibidir hayat. Siz oraya ışıgınızı tek başına veremezsiniz.Hadi çıkın sokağa bağırın haykırın çekinmeyin bulun elmanın ikinci yarısını. Gülümsemeyi başarın bu hikayede.
İhtimal birkaç yıl sonra belkide bu dünyada olmayacağım diye düşündü. Yine hayat devam edecekti. İş görenler yine gıreve gidecek hükümet yine şehrin en büyük meydanına girişleri yasak edecek.Yine kadınların namusu namustan bir haber erkek tiplerinin ağzına mazeme olacaktı.Okularda öğretmenler ne okutacak ne öğreteceklerdi çocuklara.Acaba şiir seven öğretmenler varmıydı. Hiç ölmeyecemiş gibi dolaşan hastane yetkenleri kendileri hastalandıklarında acaba nasıl tanı koyacaklar kime detlerini anlatacaklardı.Ölüm çok korkunç bir durumdu öylesinede doğal olduğu düşünüle dursun insanlar bir gün öleceklerini pek akıllarına gitirmek istemiyorlardı.Bir şeyi akla getirmemek onu yok yapmadığı gibi sizi ona karşı savunmasızda bırakabilirdi. Gerçi ölüm karşısında nasıl hazırlıklı olunabilirki.
Agaçların tepeleri belli belirsiz bir rüzgarla sallanırken son baharın o görkemli renkleri doğaya hakim olmuştu. Genç kadın bir müddet ağçaları izledi. Yaprakların o sarının her tonu bazı dalların uçlarında kızıla bürünmüş şarap misali bir çekiciliği doğaya hakim kılmış gibiydi. Düşündü her mevsimin bir güzel yanı mutlak oluyordu. Bu insan yaşamı içinde böyleydi her yaşın kendince bir çekiciliği vardı hayat başlı başına bir sarhoşluk hikayesiydi sanki.
Ah şu yasalar keskin bıçak gibidirler .Çogusuda doğrulukları sorgulanır yaptırımlardır.Ama yürürlükte olmaları onları önemli yapar.
Ruhunuz size devrimci bir yolu hükmediyorsa siz ondan kaçamazsınız. Devrimcilik derken yenilikçiligi anlatmak istiyorum. Yoksa bizim ülkenin yada dünya düzenin değişmesine bir hükümranlığımızın olabileceğinden yıllar önce vazgeçmiştim . Birileri dünyayı öylesine avuçlarının içine almışki bize bıraktıkları sadece yaşamın dışında ölüme yakın olmak oluyor. Umutsuzluk tabiki burda ortaya çıkıyor. Umutsuzlugu besleyense anlaşılamamak yada gerçek oluruna sırt çevirip dünyanın hayal sislerinde hiçleşmeyi kabul etmek.
Deneme bir hikaye değildir deneme anlatımdır .Kendini önde tutup kırıp dökmeden ortalığı var olanı yazıya dökmektir. Bu nedenle deneme benim en çok tercih ettiğim yazın türüdür.Deneme samimidir.Aynı zamanda tepkisel bir karekteride içinde saklar.
Dar bir dünyada yaşıyoruz . Fanustaki balık gibi sınırlı bir alanda ömür tüketiyoruz.Siz bakmayın birilerinin dünya özgür bir gk kubenin temelidir söylevine.Kader bu dünyayı başımıza hep dar etmiş.Ruhumuzu karanlığın içinde tüketmekten asla vazgeçmemiştir.Tüm bunlara eylemin sorgulanmasınıda ekleyelim ormanda yitikleşmiş kuzular gibi kalıyoruz.Ürkek ve sahipsiz.
Yıllar evel o toprak damlı evde nasılda umutlanırdık yaşama dair. Hiç kötülük aklımıza gelmezdi.Sonra yıkık bir duvarın altında kalmış sokak kedilerine döndük. Yaban sokaklarda yitikleşti umutlarımız. Çok kadınlar sevdik çok özledik yıkılmış umutların ışıklarını hani çekip gidenler oldu olacaktı bunu geç anladık.
Aristonun bir sözü vardır ‘ Ey dostlarım dünyada dost yoktur.’ Siz yakınınızda duranları dost sanırsınız. Dostluk aslında pastayı ortakça becermeyi bilenlerin birlikteligimiidir yoksa.Hadi öyle olmasın diyelim çokta vicdansız ve umutsuz olmanın anlamı yok.
Aslında duygusal bağlar acı verir bunu biliyoruz. Acının aynı zamanda ruhu beslediğini çok geç yaşlarda öğreniyoruz. birde öğreniyorsunuz ki duygusal bağlar koptuğunda bağımlı olduğumuz insanlar oldukça yapay yaşatmışlar bize hayatı.
Bugün çok tuhaf bir gün diye düşündü ilk defa yataktan kalkmak istemiyordu Kalkmak için bir sebebide yoktu. Ama nezamana kadar yatakla sevişebilirdiki. Kendini toprarladı kalktı izlenceyi açtı (televizyon ) haberlerde suriyedeki gelişmeler İsrailin filistin saldırısı birinci sıradaydı .Kalabalıklar sakkallı eli silahlı karmaşık tipler korku dolu gözlerle sokaklarda çaresiz insan yığınları. Banyoya yöneldi lavabo musluğunu açtı kısa bir süre suyun başıboş akışını izledi .Sonra kendini toprarladı ellerini sabunladı yüzünü yıkadı kirpiklerindeki çapakların kolayca gitmiyecegini bildiğinden parmakları ile göz çukurlarını ovdu. Sonra tekrar salano geçti izlencede haberler değişmişti.Esmer bir sipiker oldukça ciddi görünerek haberlerine devam ediyordu. Şimdi sıraya Amerika seçimleri vardı.Uzanıp cihazı düğmesinden kapattı .Evde yanlızdı mutvaga geçti kırmızı siyah saplı küçük tavada kendine bir yumurta kırdı.Tanrı tüm evreni insan denen şerefli canlının emrine vermiş diye düşündü.Tavuklar yumurtluyor ve o yumurtalar bize katık oluyordu.
Çogu kez korkarız ölümden toprakta organlarımızı böceklerin yediğini en korkunç hayvanların gözlerimizi oyacağını düşünürüz . Bu ruhumuzda büyük bir ürperti oluşturur.Bilmek istemeyiz orda bizim şimdiki halimizle var olamayacağımızı .Yaşam olgusunda bedenimiz ve ruhumuz birlikteyken orda ruhumuzun bedeni terk ettiğimizi rahatlıkla anlıyabiliyoruz.Ozaman korkmanında bir anlamı olmuyor. Ruhumuz bizi çok güzel yerlere götürecek diye düşünmek daha bir keyif verici oluyor.
Yaşam bireysel degildir çünkü insan sosyal bir varlıktır .ve ölümlü bir canlıdır.Ölüm çok büyük bir gerçeklik olarak bizi meçhuliyete mahkum eder.Bu durum inancı bizim yaşamımıza zorunlu kılıyor.Tabiki ölüm karşısında inançlı olmanın ana gerekçesi kendimizi hazırlamaktan geçiyor.Akıl becerimiz bizi inançlı olmaya mecbur bırakıyor.Biliyoruzki bu dünyaya gelmeden bu dünyadan habersiz hatta kendimizden habersizdik,Bu durumda şimdi daha şanslıyız.Düşünüyoruz ve ölüm sonrasına karşı kendimizi hazırlıyoruz.Biliyoruzki bu süreçte önümüzü açan çok önemli bir degerimiz var.Bu degerin adı İslamiyet ve onun ana kaynagı Kutsal kitabımız -Kuran - Temiz akıl sahipleri bilirki kutsal kitap Kuran oldukça özgün kendisini saygınlaştıran ilahi bir yapıya haizdir.Evet gerçek budur. Bu açıdan ölümle ilgili kendimize yol çizerken islamiyet bizim için önemsel degere sahiptir. İslam dini radikal ilkel bir karekter taşımaz çagdaştır. Bilmeliyizki inanç sabittir.Ama kuralları (şeriat ) dinamiktir.Ve kendi çağına göre yorumlanmalıdır.Geçmiş yüzyılların alimleri kendi çağlarında kendi bilgeliklerinin sınırları içinde kurallar koymuş mezhepler oluşturmuşlardır.Bu kurallar köken olarak saygın kabul edilmelidir.Ama günümüzde yaşam algı çok farklılaşmıştır.Günümüzün yaşam biçimindeyse inanç baki kalmak kaydıyla güncel algılar çağa uygun olmak durumundadır.Ölüm vardır ve ölüm sonrası hepimizin meçhulidir.İnanç iman din hepimizin ilgi alanındadır .Bilmeliyizki din ve inanç aslında bireyseldir.Ve toplumsal içerigi gereksel bir sonuçtur.
En büyük ihanet kişinin kendini unutması olarak düşünülebilir. Ben kimim ailem kim yaşamım neyi bana kazandırdı .İçimdeki hüzünlerimin gerekçesi ne olabilir.İnancımın karekteri benim için ne ifade ediyor. Yada bir inanca sahipmiyim. Özgürlük benim için ne anlama geliyor. Özgür hissetmiyorsam gerekçelerim ne olabilir. Tüm insanları niçin seviyorum. Nefret duygum varmı varsa nasıl törpülemem gerek. Kadınlar yaşammımda nerdeler. Sapkın düşünce benim için ne olabilir. doğal sevisel bir yaşama nasıl ulaşabilirim. İnsanca ortak değerlerin benim için anlamı nedir. Binlerce soruyu kafamda tutmaya çalışırken aslında yıkık bir duvarın altında kalmış bir kedi gibi çaresiz kaldığımı anlamış oluyorum.
Bir şeyi az biliyorsak onu kutsamayı ana amaç görürüz. Bu birazda kendimizi koruma iç güdüsünün bir sonucu olsa gerrek .Her nekadar insan denen canlının akılla varlığını tamamladığını kabul etsek dahi bir türlü dizginliyemedigimiz bir iç güdesel belkide hayvansı bir yanımız oldugunua gözlemliyebiliyoruz.İçimizde kopan fırtınaları nasıl sakinleştireceğiz bunun çabası insanlık var olduğundan günümüze hep düşünülmüş düşünüldükçe sonuçtan uzaklaşılmış.Tüm düşünen beyinler zamanla işi oluruna bırakmışlardır. Bu birazda kader dedikleri hikayenin biryolculugunu kabullenmek olmuyormu.
Sen beni sevme olurmu. Çek git kendi bahçende topla üzüm bağlarının meyvesini. Seviş erkeğinle sakla günahlarını aç saçlarını dağıt biraz. Yaşamak ırak kalmaktır sevdadan anla artık.Bu yaşamda acı çok olurda biliyorsun huzur az.
Birşeylere ulaşamadınızmı kendi kabuğunuza çekilir oluyorsunuz. Bu durum genelde kadın erkek ilişkilerinde ortaya çıkıyor. Hele evliklerde kadının aldığı tavrı anlayabilmek atomu parçalamak bir hücresel hastalığa deva bulmak gibi yorgun bir süreç. Sizin ömrünüzü tüketir.Kendine güveninizi sarsar. Farkındamısınız kadınlar erkekleri çok saf görürler doğrusu bundada haksız sayılmazlar en maço görünen tiplerin ruhunlarında biraz kadınsı biraz çocuksu bir hal vardır.Onun için hepimiz annelerimize düşkünce bir rölü ruhumuza monte etmişizdir.
Sabah ezanı okunuyor ben oldukça erken kalma alışkanlığıma mahkum dışarda yağmuru dinliyorum. Aylardan kasım yaşamımdaki altmışbeşinci kasımı camdan izliyorum.Çevremde oturduğumuz apartman gibi miladını doldurmuş yorgun binalar var. Biraz ötemizde akdeniz kendince vakurlugunda burdayım diyor. Emekçiler ve genç öğrenciler birazdan caddeleri dolduracaklar ilerde şehrin en sevecen caddesi Atatürk caddesinde belediye otobüsleri güncel mesailerine başlayacak .Zenginler ve fakirler aynı havayı teneffüs etmenin eşitliğinde kendilerince umut etmeye devam edecekler. Yaşı geçkince bir kadın hislerinin karmaşıklığında kendini bir kauför sandalyesinde bulurken neye niçin nasıl bakımlı olması gerektiğine vardığını kimselere anlatamayacak. Gerçi bir çok erkek olgun kadınlardan hoşlanır görünüyor.Olgun o derece cüretkar.
İnsan denen canlının tarih boyunca yaptığı kendi huzurunu bozmaktan öte bir durumu yaşattığını hangimiz görebildikki.Uydurulmuş bir kült değerler insan denen varlığı özgürlüğünden aldığı gibi birde savaşmaya yöneltiyor.Koca dünya darlaşıyor ilkelleşiyor.Ruhlarımızı daraltıyor.Birileri üst olmak için milyarlarca insan canlısı anlayamadığı tozların içinde hiçleşiyor.Ah sevgili görüyorsun zaman kalmadı .Yaşam sensiz ve umutsuz şarkıları dinletiyor ruhuma.
Belkide en büyük savaşımız kendi ruhumuzla olan savaştır. Kendi öz benliğini olgunlaştırabilmek çoğumuz için sorunlu bir durumdur.Yaşam bize bedenimize mahkum ederken bizim bedenle olan birlikteliğimizin sürecini bilme şansı bize tanınmamıştır.Siz bakmayın yaşamda sağlık herşeyin önündedir söylevine o önde olan sağlık zamanı glediginde ölümün gerisinde kalıyor.Bir çok unvanlı saygın tıp hocasının ölümün çaresiz hükümdarlığına vakitsiz zamanlarında ömürlerinin mahkum kaldıkları bilinen bir gerçeklik oluyor.Acaba ölüm olmazsaydı yaşsam nasıl olurdu .Yada ölümsüz bir yaşamın dengesi nasıl sağlanırdı.Neyse ne şimdilik ölümün canı cehenneme diyelim.
Bir şeyin anlamı zamanla olgunlaşır siz onun ne olduğunu kendiniz için değerinin ne olabileceğini anlamış olursunuz.Aslında tüm ruhumuzu yıkıp kanatan duyguların içeriğinde birazda güçsüzlüğümüzün ortaya çıkardı bir duruma isyan edememenin yada onu değiştirememenin bir sonuç olarak karşımıza çıkıyor.Biz aslında kendimize sahip olamadığımızı anlamak istemiyoruz.Hayır demeyi beceremiyorsak evet tamam denmesini bekleme hakkına sahip olamayacağımızı göremiyoruz.
Hayatta bir insanın tek davası olur ki oda insanca yaşama hakkına sahip olabilme kavgasıdır. Evrendeki tüm canlılar bunun için mücadele verir. Diger arayışlarımız gök yüzünün sonsuzluğunda yitikleşmekten öte bir kazanım getirmiyor. Yaşam doğal ve karektere uygunsa umut yeşermeyi becerebiliyor. Tabi için başında sevgi var.Sevgi bizi aynı zamanda kümede tutan bir büyük otorite oluyor ruhlara.
Herkes nasıl bildiyse aşkı bende öyle tanıdım. Korkak yalın ve acımasız.Dünyanın en güzel ülkesiydi umut.Esmer kadınlardan sakladıgım acıydı aşk.Haydi buluşalım seninle karanlık bir gecede.Tüm yitenlerimizin hikayesi yüreğimizde.Ne olacaksa olsun artık dediğimizde.Biliyormusun uçsuz kimsesiz bir ömrü tükettik.Esmer tombul memeli bir hasret sakladı sütünü.Aç bıraktı bizi. Ölümdü, kapıyı çalan.Aşk dedikleri bir puslu hikayesiydi ömrün.
Bir dünya düşleyelim gelin birlikte .Sevginin önde olduğu.Herkesin sevmeyi önemsediği paylaşımcı olduğu bir düzen kuralım.
Çocuklar mutlu olsunlar yaşlılar huzur içinde. Bag bozumlarında tüm çiftçiler ortak devşirsinler zamanın keyfiyetini. Benim olmayı kovalım ruhumuzdan. Biz olmayı başarabilelim. Ekmek eşit dağıtılsın.
Farklı düşünmek mümkün olabilsede farklı davranmak olasılığı düşük bir kavram .Bu umut etmek içinde öyle umut güzel bir duygu öylesinede afaki bir uç ufuk. Ah nasılda sevinirdik umutlanınca yüreğimiz.Avuçlarımız açık beklerdik bizi bulsun sevdaları şehrin.Aslında şehir kimseye sarışmadı almadı koynuna yanlızlıklarını .Vakitsiz göçüp gidenlerin hikayesi hep yarım kaldı o şehirde. O şehir hep öteledi sevdayı anladıkki sevdalarda geçiciydi tıpkı hayat gibi.
Bir kahve içmeli şöyle sevdikleri yanında olmalı eşitçe gülümsemeli hayat güneş pencereden içeri sorgusuz sualsız dalmalı. Daha ne olmalı sence.Yaralara melhem olmalı öğlen vakti birkaç dostla bir sofrada .Gelip gidenler olmalı şöyle yüreğin bam telinde. Bir sevda anlatmalı hayat.Geride kalanlarda gidecek biliyoruz.Gidenler hüzünlerinde zamanın .Haydi kapatalım fincanlarını umudun.Bakalım ne diyecek ömür bize.
Çok derinlere dalmış bir dalgıç gibiydi duyguları. Karanlık bir kayboluşu haklı çıkartan yitikliğin içinde gizleniyor gibiydi.Gördüki tüm sevdikleri göçüp gitmiş tüm umutları kendini terk eder görünüyordu.Oturdugu şehirde ansızın ortaya çıkan yer sarsıntıları içinde ürpertiler oluşturunca herşeye rağmen yaşama hevesinin devam ettiği hisseder oluyordu.Evet olası bir yer sarsıntısı oturduğu binayı yıkacak olsa tırajik bir ölümle bu dünyaya veda etmiş olacaktı.Ak deniz oldukça asi bir karekterle yer sarsıntılarına bizi mecbur bırakıyoprdu. Ah şimdi birde kaybedilenlerin acısının yanında olası korkulara birde bu eklenir olmuştu.Yaşam daim hepimiz için her şartta çekici olmayı sürdürür görünüyordu.
Erkek kadını şöyle bir süzdü. Sonra terk etti orayı. Korktu ruhu rahat duymuyordu. Kadın erkekten daha bir mertti. Gel dedi kırılmasın kanatların bereber uçalım gökyüzüne. Bu gök yüzü bizim. Çekindi erkek korktu gitmedi kadının peşinden gökyüzü üzüldü .Kara bulutlar saldı memleketin üzerine. Yaşamak özgürlüktü anlıyordu.Ama yaşamak koay değildi. Yürümek dar ağacının gölgesinde. Öyle kolay olmuyordu ölmek.
Bu dünya böyle gitmeyecek tabi. Tüm umutları gecenin özgürlüğü anlatacak loş sokaklarına sabahın. Bir gün kapı çalınacak açıktır kilidi umudun .Gülümseyecek hüzün tüm yorgun bakışlı erkeklere .Bu dünyada sevmek lazım biliyorum.Uçup yükseklerde gökyüzünde dünyaya merhaba demek. Tüm özgürlükleri keyfin avuçlarımda gizli biliyorsun.Avuçlarım hasret sevdalarına aşkın.Aşk hastalıktır biliyorum.Biliyorum çok hastalandı akciğerim benim.Nefessiz kaldım sen gidince.
Belki cesaret değildir gereklidir özgürlüğün peşinden koşmak. Sokaklarında tohumlar iletmek umuda.Bir büyük kavganın kenarında durmak olmazki. Ölmekse eğer yaşamak bundan kaçılmazki.
Önümüzde uzun bir zaman yok bilmeliyiz. Küçük hikayelerin insanıyız biz .Acıdır dünlerimiz bizim. Çorbamızın tuzu hep eksiktir hayat denen sofrada.
Aslında çok sıkı bağlanmıştı sevgiye ve hayata.İnce çoraplı sıska yapılı kadınlar dönüp durduğu yanlızlıgında hep ilgisini çekmişti aşık hallerinin.Ne istediğini bilmeyen çocuklar gibiydi.Bazen oldukça ciddileşiyordu .Kendince sözcükler buluyordukadın erkek ilşkilerinde. Ah şu kadınlar.
Hayata sarılmak için kadınlara sımsıkı sarılmak lazımdı her yaşanan günü kırmızı güllerle süslenmiş bir kutlama masası gibi özenle saklamak lazımdı dağarcığında.
Çogumuz iyi günlerimizi bırakın anmayı yaşadığımıza dahi kendimize anlatamıyor. Birileri bizi cılız bir yaşamda sevgisiz bir sabaha mahkum bırakıyor. Ah nasılda anlamıyoruz.Hani ne demiş şair ‘ Kadınlarla yatıyorum birde kadınlarla yattığıma inanmam gerekiyor ‘ Turgut Uyar.
Onu kendi haline bıraktı. Baş edemiyordu kader denen hikayesiyle. Ansızın oldu herşey bir kadın sevdi çok kadın kaçtı ondan. Anlatamadı hikayesini sözcüklerde. Çok kadınlar sevdi çok sevdalar öteledi onu yanlızlıga. İşçiler geceyi bekledi vardiyalarında ışıkları yanarken fabrikaların . Bir yerlerde çıplakça sevişirken umut.İsimsiz yitik hayatlardı onun hikayesi.
Bir erkegin aydın bir beyini olduğu giysilerinden anlaşılmaz o işin fantastik kısmıdır. Erkek gürültülü kavgalarındada hiçlik içindedir.Bir erkeğin kalitesi kadınına davranışıyla ilgilidir.O kadın ona oldukça ırak görünsede erkek kendi içine kapanır onu kadını kendi dünyasında bırakır.Bu onu önemsememek değildir.Sadece sevdadan vazgeçmek olarak düşülmelidir. Sevdadan vazgeçmek dolayısıyla kendinden vazgeçmek bazen mecburiyet olabiliyor.
Sen beni üzme olurmu bir akşam gel konuşalım oturup dertleşelim. Ben yorgun kadınları severim .Gel dinlen yanımda biliyorum çok çektin sende o ayyaş şiir sevmez kocandan.Çok günaha girdi yanlızlıgın seni bedbah bıraktı sabahları şöyle olmadı bir kapını çalan.
Şimdi sen beni bırakıp gittin .Süsleri döküldü umutlarımın.Bir kara diken battı ciğerime.Ellerim boşlukta kaldı .Perdeleri açılmadı yüreğimin.Sen kimin kadınıydın yada kendinmiydin.Nerde karşılaştık senle sen niçin gittin .Yoksa hiç gelmemişmiydin zaten.
Dışarda bir soğuk sevda var. Kapımı çalan sardunya çiçeği .Ah o portakal bahçeleri nerde saklanmış.Kim anlatmış hikayesini yanlızlıgımın.Bir sıcak hasret kalmış cigerimi yakan. Ölüleri sevmez kimse bilirim. Bilirim arda kalan iflah olmaz artık .Kediler saklanır geceden. Bir esmer kadın özler temin korkularında zamanın.Yaşamak kim için kim için ekmeği bölüştürme çabası .Anladım bu hikaye böyle bitir.Aglar çiçekleri baharın. Kadınlar küskün ve ürkek .Erkekleri yanlızdır memleketin.
Bazen çekip gitmesini istediğiniz gidince onun boşluğunu anlar gitmesinin nasılda büyük bir gaflet olduğunu hissedersiniz. Umutda öyledir umutsuzum dediğinizde içinizdeki umudun hala var olduğunu haykırmış olursunuz.
Eleştirisel bir bakış açısına sahip oldunuzmı kendinizi şu gerçeğe yakalatırsınız. İşin doğası istenmenizle ilgili bir durum oluyor.
olmuyorsa zorlama
Kim istemez arzuladıklarının olmasını.Yaşamın tüm kapılarının kendİsine açılmasını.Tüm kötülüklerin kendinden ırakta olmasını. geçmişi saygıyla anıp yarınlara umutla bakmasını .Kim çıpak bir özgürlüğü ruhunda hissetmek istemez. Eger kaderinde varsa senindir istediğin olmuyorsa da olmuyordur.
Bir çok eksiğimizin peşinde koşarken var olanı görmek istemiyoruz.Bunun başında sağlığımız geliyor.Tüm bilinenlere oluru yüksek gelişmelere karşı bilimin bir çok konuda yetersiz olduğunu görmeyi yaşamın akışı içinde anlamakta zorlanabiliyoruz.Eve girdiğimizde bir düğmeye basıp elektirigin bize sagladıgı rahatlıkla ışığa ulaşmayı .Kullandıgımız bir araçta yolları yakanlaştırabildigimizi tüm bunların kazanımından yüzlerce yıl önceleri yaşayanların mahrum yaşadıklarını görmezden gelebiliyoruz.
Düşüncenize büyük toprak sahiplerinin köylüler üzerindeki hükümdarlığını.Sonraları ortaya çıkan üretim araçlarının mülkeyetinin onun yerine geçerken yada o gerçeği gerilere iterken işçi sınıfı gerçeğinin ortaya çıkışı sonrası çalışanının kazanımlarını.Düşünsenize bir fabrikada iş görensiniz güneş dogmasıyla çalışmaya başlıyorsunuz güneş batımında bırakıyorsunuz.Yaşlandıgınızda bir kenara iteleniyorsunuz.Günümüzdeki bir çok kazanımın oldukça çetrefilli yollar kat ederek kazanıldığını unutmuş görünüyor olamamızı nasıl açıklayabiliriz.Sosyolojide yaşamın daim devinime uygun var olduğunu anlamış olmalıyız.Bu süreç biraz sosyal evrimin bir sonucu olsada çoğu temel dayanağını insanın yaradılış doğasından aldıgınıda görebilmeliyiz. İnsan denen canlı daim gelişmeye açıktır .Onun doğal sevisel yaşamında bir çok pürüz devam eder olsada içten içe bir iyiye doğruya güzele ulaşma amacı daim toplumsal varlığına eşlik edecektir.
‘Yaşamak isterim bir ağaç gibi tek ve hür,bir orman gibi kardeşcesine. ‘Nazım Hikmet Ran.
Nefes almak yaşamakmı bilmiyorum.Sensiz olmak bir nar ağacının meyvesinde
Seni hatırlamak.
Öznesi sen olan şiirler yazmak kendine.Anadan babadan ötede seni görmek penceremde.
Ah ne yapabilirizki azla yetinmeliyiz .Azca sevmeliyiz hayatı
Düşüncesiz sözcüklerden azca anlam çıkartmalı.Azca sevişmeliyiz gecenin yanlızlıgıyla.
Kimi seviyorsak azca sevmeliyiz.Azca üzülmeliyiz göçüp gidenlere.Ah bir kara tirene binip
Lokomatifi kırmızı çizgili olanından.Keyiflice umut etmeliyiz ölüme inat.
Kırlgan ruhlara sahibiz. Akıp giden bir ömrüm arınca misali ezik canlılarıyız.İstediklerimiz yaptıklarımız özlemlerimiz bizi tüketmekten öte bir yere götüremiyor.Korkuyoruz sevmekten sarılmaktan bedenimizin bize yüklediği baş edilmez dürtülerden.
Bu iş böyle olmayacak sevdalanmak kötü bir şey anladım.Irak şehirlerde kaldı tüm özlediklerim.Sende ırakta kalanlardan oldun biliyorsun.Yorgunum.Uyumalıyım şimdi.Bana kendini anlat uykuda bir kırmızı gecelik üzerinde olsun. Birde çilek rengi küpeler kulağında. Şiiirler okuyalım toprak kokan şiirler. Ölmek ırak kalsın bir adım. Sen akdeniz gibi ürkek bir ıslaklık içinde. Tüm devrimci sözcükleri yaşamın kadınlar içindir biliyorsun.Kadınlar hep ıraktır asıl hikayelerde.
Aniden bir sarsıntı oldu. Camlar titremeye başladı .Oturdugu koltuk kontorolsuzca dipten gelen sarsıntının etkisiyle onu sarsıyordu.Yer sarsıntısı birkaç saniye devam etti.Sonra durulur gibi oldu.Aniden yeniden hızlandı korku ruhunu baskınkınlamışken neyseki sarsıntı sakinledi.İhtimal Akdenizin dibindeki yer kırığı gerilim boşaltıyordu. bu gerilim boşaltmaları Alanyayı bir gün yerle buz edecek diye düşündü . Korku ona binayı terk etmesi gerektiği düşüncesini getirdi. İnsan denen canlı geçkin bir yaşta olsa dahi yine yaşamda olmak istiyor. Miladını doldurmuş yılgın bir binada olmak onun çökme riskini bilmek tüm bu gerçekliğin yanında ne zaman vuracağı belli olmayan bir yer sarsıntısının olasılığını beklemek korkuyla sizi arkadaş yapıyor.
Kimselerin önemsemediği insan tipleri içlerinde büyük bir olgunluğun hükümdarı olmuşlardırda bunu pek anlayamayız. Bizim için önemli olan kendimizin üst gözükmesi egomuzun cilalanıp üstlerde dolaşması. Ah zavallı insan ne çabuk unuttun korkularını ne vakit düştün o benlik kibirinin çukuruna. Sıska bacaklı bacaklarına ne vakit geçirdin ince ten rengi çorapları kimi sevdin niçin sevdin neyin peşinde tükettin koca ömrünü. Bilmiyormusun ölümün erken geldiğini en az duyguların anlık olduğunu .Varsa ruhundaki zerrei miskal merhameti niçin çoğaltmanın yollarına bakmıyorsun.Bir şey olacaksa zaten oluyor. yaradan açıyor kapısını nasiplenmenin.Egiliyor kudretin önünde mazlumların başı. İnsan toprağa basarken yaşarken korkuyor incitmekten o bizi saklayan muazzam varlığı. Her şey iyi gitmiyor diye düşünüyorsak o sana bana göre bir algı oluyor bilmelisin. Eger bir kapı kapalıysa bilki bir başka azap kapısınıda kapatmıştır mutlak güç. Olmuyorsa olmuyordur. Vardır bununda bir gerekçesi.Bir hükmedeni .Uygun bulanı.
Kalabalıklar aynı zamanda yetmezliklerinde otağı oluyor. Egitimsiz insan yığınları yitik ömürler yetmezlik içindeki hayatlar.Neyi niçin istediğini bilmekten aciz dar kafalar.Ah nasıl olacakki bu cendereden kurtulmayı başarmak .Özgürce istediğin bahçeleri kurmak .Hangi düşünce seni alacak ömrünün baş mimarı yapacak.Kim çağıracak seni özgürlüğün sokağında dolaşmaya.Neyi niçin bekliyorsun anlat hadi.Hep ötelediğin arzuların ne zaman yaşamının rutini olacak senin.Sahip olmak istediklerin yada sahip olr göründüklerinin sahipliğini gerçekten kendinmi sanıyorsun.Neyin kavgasında olduğunu hangi hiçliğin gırdabında yitikleştigini niçin anlamıyor o çok dikleşen aklın.
Evet kendimizce kurmuşuz acının sofrasını kendimiz ruhumuz çarmıha germişzi.Cuma günleri koşarak gittiğimiz ibadet haneden yine koşarak çıkmışız kapısından olasılıkların.Kimi niçin ötelemiş şaşkın yüreğimiz.Niçin ekmekleri bölüştürmeyi başaramamışız.Ah o esmer saçlı kadınları niçin sevememişiz kardeşcesine.
Kendi sepetindeki zehirleri niçin görmek istemez bu insan denen canlı .Neden hep karşısındakinde aramayı sever yalanlarını yaşamın . Kim kimin yüregine hançeri saplamıştır görmek istemez. Hani kalıpcıl bir söz vardır ‘ Yalanı sevmem ‘ Kimbilir belkide o sevmediğimizi söylemeyi görev bildiğimiz yalan hayatın lokomatifidir. Dönüp bakalım arkamıza zamanın miskin haksızlığına inanmayalım. Nerdeler birlikte sofralara oturduğumuz sevdiklerimiz. Nerde o yavan unvanları hayatın. Kabalık olsada dolaştığımız sokaklar o ırak şehirde bir sandalyede oturup çay içtiğimiz zaman. Artık yitik ömürlerden ardıl bir hikayede belliki kimsesiziz.
Her sabah kalkar hızlıca hazırlanır kendini dışarı atardı .Çalıştıgı hastanenin eve yakın olması tek şansıydı .Bir vakıf üniversitesinin hastanesinde fizyoterapi servisinin koordinatörü olarak kendine iş bulmanın sevincini yıllar önce yaşamıştı düşündü tam on yıl oluyordu okulu bitireli iş bulması evlenip bir erkekle yaşamını birleştirmesi dünyanın karmaşasına dalıp içinde kaybolması. Sıra dışı bir ruha sahipti olurun ötesinde bir arayış içinde gibiydi .Eşiyle bir gün bir çilingir sofrasında demlenirken. Rakının ruhuna verdiği rahatlıkla akıl dışı sayılacak konulara girmişti. Toplum umut ahlak hepsi birbirine karışmış Laf alıp başını azgınca çatışkıyı sofraya meze yapmıştı. Ne dersiniz kendince yaşamak insanmı haklı yoksa ona nasıl yaşanması gerektiğini dikta eden toplumun hükümdar varsallarımı.
Eger emekçi sınıfındaysanız sizi toplum avam olarak görür.( Böyle olunca kendinizi ifade edemezsiniz. Hastanelerde hekimler mahkemelerde yetkililer makam sahipleri özellikle kapital toplumda sermaye ve mülkiyet sahipleri kendini farklı ve üste görürler. Birde cehaletinden habersiz tiplerde vardır. Bu tipler hep üst perdeden konuşurlar kendilerini önemli bulurlar.Hele bir iki ülke gezme fırsatları olmuşsa daha bir azgın davranış sergilerler. Gerçek şudurki yaşamak herkese farklı deneyimler sunuyor. Kimileri aklın almayacağı kuralları red edebilirken çoğunluğumuz bu yapıyı kült olarak yaşamın vazgeçilmezi olarak görebiliyor.Dogrusu yaşamımızın en büyük özelliği sınırlarının olmasıdır.Biz bunu görmezden geliyoruz.Sınırsız bir ömre sahip değiliz oldukça kısıtlı bir özgürlük bize uygun bulunmuş .Bu uygun bulma otoritesi nasıl olmuş oda bırakın siyaset bilimcilerin işi olsun. Biz hayatı anlamaya çalışırken zaman akıyor.Birey olarak hayat bizim için geride kamış bir hikaye oluyor.
Cehalet Hükümdarlıgı .Ne yapacağız nasıl edeceğiz yıkacağız bu cehalet hükümranlığını.Tabi önce kendimizden başlamalıyız. Dogruyu kendimize göre değil gerçeğe göre yansıtmanın arayışındı bulmalıyız.Tabi burda gerçekte kişiden kişiye hatta sınıfsal yapıya değişkenlik gösterebiliyor.Siz bakmayın ‘gerçek tektir ’safsatasına gerçek bir çok gerekçesi vardır o gerekçelerde her zeminde aynı değildir.Bir eylem bir ortamda ahlaksızlık olarak görülürken bir başka mecrada doğal bir yaşam ekinselligi olarak düşünülebilir. Tanrı çizgiyi çizer size kutsiyetiyle yön verir. Sizi kalıba sokar. O kalıp doğal ve sevisel yaşamı size kır çıçıkleri gibi önünüze açar.Açmış bir bahçede yaşamı kacaklamak sevmek özgürlüğünü rengarenk çiçeklerin. Yıkmak korkusunun cehaletin. Usulca yanaşmak bilgeliğine mütevazı bir ruha merhaba diyebilmek. Açmak sofrasını toprak damlı evin. Güzel kadınları ve işçi kadınları bir başka sevmek.
Geçen yaz her zamankinden farklı bir yazdı .Kimsenin aklına gelmiyecek herkesin saklı tuttuğu sapkın hayatların kara çallı yolculuklarında bir iz aradı. Kim neyi niçin tercih ediyordu.Dogal bir hayatı kim elinin tersiyle itmiş kabul edilmez çatışkıların hükümranlığına boyun eğmişti. Eşcinseller fahişeler yuvasını terk eden öngörüsüz kadın suliyetleri kişiliğini yitikleştirmiş kara çallı ruhlu erkek kırıntıları her şeyi kendi karanlıklarında saklar görünselerde yaşam korkusunu salıyordu ruhlara. Şehrin en büyük caddesinin en bilinen bankalarında veznedeki kadın geçkin yaşa takıntısına kapılmaktansa kendini yapının has figürü olarak görmeyi girdiği siyah ince çorabı kısa sayılacak siyah keten eteğiyle kadınlığını ortaya atan cesaretini izletmeyi başartıyordu. Kim nederse kim ne düşünürse düşününsün görülüyorki bu hayat günahlardan başka bir yoldaş kabul etmiyor gibi.
Yirmibirinci yüzyılın en büyük handikabı öngörüsüzlük oluyor.Bu süreç yaşamın tüm ilişkilerinde kendince öne çıkıyor.Kim neye daha yakın kim önceliği neye göre belirliyor.Kim hangi fantastik davranışı kendince başarı görüyor.Anlamakta zorlanan bir zaman devimini bize burdayım dedirtiyor.Evet korkunç bir öngörüsüzlük hepimizin yaşamını etkiliyor hiçbir şeye yetişemeyen milyarla insan kendi içinde mahkumlaştıgı fanusu kıramıyor. Ruhlar büyük bir dağın altında ezilmiş köy mahalleleri gibi artık ayak basılmaz ne istediği anlaşılmaz yıgnlara dönmüşler.Bedenen ölenler bir yana ruhen çökmüş kuru iskeletlerin sahipleri olmaktan kurtulamamanın gafletinde tükeniyoruz.Ah bu hayat böyemiydi aslında nasılda büyük dertleri öteleyip küçük sıkıntıları kendimize dert diye örgü yapmışız.Üzerimize girdiğimiz biz koruyan tüm katıklarımız boğazımızda düğümleniyor.Yaşamak bu olmasa gerek diye düşünüyor insan.
Nasıl unutabilir insan siz söyleyin. Birlikte hayatı kurduğu yitenlerini.O sofra şimdi öksüzmü kaldı bilmiyorum.Kim kırdı camlarını yolcu arabasının.Kim saldı korkuları ortalığa.Kim bıraktı sevmeyi o esmer bakışlı umudu.Anlat bana olurmu seni kim kirletti kavgalarında yalanın.
İçinde olduğumuz hayatla örtüşmeyi başaramıyoruz. Daim bir çatışkı ruhumuzu incitiyor.Tüm kuralalr bizi .ı. çocuk olmaya zorlarken aynı zamanda suskunluğa bizi mecbur bırakıyor.Belki bunun içindirki farkli nefes almayı başarabilenler tüm toplumca ötelenir olsalarda içten içe bir kıskançlığa muhatap olabiliyorlar. Sevmeyi eyleme geçirebilenler hayatı daha bir dolu dolu yaşamayı başarabilenler oluyor.Çogunlugumuz kendi içsel çatışkılarımızda nerde durmamız isteniyorsa orda beklyoruz.Hayat bu olmamalı.
Yine aynı sözleri söyledi ,aynı bakışları saldı derinliğine ruhunun.yine ayazca yaşadı kadınlığını kuru ve itici bir tende şehvet aradı. Sonra o eski kapılı evde sıvaları dökük sözcükler türetti yanlızlıgı.Çok geç kalmıştı yaşamak için ,saatleri sayılı nöbetçi askerler gibiydi. Dünyanın yarısında hoyratça sevildi kadınlar ,mevsim yaza aşina. çimler ve gelincikler açmıştı kara yazılı köylü kadınlarının dişiliklerinde. Sustu hiç konuşmadı anımsıyordu çocukluğunu toprak damlı evi. Orda güvercinler uçurturdu mavilerinde gökyüzünün.Hiç yaklaşılmaz sevdalar eskitiridi uykularında kimselerin bilmediği.Sonra devrimci sözcükler ezberlettiler ona polisin sık sık kimlik sorduğu.Uzun bir aradan sonra oldu herşey ,yanlızdı ve ölüm onu unutmuş gibiydi.Kirli döşeklerde günaha girdi o masum bedeni kimseler tanımadı.şimdi dutlar olacak zamanı geldi ,serçeler sevinçlenecek .Ölüler bilmeyecek geldigini yaz sıcaklarının , aslında herşey aynı biliyoruz.Sadece umutlar değişiyor farklılaşıyor saç örgülü kadınların yok artık .Şimdi sarı boyalı saçları ile ürkek karanlıklı kadınlar dolaşıyor gecede.Ah seni arzulamak terör eylemi gibi büyük suç .Ahlaksızlık .İnan bana ben bu ahlaksızlığa dünden razı olmuşum .Ama buda bir yalan olsa gerek .Seni sevmek istemem.
Bir ramazan günü akdeniz bölgesinde konuşlanmış bir cemaat gurubunun akşam iftarına katıldım (iftar oruç tutanların akşam ezan okundugunda (gün bitimi ) birlikte oturdukları manevi hassasiyeti olan sofra. )Orda iftar sonrası sohbetlerde gözlediğim şu olmuştur. Dostlar inanın tarikatların topluma verebileceği bir kültürel ocak yok görünüyor.Sıradan insanların kümelendiği ilmin görünürde var derinlikte yok olduğu bir yapılanmayı hissettim. Evet dostlar günümüz cemaat yapılanmaları bizim bildiğimiz ilim birlikteliğinden ırak bir yolun yolcuları olmuşlar gibime geliyor. İnançlı olmak iyidir gaflette olmaksa felaket.
Yagmur yağıyor Alanya kendince sakin bir uslu çocuk gibi .Bu gün Pazar Pazar olması evde olduğunuz anlamına geliyor.Ceza evlerinde ihtimal görüş günüdür.Solgun bakışlı kadınlar bekliyordur kapının önünde.Saçları uzamıştır umudun.Af çıkacakmış öyle diyorlar. Bir ölüler geri gelemez artık .umut etmezler bir kahvaltı sofrasında oturdukları sandalye yanlızdır ölülerin. Gülümsemeleri acıdır geride kalanların. Ar damarı çatlamış yalanlar kendince avuturlar sevdalarını yitenlerin.Özgürlük belkide nefes almaktır. Yıkanmaktır nehirlerinde memleketin.İsimsiz kadınları düşlemektir .Evli ve yalnız kadınlarını gecenin.
Erkence öldü umut. Kimsez kediler gibi sakladı sözcüklerini zamanın .İsimsiz bir şehirde sakince bekledi ölümü.Ah hikayeleri karanlıktı işçi evlerinin. Sevdalanmak zor işti anlayacağınız bu umutsuzluğunda var olmanın.
Zamanında atmanız gereken adımları atmazsanız geride kalmanız kaçınılmaz oluyor.Sizin geride kalmanızı keyifle izleyen kendini önemli gören birileri mutlak vardır.O birileri bırakın kendilerini sizden akıllı sansınlar.
Biliyormusunuz hepimizin yaşamınızda kendini üste gören birileri mutlak vardır o birileri dönek siyasetçiler gibi kuralsız amaçsız yaşamın degerlerinenden bihaber ama cepleri dolu kafaları boş kaldırım yosmalarına inat kendi ruhlarını fahişeleştirmiş zavallılar olarak varlıklarının farkında bile değillerdir. Ne yapalım düzen onlardan yana. Hani zaman zaman birileri demiştir ‘ Bu düzen değişmelidir ‘ diye ama düzeni değiştirmek hiçbirimizin papucunun izine yoldaş olamıyor.Bizim gibiler ancak düzenin çarklarında ezilmeye mahkumlaşmış yılgın atlar gibi nefesi kesik kalmış gerilerde tükenmeye mahkum bıralılmışızdır.Tanrı bizleri kutsasın bu yalan dolan dünyanın çilesinden inançkarları korusun.Tanrının cennetini beklerken bizleri bu dünyanın cehenneminden azat etsin.
Sevmekte para istiyor aşksa hastalığını paranın gücünde saklıyor.Şöyle bir bakın çevrenize yaşamdan kopuk insanlar hep üstlerde kendilerine yer buluyorlar.Çünkü çocukluklarından gelen bir zenginlik gücü onlara eylem rahatlığı vermiş.Yoksul aşkları öylemi dersiniz.Niçin hayatlarının baharında gençler acımtırak şarkılara mahkum oluyor dersiniz. Hele okuma yazma sevdalısı olanlar farkındamısınız dünyanın en havalı ödüllerini alanlar çoğunluk zengin ailelerden geliyor. Siz hiç proleter bir yazarın Pirestijli bir ödülü aldığına şahitlik ettinizmi. Yok böyle bir durum hiçbir güç üzerinde tepinmeyeceği eşeğin önüne saman koymuyor.Onun için ödül almayı çok önemsemeyin. Şöhret birazda soytarı tipleri seviyor.
Acıdı biliyorum yüreği vakitsizdi bu ölüm. Yorulmuştu kısık bir sesti içindeki özlem.Anladı evet anlamsızdı tüm arayışları.Oşehirin kıyısında akan nehirde yıkandı umutları.Hiçbir güneş kurutamadı bu ıslaklıgını.Biliyordu toprak herşeyi örterdi.Günahları ve yalanları saklardı toprak,Masumca bakıştığı hayatla hiç sevişmemişti yüreği.Ah o hiçbir yere ait olmama duygusu yokmu.ahişe kadınlar gibi yorgun ve kimsesiz.Hani gül ağacından kovulmuş kırmızı bir renkti o.Belki böyle anlamlanırdı tüm sakladığımız günahlarımız.Sırrımız konuşamadıklarımızda gizli biliyorum.Anlatılmayan hikayelerde gizli .Ve ölümleri gecenin karanlığında bizi bekleyen.Işıkları sönerken sakladığın umut.ırakta bir yıldız gibi gizlenen .
Sözcükler çok önemlidir çünkü tanımlayıcı özellikleri vardır bazılarına daha çok anlam yüklesekte hepsinin sözde yazıda büyük bir değeri vardır. Agızımazdan çıkan sözcüklerin anlamları onların alfabedeki simgeleri ile yazıya dökülür vücut alır kültürü yaratır .Sözcüklerle barışık olmak lazım.
Gece boyu yağan yağmur güneş doğunca kendini o sıcak ışıkların gizlerinde tüketmiş oldu. Alanya kasım ayının bu ayaz günlerinde güneşin ışıklarını gökyüzünde misafir etmenin keyfini yaşıyor.Bir kaç gün önce akdenizden kaynaklandığı söylenen yer sarsıntısınında korkusu yerini kanıksanmaya bırakmış gibi.Herkes kendi rutin hayatının kavgasında silahsız askerler gibi yorgun bir bekleyişin içinde.
Ekmegimi kazanırken çalıştığım kurumda bazen önemli sorunları görmezden gelip basit konuları ciddiyete taşıyan tipleri gözlemlerdim. Sonrası baktımki bu yaşamın her adımında böyle büyük kavgalar uslulandırılırken yitik sorunlar üst perdeye taşınabiliyor.
Yetmezlik içinde olunca kendinize birv sığınak arıyorsunz o sığınağın sizi huzura kavuşturamayacağını özellikle kapitalist sömür düzeninde insancıl duyguların yeterli olamayacağını çok sonraları anlamış olsanızda bu sizi düz bir yola çıkarmaya yeterli olamıyor.
Biliyormusunuz evliklerde bu durum daha bir belirginleşiyor.Çatının altında sizin ömürce anlayamayacağınız hikayeler sizin ruhunuzu törpülemeyi başarıyor. Bu birazda kabullenişin bir sonucu olabilirmi diye kendime sormadan yapamıyorum. Hani şair demişya ‘ Kadınlarla yatıyorum birde kadınlarla yattığıma inanmam gerekiyor ‘ Turgut Uyar.
Hani derler ya ‘aklımda deli sorular’ Bu durum benim içinde öyle önüme getirilen tüm resimlerde puslu bir yitiklik hissediyor ruhum.Bu niçin böyle oluyor sorusu beynimin içini kemiriyor.Yaşam birilerinin öncül kılındığı birilerinin ötelendiği işin ilginci öncül olanın hep üst perdeden konuştuğu bir hikayeyi dinletiyor ömürce. Suskunluk çok büyük bir yanılgıdır üçüncü kitabımmın adını Konuşulmayanlar olarak düşünmemin içselinde bu duygunun bana verdiği yüke belkide katlanmak için düşündümüşümdür.
Herşey ablasının ikibinonbirde ölümüyle ciddileşti onkolojik tüm olasılıklar yerini beklenen muhtemel sona bırakmıştı .Düşündü Alanyanın Toros dağlarının yamaçlarındaki yorgun kabirligin bir mudavimide ablası oluyordu.Daha sonraki zaman diliminde bu sürece daha bir çok ölüme tanıklık ederek şahitlik yapmıştı. Ah siz biliyormusunuz zamanın çok acımasız olduğunu .Aklına çocukluğu geldi Diyarbakırdaki o toprak damlı evde yaşadıkları umutları .Anladıki ailede ölümle yitikleşenlerin ardından hayattan vazgeçilmezsede o hayat artık güleç bir ruhu beslemiş olamıyor. Kaybettiklerimizin hasreti ruhumuzun közleşmesine sebep oluyor.Biz yaşadığımızı var saymış oluyoruz.
Yaşama sınır koymak olmuyorda tüm öğretiler bizden bunu istiyor biliyormusun.Bence gelin önce kendimize sınır koyalım.Ruhumuzu dizginleyelim.Tanrı bizden hoşnutlansın. Huzur hücrelerimizi beslesin. Sonra ne olursa katlanılır olur. Açık bir zihin her soruna bir çözüm bir kabullenişi gösterir. Esas olan kendini tanımak kendine sahip çıkmak olmalı. Yaşam o zaman inanın kolaylaşacaktır.
Tüm yanlızlıgımla sevdim seni yanlızlıgım
Kapıda bir köpek gibi sadık senindim ben
Şehrin en yorgun binasında uyudu bedenim
Rüyalarımda sen vardın sendin içimdeki karanlığım.
Ah tüm kadınlar kovdu beni hayellerinden haklılardı tabi kim ister kimsesiz yalnız bir hikayesinde var olmak zamanın.
Düşünce aslında eyleme geçmenin birinci adımı oluyor.Onun için daim düşünce tepki çekmiştir.Düşünce karşıt görüşlerede ortam hazırlar.Alanı genişletir umudu çoğaltır.Yada düşünüleni tehlikeli alanlara iter. Biliyoruzki bir toplumda derbe yemek istemiyorsanız o toplumun çöplerini iyi tanımalısınız.Her çöplük içinde birazda katık saklar.Sizi o katığı alın paklayıp belleğinizde sofranıza katık edin.Yaşadıgımız toplum neyse biz onun hikayesi olmayı becerebilmeliyiz. Ötesi yoktur bu işin tavuk kümesinde keklik gibi ötemezsiniz.
Bazen çok şey değişir siz değişemezsiniz. Degişmenize musade etmezler.Siz diplerden kurtulmak istedikçe tekmesallar sözcükleri asalak kişilikler. Oluru olmaza bırakır ruhunuz.Beklersiniz vazgeçmişsinizdir bu yaşamı sorgulamaktan. Biliyorsunuzdur merak etmek ve sorgulamak sizi ötelere taşır vazgeçen bir ruh ilerlemeyi başaramaz.O nefes alan bir ölüdür artık.
Bir topluluğun bir üst kültür olabilmesi ortak değer üretmesiyle ilgili bir durumdur.Bu süreç insan ilişkilerindede böyledir.Birlikteliklerin rasyonel bir gerekçesi yoksa duygusal rüzgarlar çabuk dağılır ortada bir enkaz kalır.Siz birey olarak ya o enkazın altında ezik bir ömür sürersiniz yada kaçarak kendinize bir nefes ararsınız.Kaçmanın sorunu çözemediğini çok iyi biliyoruz.
Birilerinin sizden daha kötü görünmesi sizin çok daha iyi olduğunuz anlamını taşımamalıdır. Görünenle gerçekliğin uyumu çoğu zaman mümkünlülük seviyesine gelemiyor.Çok şey görünenden farklıdır bu ömür denen hikayede.
Hadi katılalım düşünceye ışıklar çoğalsın heybemde zeytin ekmek.Sevdası memleketin dagılsın kara bulutlar kadınlar gülümsesin.Renklensin başakları tarlaların gelincikler açsın.Katıksız gerçeklikle umut ısıtsın gecenin ayazını.Lacivert bir tutku içimizde gülümseyelim hayata olurmu.Haydi gel kadınım yaşamayı seçelim bu ülkede.Bak ölüm vakti geliyor halbuki bahar geldi memlekete hayallerde düşün sevinçlenmeyi artık.Düşünmek tohum ekmektir toprağına umudun. Ekmegi bölüşmek gibi sularda paklanmak gibi.
Binim yaşadığım toprak damlı ev şimdi kendini özletiyor. Çok şeyin eksikliğinde umudun sonsuzluğunda bir garip çocukluk geçirmişim.Biliyormusunuz ben babamdan hiç harçlık aldığımı hatırlamam. Eger büyükleriniz size harçlık verebiliyorsa siz şanslı bir ailede yaşamış oluyorsunuz.Şans dedikleri kavramdan benim hiç haberim olmadı.
Kısık bir gecede yaşadı sessizliği. Günahkar bir ruha sahipti. Gürültüleri pencerede takılı kırmızı kiremitli evde aşk neyse ötelenmişti.Düşündü çok tehlikeli bir yolculukta bindi kara tirenine yanlızlıgın. Gitmesi gerekti ıraklara. Bilirim işçiler mazlum yaşar kadınlarda öyle işçi kadınlar ve işçi erkekler güneşi kucaklar karanlıgında gecenin.Çocuklar sever gülümsemeyi .‘Gülmek devrimci bir eylemdir’ öyle derler.Bilirsin en büyük devrim ölümdür yada korkmaktır özgürlügün heybetinden.Kırılgan sözcüklerde anlatılan yalan hikayelerinde kalır umudun.
Düşünmek ve sorgulamak büyük bir eylemdir.O derece tehlikeli dikenli taşlı yolda yürümek.Özlemek gibi kanatası bir yanı vardır sevmek gibi zor bir iştir arkadaşım.Gün batımlarında hüzünleşir gece . Dört duvar arasında seninle geçkin hikayeler-den bana anlattıkların kendince.Bir sabah kapı çalınmış ortalık dağınık varı vermişsin yanlızlıgıma.Yıkık köylerden soguk şehirlerden arda kalan ne varsa heybende. Döküvermişsin ortalıga bilirim özlemişsin yoksullugu acıyı ve hasreti.Haydi anlat bana nerdeydin ne yaptın.Büyük göçer yolculuklardan tozlanık üstün.Esvabın hiç değişmemiş.Ankara garında bıraktıgım gibi.Yıkık sözcükleri konuştuğum.Anlattıgım bu ülkenin renklerini kedilerini kuşlarını çocuklarını.Gün batımlarında özletir olur yılkı atlarının koşturmacası.Birde umutları dogan günün.Bir sabah kapı çalınır başlar yolculugum.
Sürüleşmiş yıgınlar ve mevki sahipleri hiçbir şey anlatmayan karanlıkta tüketiyorlar umudu.Sen bilmiyorsun bırakıp gitmek lazım şu dünyayı.Yıldızlarda bir yer bulup Işıltılar katmak lazım umuda.Sonra ekmegi eşit dagıtmak lazım.Güneşe ey vallahda yıldızlarıda bilmek lazım.Bu böyle olmayacak çünkü sular kirlendi.Tarlalarda ekin yok köylüler sevişmeyi unuttu toprakla.Bir yıldızlar özgür birde yalanlar.Sen bilmiyorsun yanlızlıgın ne olduğunu.Kalabalıklardaki hiçlik duygusunu.Hani kimselerin olmadıgı bir yerde bir ögle üzeri sofra kurmak çagırmak tüm kadınları .Hikayeler dinletmek hiçbir şey anlamayan karanlığa Bir ışık vermek.
Ah yoldaşım Gün gelir kara bir sis dolar gökyüzüne. Acıdır ölümdür kapıyı çalan.Yavan bir yalandır artık ömürce peşinde koşulan.Ben seni sevdim diyemem yok öyle bir şey.Sıcaklıgını özledim senin ırakta bir köşede bekledim. Olurya belki gelirdin nisan yağmurlarında.Çocuklar gibiydim çok özledim.Ben seni yurt gibi sevdim toprak gibi.Ekinler ektim ovalarına bir ben bildim.Ben özgürlügünü sevdim senin hırçın bakışlarını.Islandıgım göz yaşlarını sevdim hiç sevmedim seni sarılıp sevişmedi yüreğim.İşçiler mazlum yaşar bu ülkede .Birde işçi kadınları özledim.Fabrika vardiyalarında geçen öümür. Sokaklarda acısı var mahkumiyetin.Nerde o ışıkları sıcak ülke parklarında özgürlük şarkıları söylenen.Halbuki tanrı şahittir görüyorum beni terk edip gitmiyor hüzün.Ben geceyi bekliyorum saklasın beni koynunda.Aglatmasın sözcüklerini şiirin.Gün gelir anlamsızlaşır gün.Ben seni hiç sevmedim bilirsin.
Birgün çekip giderim biliyorum. Geride eksik kalmış sözcükler kalır.Yazamadıgım şiirlerin yetim duruşları korkunç ahlaksız soytarı tipler gülümserler arkamdam.Biliyorum tüm köylülerin tarlalarını gaspetmiş yobaz cehaleti eşkiyalagın.Ama onu bilmiyor kara bakışlı fahişe kızları gecenin.Karanlık hiç bırakmıyor sabahı. Özgürlügün kanatları kırılmış .Artık yolun sonundadır hikayesi ömrün.Ah nasıl üzülmem ben.Nasıl özlemem devrimci duruşunu yoldaşlarımın.Ben nasıl düşünmem bu memleketi kızıl bir elma hikayedir özlenilen ah soyunup dökünen hasret.Bir ramazan gününde oruç tutuyor umut. Neyi yasaklamışsa tanrı onu özlüyor gençliğim. Ah bir gün alıp başımı avuçlarımda senin yokluğun .Korkunç bir özlem kalacak geride kimsesizliğimden seni bırakacağım kendi hikayende.Çekip gideceğim ayakablarım kapı eşiğinde.
Anlatamadıgım neyse yanlızlıgım odur.Bir yerler aradım ikimize öyle çok ırakta değil.Yakında bir yerde acılarıma köz olan o gecede.Gidişin yokmuydu hani bırakıp sıcaklıgını kendince.Sonra mavi okyanuslara anlattım seni hani bilirsin.Aglaşır oda kapı sessizleşir yatakta ayazı kışın.Sokak ürkek bir karanlıktadır sıgınırsın kendine.Biliyorum korkunçtur ölümün arkasında kalmak.Issız gürültüler yaşar göçkün hasretler.Bilirsin çok sevdim seni mevsimler kadar değişken.Gidişleri vardı umudun senin gibiydi kimsesizdi.Çokca ölümler kabullendi ömür çaremiki.Sensin gel diye kaçırdıgım yolcu.Bekliyorum tiren garında o şehirde.Biliyorsun seni çok sevdim mevsim kıştı.Gelen ölümdü gördü yüreğim.Seni okyanuslara anlattım lacivertti gece.
Özgürlük aslında toplumsal içerikte doğal bir yönümüz değildir.Özgürlük kabul edilenle sınırlı yaşanan modern toplumda işin özü bir kandırmacadır. Özgürlük sadece size sınırları içinde bir pay verir. O sınırlar belirleyense sadece a değildir.Kültür Ekonomik yapı Aile ve bu süreçte ruhunuzun kabul gördüğü kalıpların hacmiyle direk ilgisi olan bir gerçekliktir.
Bu Alanya ilginç bir şehir şehirmi kasabamı onuda bilemiyorum.Yukarda Cikcilli kabristanındayım tüm kabirlerin üstünde degişik şehirler yazıyor.Sanki garipler mezarlığı gibi.Alanyada şehre yakın mezarlıklara sözü şanı bilinen ailelerin ölüleri defnediliyor.Bu ülkenin her tarafında böyle.Neyseki toprak aynı toprak kabirlerin üzerlerindeki mermer şatafatın ölülere bir faydası olmadığın hepimiz biliyoruz. Ölünce ruhun bedenle irtibatı oluyormu bilmiyorum. İhtimal ruhlar hayal dahi edilemeyecek bir meçhuliyetin içinde var olmaya devam ediyorlardır. Belki orada o mekanda (berzah alaemi ) Tüm sevdiklerimizle birlikte olacağız.
Degerli dostlar inançlı olmak iyi bir durum olarak düşünülmelidir.Böylesi özel yaratılmış bir canlını bedeni çürüyünce yokluğunun sınırsız olacağını düşünmek pek mantıklı olamıyor. Burda şöyle bir durum var.Dini eylemler farklıdır ölüm ve ötesinin filli gerçekliği farklı .Bunu idrak edebilenlere ne mutlu. Bilmeliyizki eğer bizi yaratan bir mutlak güç varsa bizim ona inanıp inanmamamızın hiçbir önemi yoktur.
Ruhumuzu yönlendiren yada ruhumuzdan beslenen tutkular bizim onları kontrol etme becerimiz olmadığında kadere dönüşür.Tanrı kaderi çizer onun yolculuğunu ve olasılgını bize bırakır.
Tüm renkleri yitikleşti bu mevsim mavi bir yıldız vardı tepede. Nehirler acı akıyordu kadınlar ıraktı doğumlarından umudun.Issız bir yıkılıştı bu.Nerdesin demenin anlamı yok kırmızı güller açsa ne olacakki.Ben seni sevdim diyemem.Ama alıştım sana papuçlarımı boyadım sen giderken perdelerin kapattım gecenin.İşsiz erkeklere anlattım kavgalarımı.Hani devrimler yapacaktık o güneşin ısıttıgı mevsimde. Biliyormusun sen çok sevmedim ben ama aradım bir kırmızı gülde.Bir sıcak çayda ısttın yüreğimi.Tüm renklerimi karattı gidişin.Ben bekledim toprağı ve ölümü.Sen gittin güneş doğmadı yağmurlar ıslatmadı göz yaşlarımı.Bir karanlıktı umut yitikleştim gittin sen.
En iyisi sevmeyi bırakmakmı bilmiyorum .Sevmeyi bırakınca anılardan vazgeçmiş olursunuz gibi geliyor insana .Anıların olmadığı bir hayat kökü sökülmüş bir ağaç gibi yavaş yavaş tükeniyor.
Önce ıssız bir sakinlik sardı odayı .Kırık bir vazo gibi bir çiçekti solgundu.Özlüyordu.Artık konuşacak onunla sohbet edecek bir kedisi bile yoktu.Yanlızlık onun hep korkularını beslerken.Niçin dedi niçin anlaşılır olamıyorum. Yırtık bir perde gibiydi onun penceresi kapatıyordu ışıklarını güneşin.O karanlığa mahkum bir fahişe gibi kabullenmişti yanlızlıgını.
En kalabalık aileler en yılgın ömürlerin müdavimlerini yaşatır olmuştuda bunu anlamakta zorlanıyordu. Kimbilir belkide hayatı sonsuz sandı .Her saat başı aynı haberleri veren izlence araçları gibiydi gördükleri .Kim bilebilirdi kim yol gösterebilirdi sakince kabulleni verilmiş bir kaderin alnında yansıttığı çizgileri kim silebilirdi.
vazgeçmeyi bilmeyen.Bana ırak bir hikayede bir kelebek olup kısa bir Özgürlük militansı bir ruh istiyor.Sorgulayan isyan eden. Gölgelere savaş ilan eden opeletsiz askerleri bekliyor hayat.
Birileri sizi önemsiyor ve sizi ödüle boğuyorsa kendinizden şüphe edin bilelimki üstüne binilmeyecek sıpanın önüne kimse saman koymuyor. Yaşamda sizi üzen sözlere muhtap oluyorsınız sorun sizde değildir. Birileri şımarıklığının cehaletinde basitliğin hiçliğinde tükenmişliği yaşıyordur. Bırakın bataklıkta böcekler kendileri gibi davranmanın keyfini yaşasınlar.Bazen keyif ölümden ötedir de farkedilmez olur. Bir sorun gider daha çetrefillisi gelir .Sorunun gider görünmesi sizin dışınızda gelişmişse onun sonucundan iylik beklemek büyük bir gaflet oluyor.Bir sorunu görmezden geliyorsanız o sizin ruhunuzu tüketir.
Bazen hayat öylesine tokat çarparki sizi kendinize getirdiği için Tanrı,ya teşekkür edersiniz.
Yaşamda kısıtlı bir alanda olma zorunluluğu varken ölümün gerçekliğinde düşüncede oldukça rahat olma şansını kendimize verebilirmiyiz. Bu sürecin adımlarında aile toplum töreler din gibi özgün verilerin etkisi ne olabilir. Yaşamda nerde duruyoruz. Dogrusu insan toplumsal bir canlıysa onun bireyselliğinin sınırları nerede bitiyor. Bizi şahsiyet olarak var eden etkenler ruhumuzu nerede nasıl besler oluyor.Toplummu yoksa kendince var olmak isteyen insanmı beklentide öncül oluyor. Neyi niçin ne kadar yaşayabiliyoruz.Toplumu onun hücresel varlıgı aileyi hangi döngü yaşatıyor.Sosyal bir varlık olarak bizi etkeleyen tüm kutsallarımızın başlangıç yada bitiş sınırı olasımıdır. Yoksa degirmende ezilen bugday başaklarımıdır toplumcu yanımızla halcemiz. Niçin ahlaksal olarak samimi olamıyoruz.İnsanca yaşam yolculugumuzda kurdugumuz uymamız istenilen yapılarda insanca hakça bir yaşamdan mahrum bırakılıyoruz.Ekmegi aşkı umudu niçin birileri kendi çarklarında yitikleştiriyor. İnançlarımız bizim kurtuluşumuzmu yoksa felakatimizmi oluyor. Yaşamın her sürecinde niçin yetmezlik içinde kalıyoruz. Baş edemedigimiz hastalıklar önleyemedigimiz sömürü düzenleri gerçeklerle bagını koparmış yanılgılar teknolojinin yetkenligindeki güçsel sınırsızlık yılgın korkular insan olarak bizi niçin mazlumlaştırıyor.
Toplumun dayatmalarından kurtulabilmek için kendimce çözümüm hayal kurmak oluyor. Yaşamda zaten bir hayal gölgesi degilmidir.
Bana hiç aşık oldunmu diye sorduklarında yanıtım gerçekçi oluyor. Evet zaman zaman kendimi hasta hissetmişimdir.
Farkındamısınız sabit düşünce bizi karanlığın içinde tutuyor. Birşeye tabi olmak aklı birilerinin gölgesinde tutmak bizi tekilden kopartıp özgürce düşünme becerisinden soyutluyor.Bu durumda düşünce baskının kölesi oluyor.Böyle düşünmelisin şöyle davranmalısın şöyle inanmalısın gibi kalıpların içinde iradeyi hiçleştiriyor.Dolayısıyla yenilik özgür düşünce bu iklimde kendine yer bulamıyor.Farklı düşünme o düşünceyi açığa çıkarma kabul görmüyor.Farklı düşünenin bu düşüncesiyle ufuk açma şansını bizlere verdiği görmezden geliniyor. Onun için toplumsal karekterimizde sağlıklı bir temele mualesef dayanmıyor.İçsel yada sosyal karmaşayı besleyen ana yanılgı inanın sabit düşünceylebeslenirken toplumsal yapıyıda oldukça hırpalıyor. Böyle bir iklimde yozlaşmış fikirler gerçekliği mümkün olamayacak yapılar kendini güçlü görüyor. Bir bireyin yada milletin hafızasında var olanın degişimede açık olabileceğini bilmek geçmişin her değerinin o değeri yüceltecek bir içsellige ulaşamamış olurunuda kabullrenmek yenilikten korkmamak yenilgie açık olurken özgün kültürel degerlerlede barışık olmak denklemi yerli yerine oturtmak ben ve biz içselligi iyi yorumlamak belkide hayatın ana akımına yön vermekte esas olur diye düşünmeyi becerebilmek. Bunu yapabilince var oluşumuzuda bir temele dayandırma cesaretini kendimizde bulabilmek.
Bir yazarın inandıklarını yazması gayet öngörülür bir durum ama bilelimki yazar inanmadıklarınıda yazmalı yorumu okuyucuya bırakmalı.Aslında her yazılanın değerini bir kuyumcu hassasiyetiyle okuyucu verir. Okuyucu okumak için değil o dünyada kendinden bir şey bulmak için okur.Özellikle edebiyatın deneme türünde bu işin doğasıdır. Bireyin doğanın ve toplumun bir paydaşı olması gidi bir deneme okuruda yazılanın konuşulanın yansıtılanın bir ana ocağı olarak görülür. Okurun önemsenmediği bir yazı binlerce sayfa dahi olsa anlatılmak ve verilmek istenenin ırağında kalır.
Dostlar farkındamısınız aslında tanrının varlığını kabullenmek çok sorumluluk isteyen bir tercih. Tanrının varlığını anlamak size sorumluluk yüklüyor szin kendinizle hesaplaşmanızı zorunlu hale getiriyor. Yaşama bir maya tutuyor. İman sahibi olmak sizi siz yapıyor o derecede sorgulatır oluyor.
Azla yetinmeye alıştığınızda çıkarca bir bolluğun size sadece ızdırap vereceğini daha iyi anlıyorsunuz. Buna yaşamsal bilinç yansıması diyebiliriz.
Ben düzgün insanlara mahkumum. Seviyorum onların gölgelerini beni yakıcı yalanlardan koruyor. Cömertçe açılıyorum içimi onlara . Boşa geçmiş ömürler acı veriyor içime.
Güncel yaşam dialektigi oldukça kesikindir (Zıtların çatışkısı ) Bu çatışkılı durumu paylaşıcı boyuta getirmek yaşam bilinciyle ilgili bir durum olsa gerek.Çogumuz yaşamımızı pilanlamaktansa yaşamın bize yönelttiği yolculuğa eyvalalh diyerek hayatımıza devam etmiş oluyoruz.Sonrası o hayat yüreğimizi dağlıyor. Burda zorunsal olanların ötesinde tercihler ve yanılgılar biribirinin içine geçerken koca b ir ömrü feda ettigimizinfarkında bile değiliz.Özgün bir kültürümüz var bu kültürün özünü koruyup olması gerken içleştirip tortularını öteleyebildikmi yaşam biraz daha kolaylaşacak gibi. Bunun için bir beyin aydınlanması hepimizin ihtiyacı olan bir sonuç olmalı. Yoksa gölgelerin ardında ömürler tükenip gidiyor.
Bugün günlerden hüzün şöyle bir rakı alıp içmeli kımız niyetine. Her kadehte kovmayı becerebilmeli derdi tasayı .Yada aksi olsun hadi gelin tüm ahlaksızlığımızı avuçlarımızdan serpelim yerlere. Yerler özgürlük tohumlarını tanısın. Bir esmer kadın saçlarına savursun Akdenizde Ak deniz özgürlük nedir umut nedir aşk nedir tanımış olsun. Yaşamın tüm kıyılarında barış çıçekleri açsın denizlerin. Egede bir adada bir balıkçı meyhanesinde gece gelsin pencereye biz yıldızları sayalım ruhumuzda sevdalar olsun. O bizi bırakıp giden aşklara inat.
Yuvadan uçtunuzmu kanatlarınızı açmalısınız.Geriye baktınızmı o kanatlar kırılır uçamazsınız.Yuvanızı kuramazsınız.Nefes alamazsınız.
Konuşmayı beceremiyoruz içimizdeki ego buna engel oluyor. Kocaman yanlışlara boyun eğdiğimizin farkında bile değiliz.Siz bakmayın yavan sohbetlerine sözcüklerin bir yerlede yanlışları var davranışımızın.Bir yerlerde yitikleşmiş gerçekliği zamanın .Özgünleşmeyi becerememiş bataklıkta kulaç atmaya çalışıyoruz. Halbuki hayatın güzel bahçeleri var üzüm bağları kiraz zamanı var. Usulcacık sever ruhunu şeftali bahçelerinin sevecen gülüşleri var hayatta. Bizim dikenler arasında dolaşmaya hakkımız olmamalı.
Özgür olmayı başaramıyoruz. Çünkü bizim kültürümüz özgürlüğü benimsemiyor. Mutlak bir itiat sorunsuz bir kabul ediş istiyor. Dogrusu bizde özgürleşme yandaşı bir ruha sahip değiliz gibi. Birilerinin mutlak hükümdarlığında kendimizi güvenli görmenin yanılgısını içimizde taşıyoruz. Cehaleti bilgelik görüp koca bir ömrü yorgun geçirmeyi kendimize görev olarak görmekten kurtulamıyoruz. Birilerini hep üst görmek birilerini çokça memnun etmek yaşamın duygularını hep birileri için törpülemeyi zorunlu bir ahlak kabul ediyoruz. O birileri bir türlü yakamızı bırakmıyor. Güneşi balçıkla suvayıp bizi karanlığa mahkum ediyor. Dogal ve sevisel yaşamı bir yana itmiş korkuları ve biad etmeyi gerekli bir zorunluluk olarak ruhuma kazımış görünüyoruz. Onun için yaralıyız. Özgür değiliz.Özgür olabilmek için bir çabamız olduguda pek görünmüyor.
Yıllar evvel bir umut belirmişti soframda
Ah nasılda sevinmiştim tüm özlediklerim uykularımda
Esmer bir kavganın içinde devrimci bir yolculuktu bu
Amaçsız ülküsüz değildi. Çocuk gibiydi korunmalıydı.
Sonra tümen tümen ölümler çaldı kapımı
Ben kime aşıktım tanrı anlat bana söyle hikayesini hiçliğimin.
Ah kime baksam puşt bakışlı zibidi böyle artık zaman
Kimselerin değil kendimin mahkumuyum biliyorum.
O isimsiz yosma kadınlar ve gecesinde ayaz
Çek git kaç bu soğuk mevsiminden ömrün
Yık korkularını soyun ıslan ve üşü
Gökyüzü saklamış yıldızlarını
Sen ırak yataklarda yaşa dişiliğini
Bırak umut o yavan sofrada kalsın.
İnsan denen canlı çok ilginç bir yaratık .Mutlu olmaktansa mutsuz olmak için enerjisini harcamayı marifet sanıyor.Çokça yanlışları olan bir hayatı doğru kabul ediyoruz. Yaşamı sonsuz sanıyor olacagızki zamanı anlamsız kavgalarla geçirmeyi ömrü anlamsız heveslerle tüketmeyi marifet sanıyoruz.Dogru bildiklerimiz yanlış sandıklarımız ruhumuzda fırtınalar estire dursun. Biz yaşam kulvarında hep sessiz görünmeyi tercih ediyoruz. Sevmiyoruz sevdiğimizi sanıyoruz. Iraklara gitmeyi kurtuluş sanıp adım atmaya cesaret bulamıyoruz. Yaşıyoruz kim için ne için bu içimizdeki kavga anlamayı beceremiyoruz.
İnsanların gözlerine bakınız orda nefret ve umut el ele ışıklarını saklar o ışıkları siz görmeye çalışın sevmekten asla vazgeçmeyin .Sevmek yaşamda paylaşmayı getirir. Çiçekler açar pencerede perdeleri açıktır artık o sevinç dolu yüreğinizin. Yaşamak anlamlıdır.
Birgün bahar gelecek bu memlekete belki biz göçmüş olacağız.
Toplum böyle bir şey çok erdemli şahsiyetleride aramızda saklar kendinden bi haber selam vermekten aciz tipleride. Tip olmak gerçekten farklı bir şeydir bunların her davranışı barbar bağırır vakitsiz öten horozlar gibidirler. Kendi karanlıklarına dipte olurlarda kendilerini göklerde sanırlar. Tüm bunlara birde kendini üst görenler vardır. ‘Ben buyum ‘ Havasında olurlar. Bize gelince emekçi yoldaşlar vatansever ülküdaşlarız biz ben olduğumuzu bilir biz olmayı tercih ederiz.
Vakitsiz ölümler : Nasılda kabulleni verdi ölümü Görünürde kudretli saygın cüsseli eğitimli devrimci duruşu olan bir isimdi. Birgün hastalandı hastalığının farkında bile değildi. Dürüsttü saygıyı hak eden bir şahsiyetti. Sessiz ve vakurca ölümü kabullendi yitişini anlamak çok hüzünlüydü. Biliyormusunuz vakitsiz ölümler çok yıkıcı oluyor.
Zaman acıyı unutturabilirmi olasıdır.Eger yaşadıgımız acılar aynı dozda kalsaydı nefes almak mümkün olamazdı.Acı dingilleşiyor.Bunu unutmakla karıştırmayalım.Büyük islam düşlünürlerinden biri şöyle demiştir. ‘ Bir zamanlar birlikte olduklarımın hasreti kemiklerimin iliğini yakıyor. ‘
Dünyada bütün insanlara acıyarak merhametiyle faideli şeyleri yaratıp gönderen insanın beşeri hayatına şevk veren yüce Tanrı bizi bağışla koru merhametini esirgeme. Ölümün dehşeti bizi bulduğunda bize merhamet et.Amin.
Orada sesizce duruyorlar.Çünkü seslerini çıkarmaya sebep olacak karmaşık fikirli insanlar yok etraflarında. Hepsi bizim gibi sıradan insanlar neyi niçin istediklerini bilmeden hep istiyorlar. O bitmek bilmez benim olsun duygusunu kendilerine baş tacı etmişler.Sokak onları hiç bilmiyor.Hiç gurbet görmedi onlar.Devrimci anarşist bir ruhlarıda yok oldukça silik o derece cüretkar bakışları var.Bir yerlerde dolaşan tilkilerle akraba gibiler.Belki tilkiler onlardan daha geride kalmış olabilirler kurnazlık denilen yalan dolanda. Yalandan söz etmişken ‘ Yalandan nefret ederim ‘demek pek gerçekçi olamıyor .Hayatın kendisi yalanken bırakın insanlar duymak istediklerini duysunlar. Siz nasıl bilirsiniz aşkı. Herkes nasıl bildiyse aşkı bende öyle tanıdım.Korkak yalın ve acımasız.Dünyanın en güzel ülkesiydi umut.Esmer kadınlardan sakladıgım acıydı aşk. Haydi buluşalım seninle karanlık bir gecede.Tüm yitenlerimizin hikayesi yüreğimizde.Ne olacaksa olsun artık dediğimizde.Biliyormusun uçsuz kimsesiz bir ömrü tükettik.Esmer tombul memeli bir hasret sakladı sütünü.Aç bıraktı bizi. Ölümdü, kapıyı çalan .Aşk dedikleri bir puslu hikayesiydi ömrün.
Gün geçmiyorki içinizde yeni bir yara açılmasın .Ruhunuz incinmesin.Korku hücrelerinize misafir olmasın .Artık çekilmez bir hayatın müdavimi olduğunuzdan emin oluyorsunuz.Bu dünyada hiç birşeyin düzeleceği yok gibi. Çöl fırtınasında kalmış gibisiniz.Arkanıza baktığınızda bir ömrü sere serpe dağıtarak tükettiğinizi anlıyorsunuz.Karşınızda sizi anlıyacak bir yoldaşınız yok.Kedileriniz bile sizi terk etmiş görünüyor.Umutlarınız karalar bağlamış.Kara bir yosun tutmuş cehalet. Güneşin ışıkları perdeleri kapalı odaları ışıltamıyor .
Degerli dostlar bir şeyin yanılgısını anlıyabilmek için o şeyi iyi tanımak lazım.Bu yaşam içinde böyledir .Hadi gelin kendimize bir soru sormuş olalım ‘Yaşam nedir ‘ Dogup büyüyen bir canlı için yaşamak ne ifade eder. Yaşamımızın başlangıcı doğumla olurken ölüm bizim i.in ne ifade ediyor.Tüm inançları şimdilik heybemizde saklayalım doğum ve ölüm arasındaki zaman diliminde konumumuz bize ne yaşatıyor.Yaşam nedir.İç güdüsel duygularmı kültürel birikimmi mal edinme hırsımı egolarımızmı .Yaşam bireysellikmi yoksa aile toplum denkleminde çogulculukmu.Dogru bildiklerimiz niçin doğru olamıyor.İçimizdeki samimiyetsizliğin gerekçesi ne olabir.Yaşamı tanımlamakta avuçlarımız içinde bize neler vaad ediyor.Yaoksa yaşam yolculuğumuzda yetmezlik içinde boş avuçlarlamı ömür tüketiyoruz.
Düşünüyorumda eğer seve bilseydim ben seni severdim.olmadı neyapayım artık böyle kabul et beni.Biraz Müslüman oldukça kominist çokça türk ruhlu topladınmı insan.Ah sen beni unutma olurmu sevişirken yabancı bedenlerle.Şiirler okuma bensiz sen olmadınmı yanımda neyseki çokça varsın.Ben yitik sevdalardan geriye kalmış bir hiç olurum.Sonra anladım artık seni sevebilmem lazım.Bir serçe gibi ürkek kumru gibi kararlı.Ah biliyorum bir laciverti olsun Akdenizin.Hadi gel girelim sularına umudun.Biraz anarşist kalalım biraz ahlaksız.paylaşalım tüm yalanlarını bu hikayenin.
Yağmur ekim ayının son günlerini yaşarken şehri etkisi altına almış görünüyor. Yıllar evvel Ankarada ki memurluğumun ilk günlerinde babam şirin ustayı kaybetigim kasvetli hüzünlerimde de bu şehirde yağmur yağardı. Yagmurun günlerce sürdüğü olurdu .Çocuklugumun geçtiği Diyarbakırda da kış günleri kar yağar o kar ayaza döner dar küçeler evlerin damından kürenen karların azizliğiyle günlerce kapanırdı . Teneke odun sobalarında ısınılır bazı evlerde kömür yakıldıgıda olurdu. Kömürün evlere kadar gelmesi zordur.Yüregi pak güneşe hasret emekçi ömürlerini törpülemiştir kömür ocakları . Emek maden ocaklarında onurlanır.
Siz o kadim şehri bilmezsiniz .Bende orda dogmamış olsam bilemezdim.Bildigim sadece Cahit sıtkının (Tarancı ) otuzbeş yaş şiiri olurdu.Şimdilerde onu çok aşmış bir bilgi yoğunluğuna sahibim.Diyarbakırdan söz ediyorum.Dilan sinamasından dag kapıdan hemen aşağıda burdayım diyen Dicle nehrinden.Ama görüyorsun senden hiç söz etmiyorum.Esmer güzeli yada çirkindir ben öyle görüyorum.Zeynep .Zeynep kim derseniz inanın bende bilmiyorum.Kimin nesi nerede yaşıyor.Yok şimdi hatırladım yıl bimndokuzyüzyetmişyedi Zeynep bağlarda o sarı badanalı üç katlı yığma evin ortakkatında yaşıyor.Annemin dediğine göre çok hamaratmış daha o zamanlar evlerde çamaşır makinesi yokken leğende beyazlarla renklileri farklı farklı yıkarmış. Hatırlıyorum sonraları merdaneli çamaşır makineleri çıkmıştı ikinci el bizde eve almıştık.Bu makineler içine suyu kendi alamzken kovayla dökmek zorundaydınız. Düşünsenize günümüz çamaşır makinelerinin konforunu yeni makineler çamaşır yıkamayı oldukça rahatlattı bu makinelerde çamaşırlar çok temiz oluyor.Ama ne hikmetse günümüzde kirlenen başka şeyler oldu.Ruhlarımızda bu kirlilikten oldukça faydalanmış görünüyor.Ah tombul memeli, umutları olan gençliğim sen nerelere kaçtın.
Birini seviyorsanız yanlış yapıyorsunuz demektir .Kan bağınız olanları sevmenizse farklı bir durum çünkü yakınlarımız sevgimiz için bir çaba içinde olmuyorlar. Emek harcanmadan sevgiye muhatap olmaksa büyük bir haksızlık oluyor. Evet sevgi çok önemlidir kutsaldır etrafa saçılmasına musade etmeyelim. Hak edene gösterelim. Yaşam sevmeyi başaran insanlar için bir gazap ocağıdır. Sevmek hüzünü besliyor !
Bu yaşta böyle oluyor herhalde.Çiçeklerin rengi solgun.Yorgun ruhlu sevdalar geçiyor ömürden.Hergün bir acı çalıyor kapıyı.Çıplak bir esmer dişi ıraklardan hatırlatıyor gençliği.Devrimci bir gülüş dudaklarında umudun.Ah Nasılda göçüp gittler öyle.Güzel bir hikaye bıraktılar geride.Birde hasret ağlatıyor göz yaşlarını.Bu ömür böyle bitiyor görüyorum.Sokaka kedileri miskin bir kadın gibi.Gıri bir korku saçlarını okşuyor gecenin.Bu yaşta aşkta kaçıyor sokaklarından ömrün.
Biran sözcüklerin olmadığı bir hayatımız olduğunu varsayalım .Elektirigin olmaması gibi yaşamımız felç olmazmı .Anlatmak istediğinizi yazıya dökemiyorsunuz kendinizi anlatamıyorsunuz.Olası duyguları şiirelere dökemiyorsunuz.Varlıgınıza dair hiçbir veri yok ne kadar acıklı birdurum.
Kaybedenlerin acılarının yürekteki hüznünü bilemeyiz biz . Herkes kendi acısının korlarında tükeniyor. Kimbilir şiir belkide toplumsal olgudan öte bireysel haykırışımız oluyor. Anlaşılıyorki edebiyat ölümcül yaşamaktır .
Yazıyorsanız korkmayın çamurlaşın ! Başka türlü anlatamazsınız yaşananları. koca bir ömürde çoğumuzun yaptığı bu degilmi birilerini memnun etmek .kendi hayatımızı zehirlemek.
Bu gece seni aradım,sanki hiç aramamış gibi .Camlarda bekledim gelirsin diye. Sanki beklenilen gelirmiş gibi.Gün olur ısınır umut.kaçar gider hüzün karanlığına.Bir çekirge uçar çiçegin dalından.isimsiz işçiler yaban şehirlerinde gurbetin.Aglatır hasret geceyi hiçliğinde.Gün olur sende unutursun.Ölümdür kapıdan içeri giren.Devrimci bir gidiştir bilirsin ölüm.Geride kalanlar anlatır hikayesini.İnce saçlı kadınlar üşürler gece boyu.Sen yoksundur kimse yoktur.Yaşamak bir şiirin sözcüğünde.Gün olur hikayesi olursun özlemenin.Belki turanç bir aşk seni tanır.Unutur korkuları yüreğin.Ah gün olur hatırlanır olur gidişin.Yaşamak bir tutam umut olur sevdaya.
Çagırdım tüm korkularımı yanıma ilk ışıklar yanasrken şehirde yoktun sen. çekip gitmiştin yanımda bıraktığın özleminle bekledim .
Gidiyorsun hiç söylemiyorsun gittiğini. Bilmiyorsun yorulduğumu sen gidince. Ben kalınca seninle.
Biliyorum ‘ bu illet beni bitirdi ‘ demiştin ! öyle oldu ölüm aldı seni artık sen gelmeyeceksin ben geleceğim o meçhul karanlığa !
Ölüm bir yanılgımıdır .Yoksa bir devinimmi. Yaşam nereye kadar yaşamdır.Ölüm ötesinde karanlık nasıl aydınlatılacak .Hoş geldin inanç !
Yaklaşık biryetmiş( cm) metre kazılan toprakta maddesel varlığınız nötürleşiyor. beden yerini kemiklere bırakıyor ! kefen denilen beyaz bir beze sarılmış ceset üzerine çapraz konulan bir kasç tashtanın altında meçhuliyetin sonuna mahkumlaşıyor . Ağlayan ,gülen düşünen o muazzam ruh nerelerde şimdi !
‘Her canlı ölümü tadacaktır ‘ enbiya sür.35 ayet. Ölüm yaşamın bilinen haliyle yok oluşu !
Ölüm asla kolay değildir. Her insanın ölüm yolculuğu benzersizdir. Her hayatta kalanın iyileşme süreci de aynı şekilde farklıdır.Sevdiğiniz birisinin ölüme yakın olduğunu kabullenmek çok zordur. Eğer yaşlıysa veya ölümcül bir hastalığı varsa, ölümünün yakın olabileceğini bilmek genellikle uğraşması veya kavranması bizi zorlar.
İnsan denen canlı duyguyla yaşar.Duygu insanın özünde bir cevher olrak varlığını perçinler.Burda olması gereken duyguyu dizginlemek olmamalıdır esas olmasını istediğimiz aklın duyguya yön verme şansıdır.Aklımız ruhumuza bu süreçte katkı verirse işler daha bir kolay çözülecektir.Birey aklı ötelediği müddetçe yaşam döngüsünde acı çeker ve yanılgıdan kurtulma düzlüğe çıkma şansını kendine vewrmez. Çevremize baktığımızda rasyonel düşünceyi ötelemiş yaşamlarını sorunlaştırmış insan yığınlarına şahit oluyoruz. Bu durum doğrusu kendimiz içinde geçerli bir yanılgı olabiliyor.Burda gerçekçiligimizinde çözüntiye uğradığı ifade edebiliriz.
Dostlar çevrenize bir bakın her şehrin bir üst sınıfı var.Onlar farklı yaşıyorlar farklı geziyorlar farklı bir hükümdarlığa sahipler. Onları düzen koruyor düzen onlar için var oluyor.İşçiler köylüler ve alt kademe memurları yapının kendi yokluklarında nefes almak istiyorlar.Biraz mürekkep yalıyanlar kendi yaşamlarında palazlanır görünselerde aslında onlarda korkunç bir çarkın yitik ömürlerine mahkum olduklarını anlayamıyorlar. Biz mavi yakalıyız. Mavi gökyüzü gibi sınırsız hayellerimiz var bizim. Tanrı bizi tanıyor biliyorum.Biz koruyacak tanrı bizi cennetinde umutlu bir sonsuzluğu avuçlarımızda ısıtacak .
Acı ölümün geride kalanlara bıraktığı en zorlayıcı duygudur. Yaşam anlamsızlaşır. arzular sönükleşir. Deger verilen herşeyin aslında gereksizliği daha bir belirgendir. Ölüm katlanılası zor bir yüktür hepimiz için. Birgün ölümün bizi bulacağını bilmek ve meçhuliyeti kabullenmek .
Hayatın kırılma noktası birinci derece yakınlarımızın ölümüyle yüzleşmek oluyor. Siz yaşamın yitikliğin dayanılmaz boşluğuna mahkum olmuş oluyorsunuz.Zaman bu büyük acıyı hafifletir görünsede aslında olan sadece sizin mahkumiyete alşımanız oluyor.
Kimbilir yazılan düşünülenin sözcüklere dökülmesinde bir şeyleri yitiklikten kaçırma duygusuda bize yön verir olmaktadır. Yaşam ve ölüm iki içsel varsalın ruhumuzdaki yoldaşları olmuyormu.
Gümüş bir tepside önüne getirdiler bakır bir cezvede pişirilmiş türk kahvesini. Kırmızı güllü halep işlemeli fincanlara şöyle bir göz attı ortadaki fincanı alıp önündeki sehpaya koydu. Evdekilerin kendisinede biçtiği bu agır abi rölünü artık sevmeye başlamıştı .Küçük bardaktaki sudan bir yudum içti arkadan çekersiz kahveden bir fırt çekti. yaklaşık onyıldır uğramadığı bu komşu evinde seksenini geçmiş merhum arkadaşının eşinin rahatsızlığında geçmiş olsuna gelmişti. Yaşam bir devinimdi oda bunu biliyordu. Kahveyi bitirince yarım kalmış suyu yine yudumladı. Yaşlı kadının yorgun bakışlarını takip eder görünüyordu. kendiside o yaşlarda olduğu halde daha dinçti hala bahçeye gider küçük çapa motorunu kullanır ağaçları zamanınnda budamayı ehmal etmezdi .Yinede bir şeylerin sonlarında olduğunu içten içe hissediyordu .Gençliklerinde hiç düşünmedikleri ölüm şimdi akıllarının odağında kendini hatırlatmayı görev bilir gibiydi. Neydi o günler o bıçkın delikanlılık anları gökyüzünde güneşin bir başka parladığı zamanlar .Geçmiş asla geçmiş değildir.
Esmer bakışlı kadının her sabah aynı saatte gittigi o kaldırımın taşlarında bugün onun topuklu sesleri duyulmuyordu. Acaba birşeymi olmuştu. Büyük ihtimal hastalanmıştı. Çalıştıgı fabrikanın mülkiyet kodomanı yetkinceleri yövmiyesini kesermiydi. Yoksa rapormu alırdı hasta olduğuna dair. Kimbilir belkide canı gitmek istememişti bu sabah her sabah mahkumlaşıp koşarak yetiştiği işine. ‘Canı cehenneme ‘diyesi gelmişti belki ‘işininde parasınında ‘
Tanrı günahları sevmiyor .Bizse seviyoruz çünkü yaşamak istiyoruz. Günahkarlarız bunu biliyoruz.
Nisan yaklaşıyor bahar geliyor memleketimin kadınlarının hüzünlü gözlerine. Artık daha çok özlenir oluyorlar ölümün alıp götürdüğü yolcular. Kimbilir belki bu son olacak birdahaki ilkbaharı göremeyecek gözlerimiz. Bir kadın Diyarbakır kerhanesinde kesecek saçlarını kendisini batağa düşüren umudun. Yorgun bir gece olacak son gecemiz bir türlü gelmeyecek o sabah .
Kapıda bir sessizlik içerde umutsuzluğu çaresizliğin. o gece saklanacak yıldızlar karanlığın arkasına ay hiç yokmuş gibi aratacak kendini . Geçkin yorgun bir ömrü yaşatacak gece herkese inat en umulmaz günahlar içinde. Ölüm gelecek kahverengi gözlü kadınımın hayellerine.
Ben seni hiç sevmedim sadece istedim yanımda olasın sabah olsun bir çay demlesin kara çadırın yörük kadınları Toroslarda bir köy evinde yaşamak umut etmektir anlıyorum.
Sınırsız fedakarlık çoğul bir aptallıktan başka bir şey değildir.Bunu insan yaş ilerledikçe daha iyi anlıyor.Sevgi her zaman size umut aşılamıyor. Çogu zaman sizi tüketiyorda siz bunun farkına ileri yaşlarda varıyorsunuz.
Deger görmek istiyorsanız değer vermeyi öğrenmelisiniz.Çogumuz bu gerçeği görmek istemiyoruz.Kendimizi önemsiyor.Dünyanın merkezinde kendimiz var sanıyoruz.Selamlaşmayı daha insanca başarabilen canlılar olamıyoruz.
Yaşamla çatışkıya giren ruhlara sahibiz.Bunun nedeni düşünmeyi araştırmayı sorgulamayı sevmediğimizden yada öyle bir derdimizin olmamasıyla ilgili bir durum.Kabul edelimki bir çok düşüncede bizi kalıplara sokuyor yaşam öznelerimizi kendince biçimlendiriyor.Biz niçin kalıplara mahkum oluyoruz bunu yıkıp özgürleşmeyi niçin başaramıyoruz onun aymazlığındayız.Kabul edelimki inanmayı sorgulamaya tercih ederken bu süreçte yaşam yanılgısı bizi kendine mahkum ediyor.Birde şöyle bir durum var.Din ve düşünme birbirini tamamlayan temel kavramlar olamıyor.Gerçi inanç içinde akıl gerekli oluyor.Aklın inancı sorgulamasındaysa boşluklar oluşuyor.Sonuç olrak inanç düşünmeyi sınırlı bir yapıda kabul ediyor.İnanç bize bir bilgelik saglıyormu olasıdır.Bizi bilgelikten uzaklaştırıyormu oda olasıdır.
İnsanın kabul edesi gelmiyor. Kurallar ve yaptırımlar hayat yalanlardan ibaret gibi.Bunu sende biliyorsun .Sokaka kedileri biliyor.Evli kadınlar ve eşcinseller biliyor.Bu yaşamın kimseye huzur vereceği yok gibi.Herkes kendini namus abidesi sanıyor.Birileri hep neyin ne olduğunu anlatıyor kendi karanlığında onları duymak mümkün olmazsada vazgeçmiyorlar kendileri olmaktan.sonra anlıyoruz görünenle yaşanılan asla aynı duygular olmuyor. Herkes keseri kendi için kullanıyor gibi. Üniveristeli akedemisyenler kendilerini çok önemsiyorlar. Onlar şiir okumayı sevmiyorlar görüyorum. Şiir okumayan insanlar sevmeyi pek bilmiyorlar diye düşünüyorum.Eli silahlı militanlar kendi doğrularında savaşıyorlar genellikle sakallı yeşil ünüformalı tipler bunlar. Onlarla edebiyat konuşmak mümkün olmaz gibi geliyor bana. Bir kadın saklanıyor gizlerine yalanının biliyorum herkesin kendi yalanı yüzüne taktığı kendi maskesi var.
Ben ne çok soru sordum sana bilmiyorsun .Yoruldum peşinde koşmaktan resmen bititim ben koca ömrü yalanların içinde tükettimde haberim olmadı .
Ah nasılda başkaları için yaşadık kan bağıyla bağlı olduğumuz kim varsa onları yakın sandık kendimize.Tüm yalanları biriktirip sakladık gerçeği .Önümüzde rutubetli bir duvar bekledik ölüm yıksım tüm azgın kalelerini yalanın .Öyle olmadı ama birileri kılıçlarını çoktan kuşanmış kirli gülüşlerini maskelerine ruj yapmıştı .Hani esmer memeli fahişeler gibi çekiciydi yalanları biz inandık onlara.Ölümü ötelerde bir puslu camın ardında sandık.Sonra en cafcaflı camanında cam kırıldı .Bir kadın bıraktı kendini kirli şiltelerin rezilliğine bedbah bir hayattı gitsede kalsada anlamsızdı .Sokaklarda kimseler yoktu bunlar olduğunda. Bir polis arabası köşede bekliyordu .Tüm hırsızlar kuytu köşelerde giri devlet dairelerinde birkaç güvenlik görevlisi gözleri boş sokaklarda güneş yitikti yanlızlıkları önderdi onların.Hayat esmer bakışlı kadınların gizlerinde saklanmıştı sanki Tanrıdan vaz geçmiş atesit bir erkek sokaklarda geziyordu.O sokak bizim sokağımız değildi biliyorum. Çok kadınlar sevdi çok kadınlar ıraktı gecesine zamanın .
Ben düşünceyi öznesinde sen varsan sevmişimdir.Seninle çok şeyi konuşmayı becerememiş olmuş olsakta benze senle yolculuklarımı<z iyi olabilir.Biliyormusun Ankara garından her gün Güney doğuya bir tiren kalkar .Kırmızı çizgili bir lokomatif çeker o tireni tahminim sıcak insanları alır götürür umudun zirvesine. Sence ikimiz o tirenlerden birinde olsaydık şöyle pencerelerinde Anadolu ben burdayım diyor.Kompartumanda sen ben ve çokça hayellerimiz bırakıp kendimizi umudun kolarına. Anadan bacıdan yada ayrılıklardan hikayeler anlatsaydı gözlerimiz. Ben seni sevmezdim biliyorum.Sende çekip gitmezdin yorulmazdım ben seni aramaktan yüreğimde.
İlk yazıtım izdüşüm kitabını yazarken şunu farkt ettim aslında her şeyin bir bitişi var ama bizler başlangıçlara takılı kaldık. Tüm yorgunluğumuz bu olmalı diye düşünüyorum.Yaşlarımız geçki ölüm yzakınlaştı bize ama biz hep çocuık kaldık içimizde biryerlede.Kadınlarla yattık Sabahları işe gittik.Akşam üzerleri yorgunduk eve dönerken .Yada hiç dönmedik bir yerlere hep nere gittiysek bir yanımız orda bıraktık .
İnsan sarılınca acı yerini terk eder diye düşünülür acının yitirilenin bıraktığı bir hüzün olduğunu görmek istemez umut. Kırık dalları olan ağaçlarda çiçekler açmaz.
Bir ağaç düşünelim dünya denen toprakta bir dalında çiçekler menekşe olsun adı türk kavimi diyelim ona bir dalında suları ıslatsın egenin özgürlüğü bir yünan meyhanesinde sirtaki oynayalım.Karşı kıyıda hurmalar olsun bir arap kızı sakız çiğnesin özgürce.Irakta çok ıraklarda yıldızlar ülkesi denilen yerde bir koreli kız saysın yıldızları gökyüzünde.Herkes kendi şiirlerini okusun gökyüzü hepimizin diyelim. Dikenli taşlı yoları temizliyelim .Askerleri emekli edelim.Beyaz zamambaklar ülkesinden hikayeler anlatalım .Kadınların saçları özgürleşsin .Yaşamak sevinçlesin yüreklerini insan denen canlının.
Ben seni çok farklı sevdim dedi sonra çekip gitti .Ben arkasından öylece baka kaldım .Hiç içmeyi beceremediğim halde bir yerlerden bir sigara buldum çakmağım yoksa mutvakta ocak ateşinde sigaramı yaktım.Sonra balkona çıktım. İlerde soytarı bir hayat kendini anlatıyordu sevmeyi bilmez erkeklere. Ben onlardan degildimSeviyordum neyi niçin sevmediğimi bilmeden. İsimsiz şiirler okuyordum .Ben gibi ölünce kabri bilnimez garip kimselerden biri olacaktım.İsimsiz olacaktı şiirlerim benim.Tıpkı sevdalarım gibi.
Duyguların yanılgıları bazen çıkmaza girebilir dogru nedir bilemezsiniz hüzün ve çaresizlik benliginizi tüketir sinirceli kişilikler ruhunuzu törpüler yasaklar ve görevler yaşamınızı mapus etmiştir.kendince hiç sinizdir ruhunuz size yetmiyordur onun için bir şeyler olmalısınızdır isminiz kişiliginize yetmez olur mutlak bir şeylerin içinde olmalı sürüye katılmalısınızdır .Halbuki dogal ve sevisel yaşamda insan zaten sosyaldır ruhsal olarak birey olarak birden fazla olmalıdır ama bu fazlalık ben olmayı tüketmemelidir alman faşizmin yeşerdigi toprakta bu topraktır ,bir şeyler için bir şeylerin emrinde olmak Bilelimki bu yanılgı insanların çogunlugunun mutsuzlugunun ana yanılgısıdır .Toplumun kendisine verdigi görevle tükenen ömürlerin sahileri . Kendileri tükenirken sevisel yaşamında özüne kibrit çaktıklarını nerden bilecekler. onun içindirki belkide tümce insanların yüreginde bir şeylerin eksikligi kanayıp durur Neyseki dünya ölümlüdür. ölüm bu parentezi açar sizi ötelere taşır gerçekçi kimliğiyle ile ben burdayım der.
Biliyormusunuz zaman çok acımasızdır çok şeyi değiştirir. Yüksek önem verdiğimiz bir çok duyug yerini yitikliğe bırakır.Acı zamanla katılaşır siz acının dergahından biçimlendirilmiş ruhu bedeninizde taşırsınız.Bakmayın hayaatı cafcaflı yaşıyanlara bu dünya bir hayal dünyası girmek istediğiniz tüm bahçelşer gün gel çölle döner.Bilmelyizki tüm çiçekler an gelir solar.
Sana katlanmak gereklilikti biliyorum. Su içmek gibi nefes almak yada korkmak vakitsiz ayrılıklarından umudun.Bir hikaye olmak yalanlar arasında.Seni kabullenmek özgürlükle ilgili bir şey.Çok şey anlıyacagın kabullenmek yükünü.Ömür öyle uzun nehirler gibi değildir.Sağanaktır ıslatan yoksunluğunu.Korkmak anlamsızdır artık ölümden.Seni sevmek nedir bilmiyorum.Bildiğim ölüm senin yanında bulsun beni.Islak bir günah papuçlarıma arkadaş.Gitmek öyle olsun soğukça ve yalnız.Heybede yitik kadın suliyetleri.O göçkün kervan durmasın buralarda.Bir sen ol hikayesinde yitikliğin.Birde yokluğun o toprak damlı evde.Seni sevmek nedir bilmiyorum inan.Sadece gerekliliği var ısıtmak için.Ayaz gidişlerinden kurtulmak için.Biliyorum ölümüm kolay olmayacak sensiz.
Bazen yakın çevremden de büyük tepkiler alıyorum. ‘Onu anlattın şunu söyledin ‘ tepkilerin dozu oldukça yüksek oluyor.Aslında yapılmak istenilen yaşama bir ayna tutmak yaşanılana bir neşter vurmak .Eger bataklığın içindeyseniz kendinizde o bataklığın bir paydaşı olmuşsunuzdur bunun için haykırmanın bir anlamı olabilirmi. Hem bataklıkta yaşatıp sonrada bataklığı anlatanı suçlamanın ne anlamı var.
Aslında eylemci bir yapıdır hayat ve biz bu hayatta hata yapmadan var olma şansına sahip değiliz.Bir ormanda yol almak isityorsanız dalları çiçekleri otları kırmayı göze almalısınız. Çogumuz bunu yaparken kendimizi suçlu görürüz. Suç tabiki cezayıda arkasından sürüklüyor.Bu suç ve ceza kavramları insan denen canlıya ait bir gerçeklik.Diger canlılarda bunu göremezsiniz bir aslanın bir antilopla ilşkisini göz önüne getirelim tam bir vahşet degilmi aynı zamanda oldukça doğal bir sonuç aslanın fıtratında parlamak kendinden güçsüzleri kendi yaşamının devami için yok etmeyi becermek. İnsan denen canlı öyle değil.İnsanın kendisi merak eden sorgulayan kültür oluşturan bir canlı işin en can alıcı yanıysa keskin bir sosyal varlık olması .İnsan olmaka toplumcu olmakla özdeş bir sonuç oluyor.

Ben mutluyum demek için aptal olmak lazım hemen görülene kanıpta bu insan çok mutlu bir ömür sürüyor dememeliyiz. Bakalım ölüm onu nasıl bulacak hangi dağın yamacında toprak onu kucaklayacak geride kalanlar onun hakkında ne söyleyecekler.Biz türklerde şöyle bir adet var .Ölüyü musalla taşı denen bir yere tabutla koyup rutinişlevlerin arasında ‘mevtayı nasıl bilirsiniz ‘diye sorulur.Orda olanlarsa çokta iyi olduğunu bilmezseler dahi ‘iyi biliriz’ derler. bu iyi bilmenin içinde kötülükler varmı varsa ne kadar bir kötülükten söz ediyoruz yada bizim iyi bildiğimiz gerçekten iyimidir.Yada kötülük nedir niçin bireyin ruhunda kendine yer bulur. Gelin bu kötülük nedir kavramını biraz açalım.Bence en büyük kötülük kibrin bize bulaştığı halimiz olur.Biz bunun farkında dahi olmayabiliriz.
Degerli dostlar farkındamısınız dünyavi duruş tek başına yeterli olmuyor.Ruhun derinliklerinde birşeylerin boşluğunu hissediyoruz.Burada din devreye giriyor dinde aklın kılavuzunu öncül görüyor. Dostlar inancın ve onun filli karekteri dini görmezden gelmek inanın ruhta boşluk oluşturuyor. Dogru bir iş yapmak için doğru yaşamak gerekiyorki burda inanç dünyamız bizi kendine çekiyor. Bazı çevreler inanç din kavramlarını ilkelce bir eylem olarak görüyor olabilir bunun böyle olmadığını akıl sahipleri tabiki iyi biliyor. Burda şöylede bir durum var inanç merkezli kümelenmelerin oturdukları tabanın gerçekçi olmadığını kasvetli bir karanlığı eylemsel bir boyuta taşırken dinin özünüde zedelediğini bu süreçte bir kesim insanların böyle şeymi olur böyle dinmi olur noktasına geldiğini görebiliyoruz.Din yaşamı yönlendirir ama sizi yaşamdan koparmaz gerçekliği red etmez. Din insan yaşam bir bütünün içinde var olurlar.Bunu sert kalıplarda tutmak gerçeği ve yaşamı ötelemek olurki inancın amacının bu olmadığını inanç karekterimizin bizim için kolaylaştırıcı olup zorlaştırıcı olmadığını anlamak ana hedefimiz olmalıdır.Evet dostlar imanda bilinç istiyor. Onun için diyoruzki iyi bir inançkaraklı iyi kullanan bir müminin inancının ana gerekçesi oluyor.
Ah içimizdeki dürtülerin mahkumu olmamalıyız.Ama oluyoruz.Kendimizi daim haklı görmemizin bireysel hükümranlık isteğimizin altında yatan patolojik durumda bu olsa gerek.Bu durum demikrasiler içinde bir büyük sorun gibi.Halkın seçtiği bir birey birdaha bakıyorsunuz kendisini halkın kurtuluş müktediri olarak görebiliyor.Teokrasi ruhu birey ve toplumu puslu bir karanlığa itebiliyor.Bireyin kenidini var kabul etmesi önemlidir o kabül etmenin sınırları vardır çemberi geniş tuttuğunuzda çoğulculuk çoğulculuğu kabul ediş düzeyinde görmek istediğinizde katılımcılık zorunlu oluyor.Çagdaş birey toplum ve yaşam ortak aklın öncül olduğu yaşamlarda yanılgıyıda öteliyor. Bilelimki ne biz birilerinden üsteyiz nede birileri bizim hükümdarımız olabilir.ortak yaşam ortak degerlerle kendi kültürel değerleri ile barışık evrensel külütürle beslenen bir yaşam anlayışını bize zorunlu olrak öngörürken bizim dar kalıplarda anlamsız tabularda mahkumiyeti yaşamamızın bir gerekçesi olmamalı diye düşünmeliyiz.Özgürlük beyinle başllıyor.Akıl bilime götürür bilimde özgürlüğü besler.
Sizce dostluk nedir bence ruhların menfaatsiz uyumu olarak düşünülebilecek bir kavramdır.Dostluk samimiyeti getirir.Umarızki o samimiyet dostlar arasında bir yavan yapıya yol açömaz.
Kendimizi eğitmeliyiz ama bunu nasıl yapabiliriz bilemiyorum .Milyonlarca insanın yaşadığı ülkelerde eğitimin karekteri ne olabilir.Tabiki eğitim bilgiyle olur ama bu bilgiyi kim nasıl biçimlendirecek çoğu zaman bilgide ilkel bir karektere bürünebiliyor.Bilginin geçerli olabilmesi için beyinlerin özgür olması lazım.Kalıplaşmış algılarla bilim bizi bulurmu toplumun içsel yapısı buna nederece musade eder düşünülmesi gereken bir durum.

Herkes Özledigini sever
Üzülür yitikliğine gidenlerin.
Hiç anlamamıştır gökyüzünün laciverti
Issız korkularını tanımamıştır ölümün.
Bugday başakları tarlalarda
Anlatmamıştır özgürlüğünü umudun.
Sevmek öyle saklanacak bir ayıp değildir.
Sevmek yaşamaktır bilirsen.
Köhne kuyularda su aramaktır.

mdi ben sen gidince anladım.Böylede yaşanabilirmiş seninle konuşarak yanlızlıgımda.İşçi kahvelerinde anlatmak kavgalarını umudun.Esmer bir ekmeği bölüşmek.Seni kovmak yalanlarından hikayenin.Hani geceleri yıldızları saydığımızı var saysak seninle.Korkak kadınlarla yatağa girsek.Anadan bacıdan toprak damlı evde bırakılanlar.Kimseler tanımazsa seni üzülme ben biliyorum ya.O kedi bakışlı ellerini görüyorumya üşürken.Ayazlarında ömrün sahipsiz bahçeler gibi viran ruhum.Ne oldu söyle haydi hani şöyle düşüne biliriz.Ölümler niçin acıtır yüreği niçin toprak saklar her şeyi.Kapıda bir ışık ırak şirlerden senden bana kalan.Hadi anlat bana işçi vardiyalarını borçluları.Sevişmekten korkan umutları anlat.Şimdi bende gideceğim karanlığımdan ,Arama beni.

Zaman içinde sevmeyi öğrendim ben
Kendimle barışık olmayı
Seni özlemeyi
Şiirler yazmanın yakıcı rüzgarını
Yüzümde hissettim öpüşlerini ölümün.
Sonra esmer hırçın bir denize bıraktım tüm yoksunluğumu
Islandım nehirlerinde ülkemin Çoraklarında kuruttum yüreğimi
Sen ıraklardaydın ruhumda tenin.
Sonra güneş ısıttı dağlarını acılarımın
Kısık bakışlı kadınlardan korktum ben.
Koştım patikalarında yalanların
En delice inançlara kapıldım
Öldüm kimseler anlamadı
EV faturaları sahte gülüşler
Ve kızgın sevişmeleri cahilliğimin
Hepsi heybemde katık
Bir tiren kompartumanında yapayanlız !

Ben sana anlatamadım kendimi.Güllere gelinciklere ve sevdaya.Sende bilirsin bağ bozumlarında alevlenir aşk.Hastalar ölümü hatırlar.Eşcinsel bir yalan uçar hükümet kanadından.Tüm işçiler mavi gökyüzünü sever.Tanrı seviyor bizi ben bunu biliyorum.Günahlarımızı seviyor kadınlarımızı.Yetimliklerimizi gece karanlığında.Aglayan küçük umutları var bu ülkenin.İsyankar bakışlı devrimci ülküdaşları.Hiç gülmeyi bilmez umutlar taşırken heybem.Sen tanımadın o göçüp giden pupa yelken.Özgürlügümüzü aldı gitti umut .Ben seni sevmedim özledim sadece.Kırmızı bir gece lambasının sakladığı ne varsa.Sendin o bekledim çamurlu bir kış günü o sokakta.Sen anlamadın beni ben seni hiç sevmedim!
Hrerkes kendi karanlığındadır bugün.Uçsuz bir hüzünün içinde ömür.Kara bir çalı gibidir özlemek.anatır avuçlarını gecede.Hani o ölümle sevişilen yatakta.Çekip bırakıp gitmek.Biliyorum kısıktır sözcükleri umudun.Kapısı kilitli gözleri ağlamaklıdır.Acıdır korkuları işçi tayfalarının.Mevsim kışa yakın saçları dağınıktır hayatın .
Hani daim mutluluk olmaz diye düşünürken şunu fark ettim evet mutluluğun içine serpiştirilmiş acılar üzüntüler kayıplar var. Onun için daim bir mutluluktan söz edemiyoruz.Diyelimki yüzelli yıl yaşadığınız bu yüzelli yılın ilk ellisiyle son ellisi arasında ne gibi bir benzerlik yada farklılık olabilir Sizi ne mutlu kılabilir.Yada vakitsiz kayıplarınızın ardında yaşam sizi nasıl eksik yanınızdan kucaklayabilir.Her şeyin hiçbir şey olduğunu gördüğünüzde yaşamda mutluluktan söz etme cesaretiniz olurmu.
Adalaet hukuk sevgi inanın bunların kendilerine has yasaları vardır ve yasalar pekte masum değillerdir.
İnsan yaşamının en büyük yanılgısı duygusal bağımlılıkta gizli.Sevgi güzel bir şeydir.Her şeyin olduğu gibi sevgininde bir sınırı olmalıdır.Sınırsız sevgi sizi mahkumlaştırır.Çogu kez sevginin muhatabıda bunu hak eden bir karekterde değildir.
Yaşama farklı bakmak lazım diye düşünülmelidir. Kılasik yaşam kabulleri sizi boş bir ömre mahkum eder.Bir ömrün yaşam yolculugununda bir hikayesi olmaldır.AO hikaye gerçeklik üzerinde biçimlenmeli. İnsan aile toplum üçgeninde bireye nefes alma şansı vermelidir. Bu süreç nasıl oluşabilir sorusu önümüze çıktığında şu gereçgi tesbit sağlıklı olacaktır.
Ben kimim. Nasıl bir ailem var. Yaşam beklentim nedir. Bulundugum toplum bana nasıl bir alan açıyor.Yaşamda önceliklerim ne olabilir. Her insan yaşam serüveninde yemek içmek barınmak üreme iç güdüsünü tatmin etmek isteğiyle var olur. Bu yaşamın içsel bir gerçekliğidir. Birey bu süreçte doyuma erince ekinsellige yönelebildiğinde karşısına kalıplar çıkabilir. Burada şu soruyu İzdüşüm adlı yazıtımda sorduğumu hatırlıyorum.Sizce yaşamın var oluş yolculuğunda toplummu haklı yoksa kendince yaşamak isteyen insanmı.
Montaigne denemelerinde tanrı kavramından söz ederken Thalesin ‘Tanrı her şeyi sudan yaratmıştır ‘ sözünden bahseder .Tabi burda suyu nerden yaratmıştır sözüne sakın yönelmeyin bu hepimiz için bir felaket olabilir. İnanıyorsan inancı sorgudan muaf tutmalısın. Birde şöyle bir durumu görmezden gelemiyoruz ölüm var inanç bizi kendine mecbur bırakır. Boş teneke olmanın hiçbirimize bir faydası olmayacaktır. İnanç bizim yaralarımızın melhemidir.Hiç şüphesiz dünyayı yöneten sonsuz bir güç vardır .ve biz ona Tanrı diyoruz.
Gece saat onda erkence vaz geçerim yaşamaktan. Kendimi yatağa atarım.Ne özgürlük şiirleri aklımda nede kavgaları ekmeğimin.Sessizce saklarım kendimi o karanlık odaya. Hani gel dedide gidemedim yanına yolları dikenliydi umudun. Kimsesiz çıplak bir şiirdi avuçlarımda. Bir çocuk okula gidiyor annesiyle.Mavi bir önlük giymiş .Kısa bir gülüşü var kendince. Biliyorum özgürlük senden kaçmakla başladı senden gidince tükendi gece. Sabah hiç gelmedi kapıma.Perdeleri hiç açılmadı sevdanın.
Mal mülk edinme hastalığına düşünce insan kendin her şeyi mubah sanıyor. Kendi gücünü kişiliğinden degilde paradan alan bir asalıklar sınıfı oluşuyor. Burda insanın sorası geliyor nerde bu vicdan . Vicdan aslında hepimize korku verir .Bu korkunun mayasında içten bir huzur algısınıda temiz akıl sahipleri ruhlarında hissederler. Esas olay ruhumuzu temiz tutmak ve aklımızı özgür bırakmak .Gerçek ahlak özgür hareket edebilen akılla olgunlaşır bunu çoğumuz anlamak istemeyiz.Kenarda kıyıda kalmış kendince garipsemiş insanlar inanınki bu gerçeği daha iyi algılama yetisine sahipler . Özgür olmak içinse biraz paranız olmalı çokça bilginiz.
Dogada çok büyük bir denge vardır. İnsan düşündükçe buna şaşırıyor.Sonra için özüne inanç hükümdar oluyor.Bu düzenin oluruna bir yapı olduğunu akıl sahibi düşünemez mutlak bir güç hükümdarlığını sürdürüyor yaşam denen hikayede. Biliyoruzki zayıf yaratılmışız bu bizi kötü denilecek yollara sevk ediyor.İşin ilginci hepimiz kendimizi biraz kibrin boyasına bulamış kara bir isi renklere tercih etmiş görünüyoruz. Belkide tüm diktatörlükleri besleyen bu davranışımız oluyorda ruhlarımız bunun farkına varmıyor.İşin birde doğadan kopma yanı var doğadan üst olmak afaki bir kavram pek gerçekçi değil bunun böyle olacağını düşünmenin yanlışlığını ölüm bize çok iyi hatırlatıyor.
Biliyoruzki bir şeyi ne kadar yasaklarsak o kadar tehlikeli oluyorlar .Bırakalım insanlar kendi bedenleri ve ruhları ile barışık olsunlar.Korku onları dizginlerince ansızın volkan gipi patlıyorlar.Sonrası sapık bir yansıma toplumu ve bireyi ateşe atıyor.Ateş aslında yaşamın ta kendisi yitik küllerin kimseye bir faydası olmayacaktır.Yeterki ateşin var olma çizgisi taşmasın .Sınır önemlidir sınır olmadımı benlikte olmuyor.Kaos öne çıkıyor.
İnsan yaşamımın iki ana karteri vardır.Birincisi dünyavi yaşam ikincisi din insan etkileşimi. Kabul edelimki din sekülerin bir ana besleyici kavramıdır.En ateis düşünce kalıplarının içselinde dahi bir inanç kavramının olduğunu düşünenlerdenim. Tanrıyı kabullenip dinleri yok sayan görüşü farklı bir çizgide görmek lazım. Kabul etmeliyizki demikrasi eşitlik huku paylaşım yönetim erklerinin konumu dahada ötesi din inanç kulvarının içselligi erdemli insanlar istiyor.Olgunlaşma insanla başalr toplumlayetkenlige ulaşır diye düşünmeliyiz.Düşünmeden söz etmişken yaşam yanılgısına düşmemek için düşünme ve sorgulama esas olmalıdır öne çıkmaktadır.
Kerhüsrev derki ‘İnsanın yönetmeye hakkı olması için yönettiği insanlardan daha değerli olması gerekir ‘ (bilge ) Düşünsenize farzedelimki bir cahiller takımı yaşadığınız toplumu yönetiyor.Ah zavallı varlığım.
Çocuklugumda Diyarbakırın bağlar semtinde istasyon lojmanlarında ordanda sonraları fatih mahallesinde toprakdamlı bir evde yaşadığımı daha evvel ifade etmiştim. Orda kendimizce bir umutvar yaşama sahiptik . Yıllar geçti ömür kendini tüketti şimdilerde Alanya bizim için bir gerçeklik olarak varlığımızın öznesi oluyor. Akdenizdeki deprem yansımaları alanyada bizi korkuta dursun .Alanya vazgeçilmezimiz olarak içimize işledi.
Ölüm kaçınılmazsa bilelimki sıkıntılarımızda ölümle yitikleşecek gittiğimiz yada gideceğimizi düşüneceğimiz yerde durum ne olur. İşin özü onu ölüm bizi bulunca anlayacağız.Tanrının cennet ve cehennemi bizi bekliyor.Kavuşmak için acele etmeyelim olurmu. Yaşam iyidir yada kötüdür bu kendimizle ilgili bir sonuç degilmidir. Biz iylige yönelebilirsek belki iylik egemen olacaktır.Ama çoğumuz çok acı bir ben duygusuna sahibiz.Oası her mülkün hükümdarı olmak istiyoruz. Ne kadar zavallıyız geçici bir dünya sınırsız bir mülkiyet özlemi içindeyiz.Portakal bahçeleri üzüm bağları ceviz ağaçları apartmanlar köşkler ne var ne yok hep benim olsun sevdası içindeyiz. İnanın ölüm var babalarımız bunu gördü torunlarımızda görecek .
Ne özgürlük şiirleri aklımda nede kavgaları ekmeğimin. Sessizce saklarım kendimi o karanlık odaya. Hani gel dedide gidemedim yanına yolları dikenliydi umudun. Kimsesiz çıplak bir şiirdi avuçlarımda. Bir çocuk okula gidiyor annesiyle.Mavi bir önlük giymiş .Kısa bir gülüşü var kendince. Biliyorum özgürlük senden kaçmakla başladı senden gidince tükendi gece. Sabah hiç gelmedi kapıma. Perdeleri hiç açılmadı sevdanın.
Aslında kendi kültürünü bilip tüm insanlığa merhaba ben burdayım ve sizinim diyebilmeyi başarabilirsek tüm savaşların köküne kibrit çakmış oluruz.Ama biliyoruz ki kader hükümdarlığını bize yaşatıyor.Bir çok yaşam yolculuğu kaderin hükmünden azat olamıyor.i
Herkes kendi fanusunda ömür tüketiyor .Ruhumuz cam ardlarına mahkum gibi.
Hayat çok enterasan inanın öyle işçiler öyle çiftçiler varki üniveriste rektörleri onların yanında yitik cahil kalırlar. Yaşam üniveristesi her yaşayana bir katkı veriyor inanın bir suçlu dahi bir an oluyor çok şeyi daha iyi algılıyor. Halbuki insanın düşünesi geliyor madem böylesi bir bilinç onda varsa kendini niçin koruyamayıp mahpus damlarında ömür tüketiyor. Düşünsenize bir genel evde yarı çıplak ömür geçirten bir kadını ona censelligin neyini anlatacaksınız. Akıl işimi bu bir zeytin üreticisinden daha iyi bile bilir misiniz zeytinin kıymetini.
Sonsuzluk sizce nedir.Yanılgılarımızın bir bileşenimi.Hani meçhuliyetin zirvesindeki ölümün açtığı bir kapımı.
Yaşam bir pamuk ipligine bağlı tüm amaçların aslında anlamı yokta biz bunu görmerk istemiyoruz.Kimi niçin önemsiyor ruhumuz anlamakta zorlanır oluyoruz.
En büyük ızdırap bir yerde kendinizin oraya ait olmadığını bilmenizle yaşanıyor.Ölüm sizi bulmadan kabul edilmesi en zor durum bu olsa gerek.Birde çok soruyoruz ölünce nereye gidiyoruz (Yada gidiyormuyuz ) İşin özü dogmadan önce neredeysek yine orda oluyoruz yani bilinmeyende.
Benim dogrularım sizin doğrularınız olamaz. Sizinkilerde benim için boş laflardan öte bir kavram olmayabilir. Camide hergün beş vakit namaz kılan birini düşünelim .Birde hiç camiye uğramayıp evinde üç rekat namaz kalan birini varsayalım .Sizce hangisi güven verir.Daim ibadet hanede boy gösterenmi .Her Pazar kilesede en ön sırada papazın söylevine amin diyen bir hiristiyamı daha bir mümin. Yada bir fabrikada ömür tüketen bir emekçimi tanrı katında makbul sizce imanın özü nedir. Günahtan kaçmakmı sizce günah nedir.Mülk sahiplerinin imanıyla emek yoldaşalrının imanı sizce tanrı katında aynımıdır.Mutlak güç hükmederken ‘Esirgeyen bağışlayan’ bir tanrı olarak bu dünyada bizi kendi halimize niçin bırakmıştır.Yada bırakmışmıdır. Tanrının hükümdarlığının sınırları sonsuz olduğuna göre. Kötülük kendini var etme alanına nasıl kavuşabiliyor .Her aşırılık birazda günahlara koşuyorsa biz nasıl sakin kalmayı başarabiliriz. İnsan denen canlı aklıyla her varlığa hükmedebileceğini sanıyor ve ne var ne yok karıştırıyor.Sonuç felaket bir durum oluyor.Eşitsizlikler yalan sevgi yansımaları menfaatkarlıga köle olmuş ruhlar. Ah bu hayat böyle yaşanırmı .Menfaatlerin egemen olduğu bir düzen maskeler takılmış sözde dostluklar sevigiy hak etmeyen kan bagı birliktelikleri. Sonuç kendine yetmeyen zavallı insan yığınları.
Bagımlılık birazda aptallıkla ilgili bir durum oluyor.İnançsa farklı bir kulvar inanmak biraz zorunluluktan kaynaklanıyor.Bizi kendine mecbur bırakıyor.
Ah Tanrım bu ne rezillktir.Nerde bir soytarı rulu varsa önüme çıkıyor.
Tüm üzümlerin toplamışlar o bag bozumunda bizeyse ertesi kışın ayazı kalmış. Hani kar yağınca sevinirsiniz ertesinde sabah bir don olur saçaklarda tüneyen kuşlar baharı özlerler.Esmer ötesi saçları boyalı kadınlar anlatırlar sevdalarını gece gezmelerinde.İsimsiz erkekler kaçıp gider saklanırlar ruhlarının celatlıgından.Sonra herkes bir köşe kapmıştır.Çok zordur bir köede hükümdar olmak o şehirde. Sonra bir bakarsınız ‘Yetimin hakkını yemeyin diyenlere inat ekmekleri kurutmuştur umut.
Tanrı bize yaşamak için çok zevkler nasiplemiş sonrası bir çok yasaklada bizi yönlendirmiş.Ruhu olgunlaştırmayı zevkin ve arzunun miskinliğinde anlamlandırmış.Azgın bir zevk ve tutkunun insan ruhunu körelttiğini bizlere ezberletmiş.Onun için toplumlar geçmişten günümüze yüksek duvarları olan ahlak gerçeğiyle içselleştirmiş.Tüm günahlar aslında zevk ve arzunun toprağında yeşermiş oluyorlar.Tanrı bu gerçekliği bize ahlakla sınırlandırmış karşılıgnda olgun ve muallim bir insan piroflinin toplum için gerekli olduğu gereçgini bizim ruhumuza işlemiş .Bunu yaparkende bize cenneti vaad etmiş. Biz tanrının kulları bu durumu gerçeğimiz olarak benimsemiş kendimize yol bilmişizdir.İnançlı olmak iyidir ruhumuzu ve bedenimizi olgunlaştırır.Bizim yaşam yolunu rahat geçmemizi sağlar. Burda şu gerçekliği kendimize yoldaş yapmayıda becerebilmeliyiz.Benim inancım ve yaşam yolum beni bağlar sizi değil.Sizin tercihlerinizde sizi bağlar beni değil.
Tüm kötülüklerin sahipleri aslında biziz biz deyimini toplum adına kullanıyorum. Düşünsenize herkes ihtiyaçtan fazlasını biriktirmeyip paylaşsa içimizden birilerinin hırsızlık yapması söz konusu olabilirmi.Kendi yakınlarını korumayı bilen bir aile insanı her bir bireyin ailesi olduğunu onurunun önemsel olduğunu idrak etse birileri fahişeligi kendine meslek seçebilirmi. Tüm bunlara sebep hepimiz degilmiyiz. Son zamanlarda görüyorumki her ailede bir küsenler birde uyanıklar Bu sabah kafasına taktığı ne varsa kontolsuzca söyledi geçmişin dehlizlerinde adeta bir şarap gibi sakladığı tüm sürtük sözcükleri nakış gibi işleyip ellerini kaldırdı ‘senin dedi senin bana yaptıklarını kimse çekmez.’ İnsanların kendi davranışlarını önemsdiklerini biliyordu ama bunu bir hak olarak öne çıkarmalarına anlam veremiyordu. Sevdigini sandığı yuva kurduğu ömrü birlikte geçirmeye niyetlendiği eşini sevgi ve şefkatle sarmalamak varken bu öfke nedendi. Aklına kendine ve çocuklarına yapılan haksızlıklar geldi.Sözcükler boğazına kara tirenin vagonları gibi dizilivermişti.Kendini giripte çıkmakta zorlandığı bir tünelin içinde hissediyordu. Evlilik bu olmamalıydı. oluyor.Küsenler biraz küsmekte haklı olduklarını düşünüyorlar .Bence doğruda düşünüyorlar.Evet birileri sınırsız bir egoyla yükseklerde uçmayı marifet sanıyorlar. Her yükseklik bir düşüşü içinde saklarda buna anlamak kolay olmuyor.
Yaşam dünyavidir düzenide dünyavi olmak zorundadır.
Burda dünyavi sözcüğünü gerçekçilik olarakta algılayabiliriz. Yaşam ölüm gerçeğinde bizi inançla daha ötesi dogmayla biçimlendire dursun bunun bir sınırları olması gerektiğin akıl varlığının bu yolda aydınlatıcı bir görevle bizie katlı verdigini bilmek durumundayız.Bu nedenledirki tüzel kurumlar ve onların işleyişinde günümüzde var olan ve çoğunluğumuzun etkisinde olduğumuz din kültürel etkenliğinde seküler yapıyı korumammız gerektiğini bilmek durumundayız.Burda eğitim ve öğretimin müsbet temel bilimlerle beslenmesi gerektiğini belirtmeyi bir zorunluluk olarak görmeliyiz.Fizik ,kimya ,matamatik,sosyoloji .cografya ,tıp temel bilim disiplinlerinin öğrenilmesi geliştirilmesinin önemselligini kenara itmek bize gelecekte aydınlık bir dünya bırakmayacaktır.Toplum akılla yön alır.Burda din ve toplum etkileyişimini görmemiz getektigini belirtmek gerekli olsada dinin öz yapısının akılla biçimlenmesi gerektiginide tesbit etmiş olalım.Dinin özü akılla biçimlenir.Saygınlıgı olan kutsal kitapların ögretilerininde akılla anlamlaştığını görebilmeliyiz.Akıl bizi dine yaklaştırır aynı zamanda dogmatik verileride olgunlaştırarak olasılığa dönderir. Sonuç olarak iman akılla kendine yeşereceği toprağı bulur.
Alanya da kasım ayı havada keyifli bir kış hevesi var. Biliyorumki Alanyaya kar yağmıyor bizi o zevkten mahrum bırakan bir iklimi var Şehrin. Birde bir vurdumduymazlığı var bu şehrin. Şöyle yüzyıllık bir hamam bulamazsınız bu şehirde. Her ne varsa sonradan bir yerlerden kaçırılıp vitrine konmuş egriti ruha sahip. Birde oldukça nazlıdır yaşatmaya bu şehir size hep eksik olduğunuz hatırlatır.Ölüleriniz tesbih taneleri gibi dağılmış şehrin kabirliklerine. İsimsiz birazda yorgundur umutlanırız korkutur yaşatmaya sizi hayat. Ama siz varsınızdır .Uydurma malları satan esnaf gibidir alanya içindeki derinliğe ulaşmanız kolay olmayacaktır bu şehirde .Mini etekli üniveriste öğrencileri biraz salaştırlar ruhlarının aymazlığına kanıp .Yinede gençler biz geçkinlerden daha bir şanslıdırlar. Umut onlara bizden daha cömert davranır.
Kendini farklı görmek farklı olduğunuz anlamına gelmiyor asla sadece sizi gerçeklikten soyutlar bir hükümdarlığa mahkum oluyorsunuz. Oturdugunuz apartmanda adımladığınız sokaklarda hatta dost meclislerinde içnizde bir yavan hikayesi duruyordur eksik olmanın .Belki hayat budur.Önem verdiğimiz ne varsa bizi önemsizleştirdiğinin farkında olmamışızdır. Neyseki her sabah güneş doguyor ve biz hayattayız.Yaşamayı becerememiş olsak dahi.
Aslında bizi doğrudan koparan ne olur diye sormayı başarabilirsek görürüz ki kin bizi ilkelliğin batağına sokuyor. O bataktan kurtulmak pekte kolay olmuyor.Belki ölüm burda bize bir kapı açıyor. Öyle bir kapı ki her yanı karanlık bir mahzenin içinde yitikleşiyorsunuz.
Bazı insanlar gerçekten üstmü yaratılmışlardır. İnsanın insandan bir üstünlügü olabilirmi. Dogrusu bu çetrefilli bir soru oluyor.Degerli okuyucum bu soruyu kendime niçin sordum burda sizin düşünmenizi niye istemiştim bulundum kendime sormadan edemiyorum.
Tanrının tüm emirlerini yerine getirmek lazım .Bunun gerekçesi ölümlü olmamız. Ölümün bizim için bir amaç olmadığını biliyorsak iyi bir mümin olmanın gerekçesi ne olabilir. İyi bir insan olmakmı asla.İşin özü iyi bir mümin korkuyu iyi yaşayan bir mahkumdan başka bir şey değildir.Evet korkuyoruz ve sınırsız kalacağımızı düşündüğümüz bir cehennemden kurtulmak için iyi bir mümin olmaya çalışıyoruz.İyimi yapıyoruz gerçekçe iman sahipleri kendince iyi yapıyor diye düşünebiliriz. Burda müminin kendi yolunun (mezhep ) yine kendi aklının ışığında aydınlanmasının gerçekçi bir sonuç olacağını görebiliyoruz.Birde şöyle bir durum var kendi ışığınız size yetmiyorsa arayış kaçınılmaz olur. Ben biliyorum olmuyor. Filan biliyor görüşüde asla gerçekçilik üzerine oturmuyor.Sonuç olarak ölüm varsa ona hazırlanmak gerekli bir eylem olsada yoran bir uğraş oluyor.Birde işin şöyle bir yönü vardır kader size ne yaşatırsa yaşatsın siz var olmaya devam edeceksiniz.Böyle düşününce ölümünde bir anlamı oluyor diye umutlanabiliriz.Aslında şöylede yapılabilir ölüm varsa var biz yaşamaya devam edelim.Biliyoruzki bu düşüncede günahların hükümdarlığına mahkum olmayı getiriyor.Yaşam kabul edelimki günahlardan ibarettir ve günahlar oldukça çekicidirler.
İnsan denen varlık tabiatı gereği olağan üstü hallerde çözüm üretme yetisine sahip olmasına rağmen bazı durumlarda bunun eksiklgini iliklerine kadar hissediyor. Anadolu coğrafyasının deprem aktivitesi insan karekterinin çözüm üretme yetisinide yetmezliğin içine sokabiliyor.Türk insanı deprem karşısında kendini çaresiz hissediyor.Çocuklugumuzda biz dünyaya gelmeden gerçekleşmiş Erzincan depremi anlatılırdı.Daha sonraları kayıtlara 1999 depremi olarak geçen büyük Marmara depremini ülke olarak yaşadık.Yaşadıgımız alanyada akdeniz yönergeli deprem aktiviteleri bizi korkuta dursun altı şubat 2023 büyük maraş merkezli bölgesel deprem tüm ülkeyi acıya gark etti.Niçinlere yanıt aramaktansa çaresizliğimizi kabullenmiş bir ruh haline büründük.Yaşadıgımız evlerin (Özellikle apartmanların ) güvencesiz olduklarını çok iyi biliyoruz! )
Hayatı olduğu gibi kabul etmiyoruz. Aslında yapmamamız gereken huzuru aramak olmalı.Bunun için çok beklenti içinde olmamalıyız. Yaşamı olduğu gibi kabul etmeliyiz.Gerektiginde özür dilemeyi becerebilmeliyiz.İşin özü tüm bunlara karşı dik bir duruşumuz olmalı.Kendimizi önemsemeliyiz ama bu önemsellik bizi başkalarını hahir görmeye etmemeli.Yaşam rotamız bilim olmalı bilim yaşamın ana kılavuzu olarak bize ışık tutuyor.
İnsanlık tarihi boyunca erkekler kendi yaptıklarından öte kadınlarının yaptıklarından endişe duyuyorlar. Bunun ne derece eksik ve anlamsız bir yanılgı olduğunu erkek denen canlı görmek istemiyor.Erkek kendi davranışlarına bir sınır koymazken kadını namus zırhının içinde görmek istiyor.Bunu yaparkende cinselliği ana tema olarak görüyor. Bu yaşamın özseline kibrit çakmak olmuyormu dersiniz.Aslında ahlak samimiyetle yaşamak özgün bir kültürle yaşamı beslemek ne istediğini bilmek kendini tanımlamakla ilgili bir var oluş çabasını kendi için zorunlu görmek olmuyormu. Toplumda tüm paydaşların aynı sorumluluğu kabullenir olmasının yaşamı kolaylaştıracağını görmek istememenin sebebi ne olabilir. Görülüyorki toplumsal beklentiler için konuşulacak olursak erkeğin ahlaksızca davrandığı bir yaşamda kadınları ahlaksızlıkla suçlamak büyük bir yanılgı olmuyormu. Tıpki ölüm yanılgısı gibi yaşamıda anlamsız çatışkıların içinde tüketmekten vazgeçemiyoruz.
Büyük problemlerde birleşmeyi becere bilen toplumlar ulusallaşmış (milletleşmiş ) toplumlardır.Millet yada ulus kavramı biliyoruzki kültürel bir karektere sahiptir ve temelinde laiklik ögesi vardır.Bir toplum laik olamamışsa ulusta olamamıştır. Çevremizdeki bir çok ülkede ülkelerin durumu buna açık bir örnektir.Ülkemizin çevresine baktığımızda arap devletlerinde bir ulusal kimlik oluşturulamamıştır. (mısır biraz olsun farklılık arz eder ) Bu ülkelerde toprak sınırlar devlet dil var olmakla birlikte millilik kavramından ırak bir karektere sahiptirler.Bu durum onları mezhepsel din içerikli kavgalarında arenası haline getirmiştir. Din insan için gereklidir laisizim din ve toplum için gereklidir.Bu gerçeği birkez daha hatırlatmak önemsel bir gereklilik olarak düşünülmelidir.
Yaşam insan odaklı olmak durumundadır.kültür insanın varlığında olgunlaşır yaşama şenlenir gelecek nesiller mutlaşır.Aksi acı bir izdüşümdür bu topraklarda yaşanan.
Not : Bir toplumun çağdaş olması için iki ana kural kabul görür olmalıdır.Birincisi seküler devlet (dinden arındırılmış )ikincisi kamusal ekonomik yapı. Ülke (Türkiye ) özellikle bindokuzyüz seksen sonrası neoliberalizimin kucağına itildi. Devlet pilanlaması ekonomide devlet etkenliği pasifize edildi, enerjiden konuta piyasa kendi şartlarını bulur denilerek rant ekonomisi oluşturuldu.Emeksiz zenginler türetildi .İnsanın önemi azaldı paranın gücü öncül oldu.para araç olmaktan çıkarılıp tanrılaştırıldı .Durum öyle bir noktaya geldiki parası olan diğerinden kendini farklı gördü. Ranta dönük uygulamalar yurttaşı yetkisiz ve sahipsiz bıraktı. Devlet halkın ihtiyaçlarına göre değil sermayenin etkencesine göre röl alır oldu.Burda şu olguyu biraz açalım ‘Dinden arındırılmış devlet ‘ Biliyoruzki insan denen canlı karşılaştığı ilk varlıkla ilgili onu anlama ugraŞI verir.Merak eder sorgular onu tanımaya anlamaya çalışır bu ona sürekli bir bilgi akışı sağlar buda bilimi oluşturur.Din karekterindede sabitlik esastır.Dinin ortaya çıkışı mezheplerin konumu uygulamayı geliştirmektense uyulmasını ister yorum ve arayış kabul edilmez.Bu süreç bir çok din yapısının birey ve toplumla çeli,şkisini öne çıkartır.Tüzel bir varlık olan devlet yapısınında dinin etken olmasının uyumsuzluğu burda ortaya çıkar.Aslında dinin özü akılla biçimlense Akıl bize gerçeği gösterecektir diye düşünmeliyiz.
Günahlarımız ruhumuzun bize yüklediği bir sorunsalmı.Yada tüm suç beynimizi iyi kullanmadıgımızdanmı.Biz kendimizi ahlaklı görürken başkaları ahlaksızlığımızı bizden iyi biliyorsa biz kendimizi kandırmış olmuyormuyuz.Ahlaklıysak neye göre hangi ahlakın yakınsalıyız. kutsal kitabınmı .Kendi egolarımızınmı.Yoksa bunların dışında tüm suçların izdüşümümüdür ahlaklı olmamız.İnsan denen varlık niçin böylesi sıradan ve yetmezlik içindeyken kendini dünyanın egemeni olarak görüyor.Çogunulgumuz çok basit zevkleri yaşam sanıyoruz aslında olması gerkren yaşamın küçük kılvılcımlarını hayatın aydınlığı olarak görüyoruz.Tabiki yanılgılarımıza bir yanılgıdaha eklediğimizin farkında bile değiliz.
İnsan denen canlı büyük problemlerle karşılaşmadıkça küçük sorunları felaket olarak görür.Bu bir yaşam yanılgısıdır.
Dogu toplumlarında bir konut sahibi olmayı çok önemseriz. ‘Bir evimiz olsun başımızı içine sokalaım ‘duygusu. Belkide otuzsenede ödeyeceğimiz parayı borçlanıp bir çırpıda verip tapu sahibi olunca yaşamın sınırlı olduğunu unutmuş oluyoruz. İşin birde miras bırakma hevesi var. Bu kısır döngü milyonlarca hayatı sorunlu bir hikayenin magduru yapıyor.
Günümüzde büyük değişimlere açık bir dünya yok .Hatta ne istediğini bilmeyen kalabalıkların arasında yaşıyoruz.Bir çok devlet yurttaşlarına asgari ölçüdede olsa bir güven verip onun yaşamını kolaylaştırırken bir çoğunda politikalar yurttaşı dikate almadan uygulanıyor.Bu ikinci yapıda duruma bakıldığında yasaların oturmadığı sık sık değiştirildiği demikrasinin temel işlevlerinin olgunlaşamadığı .Otorite gücünün keyfi kullanıldığı bir süreci görüyoruz. Toplumun kültür yoğunluğu artıkça birey sorgulamayı başarabildikçe demikrasinin gelişme şansı oluyor. Burda şöylede bir durum var demikrasi kuralsızlık değildir.Devletin kurallarının olması onların (yasalar ) uygulanması devletin otoritesinin sınırları olmak kaydıyla oluşması gayet doğal ve gerekli bir durumdur.Burda dikat edilmesi gereken sınırların hukuk zemininde çizlimiş olması durumudur. Toplumun güven içinde var olması yurttaşların can ve mal güvenliğinin sağlanması düşüncenin terörize olmadığı sürece ifade edilebilmesi toplumu ve devleti olgunlaştırır.Yaşamı kolaylaştırır.Daim anlatmaya çalıştığım yaşamda önem verdiğim denge kavramının burdada öne çıktığını düşünüyorum güvenlik ve özgürlük bu iki kavram birbirinin zıttı olmayıp tamamlayıcısı olarak görülürse her şey daha bir kolay olacak gibi.
Vakitsiz oldu herşey .Bende vakitsiz bekledim seni.Kimselerin olmadığı o özgürlük parkında.Bırakıp gittiğin o kırmızı renkli acıydı geride kalan.Büyük devrimler ölümle başlar bilirsin.Gözüpek bir duruştur seni beklemek geç bir zamanında ömrün..Kuru bir çökelek gibi aranır olur umut.Çaylar demlenir yokluğunda sofralarda.Özgürlük ıslanabilmektir günahlarında korkunun bliyorsun.Nerde o ıslak dudaklı şehvet söyle bana.Köhne yavan bir arayıştan geride kalanlar.Uçup giden yalanları ömrün.Akan gözyaşları kim için söyle bana.Yoksa saklanan neyse öylesine.Kim derki seni sevdim ben. Sensiz öldüm.
Birey kendi yaşamında huzuru bulmaya çalışmalı bunu gerçekleştirebilmek zor olsada niçin nasıl neden sorularına kendince yanıt aramalı. Bireyin yapması gereken en önemli kuralsa denge içinde birilerini memnun etmek hevesinden vaz geçmesi.Kan bağıyla bağlı olduklarımız dahil bir birey olduğunu kendisininde bir yaşamının olduğunu üçüncü kişilerin davranışlarının kendi özsel karekterini baskılamaması gerektiğinin bilincinde olması.Bu konumda kendini belirlerken kibir iletişimcilik despotluk çatışkılarının kendinde biçimlenmesine fırsat vermemesi. Yaşamımız bize aitse o yaşamı birilerinin ipotek koymasına musade etmemeliyiz. Yaşam bizim yaşamımızsa toplumla çatışmadan içselinde kendi mutluluğumuzu aramanın bir yanlışı olmazsa gerek !
Sosyal yaşamda adalet çok önemlidir. Ama Montaiıgne,nin yüzyıllar evel dediği gibi adaleti oluşturan yasaların dahi adaletsiz bir yanı vardır. ‘ Bunun için bir yasa uygulanırken olabildiğince eşitcil ve adaletli oldukça varlığını devam ettirir.Bunun için adaleti yüksek düzeyde sağlayan yasalar toplumsal zorunluluk olmadıkça sıksık degiştilmemelidir.Degişmesi gerekli olansa bekletilmemelidir.Burada toplumun et eetkin vazgeçilmez yapısı olan Devlet önemli bir gerçekliğimizdir.Devlet toplum yapıda anarşiyi adaletiyle önler.Onunla ilgili tedbirler kararlar alır.Bunu yapmasıda oldukça gerçekçi bir davranıştır.Bundan dolayı devlet yaapısı gereği toplumsal kurucu ve yönlendiricidir. Devletin temel işlevselliğinde gerçekliğin öncül yaptığı adalet kavramı temel amaç olmalıdır. Devlet kavramı bu yönüyle ana toplumsal varlık olarak hepimiz bağlar ve bizlere güç verir. (Yurttaşlık hakkı ) kavramını bu temel üzerine anlamak insan ve toplum ilişkisinde çok önem arzetmektedir. Burda şu gerçeğin altını çizmek durumda oluyoruz.Özgürlük kurallarla varlığını sürdürür ve sınırları olan bir kavram olarak yaşamda kendine yer bulur.Burda çoğulculuk katılımcılık demikrasi gibi temel özneler karşımıza çıkmış oluyor.
Tüm hayatı yalnız geçiririzde bunun farkında olmayız.Sevdiklerimiz ailemiz mahalle arkadaşlarımız eski gibi olmazsada varmış gibi görünen komşularımız.Hepimiz çatı çıkmalarında kendini saklayan kumrulara dönmüşüz. Nasıl gideceğiz ölümün meçhuliyetine bunu pek düşündüğümüz olmaz.
Basit ruhlar basit işlerle uğraşıyorlar. Kıskançlıklar törpülenmemiş yüksek benlik egosu .Kişiligin suni varsallarla bütüncenme kaygısı ve gerekçesi ne olursa olsun bizi hiçleştiren ölüm. Bu yalan dolan hayatın egemeni kim olabilir.Tabiki tanrı .Bizler onun kölesiyiz.Bizi mükemmel yaratmış.Onu red etmemiz bizi bu meçhuliyet yolculugunda tamamen savunmasız bırakıyor.Hadi diyelimki tüm inançları bir kenara itelim .Zihnimize reset atalım Tüm ibadet haneleri dozerlerle yıkalım .Bunu yapınca sizce özgürmü olacağız bu mümkünmü inançtan ruhumuz vazgeçecekmi .Peki ölüme nasıl katlanacağız.Yüregimizdeki vicdanı nasıl neyle besleyecegiz.Eşitlik hak hukuk kardeşlik umutlarını nasıl neye göre biçimlendireceğiz.Hangi toprağa umut tohumlarını ekeceğiz. İnsan olma vasfımızı nasıl koruyacağız. Bunların hiç birini yapamayacağımızı iyi biliyoruz. Bu belirsiz misafirliğimizde zorlamanın hiç anlamı yok.Yaşam kendi kurallarını koymuş biz o kuralların küçük karıncalarıyız.Çok böbürlenmenin inanın anlamı olmuyor.
Ne kadar mahcubuz biliyoruz.Yaşamaktan utanır olduk.Bir kab yemek hak edilmez oldu bize.Yorgun ruhlarımız ölümü tanıdı .Korktuk gülümsemekten doğan güne ! Bu topraklar çok acılar gördü.İlmek ilmek örüldü acıları hırka diye giydik üstümüze.Yırtık donlu cehalet açtı eteginide kimseler utanmadı.!
Eger gerçekçi değilseniz ahlaklıda değilsinizdir. Ahlak denilen kavram yaşam kurallarının olurluluguyla ilgili bir durum degilmidir. Açıkcası yaşam varlığıyla koca bir yalanken bizim ahlaksal konumumuz nereye oturmuş olabilirki. Onun içindirki insanlık değerlerinin tavan yapması gereken felaketlerde bile ruhumuzun içsel çatışkılarından kurtulamıyoruz.Bireyler olarak ailede içinde ible haksızlıklara sömürüye riyaya muhatap olanlarımız azımsanmayacak kadar çok olmuyormu.Kuralsız amaçsız ve anlamı olmayan bir köhne boşluğun içinde degilmiyiz.Kendisini dünyanın merkezi sanan zavallılık içimizde tünemiyormu !
Rüyamda birileri ile kavga içindeyim. koca götlü yalanlarına bıçak vurmaya çalışıyorum.Sahte gülümsemelerinin ruhundaki şirkefçe iticiliğe bir tavır koymak istiyorum. Köhne ruhlarının ömürlerindeki buruyganlık bana ve çocuklarıma bulaşsın istemiyorum.Yaşamaya çalıştığım mütevazi hayatta kimsenin kıçını yalamadım.Kimsenin yalaklığını yapmadım.Belkide bunun için kimsenin histerik cehaletinemahkum olmak istemedim.Yaşamak hafife alınacak bir durum degildir.
Ah bu zavallı cehalet apartmanlar dikti kıçlarına şatavatlı taşıtlar aldılar. İçlerindeki ilkel basit kirlerinden kurtulamadılar !
Doga tüm tabuları yerle bir ediyor. Böyle bir sonuçta dininde geleceğini öngörebilmek inanın meçhul bir belirsizlikten başka bir yol bırakmıyor düşünen beyinlere ! Altı şubatta 2023 Anadolu coğrafyasındaki depremlerde onbinlerce insan birkaç saniye içinde en güvenli oldukları evlerinde yataklarında kıyameti yaşayıp bir kaç saniyede ölümle karşılaştılar ihtimal binlercesi enkaz altında ölümü kabullenip yitkleşti. Akıl sahibi bir çok düşünce insanı ortaya çıkan bu vehameti ‘kıyamet ‘olarak değerlendirdi.Yirmibirinci yüzyılda insanlar oturdukları konutlarına girmekten çekinir oldular. Ölüm meçhuliyetini dinlerle açmaya çalışsada yaşam arzusu içimizden çekip giden bir heves olamıyor.İnsanlık tarihi boyunca hekimliğin saygı görmesinin ana gerekçeside bu olsa gerek yaşama arzusu. Büyük felaketlerde devletler iyi örgütlenememişse yönetim kadrolarında donanımsızlık varsa hizmet oluşturmakta zaaflar yaşanıyor. Gerçekler afaki yansımaları bir cam gbi kırıp parçalıyor.En önemli hak olan yaşam hakkı bireyin elinden alınıyorsa doğanın eziciliği insanın yaşamına derbe vurabiliyorsa bir şeylerin yanlışlığına mahkum olmuş olmuyormuyuz ! Bir felaket çok geniş bir coğrafyada ortaya çıksa dahi biz o felaketi bölüp parçalarıp yenilir yutulur bir kıvama getirmeyi beceremiyorsak yanlışların içinde olmuyormuyuz. Evet tanrı kendisine inanılan topraklardaki kullarından umudu kesmiş olabilirmi mümkünmü bu .Onun esirgeyen bağışlayan tavrı buna musade edebilirmi.Tanrı kullarına kıyameti yaşatabilirmi !






Farkındamısınız kurallar herzaman vicdanlarımızı beslemiyor. Bir çok sosyal öğreti bizi kendimizle kavga etmeye itiyor. Sonuç olarak yaşamımıza bedenimize bir bakalım kendi kendimizle kavga içinde degilmiyiz.Bir çok ayıplar yasaklar günahlar yaradılış yapımızın bize yüklediği bir kötülük degilmi. Evet biz ahlakımızla kendimize kötü topluma iyi insanlar olmanın miskinliğini yaşıyoruz.
‘Görülüyorki tüm düşüncelerimizin kaynağı üst kabul ettiklerimizden alınmadır.’ der bir düşünür. Bu durum bazen öylesi bir kısır döngü yaratırki çoğumuz ebeverimlerimizin gölgesi altında tükeniriz. Bu süreç ileri yaşlarda dahi ruhumuzda etki eder ve onu kendi nehirinde sürükler. gerçekte biliyoruz ki insan denen canlı dünden beslenir zamanını yaşar.
Bir toplumu en çok bir yenilik rahatsız eder onun için bir çok toplum dolayısıyla o toplumu oluşturan birey yüksek bir bağımlılığı muhafazakarlık olarak ruhunda besler.Bu durum az yada çok hepimizi etkileyen kavramlardır.Bunda görmekten kaçındığımız bir çok yanılgının payı oldugunuda bilmek durumundayız.Her şey olduğu gibi kalsın derseniz sizin gerilere düşmeniz kaçınılmaz olacaktır.
Bazen hayelleriniz oldukça ahlaksız olabiliyor .Belkide gerçek ahlak samimiyeti size zorunlu bir hükümdar olarak gösterirken siz arkanızı dönüyorsunuz.
Görünenin her zaman doğruyu gösterdiği mümkün olmayabiliyor. Degişim çoğu zaman belirsizliğe kapı açbiliyor. Çogumuz bu durumu bilmek istemeyiz.Görmek istediğimiz neyse gözlerimiz onu görür.
Biliyoruzki yaşam kendi yatağında akan bir nehirdir. Biz nehirde aklanıp paklanıp kirlerinden azatta olabiliriz kirleri kendimize aparat yapıp sahiplenmeyede kalkışabiliriz. İşin birde yaşamın dümeninin elimizde olmadığı gerçeği vardır.En üste olduğunuz bir konumda yaşamınız yada daha daha belirgin bir sözcük kullanalım kaderiniz sizi çaresizce çökertebilir.Siz bu karşı konulşamaz yitikliğiniz mahkumu olmuşsunuzdur.
Bazen şöyle bir durumla karşılaşa biliriz ‘ işte x kişi gitti artık iyilik bizim için bir doğal durum oluyor ‘ Bu genellikle siyasal zemindeki devinimlerde öne çıkıyor. Evet bir kötünün gitmesi elbetteki çok iyi peki yerine gelenlerin iylik sever karekterler olduğunu kim bize garanti edebilir.Yada dünün anarşistleri bugünün saygın demikrasi kahramanları olabilirmi.Olasılıktır ama sadece bir olasılık .
Ruhumuzdaki kötülüklere bir bakalım bizi huysuz yapan istenmeyen gölge kılan . Bireyin kötülüğünün yansıması onun kalbinin bir noktasında iylik olabileceği gerçeğini değiştirmiyor.Evet bu birazda birey toplum ilişkisinin bir gerekliliği olarak önümüze çıkıyor. Toplum size iyi yada kötü olma rölünde hiçte hak etmediği bir hükümdarlıkla üste çıkıyor. Kötülügün küllerini temezledigimizde görürüzki altındaki közde iyilik kendince vardır.Biz o varı öne çıkarmayı başarabilmeliyiz.
Tüm kötülükler daim menfaatlerin önde olmasından beslenir .Çünkü nefsimiz bize daim sahip olma dürtüsünü kamçılar.’Benim olsun ‘ duygusu hastalıklı bir yara olarak ruhumuzu kanatırda biz bundan kaçmanın yolu bilemeyiz.İşin aslı bu süreç doğal bir süreçmiş gibi önemsenir olur. Boş hayatlar rezilliği sahiplenmeyi kendince değer görür. Bu aslında değersizliğin bir kalıplaşmış karekteri olarak toplumda oldukça derindir. Gelin tüm küllerin temizleyelim yalanların.Yüreklerimizi açalım gerçekliğin hükümdarlığına. Yaşamanın bir anlamı olsun.
Önceki yazıtlarım İzdüşüm ve Konuşulmayanlar,da insanın üst canlı olduğunu kültür oluşturduğunu anlatmaya çalışırken bir durumu gözden kaçırmanın şansızlığını hisseder oldum. Oda şudur ki evrendeki tüm canlıların aynı döngünün canlıları olduğu gerçeğidir. Hepimiz yaşıyoruz yemek içmek ötesi duygularda var olmayı yaşamak istiyoruz. Sonuç ölüm çizgisinde buluşuyoruz. Burda kültür oluşturmak toprakta yeşermek özgürleşmeyi ruhen başarabilmek kendimiz olmak öne çıkar bir ekinsellk oluyor. Neyse dostlar bırakalım hayat bildiği gibi aksın.
Aslında birşeyler öğrenmek istiyorsak kendimizi okumalıyız.Kendimizi tanımadan yaşamı evreni hele bir başkasını tanıma şansını hayat bize vermiyor.İşin ilginci bize öğretilenin tekrardan öte bir özneside bulunmuyor.Biz var olan öğreti anlamaya çalışmanın ötesinde kendimizi anlamanın öğrencisi olmayı başarabilmeliyiz. Bir kaldırım kenarında saç sakal birbirine karışmış üstünü örten giysilerde kirler mekan tutmuş bir zavallının ruhunun çok üste bir karekter besleyebilecegini düşünmeyi başarabilirmiyiz.Bunu kendimize sordukmu.Yağlı vidaların tutundurduğu deri döner koltuklarda oturup üste olmanın dayanılmaz egosuyla şişen ruhların hükümdar gibi davrandıkları bir dünyada fakir olmanın ızdırabını kim dindirebilir söyleyin bana. Evet siz bakmayın din yorumcularının tanrının fakirleri sevdiği yalanına sevilen böylesi yorgun ve mahkumken ızdıraba niçin sorusu sorulmazmı dersiniz.Belkide bizim tanrımız bize verdiği aklı ve mantığı kulanmayı beceremediğimizden bize bu yitik hayatı uygun görmüştür. İhtimal tanrı şöyle düşünüyor.Ben sana sağlık verdim akıl verdim muazzam bir doğanın üst canlısı yarattım.Artık sende bu gerçeği gör. Özgürlügünü avuçlarına al. Kimseleri suçlama kimseleri kırma senm kendini tanı kendini tanıdıkça bana daha yakın olmanın yollarını bulursun. Ben sana pergamberler yolladım kitaplar indirdim senin önünü açtım .Sen kendi karanlığını kendinin kurtuluşu sanıyorsun.
Hiç şöyle herşeyi bırakıp gitmek istediğiniz sizin ruhunuza egemen oldumu. Mutlak olmuştur çoğu zaman hepimiz bu duyguyu hisseder oluyoruz.Ama bırakıp gitmek hiçbir şeyi halletmeyecek biliyoruzki bıraktığımız ne varsa bizimle gelecek .Onları geride bırakmayı beynimiz bize musade etmeyecek. Onun için kendimize olsun söylemekten çekinmeyeceğimiz çekip gitme sakın diyebilmek olmalıdır. Ah hayat sen ne yalan dolan bir kargaşasın.
Dostlar karanlığın içinde olduğumuzu kabul edelim .Bunun içselinde kendi varlığımızı başkaları için pasivleştirmek geliyor. Birielri insan olarak özümüzdeki duygularımızı iyi sömürüyor.Dosltlar insanların sözlerini iyi anlayın ama onlarla ilgili karar verirken eylemlerine bakın .Kim neyi niçin savunuyor.Farkındamısınız hepimizi kendi karanlıklarına çekmek istiyorlar. Kendi menfaatlerine dokunmadıkça sizi iyi bir insan olarak görüyorlar.Sorunlu bedbah karekterler bizleri kendi hükümdarlıklarına biad etmemizi istiyorlar. Yaşamın gelgitlerinde sınırsız bir köleliği bize reva görüyorlar.
Hayata yaşam biçimine neyi esas almalıyız dersiniz. Şehvet hırs arzu bizi nereye götürebilir. Bizi neden alıkoymuş olur. Vucud ruhla bütüncesinde hangi mertebede ömrü tamamlamak isteriz. Bilmeliyizki kendi ruhumuzu terbiye etmeyi başaramazsakta bunun için çaba harcamak kimbilir belkide bizi huzura götürecektir.Kendimize sahip olmak tüm şeytani heveslerden bizi kurtaran bir oruçla ulviyete ulaşmaya çalışmak kimbilir belki kurtuluşumuz olmacakmı. Beşeri her davranış içinde sıkıntıyıda saklıyor dostlar bunu bilmek durumundayız. Gelin elele verelim hadsiz olmaktan kenidimiz korumayı görev bilmiş olalım.
Bir amacı olmalı varlığımızın olması gereken yerde durmalı bedenimiz varlığımızın kalitesini ancak kendimiz anlayabiliriz.Gübreliklerde açan güller değerli olmuyorlar. Onlar gül bile sayılmıyorlar. O zaman olmamız gereken yerde olmanın yollarını aramalıyız. Bir düşünür şöyle der ‘ Ne kadar değerli olursanız olunuz yanlış yerdeyseniz degirsizsizsinizdir.
Farkına vardınızmı ölüm çok acımasız. Sizi yerden yere vuruyor.Ne yapabilirzki ölüm bizim kolumuzu kanadımızı kırıyor.
Bein sokaklarımda sevdalar erken ölür biliyorum.Korkunç bir acı yüreğe oturur.Esmer bir kadın kaçar gecenin karanlığından. Sevmek hikayesindedir ölümün.
‘Hayat sona eriyorken bize yaşamayı öğretiyorlar ‘ der Cicere. Aslında uzunda yaşasak ölüm bizi bulduğunda yine erken ölmüş olacağız.
‘Yaşamın işe yaramayan tüm dialektik oyunlarını kaldırıp atmak lazım .’Montaigne
Ah şu kurallar töreler biliyoruzki bize yansıtılan cici gibi gösterilen bir çok veri aslında çok gerekli olduklarından yada üst doğru olduklarından değil kural olduklarından bizi bağlayan fikirler oluyorlar. Hani toplumda pek benimsenmez tipler vardır her değeri dışlayan her töreye tekme sallayan itici tipler . Ne dersiniz bu karmaşık ruhlu piç görünümlü soytarı denecek anarşist ruhlular kendilerince haklı olabilirlermi. Bunu düşünmek dahi tüm toplumsal kazanımların köküne kibrit yakmak olurki bu cesareti hangi deli gösterebilir.
Aslında hayatı güzellikle yaşayabiliriz. Bunun en basit yolu yapaylıktan uzak olup paylaşımcı bir ruhu yaşatabilmek olmalı. Benligimize biz olabilme becerisini verebilmeli .Belki ozaman şairlerin o duygu dolu dünyalarına yakın oluruz.Diam önce olan şiir edebiyat resim dünyaya dolayısıyla hayata renklerinin o sıcak keyfini taşıyabilirler.Hep karanlık şeyleri düşünmeyelim. Dogru kendince var olsun.Biz yanlış olalım ve ötelere taşıyalım ruhumuzun güzelliklerini.
Degerli dostlar aşırı tutku (yada pilatonun dediği gibi iddaa. olanı arama )Aşk kavramını hastalık olarak düşündüğümü daha önce ifade etmiştim. Kan bagıyla yakın oloduklarımız bir yana birine sınırsız bağlanmanın yada onu istemenin sağlıklı bir durum olduğunu kim idda edebilirki.Aşk sonsuzluk olmalı sınırlı bir varlıgas sınırsız bir arzunun sizce anlamı olurmuki.
Aşk sınırsız bir ulaşma hevesi .Bana göre bir hastalık anlamsız kontrol dışı bir anarşist duygu .Aşk birazda zevk almanın hevesi olarak karşımıza çıkar egosu yüksek aynı düzeyde anlamsızdır. ‘Kara sevda ‘ hezeranları günümüz çağdaş karekterli bireylerin ruhları için anlamsız duygulardan kaçınmak mantıklı olmazmı sizce. En sevdiklerimizi toprağa veren ve ölümle nişanlı olan bizler neyi niçin sınırsızca sevme isteme yanılgısına düşelimki.Anlaşılan aşk dertsiz kalplerin gereksiz ağrısı olmaktan öte bir şey ifade etmiyor.
Aslında ruhlarımız çokta akıllı duygulardan beslenmez örnegin kendini beğenme hissi yada bilgiçlik heveslerimiz. Daha ötesi cinsel dürtülerin kontrolsüz yansıması aile mahremiyet inanç namus daha bir çok var olmasını istediğimiz bundada kendince haklı olduğumuz değer sürümcesi. Biliyoruzki herşey kendince gelişir ve toplumu ileri taşır.Birey çoğu kez bu gelişmenin gerisinde kalır.Evrensel birikime ulaşamadığı gibi yerelinde gerisine düşer .Bunun tersi birikim gerektirir burda tabularla uyumsallık olduğu gibi çoğu zaman çatışkı kaçınılmaz olmaktadır.
Anadoluda bir söz vardır bilinir ‘Kırkından sonra azanı teneşir paklar.’Gerçektende kırklı yaşlarda insana bir sakinlik gelir biraz yalnız kalmak istersiniz biraz durulur ruhunuz. İslam pergamberi manevi öncümüz Hz Muhammed kırk yaşında pergamberlikle onurlanmış bu süreci vefatına karar yirmi üç yıl geçirdiğini biliyoruz.Kırklı yaşalr olgunluğun başladığı yaşlar oluyor.Yaşamın aslında çokta sarışacak bir sevgili olamayacağını tanımış oluyoruz.Edindigimiz bizim olduğunu var saydığımız tüm mülklerin aslında hiçliğin hükümdar olduğu bir yaşamda anlamsız olduğunu anlayamıyoruz.
Yapmak istemediğiniz görmek istemediğiniz olmasından rahatsızlık duyduğunuz bir eyleme katlanmak zorunda kalmanız ne kadar ızdırap verici oluyor. Bilakis yapmak istediklerinizi yapamama zorunsalıda bu yanılgının bir başka sonucu oluyor.
Hep gereksiz sözcüklere muhatap oldum.
Sevdiklerim bırakıp gitti o meçhuliyete.
Sen ıraktaydın ruhun ötelerdeydi bedenin yanımda kaldı biliyorum.
Ama sen bambaşka başakların hasadında savurdun saçlarını.
Bazen ortadaki fili durumu kabullenmek için empati yapmaya çalışırsınız .Bu durum mevcut durumun iyi olduğu yada sizii güzele doğruya götürdüğü için bir kabul ediş olmaktan öte yanılgının yılgınlıgndan yorulmanızın bir sonucu olabiliyor. Böylesi olurlarda insan ilişkilerinin içieriginde yada toplumsal devinimin siyasal boyutunda karşılaşmak sizi yorsada siz bu olurluluga uyum sağlamak durumunda kalırsınız.
Not :
Biz, Ulusal Kurtuluş Savaşı’na ve bu savaşın yüce komutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e inançla bağlıyız. İlerici düşüncemizin odağına ‘Kemalist’ düşüncenin kutsal bağımsızlık harcını koyarız.” (Uğur Mumcu)
Degerli dostlar bu ülkenin bir yurttaşı olmak bu toprakların bir insanı olmak tozlu taşlı yollarda bir ömür geçirmek siyasal karekterde dürüstçe dik durabilmek ve yaşamında bilimi ve gerçekliği öncül kılabilmek inanın devlet kurucu büyük devrimci özgün türk mileyetçisi Önder Mustafa Kemal Atatürk,ü anlamaktan geçiyor.Atatürkün düşünceleri tarih sahnesinde yaptıkları ülkeyi taşıdığı büyük devrimci vizyon. Atatürk milliyetçilik anlayışının özgün karekteri Her türk yuttaşını Atatürk çizgisine taşır. Çagdaş demikratik özgürlükçü düşencenin hamurunda Atatürkçülük yatar.Kemalist idolojinin içeriğinde bilim ve gerçeklik özgün türklük bilincinin yattığını bu öznenin ırkçı karanlığımn çok ötesinde bir kültürel tercih olduğunu siz okuyucuyla paylaşmak isterim.Evet Atatürkçü düşünce çağdaştır ve bilimsel bir içeriği mevcuttur.Odagında yurt sevgisi ve medeniyet gerçeğine ulşama amacı taşır. (On kasım 2024.)
Yaşam öylesi akıntılara sürüklerki insanı siz ‘Ben bunun için mi varım’ sorusu beyninizi kemirir.Daim kabul ediş sizi tüketirde bunu kendinize dahi söyleyemezsiniz.Halbuki yüzleşmek lazım .Nerdeyim nasıl bir yaşamın içindeyim .Hayat bana ne veriyor.Ben hangi kabul edişin çaresizliğini yaşıyorum.
Baharın kıymetini bilmezseniz zemheride üşümekten şikayet etmeyiniz.
Biliyormusunuz birileri kendilerine verilen imkanları pek anlama zahmetine katlanmıyorlar.Yaşamın bilim ve gerçeklik üzerine kurulu olduğunu görmezden geliyorlar.Bazen düşünüyorum iyiki bu topraklarda doğmuşum iyiki türk ulusunun bir mensubuyum .Geçmişten günümüze Osmanlıdan genç Türkiye cumhuriyeti,ne baktığınızda bu topraklarda daim bir umut ve bilgeliği içten içe görürsünüz.Bu bilgelik ve bilimsellik devlet kurucu büyük şahisiyet Musta Kemal Atatürkiün şahsında önümüze çıkıyor.İkibin yirmi altı Türkiyesinde tartışılan bir çok siyasal yaşam yanılgısının açıklanabilir bir oluru olduğunu varsayalım başka coğrafyalara Baktıgınızda bu topraklarda umudun var olmaya devam ettiğini görebiliriz.
Orta asyanın güneyinde Afganistanı düşünelim kırkmilyonu aşkın nüfusuyla dini öne sürüp bir kast sistemi getirmeye müktedir ilkel bir kafa yapısının toplumsal hastalığına şahitlik ediyoruz. Yasaların sınıfsal katmanlara göre değişiklik gösterdigi kadının isminin cisminin toplumdan silindiği yirmibirinci yüzyılın çağdaş varoluş felsefesi bir yana insanlık tarihi boyunca az görülen bir ilkelliğin öncül kılındığı bir yapı.Bu resim bize şunu net gösteriyorki bilimin çağdaş yaşamın soyutlandığı ötelenip yerine ilkelliğin monte edildiği yapılarda özgürlükten inançtan gerçeklikten söz edebilmek mümkün olamıyor.Biz Türkler olarak özgün var oluş karekterimizle laik demikratik sosyal hukuk kavramına ruhumuzla sahiplenmemiz gerektiğini artık anlamış olmalıyız ne dersiniz.
Günümüz insanı mücadeleyi sevmiyor. Ne istediğini de bilmez görünüyor kültürle pek ilgisi yok gibi. Bunda da kendince haklı bir yanı var .Günümüz toplumu bireyi ezmeyi seviyor. Tüm arayışlar ölüm sonrası varsayımlarla şekillenir oluyor.
Sana katlanmak gereklilikti biliyorum.Su içmek gibi nefes almak yada.Korkmak vakitsiz ayrılıklarından umudun.Bir hikaye olmak yalanlar arasında.Seni kabullenmek özgürlükle ilgili bir şey.Çok şey anlıyacagın kabullenmek yükünü.Ömür öyle uzun nehirler gibi değildir.Sağanaktır ıslatan yoksunluğunu.Korkmak anlamsızdır artık ölümden.Seni sevmek nedir bilmiyorum.Bildiğim ölüm senin yanında bulsun beni.Islak bir günah papuçlarıma arkadaş.Gitmek öyle olsun soğukça ve yalnız.Heybede yitik kadın suliyetleri.O göçkün kervan durmasın buralarda.Bir sen ol hikayesinde yitikliğin.Birde yokluğun o toprak damlı evde.Seni sevmek nedir bilmiyorum inan.Sadece gerekliliği var ısıtmak için.Ayaz gidişlerinden kurtulmak için.Biliyorum ölümüm kolay olmayacak sensiz.
Farkındamısınız bizi yöneten insanlar çok şeye söz veriyorlar ama akıllarının bizden üstün olmadığını görebiliyoruz. Ama onlar üstteler dünyayı yönetir görünüyorlar. Bazen eleştirdigimiz ilkel bulduğumuz kimselerle karşılaşınca onlara ilgi gösterir oluruz. Bu ne büyük bir zavallılık. Anladımki önce kendimize değer vermek mecburiyetimiz olmalı. Kendine değer vermeyen hiçbirşeyin değerini bilemez.Bu kendimizi üst görmenin yada kibirli olmanın bir sonucu olmayacaktır.Sadece var olmanın bilincini yaşamış olmakla ilgili bir sonuçtur.
Yaşamın tamamı sevgiyle ilgilidir sevmeyen hayatı yaşamamış demektir.
İnancımızın öncüsü Hz muhammed “Allah’a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınızda birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız!” Hadisiyle sevmenin önemini yalın olarak açıklamıştır.
Sevmenin özüde paylaşmaktan gerçiyor.
Yuhanna incilinde şöyle der. ‘Sevmeyen kişi tanrıyı tanımaz çünkü tanrı sevgidir.’1yuhanna 4:8 bap.
Kutsal kitap Kuran, Fatiha süresinde bizim tanrıyla irtibatımızı çok net açıklar.
‘ 1-FATİHA:
1 - Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın ismiyle.
2 - Hamd o âlemlerin Rabbi,
3 - O Rahmân ve Rahim,
4 - O, din gününün maliki Allah’ın.
5 - Ancak sana ederiz kulluğu, ibadeti ve ancak senden dileriz yardımı, inayeti. (Ya Rab!).
6 - Hidayet eyle bizi doğru yola,
7 - O kendilerine nimet verdiğin mutlu kimselerin yoluna; o gazaba uğramışların ve o sapmışların yoluna değil.
Evet insan olarak tanrıya muhtacız bunun başka bir anlatımı olamaz. Tanrı bizi korusun. Bizi karanlığımızın içinden alsın gerçeğin aydınlığında paklasın.Amin.
Farkındamısınız insan denen canlı günahlara aşina bir içsel ruha sahiptir.Toplumsal içeriğimize baktığımızda ahlak bariyerlerininde bu sürece katkı verdigini görüyoruz.Aslında insan denen canlı üst varlıktır.Eşrefi mahluk olarak yaratılmıştır.Akılla biçimlendirilmiş şehvetle azgınlaştırılmıştır.Burda akıl öncül olduğunda insan üst bir değer oluyor.Şehvet öne geçtiğinde insan ziilete mahkum bir sıradan canlı oluyor.Burda şehvet sözcüğünü sınırları olmayan istek ve kontrolsüz arzu olarak düşünelim.
Dünya öylesi hareketli ve ışıltılıki biz işçi sınıfındakiler renklerimiz giri olsada hayellerimiz hep renkli turanç pembe kırmızı.
Sen kimin nesisin anlat hikayeni bana. Issız bir yorgunluğun içinde gözlerin. Bakışların kara gözlü bir sevda gibi yangın. Ben seni tanımak isterim . Seninle şiirler okumak. Anadan babadan yardan. Tüm sevdalarımı önüne dökmek. Bir sabah vakti kapını çalsam hani insanlar uykudayken daha ezan yeni okunmuşken minaresinde sokağın. Ah sana kendimi anlatsam bir çay demlesek .Gözlerim gözlerinde. İşsiz erkekler ve hiç gülmemiş kadınlardan sözcükler devşirsek aydınlığına umudun. Tüm askerleri terhis etsek yüreğimizde. Bugday tarlalarında kırmızı gelincikler. sen sütyen takmamışsındır bırakmışsındır özgürlüğüne kadınlığını. İsimsiz şehirleri konuşmuş olurmuşuz seninle. Ölüp yitenlerini acının. Ama olmaz ki hep ben konuşuyorum. Ben aç kalkıyorum sevginin sofrasından . Sen çekip gidiyorsun yapma öyle. Bak birazdan güneş doğacak aydınlanacak odamız. Birazdan avuçlarım donacak benim ayazında yokluğunun.
Kırık dökük bir hayatta var olmaya çalışıyoruz.Dostum bilmelisin gerçek şudurki hayat ileriyi düşünecek kadar sonsuz bir zamanı dahası bize umudu vermiyor.O zaman gel olanı kabullenelim sakin ve vakurca bu yaşamın yolculuğuna kendimizce bir değer katalım.Yaşama değer vermek onu önemsemek kendinize değer vermek olurki. Bizleri diğer canlılardan farklı kılan bu olmalıdır diye düşünelim.
Bu ömür benim ömrüm.Oldukça kısa ve hüzünlü.Ama yalnız değilim.Bir sakinceligin içinde.seninleyim.Kendimce bir çok dertlerim var.Korkularım yitik umutlarım.Ölçüsüz hayellerim.Birde sen varsın esmermi esmer.Alın yazımsın ihtimal.Kadınımsın tenin tenime ırak.Ah bu geceler böyle işte.Adamı sensiz bırakır.Yorgun yolcular iner gara.Bir Ankara ayazında.Esmer bir kadın misali.çeker gider hayat.
Yaşamaktan vazgeçmeyeceksin.Son anına kadar içindeki devrimci ruh var olacak..Korku rezil bir durum biliyorum.Sonra sevmeyi bileceksin.umudu bir kedi yavrusunu.Giyinik ruhlu esmer bir kadına baş eğeceksin.Bunda bir kötülük yok.Biliyorum günahsızda olmuyor bu yolculuk.İşçi kahvelerinde tükenirken ömür.Kim neyi özledi nasıl bilirim.‘O mavi gözlü bir devdi’Özgürlüğe düşkündü.Tüm umutları çarmıha gerildi gecenin.Onun hiç sabahı olmadı .Ne demiş şair ‘Yaşamak ciddi iştir.’
Yanılgıdayız bunu anlıyorum.Sabahları yorgun sokaklarda mazlum insanlar dolaşıyor.Tanrı tüm kullarına aynı kaderi yazmış diyenler çok haklı.Kimi aç sefil yaşıyor kimi lüks içinde keyifte.Tüm kadınlar dünyayı güzelleştiriyor görüyorum.Bir erkekler isyancı ve geride bekliyor.Birgün kapıyı çalacaktır ölüm.Ne olacaksa olacak çıplak bir yalanı hatırlayacak gece.Lacivert bir sevda alacak bizi koynuna.Sahipsiz bir kedi yavrusu gibi ruhum.Sen bunu bilmiyorsun hani vakitsiz gelir acı.Çaresiz bir ömrüm müdavimi olursun.Olsun biliyorum tüm yalanlar kapıdan içeri girmiş.Hadi gel biz çıkalım ötelere kaçalım.Ötelerde ölüler var şimdilik sessizce bekliyorlar.saat kaçta ne zaman geleceksin sen.Haber ver olurmu ölmeden önce.Gözlerin gözlerimde olsun bende gelirim seninle.O karanlık meçhuliyetine yitikliğin.
Yıllar evvel bir umut belirmişti soframda.Ah nasılda sevinmiştim tüm özlediklerim uykularımda.Esmer bir kavganın içinde devrimci bir yolculuktu bu.Amaçsız ülküsüz değildi. Çocuk gibiydi korunmalıydı.Sonra tümen tümen ölümler çaldı kapımı.Ben kime aşıktım tanrı anlat bana söyle hikayesini hiçliğimin.Ah kime baksam puşt bakışlı zibidi böyle artık zaman.Kimselerin değil kendimin mahkumuyum biliyorum.O isimsiz yosma kadınlar ve gecesinde ayaz.Çek git kaç bu soğuk mevsiminden ömrün.Yık korkularını soyun ıslan ve üşü.Gökyüzü saklamış yıldızlarını.Sen ırak yataklarda yaşa dişiliğini.Bırak umut o yavan sofrada kalsın.
Size pokiden söz etmeliyim.O küçük ele avuca sığmaz kedi yavrusundan.Nasılda sevimli bir bilseniz.Hani umutturu verir yetmezliklerinizi.Koşar durur odanın içinde.Tüm yokluklar uçar gider sanki.O koşunca koltukların üstünde.Hani yaşamak bir umut derlerya.İşte pokide öyle kendine münhasır bir özgürlük.Ah onu bırakamıyor ruhum.İnsanlardan daha yakın bana.Ne kavgaları yorgun hayatın.Nede kirli bir şiltede günaha dalmak.Yok bu poki farklı hikayesi geçkin zamanın.Kadınlar kediler gibidir İsterlerse sevdirirler kendilerini.Yoksa cırmalarlar hikayesini kaçkın zamanlara göçüp.
Kimbilir bazen günahlarda gereklidir.Aksi sevapların bir anlamı olmazdı.Ben olmazsaydım belki tutsaklıgın olmazdı senin.Kış geceleri güneş dogmaz sevdalar kaçıp gitmezdi.Biliyorum az zamanım kaldı sevmeye bölüşmeye günaha girmeye.Ama seni sevmeye hiç bitmedi zamanım hani tanısam seni.Hani bilsem kimin nesisin Şiirler okusam sana Nazımdan.şöyle bol kepçe bir komins olsan belki güleriz seninle bakıp gök yüzüne.Sonra namaz kılarız oruç tutarız dua ederiz. Yıkılsın diye bu rezil düzen.Erkekler bugday biçse tarlada sen su getirsen dicleden kızılırmaktan.Sen gülümsesen gözlerine bakıp hayatın ben avuçlarımı açsam seni sevsem.Sonra ben olsan sen bende sen olsam gülümsek memlekete bahar gelmiş olsa.Biz tüm sevdalara açık tüm acılar yüregimizde hikayeler anlatsak daglarına memleketin.
Degerli dostlar sizce dünya adaletlemi yönetilmeli yoksa güçlemi.Güçle yönetilmeli diye düşünenlerdenseniz.Siz ortaçağın bataklığından çıkamamış bir ruha sahipsiniz demektir.Hadi gelin soruyu çoğaltalım dünyadaki ikiyüzde yakın devlet sizce azalmalımı .Dünyayı üçdört imparatorlukmu yöneltmeli Diger devletler bu güçlerin kolonisimi olmalı .İkiyüze yakın devlet gerçek anlamda adaletin olduğu bir dünyadamı varlar yoksa gücün gölgesinde yitik bir silikleşmiş varlıgamı sahipler. Bu sprunun yanıtınıda siyasal bilimcilere bırakalım ne dersiniz.
Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinin son yılına girmek üzereyiz. Dostlar yaşam akıp gidiyor. Gördüklerimizin gerçeği yansıtmadığının farkındayız. Yaşadıgımız toplum hayatı anlamaya çalıştığımız gençlik yıllarına kıyasla daha puslu ve yitik bir karmaşının içinde. Ömrü kendi gerçekliğinde bize yaşatma şansı vermeyen bir yolculuğu ömür kulvarında kaderimiz olarak kabullenmiş oluyoruz. Günahlar yasaklar ve ümitsizce tüketilmiş bir hayat. Olay bundan ibarettir.
Bugün hava çok güzel .Ölüler biliyormu bunu kararsızım.Meyveleri özlüyorlarmı. Yoksa oralardadamı yoksulluk var ordadamı kılıçlar çekik kınından.Ordadamı günah sevmek bir çift kara gözü uykularda.
Herkes nasıl bildiyse aşkı bende öyle tanıdım. Korkak yalın ve acımasız.Dünyanın en güzel ülkesiydi umut. Esmer kadınlardan sakladıgım acıydı aşk. Haydi buluşalım seninle karanlık bir gecede. Tüm yitenlerimizin hikayesi yüreğimizde. Ne olacaksa olsun artık dediğimizde. Biliyormusun uçsuz kimsesiz bir ömrü tükettik. Esmer tombul memeli bir hasret sakladı sütünü.Aç bıraktı bizi. Ölümdü, kapıyı çalan .Aşk dedikleri bir puslu hikayesiydi ömrün.
İyi yaşamak iyi bir ruha sahip olmak lazım. Bu olmayınca bunalırız hele ki günümüz toplumunun biçimsel degerleri bizi huzursuz eder.Nezamanki çaresizlik korkusu vardır sevenlerin yitisinin baş edilmez korkunç derbederlikler sizi bulmuştur .Çöker omuzlarınız dünya karanlıklaşır hiç bir şeyin anlamı kalmaz
Düşünüyorumda yaşamda en büyük sevgi evlat sevgisi onların varlıgı yaşamınızın odak noktasıdır Tanrı bu sevgiyi vermiştir size . Onların ciddiyet kazanan rahatsızlıkları siz kahreder .Su bile içmek istemezsiniz günlük yaşamda gerçek dertler sizi bulmazsa suni dertler isiz kendinize bulursunuz .Yaşam zor bir süreçtir ansızın çaresizlik yanı başınıza gelir işte o zaman sahip olduklarınızın degerini anlasanızda her şey çok geçtir ,Umalımki bu yaşamda kimse çaresiz kalmasın .
Bizler türküz ve türk dünyasının mensuplarıyız.
NOT : Cumhuriyetimizin temel kuruluş değerlerinin önemli olduğunu düşünenlerdenim.‘ Cumhuriyet :eşitlik, özgürlük adalet, laiklik, hukukun üstünlüğü’ ile işlerlik kazanır. Bu değerler Cumhuriyet’in temel taşlarıdır. Cumhuriyet’in en büyük değerleri demokrasi, özgürlük, eşitlik gibi kavramlardır. Bu kavramların iki ana karekteri laklik dinin devlet yapısının dışında tutulması vicdanlara bırakılması ikincisi hukuk kavramının devlet mekanizmasında işlerlik kazanması durumudur. seçimler hükümetler bireylerin konumu (yurttaşlık ) bu kavramlar odağında biçimlenir.Yönetim birimlerinin meşrutiyetide bu temel kavramların işlerliğinde anlam kazanır.Ülkeler varlıklarını müstakil (üniter ) yapıyla özgün bir düzeye taşırlar hukuk ve demikrasisi gelişmiş yurttaşları eğitimli kültürel donanımı özgürleşmiş toplumlarda fedaral devlet karekteride işlerlik kazanabilmiş olsada özde mustakillik esas olarak düşünülmelidir.Devlet pilanlamacı sorumlu bir yapıda var oldukça toplum ve ülke refaha ulaşmakta daha bir ivme kazanır. Günümüz dünyasında neo liberal politikaların bu sürece katkı veremediğini toplumsal eşitsizlikleri meşrulaştırdığını emekçi kesimlerin ötelenip yılgın bir hayata mahkum edildiğini dinin siyasallaşarak öz karekterinden koparıldığını yaşamın zor ve anlamsız bir yorgunlgu itildiğini görmek durumundayız.Çagdaş bir toplum bilimi öncül ederse çağdaş olur .Medeniyet bilim özgürlük ve çağdaş fikirlerle oluşur aksi karanlık bir hiçliğe bizleri mahkum edecektir.
İnsan denen canlı kendini olgunlaştıran bir ana kültüre tabi olmak zorundadır.Bizim için bu kültür Türklük şuurudur.Bu anlamda Türk adının tarihsel süreçte Göktürk devletinin kurulmasıyla duyulmaya başladığını belirtmiş olalım.Biz Türklerde gökyüzü Tanrıyı simgelediği için kutsal olarak görülür.Onun için ellerimizi gökyüzüne açar dualar ederiz.Bizim ellerimizi açtığımız gökyüzünde bir başka gezegenin tabanında var olduğunu bilmek bizim bu duygumuzda bir kırılmaya gerekçe olamıyor.İnsan canlısı kendi şartlarında yaşamı anlamaya çalışır.Bugün Anadolu ulusal bir kökeninde türk kültürü mevcuttur bu kültürün ana temasıda devlet kurucu dahi insan Mustafa Kemal Atatürk,ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti gerçeğidir.Ulus aralarında dil tarih gelenek görenek ve ortak gelecek ülküsü olan insan topluluğudur.Bu kavramda Türklük gerçeği bir kültürel gerçeklik olarak bizleri beslemekte önümüzü aydınlatmaktadır. Biz türklerin en büyük ivmesi doğayı iyi tanımış olmaktır .Dağları tepeleri doğayı iyi kullanan türk ulusu şartlara göre göçer bir karekterede sahiptir.Türklerin bir başka büyük özelliğiyse örgütlenme yeteneğidir.Tarihteki türk devletlerine bakacak olursak bu gerçeklik daha iyi anlaşılır olmaktadır.Türklük gerçeğinin en büyük mayası Türkçedir Türkçenin kökenin yaklaşık onbin yıllık olduğu konu üzerinde çalışmış akedemisyenlerce ifade edilmektedir.
Türklerin Anadoluyu yurt edinmesinde Selçuklu varlığının direk etkisini görmekteyiz.Sultan alp arslan Bizans üzerine (Anadoluya ) sefer yapmayı düşünmektedir. Ordusunu ikiye bölüp oğlu melkşahı komutasında Anadoluya gönderir.Kendisi ermeni ve gürcü kırıllıkları üzerine gidip onları kendine bağlar. Oglu melkişahsa aras nehri kıyılarını takip ederek anadoluya ulaşır.Daha sonra Alp Arslanda gelerek asıl orduya katılır.Bizans ordusunun türk güçlere göre sayısının çok yüksek olduğunu görebiliyoruz.Burda Türk kuvvetlerine onbin civarında kürt boyununda destek verdigini bilmek durumundayız.Sonuç olarak Bizans yenilmiş Anadolu türk toprağı olmuştur.Alparslandan başlayıp Fatif Sultan Mehmetle istanbulun alınışıyla zirveye çıkan Anadoluda türk varlığı Atatürk,çe son noktayı koyup Anadoluyu Bir türk ülkesi olarak var etmiştir.Günümüz Türkiyesi Demikrasi ulusal kimlik Hukuk kavramı değerleri ile Çagdaş Dünyanın çok önemli bir devleti olarak varlığına devam etmektedir.
Şimdilik yaşıyorum biliyormusun. Sabahları pencereden güneşin ışıkları içiri vuruyor.Esmer kara gözlü bir genç kadın gülümsüyor hayata. Benim içinse ne varsa ırakta kaldı. Devrimci bir özgürlük aradı avuçlarım yorgun ve kimsesiz bir ülkünün peşinde ömür tükettim.Şimdi ne oldu biliyormusun ruhumdaki kelepçeyle bekliyorum. Sokakta onbinlerce insan var. sakkallı gençler dar pantolonlarını giymiş kendi dünyalarındalar.Genç kadınlar saklamışlar tüm umutlarını sere serpe bir yavan hayatın içindeler.İşçiler ben gibiler yorgun ve yitik. Kediler dahi farklı bir ömrün müdavimi olmuşlar sakince bekliyorlar neyi niçin bekliyorlar anlamıyorum.Anarşist ruhlu tipler oldukça revaçta keyfini çatıyorlar bu yalan dünyanın . İsimsiz bir kadın bana kendini anlatıyor rüyalarında özgürlüğün. Her şeyden vazgeçmiş bir suskunluk misafirimiz olmuş.
Yaşamda kendimiz olabilsek her şey yoluna girecek gibi .Bireyin en büyük kavgası kendisiyle olan kavgasıdır.Bu kavgada işin içinde öğretide var diye düşünebiliriz.Çogumuz kendimizi tanımlamaya çalışırken iyi yönlerimizi öne çıkartırız.İşin birde şöyle bir durumu var. Başkalarını eleştirmeyi kendimiz için hak olarak görürken kendimizin ve kan bagı olduğumuz kişilerin eleştirinin odağı olmasını pek kabullenemeyiz. Hayat böyle bir aymazlığa bizi mahkum edebiliyor.Birde ruhlardaki bencillik varki bu karekterde kibirde kendine yer bulur. Bu durum normal bir insan zekasının kaldırabilecegi bir sonuç değildir.
Önümüzdeki günlerde yeni bir yıla gireceğiz 2025. Bazılarımız yeni yıl kutlamasını pek benimsemiyorlar onlara göre noel kutlamak bizim inancımıza ters .( Noel hz. isanın doğumunu aralık ayının yirmi beşinde kutlanması ) İsanın pergamber olduğunu biz Müslümanlarda kabul ederiz. Ama onun tanrının oglu olduğu görüşü red edilir.Çünkü tanrının vasfı bizce farklıdır.Yeni yılın kutlanmasıysa farklı bir durum .Bir kendini yenileme gibi düşünebiliriz.
Çam agıcının süslenmesi durumu varki oda biz türklerin tarihinde bilenen bir durumdur sonsuzluğu ifade eder. Yaşamla Barışık olmakta fayda var gibi. Ne dersiniz.
İnsanın zeki olması (Akıllı ) güzel bir meziyettir. Ama biliyoruzki zeki olmak farklı bir durum zekanın eğitimle parlatılması farklı bir sonuçtur. Egitilmemiş öğrenmede eksik kalmış bir zeka sahibi için ızdıraptır. Yaşam kendince acıları bize yaşatırken yanılgılara katlanmanın anlamı olmuyor. Bırakın herkes kendi merasında otlasın.
Yaşam bize bir fayda sağlamadıysa ölümden korkmamak lazım diye düşünebiliriz. Size hiçbir şey vermeyen bir hayatta var olmanın kavgasını niçin yapıyoruzki. Düşünsenize on yıllardır aynı evde aynı sokakta aynı günlerin ardışık varlığında ömür tüketirken neyin kavgasını yapacaksınızki .Her sabah kalkıyorsunuz aynı oda aynı perdeler aynı eleştirisel bakış. aynı korkular aynı beklentiler.ve siz bunu yaşam olarak görüyorsunuz. Red ediyorum yaşamak bu olmamalı.
Gereksiz gerilimler ruhu yoruyor.İnanın bazen değil çok zaman yalnız olmak belkide huzura kavuşmanın bir gerekli tercih olacaktır.Yinede yanlızlıgı savunamayız. Korkarız ruhumuzun incinmesinden.
Dialektik olarak biliyoruzki içsel çatışkılar daim olacaktır. Bu sonuç bireyin ve toplumun kendi yaşam akışının bir yansımasıdır. Yaşam var araış gerekçe olur. gerekçeleri aramak iyiye güzele gitmek kalıpsal olarak dirençlede karşılaşabilir. Bilinmesi gereken yaşamın akışkan olduğudur.
‘Su akar yolunu bulur ‘ toplum ve insan daim araış içinde olmaya devam edecektir kuşkusuz.
Hani gitmek istersiniz ötelere kaçmanız lazımdır artık bu öldüresi tek düzelikten yapay kavgalarından zamanın. Sakallı cüppeli yalanlardan .
Tüm devrimler cici çocuk değildir biliyoruz. koşar adım özgürlüğü törpüleyen bir cenderede olabiliyor değişkenlik. Bir kadın sarkık memeli bir yalana inanıyor. Kovuyor yüreğindeki tüm dişilikleri saklanıyor.
Devrimler aslında kadınların hükümdarlığında başarılır. Çocuklar anneleri sever biliriz.
Duyguların yanılgıları bazen çıkmaza girebilir .Dogru nedir bilemezsiniz hüzün ve çaresizlik benliginizi tüketir sinirceli kişilikler ruhunuzu törpüler yasaklar ve görevler yaşamınızı mapus etmiştir .Kendince hiçsinizdir ruhunuz size yetmiyordur onun için bir şeyler olmalısınızdır isminiz kişiliginize yetmez olur mutlak bir şeylerin içinde olmalı sürüye katılmalısınızdır .Halbuki dogal ve sevisel yaşamda insan zaten sosyaldır ruhsal olarak varlık olarak birden fazla olmalıdır ama bu fazlalık ben olmayı tüketmemelidir .Alman faşizmin yeşerdigi toprakta bu topraktır bir şeyler için bir şeylerin emrinde olmak Düşünüyorumda bu yanılgı insanların çogunlugunun mutsuzlugunun ana yanılgısıdır .Toplumun kendisine verdigi görevle tükenen ömürlerin sahibi ,kendileri tükenirken sevisel yaşamında özüne kibrit çaktıklarını nerden bilecekler. Onun içindir ki belki de tüm insanların yüreginde bir şeylerin eksikligi kanayıp durur .Neyseki dünya ölümlüdür. ölüm bu parentezi açar sizi ötlere taşır özsel dogurganlıgı ile ben burdayım der.
Hayat çok ilginç bir yolculuk . Hele yanlızsanız.burdaki yanlızlıktan kasıt ruhunuzun kendini yanlış hissetmesi.Ait olma duygunuzun körelmiş olması .Görünürde yaşamın içindesiniz kendinizce bir çevreniz var. Merhaba dediğiniz dost olduğunu düşündüğünüz insanlarla iletişiminiz mevcut ama yanlızsınız.Biliyoruzki hayatın kendisi yanlızlıkla örülmüş.Kalabalıklar arasında olmanız sizin buı yanlızlıgınızı nötürleştirmiyor.Sevmekte yetmiyor bazen .Daim bildiğim kendime anlattığım sınırsız sevgininde insafsız bir acı verdigi gerçeğini yaşıyor olmam olmalı.Onun için her sözcükte dizelerim bana şunu hatırlatır aşk hastalıktır.
Bir islam aliminin sözüdür ‘Gübreliklerde açan gülleri koklamayınız ‘ der. Burda gübreliklerin ne olabileceği yoruma açık bir durum.
Hayata bir bakarsanız üstüne çizgi çekesiniz gelir. Yinede tüm güllerin bir kıymeti vardır diye düşünelim.Ama özgürlügü simgeleyen karanfillerdir bilrisiniz. Bugday tarlalarında açan kırmızı gelincikler gibidir karanfilin verdiği umut. Ama tüm bunlar gülün değerini ötelemiyor.
Tüm insanlık sevgiye muhtaçtır bunu anladım ruhlar sevginin yeşerdiği toprakların üzerinde var olmak istiyor.
Degerli dostlar evrensel kültür insanlığın ortak değerleri olarak hepimizi etkiler ve kendine çeker.Bizler türk ve islam değerlerini benimsemiş insanlar olrak diğer kültürlere yabancı olmamalıyız. bizim değerlerimizin insanlığa katkı vermesi bizim içinde bir amaç olarak bilinmelidir.Bunun yanında dünya kültürü ve inanç kavramıda ilgi alanımızda olmalıdırki ortak değerlere ulaşabilelim. Dünyanın içinde bulunduğu önem verdiği değerler tamamlayıcı değerlerdir. Bu gün bir hiristiyanlık yapısını görmezden gelme olamayacağını anlamış olmalıyız. Tüm inanç ve değerler insanlığı besleyen nehirler olarak düşünülmelidir. Kültür evrenseldir ve kalıplara sığmayan bir gerçekliğimiz olrak yaşamımıza değer katar.
Sonra tüm inançlarımızı yıkayıp paklamak lazım.Çok kirletildiler.Çok yalanlara mahkum edildi umut. Eskimiş bedenlerimizi çok hırpaladı günahlarımız. Özeldiklerimiz dönülmez yolculuklarda yitikleştiler. Biliyorum tüm umutlar yerini acıya bıraktı.Ekmegi paylaşamadık .İnsanca gülümseyemedik acıya.Çok yanlış yaşadık çok tükettik kendimizi. Yanında uyumak istediklerimiz hep ötelerde uyandılar gün doğumlarında biz gecesinde kaldık karanlığın.
İki insanın ortak bir hayatı paylaşması yüksek bir beceri istiyor.Bunun için eğitilmiş olmamız lazım diye düşünebiliriz.Tabi eğitimin bilgi olarak alınması olumlu bir araç olsada amaç o bilginin sizi değiştirmeye ikna etmeside gerekir.Burda tüm tabuların konumunu ve üzerimizdeki yükünü hatırlamış olmalıyız.Kültür doğrusu tabuları anarşist bir ruhla red etmeyide zorunlu kılmıyor.İnsan kendine hükmedecek bir kudreti daim arıyor.Çünkü sanılanın aksine güçlü değiliz.Bu bizi insan ilişkilerindede etkileyen bir sonuç oluyor. Ne red edecek cesarete sahibiz nede sert duvarları yıkmaya müsait bir ruhumuz var.İnsan günahlarla sevaplar arasında gidip gelen bir zavallı sanki.Korkak ve biçare.Farkındamısınız değişmekten korkuyoruz.Degişince boşlukta olacağımız duygusu bizi baskılıyor. Bir yandan özgürlük istiyoruz öte tarafta biad etmeyi ön koşul görüyoruz. Ah birde kendimiz olup ruhumuzu özgür maviliklerin sonsuzluğunda kutsamayı becerebilsek.
Şimdi ölüm senden başka her şeye yakışır inan. Sonsuzlugu sen tatmalısın . Çekip gitme sakın olurmu. Kim kaçarsa kaçsın hayattan kim mercimek gözlü yetimlerimi üzerse üzsün duygularımın . Sen üzme beni. Akşam ışıkları yansın odamın sehpada birkaç leblebi bir kavun ve rakı soyunsun gözlerimde gözlerin.
En büyük öğreti ocağı nedir diye sorulacak olursa kendimiziz demeyi söylemekten çekinmemeliyiz. İnsan denen canlının tüm öğretilerinde kendi içsel olgunluğunun yada yetmezliğinin görünür olması doğal bir durum olarak düşünülmelidir.Birey yetiştirilmek istenir okullar öğreticiler bunun için vardırlar.Aslında öğretim ve eigimin miarlıgında kalıpsal olarak insanı anlamayıda içeriğe katabiliriz. Anlaşılamamış bir insan eğitilemez bunu bilmek durumundayız.
Yaşamı düşündüğünüzde öne çıkan duygu yetmezlik oluyor.Yaşam karanlıktır aslında biz çoğunluk onu aydınlatacak bir bilincede sahip değiliz.Bir adım ötenin ne olabileceğini bilemiyoruz. Siz bakmayın hersabah güneşin dogduguna bizler karanlığındayız bilinmeyenin.
Biliyormusunuz aslında sevmeninde sınırları olmalı yakın kan bagı olanlarla ilişkilerde bunu gerçekleştirme şansınız mikro düzeyde. Sevgi sizin ruhunuza kelepçesini takmış oluyor. Ama anlamak istemediğimiz yada çabalayıp anlamadığımız yaşamın kendimize özel olduğu gerçeği. Bunun için paylaşaılabilecek ne varsa paylaşmak lazım. Korkusuz özgür ve ahlaklıca yaşamın tüm renklerini bahçede görmek için tohumlarınızı iyi atmalısınız. Burda umut öne çıkıyor umut etmek bir uğraşın sonucuna odaklanmak .Dahası ilşkilerde birey toplum döngüsünü iyi yorumlamak yaşama bir yol açıyor.Biz olabilmek için önce ben olmanın olgunluğuna erişmek ana hedef olarak önümüzde duruyor.
Dogdugum yere bağımlı olmak istemem .Bence tüm evren bizim için bir şans. O şansı nasıl yaşamak istiyorsanız öyle kullanmalısınız. Bunu yapabilecek ortamı kendinize tanımalısınız. Bazen şöyle düşünmeyi becerebilmeliyiz insanın yaşadığı her yer benim için bir yurt olabilir. olasılık insana bir umut veriyor. Tabi gittiğiniz yerde yine sizsinizdir ruhunuz kendi kültürünün özüyle beslenmeye devam eder. Kendinizden kopamazsınız.Bu evrensel yakınlaşmadan sizi soyutlamaz sadece sizi tanımlar. Birde şöyle bir şey var .özgürlük zamanı (çağı ) kabullenmekle ilgili bir durum.Yaşam size ne veriyorsa ona sırtınızı dönemezsiniz.
Birilerini gaddarlıkla suçlamak çoğumuzun kolayca yaptığı bir sorgulama biçimi oluyor. ‘Olacak işmi bu yapılırmı ,bu bir vicdansızlık gibi ‘ sözcükleri ardı ardına sıralamayı kendimize hak görürüz. Hatta gerçek erdemli insanların büyük bir hüsümetle idama mahkum edildiklerini görebiliyoruz. İktidarda olanların kurduğu yasalar çoğu kez doğayla yaşamla hoşnut yasalar olamadığı gibi yasalar eşit ve hakça da uygulanamıyor. Düşünsenize bazen geçerli sebeplerle de olsa birilerini ölüme yolladığımızda doğanında bizi ölüme mahkum etitiginin farkında bile olamamanın aymazlığını yaşıyoruz. Düşünsenize bugün yasak olan kötü olan yada öyle düşünülen bir veri sonra bir başka gelişmede normalleşebiliyor. Sevgide de böyledir çoğumuz hak edilmemiş sevgilere mahkum etmişizdir ruhumuzu.
Genç kadın gözlerini masadaki çiçeğe dikti .İçten içe beceriksizce koparılmış önemsizce vazoya konmuş birkaç gün sonrası çöpe atılmayı bekliyor gibiydi .’Tıpkı benim gibisin’ diye söylendi çiçeğe bakarken ötelenmiş olmaması gereken yerde duran sonrası kenara itilen. Yıllar evvel üniveristede okurken bir erkekle tanışmıştı. Erkek onu sevdiğini söylüyordu. Onunla yakınlaştılar kadın olmayı onunla anlamıştı. Sonra erkek ondan ıraklaşır bir tavrın içine girmişti. İlk önce telefonlara cevap vermemeye başladı sonrası sosyal medya paylaşımlarını görmezden gelmeye başlamıştı. İlişkilerde pislikçe davranılabileceğini biliyordu. Ama böylesini kaldıracak bir ruhun kadını değildi. Kendini kullanılmış olarak düşünüyor İçi içini yiyordu. Masadaki vazoyu iyiden iyiye inceledi şimdilik o vazo o çiçegi koruyordu onu içindeki suyla besliyor varlığına katkı veriyordu. Aslında ilişkilerde cinsellik özne olarak dursa da bunu aşmak lazım diye düşündü .’O beni kullandı bende onu kullandım ‘diye kendine telkin etti. Nasılda salyaları akan köpeğe dönüşüyordu bedeni o ukela kirli sakallı piçin. Masadan kalktı sakin adımlarla kafeden dışarı çıktı . Cadde kalabalıktı ve hayat onu bekliyordu.
Takılıp kalmanın anlamı yok. Yaşanmışlıklardan suçlanmayı bir yana bırakmalı .Nefes alabiliyorsak o nefesin önemini bilelim.Gerçek çaresizlikler ruhumuzu tüketmeden biz o ruhla barışık olalım .ne dersiniz.
Düşünsenize ölümde tüm yaşam yitikleşiyor. Geride kalanların hüzünü hayatın deviniminde sakinliyor. Bir kabul ediş ortaya çıkıyor. Sizin arkanızda kalanlar sizi unutur görünmüyorlar ama biliyorsunuz ki ölüm geri dönülmez yolun ta kendisidir. Bir çok umut ölümle yerini çaresizliğe bırakıyor. Sevgi bir azap oluyor ruhunuzda. Simsiyah bir keder tüm renlerini siliyor sevincin. İsimsiz kadınlar kendilerince yaşıyorlar hikayelerini. O hikayeler şiirler yazdırıyor güleçletiyor sözcüklerini zamanın .
Ah nasılda aşık oldu hayata aşkın ne olduğunu anlayamamışken duyumsadı hasretini aşkın. Dogrusu ben aşkı hastalık olarak düşünmüşümdür.Bilmiyorum siz ne düşünüyorsunuz.Birşeyi duyumsamak için sınırsız bir özlemdir aşk .Belki o duyumsanmak istenilene kavuşunca aşk gerçek yüzünü gösterecek .Kendini değersizleştirip çekip gidecektir hayatımızdan. İşin birde diğer penceresi varki ordan bakış biraz korkutuyor insanı aşk merak etmeklede ilgili bir durum.Düşünsenize sizi yarattığına iman ettiğiniz tanrınıza duyduğunuz özlem. Onunla ilgili sınırsız o derece tehlikeli hayelleriniz. Tanrı aşkına yönelince bu aşkın hastalık olduğu fikrim biraz anlamsızlaşıyor gibi. Tanrı aşkı imanımın bir amacı oluyor.
Düşünelimki tüm algılarımız öğretilerimiz alışkanlıklarımız küçük yaşlarda bize verilenlerle biçimleniyor. O zaman insanın mimarı annelerimiz olmuyormu. Ne dersiniz bu annelik hükümdarlığı o görkemli sevgi tahtının kıraliçesi olmayı hak etmiyormu. Bir insan yavrusu için en önemli sevinç annesinin sıcaklığını hissetmesi babasının güven hisseni yaşaması olmayacakmı. Evet doğanın en zor büyüyüp gelişen canlısı insan yavrusu oluyor. Büyüse dahi daim korunmayı kendince gerekli görüyor.Bazen aile bazen toplum çoğunluk hayatın kendisi onu korunması gereken bir hisle yaşatıyor.Yaşamak çok önemli bir durum .
Son zamanlarda sahipsiz kediler gibi ruhum beni öteliyor. Olmam gereken yerde durdurmuyor beni. Işıklarını uzatanlara koşar adım gidemiyorum. Kendi yorgunluğum beni kuytu tiren istasyonlarının bekleme salonuna sığınmış kirli kedilere dönderdi. Kimselerle gerçeği konuşşamamanın üzüntüsü beni yıkıyor. İşin birde şöyle bir durumu oluyor bilirsiniz gerçek denilen sonuçta her matamatik işlemde farklı oluyor. Yaşamında bir matamatik problemi olduğunu varsayalım topladıklarımız bizim olduğunu sandığımız tüm artı değerlerde birilerinin hakkının olduğu gerçeği kendini hatırlatmaktan vazgeçmiyor. Doganın yasalarıda bu durumu çok iyi biliyor .Avuçlarımızda ne var ne yok küm taneleri gibi döküşlüp saçılıyor zamanı gelince. Onun için mülkiyet sahibi olmayı pek benimsemez ruhum .Bana ait bir ömrün sahibi olamadıysam benim olduğunu sandığımın benim olamayacağını idrak etmem lazım. Yaşam fakir esvaplı büyük düşünceli ruhları mutlak kutsayacaktır. Tanrı bunu bize gösterecektir biliyorum.
Degerli dostlar birery olrak toplumda kimsenin kimseden üstün olamayacağı hakça eşitcil bir düzenin içinde olmak istediğimizi belirtmek durumundayız.Bu görüşle solcu bir karekteriz.Aynı zamanda toplumun gelenek göreneklerinden yaşama pozotif etki eden sosyal kültürel varlıgımızında tabulaştırlmadan korunması gerektiğini düşünür oluruz bu görüşümüzde bizi sağcı bir zemine taşımış olur.Degerli dostlar bu gerkeçeler bizi insan odaklı sağ sol kavramlarının ortak bir bütüncemede oldugunu bir kez daha belirtmeye zorunlu kılıyor.İnsan denen varlık tek bir idolojinin kalıplarında biçimlenemiyor.Her görüşten bir değer bizi kendine bağlıyor.Bu gerekçeler bizi ülküsü olan devrimci bir düşüncenin ülküdaşı yoldaşı yapmış oluyor.
Bazen insan aklıyla gönlü arasında kalır. Gönül yorgundur yanılır siz aklınıza yol verin. Akıl sizi doğruya götürecektir. Korkuda doğrunun bir yoldaşıdır bunu unutmayalım cesaret akıllı insanın işi değildir. Akıllı insan korkar .
Orda bekliyor merdiven tam karşısında masanın ardında sakince benim ordan geçmemi bekliyor. İkimizde konuştuklarımızı unutmuş gibiyiz. Bir kadın özgür olmalı demişti son konuşmamızda bu özgürlük oldukça çetrefilli bir sözcüğün ortaya attığı anarşist bir düşünce gibi geliyor insan aklına. Çünkü toplum kurallarını koymuş onunlada yetinmemiş cehennemden sayfa sayfa korkular yazmış beynimize.Allah aşkına böyle siste önünüzü nasıl görebilirsiniz.Nasıl özgür ve kadınca davranabilirsiniz. Bunu kendisine söyledim şöyle bir baktı ‘ömrünü boşuna yaşamışsın ‘diye söylendi .Bende farkındaydım bunun ama ne yapabilirdimki.İnsan bazen mahkumiyete alışıyor zincirleri kopartamadan öylece sonunu bekliyor hikayenin .Ama o orda öylece bekleyecekmi onu bilemiyorum.İşin birde şöyle bir yönü varki ileri yaşlarda yoldan çıkmayı beceremiyorsunuz .O yürüdüğünüz tozlu topraklı dikenli patikalar sizin ömrünüzü tüketmeye yetiyor .Bir şeyi yeter yapmak her zaman kolay olan bir sonuç olmuyor.
Yazmanın ilk adımı gözlemekten geçiyor. Düşünce gözlemden beslenir bunu ben anlıyorum. Gözlemek düşünmenin önünü açıyor. Yazma sanatını bir açı veriyor o açı sizi ileri götüren gerçeğe ulaştıran temel yönergeniz oluyor .Zaman bazen sizi alır ya acının içine atar yada üstlerde bir yere taşır.Siz kendinizde hükümdarların ruhunu beslersiniz.Siz yineden halk olduğunuzu unutmayın usulca yaşayın ömrünüzü kaypak gösterişlere meze olmasın ruhunuz.
Saat sabahın yedisi hükümet yaz saati uygulamasına geçmediği için saatin göstergesi doğayla uyumlu değil. Sokak karanlığın hükümdarlığına mahkum olmaya devam ediyor. İhtimal dışarda polis ekipleri elektirikli otomobillerinin içinde devriye geziyorlardır. Her sabah yedide Atatürk caddesinden geçen hava yolu şirketinin servis aracı yolcuları Gazipaşa havaalanına götürüyor. Türk hava yolu şirketinin Airbus uçaklarının tekerleklerinin her altı uçma sonrası değiştirildiğini düşünüyorum. Ama hayat öyle değil sizin için altı sayısının bir anlamı yok her altı günde sizi sevindirecek bir olay yaşamınızda olmuyor. Şöyle her altı ayda bir saçları değişik göz sürmeleri yitik bir sevgilide girmiyor hayatınıza. Saatin yedi olması sizin için bir şey ifade etmemeli. Belki bir hikaye anlatılır birgün sabah saatin yedisinde bir ölüm gelir .Yırtılır umudun perdesi.
Güneş her dogdugunda nefes alıyorsak yaşam bize bir umut veriyor diye düşünmeliyiz. Ama sen düşünmek istemiyorsun çekip gidiyorsun benimse çekip gitme sakın demeye gücüm kalmamış.
Yanlış yönlere uçtuk yanlış otoğlara konduk.
Alanyada hayate hanım ilk okulun önündeki kadim alanya evinin ikinci katında kiralık evdeyiz. Ablam fidan postanede çalıştığı halde postacı tebligatı eve getiriyor. Benimle ilgiliymiş ne olduğunu zarfı açmaya çalışırken anlamaya çalıştıgımıda belirtmeliyim.
Gelen tebligat ankara ptt telefon başmüdürlüğünden geçen gidip girdiğim iş imtahanını yedekte kazandığımı üçgün içinde müracaat edersem göreve başlıyacagımı bildiriyor. Çok güzel bir sevinç diyeceğim diyemiyorum çünkü o tarihte Kafkas göçmeni batumun geda kasabasından maviş gözlü hükümdarım canım babam olduıkça hasta. ve Antalya sigorta hastanesinde yatıyor. Oldukça hüzünlü bir durumumuz var.
Ben babamı hastanede bırakıp Ankaranın yolunu tutuyorum .Eger bu işi kaçırtmış olursam yeni bir iş bulma şansım pekte kolay olmayacak gibi. Gerçi okul bittiğinde Mardin çimentoda kendime iş bulmuş üç ay kadarda çalışmıştım .Ben elektirigin gücünü çimento fabrikasının panolarında gördüm diyebilirim.Yaglı kesiciler konnektörler bıçaklı sigortalar. Bunları görünce evlerdeki elektigin oldukça sıradanlaştığını söylemek zorundayım.
Özgürlügün olmadığı yerde sevgininde bir anlamı olmuyor. Çünkü sevgi özgürlüğü ister özgürlüğün telli dikenli sınırları sevgiyi köreltir. Bunu hepimiz toplumsal içerikte görüyoruz.(Özgürlügün sınırları olduğu gerçeği bir başka konu. )Özgürlük kendi ifade edebileceği bir alanı kendi için kurmalıdır. Sosyolojide buna bireysel tercih diyebiliriz. Toplumda bir resmi kültür vardır ikincisi toplumsal kültlerin bir yansıması üçüncüsüyse bireyin kendi var olma sevdası . Yaşam böyle bir toprakta bizi besliyor bazen zehir soluyoruz bazende umut.
Umut varsa eğer yaşamda amaçta olur.Özgürleşir sözcükleri şiirin bir kadın soyunur paklanır gecede.Yıldızlar izler tüm günahlarını karanlığın.Anlamak istemiyoruz anlaşılan görmezden geliyoruz .Özgürlük bedenimizde başlamalı ruhumuz sarmalı sıcak duyguları perdeleri açık olmalı sevdanın .Ölüm gelecekse gelecektir neyapabiliriz. Biz günaha girmeliyiz anlasana başka türlü yaşamak mümkünmü .Ekmekleri nasıl dağıtacağız. Sevgiyi mahkum ettiğimiz bu rezillikte.
Senin bu isyancı halin beni korkutuyor biliyormusun hayat. Vakitsiz çığlar düşüyor üzerime. Nefesim kesiliyor seni özlemekten.Irakta bir dağ köyünde ışıkları yanıyor taş duvarlı toprak damlı evin soyunup dökünürken aşk .Ölüm kapıyı çalıyor. Anlıyorum kimsesizdir bu uumt denen acı . Gidenler gitmiştir geride bir yalan hikayesi kalmıştır özlenilenin.
Evet zaman degişiti bunu farkediyoruz insafsız bir çark dünya düzenine egemen olmuş.Bizimse ona karşı koyacak bir gücümüz yok. Lise yıllarında babam şirtin ustanın emekli maaşıyla şimdikinden daha bir umutla yaşama bakıyorduk .Kapitalist düzen böylesine hükümdar bir despotluğa ulaşmamıştı. Esmer sıska yapılı postane memurları aldıkları maaşlarla bir çok ihtiyaçlarını giderebiliyorlardı.Şimdi öylemi yaşam emeğiyle geçinmeye çalışanlar için bir kasırganın içinde nefes almaya çalışmak gibi.
Tanrı bana seni verdi biliyorum. Al sarıl ve ısın dedi .Gözlerin siyahtı senin esmer buğday ekmeğimdin .İçten içe sevdim seni ben .Kendime bile söyleyemedim sevdiğimi.Kılçıklı bir balık gibiydi kaderim hep takıldı umutlarım yetmezliklerime.Bogazımda bir acı nefes aldırmadı bana yokluğun. Ben baştan aşağı günahlar içinde. Kim hatırlar öldüğümde beni. Kim anlatır hikayesini bu hüznün.
Şartlar ne olursa olsun insan yaşamak istiyor. Bunu Alanya da deprem yansımaları olunca daha iyi hissediyorsunuz . Yer yüzünün hükümdarlığında hiçliğinizi daha iyi anlıyorsunuz. İşin içinde bilinmezlikte var. Sınırsız bir özgürlüğümüz yok. Sonsuz bir hayatın görünür haliyle mensubu da olmuyoruz. Neyse ney hepimiz boş teneke gibiyiz.Çok ses çıkartıyoruz.İçimizdeki kibri ezip geçemeyen ruhlara sahibiz.
Ah ankara ankara telefon baş müdürlüğü ulusta genel müdürlüğe yakın bir yerdeydi. O dönemde devlet iktisadi kuruluşlarının bir ciddiyeti ve hükümranlığı söz konusuydu.Daha sonraları bir çok kuruluş dünyanın küreselleşme seriveninde kendini özel sektör mecrasının içinde yer buldu.Devlet bir çok alandan kendini soyutladı.Temel ihtiyaçlar dahi toplumsal içerikte sermayenin kontrolüne girdi. Ankara benim için ekmeğimi kazandığım şehirdir. Cumhuriyetimizin başkenti Atatürkün bize kazandırdığı o muhteşem halk yönetimi kavramının şehri.O şehirde birde Kezban vardı o benim meneveçimdi.Mineveçte kim diyorsanız inanın bende bilmiyorum.Bir bildiğim isimin söylemeye çekindiğim her kadının benim meneveçim olduğu gerçeğidir.
Biliyormusun gel seninle çekip gidelim ruhumuzun içselligine. Sana şiirler okusun gecem. Issız sakin bir hikayemiz olsun. Özgürlük için savaşmış kıllı devrimci erkekler ve memeleri özgür kadınlar paklayıp kirlenmekten azad etsin korkuyu. Biliyormusun susmak ölüme kardeş olmak gibi kemiklerimin iliğini yakıyor. Ekmegimizi çalıyor yalanlar. Ah bu memleket niçin böyle hüzünlü anlatın bana. Niçin gözleri buğulu camları özgürlüğün. Neyi alıp götürdüler bu sokaklardan. Mini etek giymişti saçları esmer kadın. Oldukça karanlıktı gözleri kimdi neyin nesiydi anlayamadım. Çok şeyi anlamadım ben bu dünyadan .Siz bakmayın beyaz önlüklü hekimlerin hastane koridorlarında kasıntı hikayelerine. Özgürlük onlar içinde çetrefilli bir hikaye. Ölüm onlara da yakın. Umutsuzluk onlarında heybesinde .Yetim çocuklar gibi yüreğim.
Umudunu kaybetmiş hareketsiz kalmış işçi sınıfı gibi duygularım. Görünürde de olsa yetmezlik içinde bir düşünce kısıtlıgı ruhumu daraltıyor. Esmer bakışlı genç kadın benden umudunu kesmiş olmalı ki selamı sabahı kesmiş gibiydi. Sonra ne oldu bende anlamadım .Tam kılinigin kapısından içeri girecekken elinde karton bardakla çayını dudaklarında hissetiginde karşılaşır olduk. Bana nasılsın serdal bey dedi. Bu topraklarda kendine bey dedirtmek yada şöyle saygın bir hanım efendi olabilmek kolay olmuyor. Cehalet hemencecik dişlerini gösteriyor. O konumsuz kişilik yoksunu soytarı yüzler kendi hükümdarlıkları yıkılsın istemiyorlar.
Ah ne zaman olacak büyük randevu. Kimler gelecek kabrime . Kim toprak atar üzerime. kim konuşacak adımı .Nerde olacak mezarım .Kimseziligime kimler şahit olacak .Şiirlerim öksüz kalacak .İşçiler yine fabrika dişlilerine mahkum. Yine kadınlar ürkek dolaşacak bahçelerinde umudun.Yine vakisiz akşam olacak .Sen penceredisindir sevdiğim .Yagmur dinmiştir bir toprak kokusu açar sevinçlerini hüzünün .Topraktır beni koynuna alan sen üzülme olurmu. ölüm herkes için herkes için bu acı kahve sen gülümse yıldızları görününce gecenin.
İsmini duyunca agladıgım bir hasrettir hüzün. Başka neyapılabilirimki söyleyin bana .Çekip gitme sakın demenin anlamı yokki biliyorum.Gidenler istiyerek gitmediler.Kim toprağa girmek ister.Kim ister üstüne kürek kürek toprak örtülsün. Karanlıgın içinde. Kim o görkemli gökyüzüne bakamamanın çaresizliğini yaşamak ister. Kokrmayın bakın yıldızlarına gecenin.Orda umutları yaşıyor göçüp gidenlerin.
Ah şu arzularımız yokmu. Doymak bilmez mal edinme hırsımız . Her şeye sahip olma duygusu .Paylaşmayı red edişimiz .Alanı daraltmamız. Sonrasında sevgiden söz etmemiz. Dünyaya nasıl geldiğimizi düşünmekten nasıl yaşamalıyız sorusuna evrimleşememiz. Tökezliyen ve ötekileştiren bir hikayenin baş aktörü olmamız.Kendimden biliyorum aslında insan denen canlı göründüğü gibi bir benzerlikli duyguya sahip değildir.Duygu sizin var olmak zorunda kaldığınız yaşam karekterine göre farklılaşabilir. Siz toplumla çatışkıya girmek istemezsenizde bu süreçte ruhunuz size yüksek bir kült baskıyı yaşatmaktan geri durmaz. Ekilmemiş topraklar nasıl verim vermezse eğitilmemiş duygularda size katkı veremezler.Belkide biz insanları diğer canlılardan farklı kılan davranışlarımızı olgunlaştıran akıl gerçekliğinde egitlmemizle ilgili bir sonuç olarak görülebilir.Burdaki eğitim sözcüğü size okullarda öğretilen kısır çizgilerin ruhunuza işlediği verilerden çok farklı bir durum.Birey toplum içinde doğal ve sevisel yaşamdan beslenebildikçe ilerliyor.Kendi ruhunun güneşle buluşmasını dolayısıyla aydınlanmasını sağlıyor.Bu süreç bizi yaşam bilinciyle tanışmaya götürüyor. Biliyoruzki kalıpsal eğitim çoğu kez birey ve toplumu tökezletiyor.Bizim burdaki eğitim algımız yaşam gerçekliğiyle ilgili bir var oluş gerçeğinden beslenir oluyor.Egitimin belkide ana amacı kendimizi tanımakla ilgili bir arayışın ele avuca konulmuş bir zorunuluk olarak görülmesi oluyor.Bir şeyin zorunsal olması içinde gereksizligide taşır.
Yagmurun cömertçe yagdıgı bir aralık günü bize gel olurmu. Biz derken çoğul olduğumu düşünme sen yoksun ben hep eksiğim.Ak ciğerlerimde dumanı sıgaranın.Acı bir kahve fincanımda. Yorgun bitkin değilim .oldukça iyiyim ölüme varmak için .Geç kalma bırak sol söylemleri ülkücü özlemlerini ununt zamanın .Dedenden kalan mal mülk bırak yitikleşsin yalanlarında hikayenin .Sen kadın olarak gel memelerin özgür kalsın usulca sokul karanlığıma benim. Ben sözcükler eklemiş olayım dağarcığına. Bir yılkı atı gibi kısrak ve özgür çekip gidelim dag yamaçlarına. Neyi sevdiysek yanımıza alalım.
Her yılbaşında korkarak nefes alır bedenim. Ölüm yakınlaştı biliyorum.Esmer bir kadın usulca sevişti yalanla. İşsiz sevgisiz yada sensiz bir yavan sofra oldu umut. Sokakta bir kedi oldukça ıslanmış yağmurdan tıpkı benim gibi kimsesiz ve bıtkın. Hükümet emekli maaşlarına zam yapmadı böyle olunca bir ıslak mama alamadım kediye ben. Anlatamadım kendimi .kirli sakkallı prefesörler otağ kurdular yalanın dergahına. Ben seni aradım bulamadım .Karşımdaydın .Soframda katıktın .Tutup saçlarını senin ıslattımmakdenizde Ak deniz oldun sen.
Bir umut sevdi yüreğim. Çocuklara şekerler dağıtıldıgı bir dünya varmış.Şehrin kenar mahallesinde bir fırın ekmek pişirirmiş umutlarımıza.Bir kadın şalvarlı ve cüretkar özgürlük için çığırtmış tüm duygularını bedeninin .Iraktan bir tiren geliyormuş kırmızı çizgili lokomatifin çektiği. Anadolu biliyormuş o tireni. Kompartumanında ciğeri yaralı biri Ankara yollarına misafir. Siz Ankarayı bilirmisiniz ben o şehri Ruhumda yaşattım hep. Cebecide bir hastanede yine böyle yılbaşına yakın . Karlar altında ankara biz karmaşık acılara yoldaş .Ah ben seni çok sevdim Ankara adını sakladım sevdiğimin.Sonra gittim taşlı yosunlu bir sahilde daldım sularına korkularımın.Bogdu beni bu bulanık deniz.Akdeniz oldum ben .Sensiz ve kimsesiz.
Fıstıklı çukulatayı severmisiniz farkettimki ben çok seviyorum şöyle gizliden gizliye sevdiğim bir çok şey var Diyarbakırın burma kadayıfı Adananın yüzük çorbası Ankara mantısı Alanyanın gülüklü çorbası .Konyanın etli ekmeği. Ah birde kibe mumbar var zor bir yemek.Bazen düşünüyorum ölüler bu zevkleri tadamıyorlar.
‘Yaşamak Güzel Şeydir, Ama Nasıl Yaşamak?
Yaşamak güzel şey hiç kuşkusuz... Güneş, gökyüzü, toprak, deniz, ağaçlar, buğday tarlası, sardunyalar, çocuklar ve tümüyle evren kuşatmış dört bir yanımızı... Bu evrende soluk almak, soluk vermek, düşünmek, yürümek, koşmak, arkadaşIık etmek, sevmek, bir fincan köpüklü kahveden bir yudum almak, bir sigaradan bir nefes çekmek, şiir okumak, saksıdaki çiçeklere su vermek güzel şey...’ İlhan Selçuk.
Sabah kalkıyorsunuz rutin işler evin ihtiyaçları ödenecek faturalar biyolojik gereksinmeler.Acıkmanız. Evliliginizin size yüklediği özgürlüğünüzün daraldığı birilerinin hep yön vermeye çalıştığı bir arzunun olmadığı farklılığın ötelendiği bir hayat . Bir gününüzün bir diğerinden hiçbir farkı yok. Ve yıllar geçiyor. Zaman dönencesi önünüzdeki olası yaşam beklentisinide kısıtlıyor. Ne kadar ömrüm kaldıki diye düşünüyorsunuz.Elliyıl evel neyse dünya şimdide öz aynı .Sadece teknoloji sizi oyalıyor. Samimi olmayan sevgileri varmış gibi önemsiyorsunuz. Yaşam mahkumiyetinici tescilliyor.
Not : Yazıp yayınlama şansı yakaladığım tüm yazıtlarımda Türklük kavramını anlatmaya çalışmışımdır . Ülkede kendini aydın gören bir üst gurup var bunlar Türk kelimesinden nefret ediyorlar. Kendilerinede sormuyorlar kimim . Siz sorsanız Müslümanım diyorlar. İyide Müslümanlık bir din senin bir karekterin kavimin yokmu kardeşim. Türküm demekten korkan bir garip zümre var bu ülkede işin ilginci bu tipler toplumun tüm mercalarında oldukça söz sahibi gözüküyorlar. Ortak özellikleri yaşadıkları bir parçası oldukları halka tepeden bakmak .
İnsanın kendi bedenine eziyet etmesi onun gereksinmelerini görmezden gelmesi ona ve bedenimizin muazzam inşasına karşı büyük bir haksızlık oluyor.Bazı dinlerde insanlar bedeninin varlığıyla sorun yaşar görünüyorlar.Belkide haklılar özü tanıyamamış bir zihnin özün kıymetini bilmesi nederece mümkün olabikirki.Tabiki olamayacaktır.Suni değerler anlamsız kült öğretileri hepimizi kıskacına almış doğru sanılanın doğru olamayabileceğini dahi idrak edemeden tükenen bir ömür.
Hayat unvanların makamların ihtişamına kurban edilemeyecek kadar önemli bir kavram. Üstelik varlığı sınırlı olan bir kavram .Hayatı ne çok ciddiye almalıyız nede anlamsız görmeliyiz.Yaşam önemlidir ve bilgelik istiyor. Ah bunu bir anlayabilsek .Bildiklerimizle bilgeyiz ya bilemediklerimiz.
Yılın son günlerindeyiz.Ömür bir azgın nehir gibi dolu dizgin akıyor.Yaşamı avuçlarımızda tutmak mümkün değil.Hayat olduıkça insafsız adaletsiz ve büyük halk yığınlarını sahipsiz bırakmış gibi.Tüm kabul görmüş değerlerin bazen anlamı olamadığını ruhunuz size hatırlatıyor.Yinede üzerinize yapışmış güncel kültür dogmalarının aynı zamanda sizi besledigi gerçeginide görmezden gelemiyorsuz. Bir yazıtımın adını konuşulmayanlar koymuştum .Evet söylenmesi gerekenleri söyleme cesaretiniz olamadımı ezilmeniz kaçınılmaz oluyor. Belkide devrimci bir karekter özgün bir ülkünün ruhu beslediginde anlam kazanıyor.
Ah ankara yorgun hayatların şehri ben seni çok sevdim biliyorsun. Ama sevmek yetmez devrimci bir başkaldırış gerekli hayata karşı. Yoksa korkarsın yaşamaktan . Bilirim böyle hayat geçmez. Bak sisleri dağılıyor yalanın gençlik parkında havuzda yeşil başlı ördekler yüzüyor. Bizde mevsim karakışta takılı . Kulak memeleri üşümüş yârin. Yada yok öyle bir yar bilmiyorum. Bir bildigim emekçiler garip kalır bu dünyada. İbadet hanelerde cenneti anlatır birileri. Birileri cehennemi yaşatırda hikayesi unutulur göçüp gidenlerin.
Sıcak suyun içine zerdeçal ve zencefili koyup kaynatıp sakince içmeye başladım.Yanında ısırgan otu salatası .Birde tarçınlı sütlaç istedi canım .Ama her canınızın istediğine ulaşamazsınız. Olsun şimdi sarı renkli sıcak suyu damağımda gezdirmeliyim. Sonra sarı bir gül kopartmalıyım hayellerimdeki bahçeden .
Nefes almakta zorlanınca ilçedeki kamu hastanesine muracaat ettim. Nefes testi akciğer filmi ve tam kan sayımı hekim isteğiyle yaptırıp sonuçları öğrenmek için iki gün sonrası kilinige tekrar gittim. Genç bir asistan oldukça agır bir ciddiyet içinde tahlil sonuçlarına baktı herşey iyi görünüyor dedi . Birde temografi çekelim. Hekime göre kalp yetmezliği nefes darlığı yaparmış. Ben bunun böyle olmadığını kalp yetmezliğinde akciğerlerde su toplaması olasılığının ilk dönem daha öncül bir belirti olduğunu düşünüyordum. (Sonra ögrendimki bu durum ileri evrelerde gündeme geliyormuş. ) Bu düşünceyi paylaşmak tereciye tere satmak olacaktı . Benim en sevmediğim davranış bilgiçlik taslamak olduğuna göre haddimi bilmeliydim. Hekim ne diyorsa ona uymak edeptendir diye düşündüm. Edep sen nelere kadirsin.
Tüm insanlar sevgiyi ararlar umut sevgide gizlidir çünkü. Kırılgandır insan yüreği vakitsizdir onun için tüm sevdalar .Hepside yorgun altların getirdiği bir heybenin içinde saklar unutulmuş olanı ama biz anlayamayız.Biliyorumki ömür dedikleri hikayede sahte bakışlı bir yalandır dostluk.
Dostlar ölüm vakitsiz geliyor farkındamısınız. Göçüp gidiyor sevdikleriniz bir hüzün çöküyor yüreğine sevdanızın.İşsiz umutlar gibi darmadağın bir hayat sizi kendine mahkum ediyor.
Artık bu hayatın anlamı kalmadı diye düşündü. Okuyup iyi hekim olmuştu. Çizgi üstü işler yapıyordu. Ülkenin tüm izlence kanalları haber siteleri kendisini göklere çıkartıyor hükümetin en etken kişileri ile ahbap çavuş ilişkisini yaşıyordu .Dediklerine göre yurt dışından çok teklifler almışlardı hatta akıllarından İsveçlilerin verdiği Nobel almak dahi geçiyordu.Ama bir şey vardı halk yaptıklarını fantastik buluyordu. Direk yaşama katkı veren bir bilimsel ilerleyişin simgesi olamamışlardı. Aylar yılları kovaladı popilst yansıma yerini önemsizliğe bıraktı .
İnsanlar daha gerçekçi konularla ilgiliydi.Yaşam mücadelesi geçim derdi ve ciddi yüksek riskli hastalıkların gidişatını önemser olmuşlardı. İlginçtir bu halk sevdaları kavgaları umutları hep çizgi ötesidir.Hani yaşamak ciddi işti böyle diyordu şair. Haksızda sayılmazdı.
İnsanın akıl yoldaşı olan birinin ölümünü duydunuzmu kötü oluyorsunuz. Bunun için aranızda kan bagı olmasına gerek yok . Halbuki ölüm hepimiz için bir gerçek. İnsan denen canlı acılarını saklıyor. Bunu niçin yapıyor anlamak zor.
Gün geçmiyorki içinizde yeni bir yara açılmasın .Ruhunuz incinmesin.Korku hücrelerinize misafir olmasın .Artık çekilmez bir hayatın müdavimi olduğunuzdan emin oluyorsunuz.Bu dünyada hiç birşeyin düzeleceği yok gibi. Çöl fırtınasında kalmış gibisiniz. Arkanıza baktığınızda bir ömrü sere serpe dağıtarak tükettiğinizi anlıyorsunuz.Karşınızda sizi anlıyacak bir yoldaşınız yok.Kedileriniz bile sizi terk etmiş görünüyor.Umutlarınız karalar bağlamış.Kara bir yosun tutmuş cehalet. Güneşin ışıkları perdeleri kapalı odaları ışıltamıyor.
Kimseye mahkum olmadan kendimce yaşadım ben,kendimce ettim ibadetimi günaha kendimce girdim.Akdenizi izledim kıyıda bir yerde acıktım biliyorum şurdan bir simit almalı ve çekilmeli bir kıyısına hüznün.
Hepimiz canlı bir organizma olarak ölümcül yanımızla şimdilik yaşıyoruz. iletişim çagı toplumları bir birine yaklaştırdı ama o bir birine yaklaşan toplumda insanlar hem kendileri ile hemde yaşadıkları toplumla çelişki içindeler .Günümüz toplumu insanlardan sadece özveri istiyor yasaklarla insan ruhunu inciltiyor. Acaba sevgi böyle bir toprakta yeşere bilirmi mutluluk insanların gözlerinde pırıltılar yansıta bilirmi tabiki yansıtamaz . Bu nedenle dünyamızda bizlerde dahil sinirceli bir kişilikleri ile bu günleri yaşıyamıyan yarınlarıda puslu olan yıgınlar toplulugu olmaktan öteye gidemiyoruz.Buna günümüz evrensel yanılgıların yükledigi olumsuzluklarıda eklerseniz böyle bir dünyada hissetmek umut etmek umu ettigini yudumsamak mümkün olamıyacak gibi Nasıl oluyorda hala şiirler yazabiliyoruz edebiyatı tütsüyoruz anlıyamıyorum .Kendime soruyorum toplummu haklı yoksa gönlünce yaşamak istiyen insanmı .O insanki sevmek istiyor yaşam kalitesini yoksulluktan ötelere taşımak istiyor ,ve dogan her günü sevinçle karşılamak isityor. Önümüzde bizi bekleyense ölüm denen meçhuliyet.
İnsan ileri yaşlara ulaşınca yaşamındaki bir çok kavramın önemsiz olduğunu daha iyi idrak ediyor. Umut bile anlamını yitiriyor.
Biliyormusunuz insanın kendini bilmesi ne güzel bir şey. Kendi kültürünü önemsemesi .Varlıgının budununu tanıması .Çagın gereklerine açık olması .
Edebiyatta deneme yazarlığı doğrusu okuyucuyu hayal kırıklığına uğratabilir. Okuyucu tutarlı devamlılığı olan sürükleyici bir roman havası görmek ister yazılanda. Deneme yazmanı için bu durum böyle olmuyor. Bir deneme yazarı yaşam ağacından birşeyler devşirip heybesine katmak istiyor. Bir başka yaşanmamış hayatlardan okuyucuya bir pencere açmayı kendince gerekli görüyor. Bu nedenle bir deneme yazarını yaşamın tortularını toplamaya çalışan sokaklardaki bir kâğıt toplayıcısına benzetebiliriz.Uzaktan itici olan içine girdikçe bilgeliği öne çıkan bir ruhun var olduğu anlaşılır deneme yazıtlarında. Dogrusu bu konuda Montaıgne ne düşünürdü çok merak etmişimdir.
Degereli dostlar bir bireyin karekterinin içselligi kendi ruhundan beslenir.Ruh gerçekçiliği kendine rota olarak gördümü yanılgı azalır.Aksi yaşamın gerçekleriin dayattığı bir kısır döngüye size mecbur bırakır.Evet yaşam yanılgımızın özünde bu yatar gerçeklikten ötelere kaçmış hayellerimiz.
Farkındamısınız gerçekçilik kendi gücünüzün size yüklediği bir sorumululuguda önümüze getiriyor.Özellikle birilerine yaslanıp düzlüğe çıkacağını zannetmek büyük bir hata olarak sizi yaşamda yalnız bırakıyor.
Uluslar arası ilişkilerdede bu durum farklı bir sonuçla karşımıza çıkmıyor.Birilerinin kontrolünde özgürleşmeniz mümkün olamıyor.Burda esas olan var olan otoriteyle barışık olmak demikrasiyi içselleştirmeyi başarmak .Kenidiniz farklı görmek toplumsal yaşama katkı vermez.Birey ve toplumun bütüncesini gerçekliğini anlamış olmak gerçekçi bir sonuç oluyor.
Tüm ağaçlar birlikte ormanı oluştururlar. Birlikte yükselirler gökyüzünün güneşinin ışıklarına.Arılar bir çiçekten değil bir çok çiçekten beslenirler bal yapmak için.Toplumlarda öyledir bir çok farklı görüşü içlerinde yaşatıp harmanlayabildikleri ölçüde çağdaşlaşır.Hayat sizi sürükler kendi yolculuğunda .
Ömür kırık cam parçaları gibidir.Siz onun bu kırıklığını ileri yaşlarda hissedersiniz. Tüm doğru kabul edilen olurların anlamsızlığını ölüm size çok iyi gösterirde .Artık çok şey için geç kalınmıştır.
Ah nasılda vazgeçemiyoruz bu yalan yaşamaktan doğrusu bundada azda olsa bir haklılığımız vargibi.Tanrı bizi dünyaya yaşaşamk için göndermiş bunun içinde kutsal kitaplarla bize yön vermeyi uygun bulmuş.İnsanlık tarihi boyunca kutsiyet insan ruhunu etkilemi,ş çoğu kez onu beslemiş ona bir yol açmış.
Bazen hayatı akışına bırakmak lazım gülleri hanım ellerini sardunyaları begonyaları sevdiğini anlatmamak lazım geceye. Esmer bir dişinin varlığının kavgasında olmamalı ruhunuz. Kim neyi önemsiyorsa bırakın gitsin o yolda. Gökyüzünün o sınırsız varlığınla hoşnutlayın ruhunuzu. Kendinizi saklayın gök yüzüne . Parlak yıldızları bir kenara bırakın en sönük yıldızların en kuvvetli benliğine yoldaş olun olurmu. Sevecekseniz eger mazlumları yetimleri öksüzleri sevin . Birde işçi kadınlarını sevin olurmu memleketin. Güzel işçi kadınları daha çok sevin.
Yaşam hepimiz için bir devinim bu toplum içinde birey içinde kendi sürecini yaşatmaya bizi zorunlu kılıyor.
Aşkın burjuvazisi olurmu sizce. Duygunun sınıfsal boyutu olurmu. Olasıdır.
Yaşamda farklılık varsa duygudada oluyor. Aslında güçlü zümre haksızlığı hepimize yapıyor ama bunu kendi için bir hak görünce sorun yok görünüyor.
Esas problem nedir biliyormusunuz dostlar birileri karar veriyor ve birileri yaşamımızı kendince yönlendiriyor. Halbuki ömür bizim özgürlük bizim hakkımız bırakın biz bahçelerimizdeki çiçekleri kendimizce sulayalım.
Güç sevgiden ırak duruyor. Emegin hakkını vermeyi bırak emeği önemsemiyor. Üzüntü verici bir durum . Büyük toprak sahipleri geçmiş yüzyıllarda (feodal düzen ) ellerinden kırbacı hiç eksik etmezlerdi. Günümüzde emekle geçininler kırbahçtan öte yok sayılmakla ömür tüketir oluyoruz. Sahi ey sevgili kardeşim ne olacak bu insanlar hali demeye mahkummuyuz ne dersiniz.
İnsan aklı toprak gibidir .Verim almanız için onu beslemelisiniz. Aklın beslenemedigi yaşamlarda özgürlükte yeşermiyor.
Kendiniz için istemediğiniz başkalarına reva görürseniz tanrı size bunun hesabını sorar. Konuşulmayanlar adını verdiğim yazıtta (kitap ) Tanrı bekliyor demiştim evet tanrı bizi sınıyor ve bize rahmet ediyor. Biz bunu anlamaktan biçare kendimizi hükümdar sanıyoruz. Olacak işmi ölümlü bir yaşamda ölümsüz bir kudret sahibi olduğunu zanetmek . Mümkünlülügü zor bir durum . Çünkü biz kendi hayatımızın sınırlarına muktedir canlılar değiliz.Varoluşumuz ona göre pilanlanmamış. Yaşam bizim dışımızda bir hikaye. Dogrusu biz tanrıya muhtaç mahcup kullarız.
Yeni bir dünya kurabilirmiyiz. Olurmu dersiniz yaşamı yeniden formalatmak .Tüm hatalırımıza bie çizgi çekip yeniden başlamak yol almaya. Tütsümek tüm gerçekliğini umudun.Sevmekse seviyorum diyebilmek. Gel yine kendimize dönelim .Kendimizi tuvala çizip renklerini özgürleştirelim ruhumuzun.
Yaşam bizi mutlu etmediyse onu kaybetmekten korkmamalıyız.Ama işin sonunda ölüm denen bilinmezlik var. Ölüm yasalar gibidir her zaman iyi yüzünü göstermez size.
Aslında yaşanılanın iyi veya kötü olması bizim kendimizle iligili bir durum oluyor. Siz kalıplar içindeyseniz nefesiniz kesiliyorsa ve o kalıpları kıramıyorsanız yaşam sizin için mutlu ve huzurlu olabilirmi. Kalıplar derken sabit fikirleri anlamalıyız. Mantık dışı ama kabul görmüş fikirler varya çoğulu tartışmaya dahi açılmazlar. Sonrada kendi mecrasında karşıt arayışlara konu olurlar. Bu birazda tabulaşmış verilerde karşımıza çıkıyor.Dogru bilinen doğruymuş gibi korunur oluyor. bazen yıllar sonra bazen onyıllar sonra yanılgılar su yüzüne çıkıyor.
‘Benim bütün amacım kimseye muhtaç olmadan yaşamaktır ‘ Diye konuşuruz. Bu birazda sağlıkla ilişkilidir.Sizi ekonomik olarak devamlı sırtlayacak birini bulmak zaten yaşamın akışına ters bir durumdur.Bunu düşünmekse bireyin ruhen dipte olmasının bir sonucu olabilir.
Tanrıya inanıyoruz çünkü başka seçeneğimiz olmuyor.Tanrıya inanmamızın içerigindede daim birşeyleri tanrıdan beklemek istemek ana hedefimiz oluyor.Daim dua ediyoruz daim istiyoruz.Bu istek hevesinin sınırları olmuyor.İşin ilginci burda inandığımız tanrımızada haksızlık eder görünüyoruz.Tanrıya inanıyorsak onun hüğkümdarlıgında bize nasiplediginede şükür etmek lazım diye düşünmeliyiz.Burda şöyle bir ikelem ortaya çıkıyor.Yaşamdaki haksızlıklar eşitsizlikler tanrının bir takdirimidir yoksa insan denen canlının nasiplendiği aklı kulanamıyor olmasıdır.Tanrı bizi yarattı ve bizi akıl verd.i Akıl çok önemli birmeziyettir bizi doğruya iyiye güzele ulaştıracak elimizdeki tek silahımızdır.Bu silahı kulnmamak bizi yaratığına iman ettiğimiz tanrımızada bir haksızlık olacaktır.Akıl bu süreçte önmüzü aydınlatan ana ışık olarak daim parlamak zorundadır.Bu zorunluluk insan yaşamında bilinç kavramından beslenmektedir.
İnsan doğasına ters olduğu halde insanın içinde taşıdığı zaman zaman fırtınalar yarattığı üç duygu vardırki bunları şöyle sıralayabiliriz kin öfke ve nefret.
‘Kin insan yüreğine yüktür.’ Bülent Ecevit (Devlet adamı Şiir.
Pülümürün bir dağ köyünde gördüm onu
yaşını sordum bir giz gibi güldü
kimi seksen dedi köylülerden kimi yüz
yüzüne baktım bir giz gibi güldü
bir asa vardı elinde
bir solmuş kırallığın
kadifeden harmanisi üzerinde
bir hititliydi o bir selçukluydu
bir ermeniydi bir kürttü
bir türk
yaşını sordum bir giz gibi güldü
koluma girdi bir soylu kadınca
tozlu köy yolunda sürüyerek eteğini
beni tek gözlü sarayına götürdü
köy yapısı kulübesinin
zamanı onda yitirdim ben
yitik zamanlara onda eriştim
en soylu yoksulluğun toprak döşeli sarayında
bir taç gibi kondu başıma Türkiyeliliğim. Bülent Ecevit.
Yaşamın en ışıltılı konumunda var olmuşken ölümle yiten insanlar tanıyınca görünen değer verilen bir çok şeyin anlamsızlığını daha iyi anlar oldum. Yeterki bunu algıya taşıyabilelim.Bunun için anlamanın özünde ilk açmamız gereken kapının kendi ruhumuz olduğunu biliyorum. Bilmek size yön verir.Sizin yönünüzün tutarlılığını size isbatlar.
Hayatı menfaatlere göre yaşamayı kendine rol görmüş kişilerin ileriki yaşam serüvenlerinde yanlızlık ve tükenmişlik içinde çöküşlerine tanık oluyoruz.Düşünsenize daim birilerinin gölgesinde kalmışsınız biirlerinin aymazlığını kendi kurnazlığınız zannıyla yaşamışsınız sonra anlamsız bir ömür tükettiğinizi geçte olsa anlıyorsunuz.
İnsanlar başkalarında gördüklerini yanış eylemleri kendilerininde yaptığını görmezden geliyorlar’Filan şunu yapmış filanın ailesi şöyle davranmış’ Aynı eylem içinde kendi aile fertlerinin olduğunu aynı çatışkıların menfaat hevesiyle kendi otaglarındada var olduğunu görmezden geliyor. Önce kendimize bakalım geçken bir ömürde yüzeysel menfaatler için ilkelleşmeyelim bu mümkünmüdür evet mümkündür.
‘Bu dünyada hiç gerçek dost yoktur ‘denmiş olsakta size burda bir söz söyleme şansım olmalı diye düşünüyorum.Can dostlarım. Bİliyormusunuz insanın kalitesi mal mülk para ile anlaşılmıyor. Yaşamda kendinizle barışıksanız size beyaz olarak gösterilenin kara olduğunu bilecek bir kültürel yoğunlukla içselleşmişseniz toplum sizi yerlerde sürüklesede siz kalitenin bir yodaşı olduğunuzu hatırlatın kendinize. Hatırlamak düşünmeye kapı açıyor.
Dogru yol diye bir yol aramak aptalca bir durumdur .Siz ruhunuza sahip çıkın o size istametinizi belirleyecektir.Dogru yol yükseklerde yada karşınızda durmayı pek beceremez.Siz kendi doğrularınızı bilin o doğruların yaşadığınız toplumun değerlerine karşı samimi olmasına çalışın.İçinizdeki hükümdarlığınızın yetgeni kendiniz olun. Yaşamın tüm ilişkilerinde bunu başarabildiginizmi varlığınızın bir değeri olur. Bunun dışı kabul edişler özümüzü tüketir bizi değersizleştirir.Rezilligimiz boyumuzu aşar.
Özgürlük nedir sizce hadi anlatın bana özgürlüğü .Özgürlük asalak ruhlu çığırtkanların umutsuz gülşlerimi kirliliğin içinde. Yada bir yetimin hakkına el uzatma cesaretini. Evli bir kadını soyup namus zırhından kirli şiltelerde kirletmekmi ruhunu.Yada erkekçe kavgasını vermekmi ekmeğin temiz olması için .Sizce demikrasi özgürlüğü getirebilirmi sizce.Yoksa suçun büyü insan olma kavgasımı bu puslu hikayede.
Yaşamda sığınabileceğimiz tek kuytu yine yaşamın kendisidir. Yaşamla barışık olmayı başarmak için önce kendimizle hoşnut olmanın yollarını aramalıyız. Bunun için takip edilecek tek yol kitaplarla barışık olmaktır.Her kitap bir amaç için önünüze çıkar ruhunuz onu kabullendikçe sizin varlığınız kendimce bir değer taşımış olur. Ben olmayı başaramadan biz olamıyoruz. Çevrimize baktığımızda şunu görebiliyoruz en red edilesi tipler bilgiç tipler oluyor.Ah ruhum sen beni bu rezillikten koru. Beni kendime bırak.
Herkesi dinleyip önemsemeden önce kendimizi dinlemeyi esas kabul etmeliyiz.Kendimizin bize sunduklarını öteleyip başkalarının tabağına kaşık salladıkmı o tabaktakiler bizi hazımsızlaştırabilir .Önce kendimiz var olabilelimki diğer varlıkları benimseyebilelim.Kendimizi hiçlendirmek silik suliyetleri öncül yapar.Biliyoruzki bu bir yetmezliktir .Siz bakmayın cehaletin kılıç salladıgına okumayan sorgulamayan merak etmeyen kişiliklerin fikirleri cehaleti besler.Biliyoruzki bilgiçlik bu topraktan beslenir ve bilgiçlik cehaletin katviziti olur.Evet bilgiçlik cehaletin karvizitir.Oldukça pırıltılıdır yapay bir boşluğa mahkumdur.
İnsanları yargılamayı bırakmayı başarabildiğinizde özgürlüğünüzü hak etmiş olursunuz. Çogul kalabalıklar size haklı ve doğru olduğunu göstermez. Milyonlar buruyganlara oyverdiginde onlar bunu kendi kötülükleri için bir gerekçe olarak daim önde tuttular.Tutamadıkları sözler milyonların ciğerini közledide bunu anlamadılar.
Nekadarda insafsızız öylesine yürekli ölüleri toprağa verdikki geride kalmak insanı kahrediyor. Belkide yaşama küskünlüğümüzün gerekçesi bizim için budur. Kaybettiklerimizin yokluğuna alışamamak. Turgut uyar şöyle der. ‘Kadınlarla yatıyorum birde kadınlarla yattığıma inanmam gerekiyor.’
İnanmamız gereken çok hikayeye mecburuz .Evet mecburiyet bizim yaşam gerekçemiz oluyor. Bundanda şikayet etmiyoruz.
Aslında bedenimiz tıpkı ölüm gibi gerçekliğimizi perçinliyor .Hatta diyebilirizki fizik ötesi olurlulugunda kabul görüşü bir yana üzerinde düşünülmesi bile bedenimizin varlığıyla ilgili bir durum.Burda ölüm sonrası ne olur bilinmezliğini hepimiz yaşıyoruz.Burda akıl devreye giriyor yada girmelidir.
Ölüm sonrası hakikatı ne olabilir. Burda inanç devreye giriyor ve inanç hem bir kapı açıyor hemde olasılığı olura döndürme şansı veriyor.
Artık biliyorum hayat ölümle başlar . Sizi bu yaşamda tutan beden geçici bir kafes öz varlığınız ruhunuz oluyor. Bizler o ruhu ızdıraplar içinde kan revan içinde bırakıyoruz. Çünkü gerekli olanın ötesinde bir sahiplenme duygusuna sahibiz.Kırık bardaklarda rakı içimeye çalışan sarhoşlar gibiyiz.Kontrolsüzüz.
Bekledik her şey düzelir sandık .Hikayeleri kırmızıya boyadık beyazdan medet umduk.
Biliyoruz yaşam hüzünlüdür.Biraz deli olmak lazım yaşama karşı papuçlarını boyatmaktan vaz geçmemek lazım.
Nerden başlamalıki anlatmaya hep yalanı yaşattı bize hayat. Sonra baktık üste olanlarda çaresizliği yaşayabiliyor. Korkunç rezilliklerin içinde tükene biliyor.
Birileri size dost görüne bilir bir an gelir o dostluğun içselinde kıskançlık aymazlığını sözcükler size hatırlatır. Dostlarım biliyorumki gerçek dost yoktur. üzüntülerinizi kendiniz yaşayın paylaştıkça acılar azalmıyor sadece siz güçsüzleşiyorsunuz.Samimiyet çoğu zaman sizi rezaletle tanıştırıyor.İnsanlara mesafeli olun o zaman onların insan kalşmalarına imkan vermiş olursunuzki bu iyi birşeydir.
Hüzün hiç yakışmıyor insan ruhuna sonra anlıyoruzki yaşamak hüzünle kardeş olmak gibi bir durum. Dönüp başka tarafa bakamıyorsun .Bırakıp gitmek için bir adım atsan engel oluyor kader.Kader deyince işin özünde çok derin mevzular var. Haydi diyor gir bu karanlığa belki aydınlanırsın. İnsan denen canlının ilk varlık kalıntılarının acunda doğu afrikada ortaya çıktığını bize bilimsel veriler açıklaya dursun. Günümüz insanının yapılan araşırmalarda yaklaşık ikiyüzbinyıldır var olduğu görüşü kabul görmektedir.Bundan yüzonbinyıl kadar önce afrikadan asya kıtasına mikro düzeyde geçmeler olduğunu bilmiş olalım.
Degerli dostlar öyle görülüyorki özgürlük çok önemseniyor.Özgür olduğunuzu sandığınız bir yaşamdada mutluzlugu hissedebiliyorsunuz.Birey yanlızlıgı zaman zaamn istesede yanlızlık mutluluğu getiremiyor.
Burda şöylede bir durumu gözliyebiliyoruz yaşam yoldaşlığında bir baskınlık öne çıkabiliyor.Siz benliğinizden kendinizi souylamak zorunda kalabiliyorsunuz.Belkide yaşam yanılgımızın en büyük göstergesi bu durum oluyor.Bir çok ailede içsel mutsuzluğun yetmezliğe dönüşüm karekterinde bu baskıncalıgı görebiliyoruz.
Sevmeyi başarabiliyormuyuz bilmiyorum .Bildigim sevmenin yaşamın odak noktası olduğudur.Burdaki sevgi kelimesinin anlamını çok geniş düşünmeliyiz ardılında şehvet kokan bir sevgiden söz etmiyorum.Doanın bize yüklediği canlıları bitkiler kısaca yaşama değer her olanı sevmeyi anlatmak istiyorum.
Hep seni bekledim ben.Yaralı kalplerde sakladım sensizliği.İşçi kahvelerinde sabahladı hayellerim.Vkitsiz ölümlere aşina umutlarım.Ben seni özledim sensizliğimde.Ah esmer kadın kara çizmeler giymiştin.Hani kendince özletmiştin sevişmelerini gecede.Ah bu devrimci kavgaları ülkülerimin.Örümcek bakışlı din adamları.Korkuttular beni cehennem ateşiyle.Çok yandı közlendi sözcüklerim benim.Ne alanya olabildim nede vazgeçebildim kendimden.Ah o hanımmeleri bahçesinde kireç badanalı evde.Belki batımdan bir kız sevdi şiirlerimi.Belki öptü ölüm en vakitsiz zamanında sabahın.Belki sen unuttun beni.
2024 ün son günündeyim zaman akıp gidiyor.Aklımdan geçenlerle aklımın red ettikleri birbirini tamalıyor.Ne derece ahlaklıysam o derece ahlak dışı bir uumda muhtaçlığım var. Toplum ve insan çatışkısını ruhum kabullenmiş görünüyor.İsimsiz kadınlara özlem duyan yeni yetme gençler gibiyim.
Yaşam dialektiginde kendimce son dönemeçte bir arzu ruhumu ateşliyor.Biliyorum geçen yıllar hepimizin sevdiklerimizi bizden kopardı .Özgürlügü bilinçle haykıranlar yitikleşti .Tanrı bizi bu süreçte serbest bırakmış gibi .Tanrı bizi yarattı ve kendimizle bıraktı .Bizse çıplak günahlarımızla uslu çocuklar gibi mahcubuz yaşama karşı.
İnsan ruhu yer kırıkları gibidir (fay hatları ) acıyı biriktirir sonra enerjiyi tüketir ve sizi yaşamdan koparır. Bunun için ne diyebiliriz ne yapabilirz. Bu acıyı zamanla kabul edilir düzeye biz getiremezsek dahi zaman getirebilirmi. Şöyle düşünelim çok sevdiğiniz hayatı paylaştığınız birinci derece yakınınızın ölümünün olduğu günü hatırlayın yaşam sizin için gök yüzünün üzerinize çökmesi gibi büyük bir külfet anlatılmaz bir çaresizlik olmamışmıydı. Sonra zamanla olay kanıksanır oldu ruhunuzda öfke yerini kabul etmeye bıraktı. Acı bir soru işareti gibi zamanla yitikleşsede nokta hep kaldı.Ne dersiniz her canlının yaşayacağı ölüm döngüsünde umut bizi ayakta tutabilirmi.
Yaşam bireysel degildir çünkü insan sosyal bir varlıktır .ve ölümlü bir canlıdır.Ölüm çok büyük bir gerçeklik olarak bizi meçhuliyete mahkum eder.Bu durum inancı bizim yaşamımıza zorunlu kılıyor.Tabiki ölüm karşısında inançlı olmanın ana gerekçesi kendimizi hazırlamaktan geçiyor.Akıl becerimiz bizi inançlı olmaya mecbur bırakıyor.Biliyoruzki bu dünyaya gelmeden bu dünyadan habersiz hatta kendimizden habersizdik,Bu durumda şimdi daha şanslıyız.Düşünüyoruz ve ölüm sonrasına karşı kendimizi hazırlıyoruz.Biliyoruzki bu süreçte önümüzü açan çok önemli bir degerimiz var.Bu degerin adı İslamiyet ve onun ana kaynagı Kutsal kitabımız -Kuran - Temiz akıl sahipleri bilirki kutsal kitap Kuran oldukça özgün kendisini saygınlaştıran ilahi bir yapıya haizdir.Evet gerçek budur. Bu açıdan ölümle ilgili kendimize yol çizerken islamiyet bizim için önemsel degere sahiptir. İslam dini radikal ilkel bir karekter taşımaz çagdaştır. Bilmeliyizki inanç sabittir.Ama kuralları (şeriat ) dinamiktir.Ve kendi çağına göre yorumlanmalıdır.Geçmiş yüzyılların alimleri kendi çağlarında kendi bilgeliklerinin sınırları içinde kurallar koymuş mezhepler oluşturmuşlardır.Bu kurallar köken olarak saygın kabul edilmelidir.Ama günümüzde yaşam algı çok farklılaşmıştır.Günümüzün yaşam biçimindeyse inanç baki kalmak kaydıyla güncel algılar çağa uygun olmak durumundadır.Ölüm vardır ve ölüm sonrası hepimizin meçhulidir.İnanç iman din hepimizin ilgi alanındadır .Bilmeliyizki din ve inanç aslında bireyseldir.Ve toplumsal içerigi gereksel bir sonuçtur.
Aslında herşey kabullenmekle ilgili bir durum.Sahipsizbir ömrüm mudavimleriyiz ve bunu bilmekten açiz garipleriz. Yaşamda umut etmek neysede hani zamanla kanıksanan durumlar oluyor ya.Aslında yok öyle birşey kanıksamak birazda mecburiyetten oluyor.Hani yaşamak istiyoruz insanca şöyle sıcak bir evimiz olsun.Akşamları tüm aile bir sofrada buluşabilsin .Tüm umutlar yeşeri versin gözlerimizdeki ışıltıda.Kimse kimseye kibirlenmesin.Yorgun yüreklerimiz sakince gülümsesin ruhumuzda.Tüm kadınlar özgürce savursun saçlarını yaşama karşı.İşçiler onurlarını hissetsinler emegin.Kimseler korkutmasın bizi tanrının cehennemiyle.Portakal kokulu bahçede çiçekler açsın.Vakitsiz ölümler kanıksanır olsada zamanla.Yitik acılar tütsemesin acısını bacalarında umudun.Sen yörük kızı tahtalı dagının çam ormanlarını anlat bana.Korkunç haksızlıklarını anlat köhne kavgalarımızın.Kimsesiz kalmış mayıs kuzularının sevimli çocugu olsun sevdamız.Özgürlügümüz akdenizde ıslansın.Hani tüm acıları bir sepete koyalım atalalım kaf dagının ardına eksi bir artı olsun bizim için zaman.Gel gitler arasında biliyorum sende anlayacaksın o korkunç haksızlıgını gecenin.Kovacaksın karanlıgı avuçlarından .Avuçların tutacak avuçlarını umudun.Ben çok kanıksadım bilmelisin sana yapılan bu haksızlıkları soytarı kılıklı yitik bakışlı rezillige çok öfkelendim.Ama sen anlamadın bende anlatamadım cehaletin yaldızlı yalanlarını ’çok kadınlar sevdim’ diyor şair. Çok kadınlar yıktı gönül terazimi isimsiz ve meçhul kabirlerde onurlu yaşamış bedenleri çürüdü özgürlügün.Özgürlük kanatları kırılmış serçeler gibi .Mazlum.Ah kimi sevdim ben söyler bana .O güzel insanlar nerelere göçtü gitti.Şİmdi fare gözlü yalanlar kirletiyor ışıklarını güneşin.Hani aglamakta çözüm degil. Gülmekse basitletiyor her kavgasını ömrün.Söyle hikayelerini .Bir sabah vakti güneş dogarken çal kapıyı gir içeri.Girki güneşin doguşunun bir anlamı olsun olurmu.
Ne varsa kısaldı görürüyorsun. Başta sevdalar ve umut. Kısa bir hikaye oldu gençik. Mor lastikli bir don giymişti gençlik boyundan büyük kavgaların hikayesiydi zaman. Eli silahlı anarşistler an geldi saygın bir yalan oldular hikayesinde geçmişin.Ah o lacivert gözlü kadın söylesene niye öyle geç buldu gözlerin gözlerimi. Alanya sen oldun hikayesinde geçmiş kışarımın.Torosların ardında kış kıyamet .Keskin bir soğuk Alanya sokaklarında. Bense tüm günahlarımı bohçaladım yoladım ötelerde bir anına zamanın .Şimdi çekip gitme vakti ama olmuyor bırakmıyor gözlerin gözlerimi.. Tüm yitirdiklerimizi özlüyor geeln güncem. Anlamsız şiirler yazıyorum sonra çiziyorum üstlerini sözcüklerin. Çarmıha gerilmiş bir yalan umutlarımda. Bence en baştan koşmalıydım sana özür dilerim bunu başaramadım hayat. Kara bir kıştı üşüdüm çok üşüdüm ben. soytarı yüzlü piç bir kavga avuçlarımı yaktı benim.
Dogrusu bizde özgürleşme yandaşı bir ruha sahip değiliz gibi. Birilerinin mutlak hükümdarlığında kendimizi güvenli görmenin yanılgısını içimizde taşıyoruz.Cehaleti bilgelik görüp koca bir ömrü yorgun geçirmeyi kendimize görev olarak görmekten kurtulamıyoruz. Birilerini hep üst görmek birilerini çokça memnun etmek yaşamın duygularını hep birileri için törpülemeyi zorunlu bir ahlak kabul ediyoruz.
Duru ve özgür bir ses kulaklarını titretti esmer bakışlı kadın telefonda oldukça emin bir şekilde ‘müsait olduğunuzda bekliyorum .‘diye ısrarla söyledi. ‘Bir kahve içmemizde ne sakınca olabilir.’ Kahve içmek dertleşmek kimbilir belki sözcüklerin karnavalında umut etmek.İki insanın aynı gök yüzüne birlikte bakabilmesinin ne sakıncası olmalıydı. Ahlak bir merhabayı nasıl yasaklardı.Bu yaşam korkuların ötelenmelerin hükümdarlığına mahkummu olacaktı.Tamam dedi geliyorum. Eliyle saçlarını düzledi.Kırmızı renkli kazağına çeki düzen verdi ve koridordan yürümeye başladı. Oldukça geçkin yaşına rağmen içinde bir heyecan vardı.İlk defa bir kadın kendisini olduğu gibi kabul etmişti.Kimbilir belki o içinde kıvranıp durduğu tünelden çıkmak için kendine bir ışık bulacaktı .Tanrı daim bir kapıyı aralık bırakır.
Gerçek aşk saklanılan aşktır ızdıraptır koyu bir perdenin arkasında gizlenmiş gözyaşlarının içine aktığı bir duygu nehrinin akıntısında dolaşan kabul görmez arayışların bir matemidir.
Tüm ibadethanelerin hükümdarları belkide tanrının gazabına en çok uğrayacak olanlar olacaktır. Kendilerini cennetin varisleri olarak görenlerin cennetin gölgesine bile ulaşamayacaklarını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Güneş her dogdugunda nefes alıyorsak yaşam bize bir umut veriyor diye düşünmeliyiz.
Bu gece seni aradım,sanki hiç aramamış gibi .Camlarda bekledim gelirsin diye. Sanki beklenilen gelirmiş gibi.
Çagırdım tüm korkularımı yanıma ilk ışıklar yanasrken şehirde yoktun sen. çekip gitmiştin yanımda bıraktığın özleminle bekledim .
Gidiyorsun hiç söylemiyorsun gittiğini. Bilmiyorsun yorulduğumu sen gidince. Ben kalınca seninle.
Biliyorum ‘ bu illet beni bitirdi ‘ demiştin ! öyle oldu ölüm aldı seni artık sen gelmeyeceksin ben geleceğim o meçhul karanlığa !
Ölüm bir yanılgımıdır .Yoksa bir devinimmi. Yaşam nereye kadar yaşamdır.Ölüm ötesinde karanlık nasıl aydınlatılacak .Hoş geldin inanç !
Yaklaşık biryetmiş( cm) metre kazılan toprakta maddesel varlığınız nötürleşiyor. beden yerini kemiklere bırakıyor ! kefen denilen beyaz bir beze sarılmış ceset üzerine çapraz konulan bir kaç tahtanın altında meçhuliyetin sonuna mahkumlaşıyor . Ağlayan ,gülen düşünen o muazzam ruh nerelerde şimdi !
‘Her canlı ölümü tadacaktır ‘ enbiya sür.35 ayet. Ölüm yaşamın bilinen haliyle yok oluşu !
Ölüm asla kolay değildir. Her insanın ölüm yolculuğu benzersizdir. Her hayatta kalanın iyileşme süreci de aynı şekilde farklıdır.Sevdiğiniz birisinin ölüme yakın olduğunu kabullenmek çok zordur. Eğer yaşlıysa veya ölümcül bir hastalığı varsa, ölümünün yakın olabileceğini bilmek genellikle uğraşması veya kavranması bizi zorlar.
Acı ölümün geride kalanlara bıraktığı en zorlayıcı duygudur. Yaşam anlamsızlaşır. arzular sönükleşir. Deger verilen herşeyin aslında gereksizliği daha bir belirgendir. Ölüm katlanılası zor bir yüktür hepimiz için. Birgün ölümün bizi bulacağını bilmek ve meçhuliyeti kabullenmek !
Kimbilir yazılan düşünülenin sözcüklere dökülmesinde bir şeyleri yitiklikten kaçırma duygusuda bize yön verir olmaktadır. Yaşam ve ölüm iki içsel varsalın ruhumuzdaki yoldaşları olmuyormu.
Gümüş bir tepside önüne getirdiler bakır bir cezvede pişirilmiş türk kahvesini. Kırmızı güllü halep işlemeli fincanlara şöyle bir göz attı ortadaki fincanı alıp önündeki sehpaya koydu. Evdekilerin kendisinede biçtiği bu agır abi rölünü artık sevmeye başlamıştı .Küçük bardaktaki sudan bir yudum içti arkadan çekersiz kahveden bir fırt çekti. yaklaşık onyıldır uğramadığı bu komşu evinde seksenini geçmiş merhum arkadaşının eşinin rahatsızlığında geçmiş olsuna gelmişti. Yaşam bir devinimdi oda bunu biliyordu. Kahveyi bitirince yarım kalmış suyu yine yudumladı. Yaşlı kadının yorgun bakışlarını takip eder görünüyordu. kendiside o yaşlarda olduğu halde daha dinçti hala bahçeye gider küçük çapa motorunu kullanır ağaçları zamanınnda budamayı ehmal etmezdi .Yinede bir şeylerin sonlarında olduğunu içten içe hissediyordu .Gençliklerinde hiç düşünmedikleri ölüm şimdi akıllarının odağında kendini hatırlatmayı görev bilir gibiydi. Neydi o günler o bıçkın delikanlılık anları gökyüzünde güneşin bir başka parladığı zamanları .Geçmiş as
Bekledik her şey düzelir sandık .Hikayeleri kırmızıya boyadık beyazdan medet umduk.
Biliyoruz yaşam hüzünlüdür.Biraz deli olmak lazım yaşama karşı papuçlarını boyatmaktan vaz geçmemek lazım.
Nerden başlamalıki anlatmaya hep yalanı yaşattı bize hayat. Sonra baktık üste olanlarda çaresizliği yaşayabiliyor. Korkunç rezilliklerin içinde tükene biliyor.
Birileri size dost görüne bilir bir an gelir o dostluğun içselinde kıskançlık aymazlığını sözcükler size hatırlatır. Dostlarım biliyorumki gerçek dost yoktur. üzüntülerinizi kendiniz yaşayın paylaştıkça acılar azalmıyor sadece siz güçsüzleşiyorsunuz.Samimiyet çoğu zaman sizi rezaletle tanıştırıyor.İnsanlara mesafeli olun o zaman onların insan kalşmalarına imkan vermiş olursunuzki bu iyi birşeydir.
Hüzün hiç yakışmıyor insan ruhuna sonra anlıyoruzki yaşamak hüzünle kardeş olmak gibi bir durum.Dönüp başka tarafa bakamıyorsun .Bırakıp gitmek için bir adım atsan engel oluyor kader.Kader deyince işin özünde çok derin mevzular var. Haydi diyor gir bu karanlığa belki aydınlanırsın. İnsan denen canlının ilk varlık kalıntılarının acunda doğu afrikada ortaya çıktığını bize bilimsel veriler açıklaya dursun.Günümüz insanının yapılan araşırmalarda yaklaşık ikiyüzbinyıldır var olduğu görüşü kabul görmektedir.Bundan yüzonbinyıl kadar önce afrikadan asya kıtasına mikro düzeyde geçmeler olduğunu bilmiş olalım.
Hep seni bekledim ben.Yaralı kalplerde sakladım sensizliği.İşçi kahvelerinde sabahladı hayellerim.Vkitsiz ölümlere aşina umutlarım.Ben seni özledim sensizliğimde.Ah esmer kadın kara çizmeler giymiştin.Hani kendince özletmiştin sevişmelerini gecede.Ah bu devrimci kavgaları ülkülerimin.Örümcek bakışlı din adamları.Korkuttular beni cehennem ateşiyle.Çok yandı közlendi sözcüklerim benim.Ne alanya olabildim nede vazgeçebildim kendimden.Ah o hanımmeleri bahçesinde kireç badanalı evde.Belki batımdan bir kız sevdi şiirlerimi.Belki öptü ölüm en vakitsiz zamanında sabahın.Belki sen unuttun beni.
Ben umutsuzum seni sevmeme dair.Yorgun göçebe hayellerin adamıyım.Peşime takınılmaz benim.Yatagıma girilmez sevincime sevinilmez.Ben proleter bir devrimciyim.İşin aslı korkağımda bilirim.Güneşi avuçlarım almaz içine.Ben karanlığım Birazda hiçliğim.Sen benim ülkülerime katığım olma.Soyunmasın gözlerin odamın karanlığında.Kimseler sormasın aramasın izlerimi sokaklarda .Dedimya ben birazda sensizim.Fabrika vardiyalarında uyuklayan kadınların müdavimidir yüreğim.Şimdi ölüm mevsimidir özgürlüğümün.Ben alanyada köhne bir hikayesiyim zamanın.Sen dinleme olurmu uyanık ol Aglamasın gözlerin.
Ne güzel şey hatırlamak seni.Yanlızlıgımın yoldaşlığında yaz geceleri.Anlatsam inanmazlar öpüştüğümüzü yokluğunda.İşsiz erkekler ve ülkeleri devrimci yoldaşların kim için doğacak güneş hadi anlat bana.Kim büyüttü seni kim sakladı kötülüklerinden bu yalan dolan dünyanın . zayıf korkak ve kimsesiz bir yolcuydun biliyorum .Tıpkı benim gibiydin. Islanıyordun acıların sağanaklarında. Kapıda bir eski ayakkabı kalmış.Yitkleşmiş bir kavganın ortasında. Yaşamak acı bir kahve içmek gibi sensiz olmayı kabullenmek.İşçi gömleği üzerinde gök yüzü gibi mavi. Okyanuslar gibi büyük dertlerle sevişmek.Tüm bunlar hep senin benim hikayemin ardıl sözcükleri sen kimin nesisin anlamadım ben.
Birgün çekip gitsen sen. Hiç görmemiş olsam seni.Daha kuzular dogmamış kadınlar anne olmamışken.Sonra bir şair senin hikayeni yazsa gidişinden.Küçük bir dağ köyünde bir üzüm bagı olsa seni memelerinden sevmeye başlasa umut.Sen hikayesi olsan bu çekingenliğimizin. Hani göçüp gidenlerin ardında vazgeçmeden hayata .Birgün sabah vakti otobüsler çalışmamışken daha .Ben Ankara olmuşken hatıranda sen gelmiş olsan. Yorgunsundur biliyorum.Bir çay demlesem sana zeytin çökelek ve sen.Şöyle ısınıversek gözlerin gözlerimde ben senin yanında ölsem. Nasıl olur bilmemki yada ırak dursun ikimizden ölüm vakti biraz geciktisin. Üşütmesin beni odamın duvarları ben çok üşürüm biliyorsun sensizken.
İnsan ruhu derindir kadınlar daha derin bir içsellige sahip olarak algılanır.Bu gerçekçi değildir.Kadınlar bir duygu ocağıdır.Sığ bir karekterleri vardır.Duygu onları hata yapmaya ve yanılgıya götürür.Bu durumu çoğu kadın eğitimle ve zeka kudreiyle aşabilsede çevremizdeki bir çok kadının yorgun ve yapay dertlerin arasında kendilerini tükettikleri görülebilmektedir.
Herkes kendiyle çelişkili herkes kendini önemsiyor. Herkes çarkın bir dişlisine arkadaş olmuş sömürüye pranga oluyor. Tanrı acı türküler dinletmeyi sevmez biliyorum. Bize acıyı katık ettirenler kendi hükümdarlıklarında bizim özgürlüklerimizi katledenler oluyor.
Bugün hava çok güzel bügün hoş kadınlar oturacak kahvehanelerin sandalyelerinde kadınlıklarından korkan bakışlarını kaçıracaklar umuttan.
Birazdan sokakalar doluşacak insan adımlarına merhaba deyip kıravatlı devlet memurları tıraş olmaktan vazgeçmiş sigaralarını içecekler marifetmiş gibi. Geçkin öğretmenler okullarda maaşhesapları yapacaklar. Kaymakamlar parti başkanları ile araları bozulmasın diye biraz daha yoğunlaşacaklar davranışlarında mahalli gazete patronları kendilerini çok önemli gösterecekler parti iş güzarlarına. İşsiz erkekler paralı asker olup ünüforma girecekler . yavan görüşlerle tez hazırlayıp prefesör unvanı alan cehalet güruhları belki kabarık hindi gibi dolaşacaklar yüksek okulların korişdorlarında. Bilmedikleri okyanusları aşan cehaletle ortak nefes alışlarına bir koridorların duvarları şahitlik edecek. Bildiklerimiz bilmediklerimizin yanında okyanusta damla bile değilken toprağa bastığımız kibirimiz bizi ölüm bulanadek devam edecek.
Öüm sizi bulduğunda arkanızdan güzel hatırlanmak iyide böylesi rezil bir dünyada bu nasıl olacak dersiniz. ‘Çok iyi bir insandı ‘ cümlesini nasıl kurdayacagız. öylesine menfaatlerin insanlığın önüne geçtigi bir dünyada neyin efendiliğini yaşatma şansımız olacak . Tüm bunlara karşın sağduyu sakinlik amaç olarak düşünülebilir diyelim. Ama bilelimki karşımızda öfkeli insanlar varsa biz o öfkenin önünde saygıyı koruyabiliyorsak bunun iki nedeni olabilir.Ya çok bilge bir ruha sahibiz yada sinsizligimize mahkumlaşmış bir rezilliğe.
İyi bir mesleğiniz sizi rahat yaşatacak kadar yeterli bir paranız.Çizgi üzeri bir tanınırlığınız var.Ama bir bakıyorsunuz bedeninizdeki hücreler isyankarlaşmış sizin bundan haberiniz yok. Sonra gelsin kan tahlilleri pet çekimleri patoloji rapaorları evet onkolojinin kasvetli koridorlarına mahkum olmuşsunuzdur. Bu hatalık böyle bir şey .Sonra unvanlı tıbbı onkologlar hastalığın seviyesini anlamaya çalışıyorlar (evre ) İşin ilginci tüm tedavi metodlarının hastalığın evresiyle ilgili olarak hastalığa etkisi farklılık gösteriyor gibi bir sonuçla muhatap olunuyor.Günümzde pankreas beyin akciğer gibi vücut organlarında ortaya çıkan kanserleşmeler oldukça risk taşıyor.Üniveristelerin unvanlı hekimlerinin bu süreçte yapabilecekleri yada öngörüleri oldukça muğlak bir karekter taşıyor.
İnsan denen varlık ciddi problemlerle karşılaşmayınca basit rutin konuları kendine dert edinmeyi adeta gerekli görüyor. Beide en büyük yaşam yanılgımız bu oluyor.Yaşamı hep sınırsız sorunsuz ve kontrolümüzde sanıyoruz.
İşte şimdi topraktasın oturduğun şatavatlı evler .köhne bakışların yitik ömrün çekip gitti elinden .geride kalanlar miras davasındalar kirli kilotunu soyka yapıp çuvala bastılar. Şimdi kırmızı ışıkta homurdanarak tepeden baktığın insanlardan kendini farklı gördüğün pahalı yüksek dört çeker arabalarınında anlamı kalmadı . şimdi sen toprağın altındasın şu göstermelik ekilen çiçeklerde kuruyacak kabrin üstünde dikenleşecek hani şu mermer kabirligi yapmamış olsalar yerinde belli olmayacak. Bu kaçıncı yanılgıdır bu ölümler niçin hatırlanmaz .O yosma bakışların bilgiç sözcüklerin kasandaki o yeşil zümrüti küpelerin kime kalmış olacak o kırmızı yakutlu gerdanlığın niye anlamsızlaştı. Ah sen kadınlığından bir haber zavallı nerde o havuzlu sitedeki odanın turanç duvarındaki aynada görünen işven. İşte bak ölüm geldi şehirlerin ışıkları aydınlatmıyor karanlığını . o görmezden geldiğin ezan sesleri o olmayan kilisenin keskin çanlarının sesleri artık hiçbirini duymuyorsun. Uyu hadi uyu ve bekle kıyameti!
Sevmek erdemce bir duyguydu tıpkı adalet gibi dev adalet binaları suçun unsarlarını açıklıyan mevzuat ama onları uygulayacak irade,den mahrum makamlar . Aşkta böyle bir şey sevmek önemli bir duygu ama acı veriyor . kimseler yokki yaralı bir kalbe merhem olsun .acıyı hafifletsin umudu yeşertsin . sadece maddeci bir arayış var makine gibi duygusuz birliktelikler. Boyalı yosma dişiler aç yatan çocuklar yanlızlıga mahkumlaştırılmış yaşlı büyükler.
Kar yağıyor damda bir ağırlık oluşturacak ,kalkıp gecenin bu saatinde damı küremek gerek ,sabah geç olabilir. Ağaç merdivenden yukarı çıkınca damın bir kenarındaki kuş pininde güvercinler birbirine sarışmış olduklarını görebiliyorsunuz ,birkaç evin ışıkları yanıyor . karşıda sarı apartmanın orta katında ışıklar bir başka yoğun yanmış. İhtimal evde bir hasta var. Yada başka bir şey .toprak damlı evin yükünü hafifletmek lazım,kar yağmaya devam ediyor .
Yaşamın özü bilimdir bilimde geçreklikle ve demikrasiyle gelişir.Demikrasinin olmadığı yapılarda bilim gelişmez.Onun yerini tapınma içgüdüsü alır.Burda ölüm karşısındaki inanç öznesini saklı tutmuş olalım.Bilim özgürlüğü sever doğal olanı kabullenir. Dogal ve sevisel yaşamı baskınlamaz.Ahlakı ona göre yorumlar.
Sizce niçin korkuyoruz ölümden .Niçin bir aceleci gidişi var ölümün gelmesinden önce.
‘Kimse anlamaz bir boşluk olduğunu
Yanlızım yanlızım var kimse.
Sıcaklıgı binlerce yıl yanımda benim
Ama bir ırak kimse.
Karanlık dalarya dağlardan ovalardan
Ölüleri sevmez kimse
Açtımkapımı ardına dek yok kimse.’ Fazıl hüsnü Dağlarca.

Ben sana vurgunum biliyorsun .Bakışın bir mavzer kurşunu gibi.Korkularım yokluguna katlanmayı beceremez.Ürker umudum terk eder beni.Sen usulca sokul üzüm baglarına yüreğimin.Hikayeler yazalım seninle olurmu.Bir umut ekelim topragına sevdanın.İşçiler sevişmeyi bilmez mutlulukla.Kimseler saymaz sen gidince yıldızlarını gecenin.Sabah ıraklarda kalır gece bitmez.Sen sevdasısın gençligimin.Yoksan eger ömür geçmez.
Özgürlük aslında toplumsal içerikte doğal bir yönmüz değildir.Özgürlük kabul edilenle sınırlı yaşanan modern oplumda işin özü bir kandırmacadır.Özgürlük sadece size sınırları içinde bir pay verir. O sınırlar belirleyense sadece a değildir.Kültür Ekonomik yapı Aile ve bu süreçte ruhunuzun kabul gördüğü kalıpların hacmiyle direk ilgisi olan bir gerçekliktir.
Ruhumuzu yönlendiren yada ruhumuzdan beslenen tutkular bizim onları kontrol etme becerimiz olmadığında kadere dönüşür.Tanrı kaderi çizer onun yolculuğunu ve olasılgını bize bırakır.
Aslında bizi düzlüğe çıkaracak olan bizim mantık becerimiz olur.Gerçi toplumda etken olduğu düşünülen üniveristelerde bile sanatı resmi şiiri müziği manıkla yorumlayacak felsefi figürleri görmekte zorlanırız.Sadece kalıplar ve yapı öne çıkar o yapının olurlulugunu sorgulamaya hiçbirimiz cesaret edemeyiz.
Bir toplumun en büyük yanılgısı değişime kapalı olmasıdır. Bu durum yaşamı ıskalar.Toplumu geriletir. Birey varlığından vaz geçmiş olur.
İnsanın kabullenmek zorunda olduğu en hüzünlü gerçek ölüm gerçeğidir. Ölüm meçhul bir gidişe bizi mecbur bırakır.Var olan beden yitikleşir.Dünya coğrafyasının bir çok toplumunda ölüm sonrası çürüme sürecine giren bedeni toprağa gömerler. Bazı coğrafyalarda bedenin yakıldığı küllerinin geride kalanlarca saklanıp korunduğu gözlemlenmektedir.Dogumla bilinmezlikten gelen insan ölümüyle bir başka meçhulün içinde yitikleşir görünmektedir.
Ekmekleri hakça bölüşemedik yağmur taneleri bıraktı gitti bizi. Tüm yitenlerimizi çaresizce verdik toprağa sonra tanrının cennetini istedik kendimiz için hiç bilmedigimiz bu dünyaya getirildik hiç algılayamacagımız bir meçhuliyete mahkum edildik.Bedenimizdeki tüm olurları ölüm anlamsızlaştırınca usulca kabullendik çaresizliğimizi.
Sanat bir tuvalın renklerinde ruhu yansıtır. Bir şiirin dizesinde onbin sayfa kitabın anlatamayacağı bir duyguyu sizin önünüze çıkartır. Sanat sanat için yapılmaz.Sanat aslında kendini anlatmanın en gerçekçi yoludur insan ve onun oluşturduğu toplum için.Sanat her zaman pozotif olmaya bilir.Çünkü insan canlısının her duygusu birey ve toplum için olumlu bir hikayeye kapı açmayabilir.Her durulgan işlevsellikte bir dinamik kavganın ardıl korkusu vardır gelecekte. Onun için bugün önemlidir. (An ) Yarın hiçbirimiz için net değildir varlıgıda belirsizdir.Belkide sevdaların geçici olması aşkın daim yaralı kalplerde kendine yer bulması Dahası kaybettiklerimizin kemiklerimizi yakması .Acının katlanılmaz sarmalında tükenikliğimizin esas gerekçesi önümüzün puslu ve yitiklige açık olması mahkumlaşmayabizi mahkum etmesi olmayacakmıdır. Ah türkmen kızı sevinçlen bir türk kızı olduğuna ellerine kına yak gözlerine sürme çek .Sonra çık Torosların zirvesine orda bir karacadır açsın sobası tütsün umudun.Keçileri süt versin biz bakır sittillerde yoğurt yapalım dağıtalım bu tüm insanlarına kardeşçe paylaşalım sevgiyi .Biliyorsun önce sevgiyi paylaşmak lazım gelir .Sevginin paylaşılamadığı bir ömürde ekmekler yavan olur sofralarda. Erken çalar kapıyı ölüm. Simsiyah bir gölge saklar güneşi de güneşin haberi olmaz.
Kaybettiklerimizin zamanla kanıksandığını görebiliyoruz.Yinede içimizde bir yerlerde bir sızı bize kendini hatırlatıyor.Bir islam alimi olan Abdul hakim arvasi ye rivaret edilen bir söz vardır ‘Bir zamanlar birlikte olduklarımın hasreti kemiklerimin iliğini yakıyor.’ Dogru olan şudurki ölüm karşısında daim yanan yüreklere sahibiz.
Aslında yaşam hoş bir serüven. Uslu çocuk olmak lazım bu yolculukta.Kimsesiz yetimler gibi suskun olmak lazım. Birileri sorgulamayı istemiyor.Sizi kendi karanlığında tüketmek istiyor.Başarılı olamadıklarını söylemek gerçekçi olmayacak gibi.
Cennet özgürlükle ilgili bir umut. Özgürlükse size yasakların olmadığı bir alan açıyor.
Ne yapabilirdiki tanrı kaderini oldukça hüzünlü çizmişti. Gerçi herkes kendi kaderine kendi yön verir densede bunun böyle olmadığını hepimiz biliyorduk. Yoksa felç geçirenler görme yetisini kaybedenler çaresiz hastalılara muzdarip olanlar ellerinde güç olsa bundan kurtulmak istemezlermiki.Yada sosyo kültürel yetmezliğin alt katmanlarında ömür tüketenler niçin ömürce ezikliği yaşamaya mecbur kalmış olsunlarki. Yaşadıkları coğrafyada yüzlerce yıl bekleyipte aniden ortaya çıkan yer kabuğu gerilimlerinin binlerce insanın ölümüne neden olduğu bir sonuçta neyi nasıl düzelteceğimize kim müktedir olacaktiki. Gerçi bir çok problemin insan ve onu oluşturan toplumun yanlış tercihlerinin sonucu oldugunuda kabul etmek durumundayız.İçimizdeki egoyu kırıp parçalamayı başaramıyoruz.Kendimizi üstlerde görmeyi önemsiyoruz. Ölümün olduğu bir dünyada ölümsüz bir hayatın sahipleri gibi davranmaktan vazgeçemiyoruz.
‘Biz medeniyet ilim ve fenden kuvvet alırız.’ Mustafa Kemal Ataürk. Bilim ilim öğreti yaşamın ışığı oluyorda kimileri bunu red etmeyi kendi karanlık dünyalarında bir çok şeye hükmetmeyi kendilerie hak görüyor.Ne büyük bir yanılgı .Düşünsenize elektirigin olmadığı bir düyayı.Özgürlügün olmadığı bir karanlıktan öte ne olabilirdiki yaşam bizler için.
Yıllar evel o toprak damlı evde nasılda umutlanırdık yaşama dair. Hiç kötülük aklımıza gelmezdi.Sonra yıkık bir duvarın altında kalmış sokak kedilerine döndük. Yaban sokaklarda yitikleşti umutlarımız. Çok kadınlar sevdik çok özledik yıkılmış umutların ışıklarını hani çekip gidenler oldu olacaktı bunu geç anladık.
Aristonun bir sözü vardır ‘ Ey dostlarım dünyada dost yoktur.’ Siz yakınınızda duranları dost sanırsınız. Dostluk aslında pastayı ortakça becermeyi bilenlerin birlikteligimiidir yoksa.Hadi öyle olmasın diyelim çokta vicdansız ve umutsuz olmanın anlamı yok.
İnsan düşüncesini tek bir idolojiyle sınırlamak olduıkça büyük haksızlık oluyor.İnsan toplumsal yaşamda tüm değerlerden beslenir.Ruhundaki devrimci cevher ülkenin kültürel başaklarından beslenir.Her düşünceden kendine bir yel kapar.
Aslında duygusal bağlar acı verir bunu biliyoruz. Acının aynı zamanda ruhu beslediğini çok geç yaşlarda öğreniyoruz. birde öğreniyorsunuz ki duygusal bağlar koptuğunda bağımlı olduğumuz insanlar oldukça yapay yaşatmışlar bize hayatı.
Kendi çemberinin içinde kalmayı yaşam sananlar büyük bir yanılgının mahkumu oluyorlar.Bu durum bizi suçlu olmaya itiyor suç içinde masum bir varlığı beslemiş olsada suçlu olmak öne çıkıyor.Bu suçluluk kavramı yaşadagınız toplumun yasaları ile ilgili bir durumun dayatmasıda değildir.O suçun maddi unsuru .Burda ortaya dökmeye çalıştığım ruhsal suçluluğumuz oluyor.Biraz kendinden kaçmak çoğulda doğal ve sevisel yaşamdamdan ötelere savrulmak.
Bir kahve içmeli şöyle sevdikleri yanında olmalı eşitçe gülümsemeli hayat güneş pencereden içeri sorgusuz sualsız dalmalı. Daha ne olmalı sence.Yaralara melhem olmalı öğlen vakti birkaç dostla bir sofrada .Gelip gidenler olmalı şöyle yüreğin bam telinde. Bir sevda anlatmalı hayat.Geride kalanlarda gidecek biliyoruz.Gidenler hüzünlerinde zamanın .Haydi kapatalım fincanlarını umudun.Bakalım ne diyecek ömür bize.
Çok derinlere dalmış bir dalgıç gibiydi duyguları. Karanlık bir kayboluşu haklı çıkartan yitikliğin içinde gizleniyor gibiydi.Gördüki tüm sevdikleri göçüp gitmiş tüm umutları kendini terk eder görünüyordu.Oturdugu şehirde ansızın ortaya çıkan yer sarsıntıları içinde ürpertiler oluşturunca herşeye rağmen yaşama hevesinin devam ettiği hisseder oluyordu.Evet olası bir yer sarsıntısı oturduğu binayı yıkacak olsa tırajik bir ölümle bu dünyaya veda etmiş olacaktı.Ak deniz oldukça asi bir karekterle yer sarsıntılarına bizi mecbur bırakıyoprdu. Ah şimdi birde kaybedilenlerin acısının yanında olası korkulara birde bu eklenir olmuştu.Yaşam daim hepimiz için her şartta çekici olmayı sürdürür görünüyordu.
Erkek kadını şöyle bir süzdü.Sonra terk etti orayı.Korktu ruhu rahat duymuyordu.Kadın erkekten daha bir mertti.Gel dedi kırılmasın kanatların bereber uçalım gökyüzüne. Bu gök yüzü bizim. Çekindi erkek korktu gitmedi kadının peşinden gökyüzü üzüldü .Kara bulutlar saldı memleketin üzerine. Yaşamak özgürlüktü anlıyordu.Ama yaşamak koay değildi. Yürümek dar ağacının gölgesinde. Öyle kolay olmuyordu ölmek.
Bu dünya böyle gitmeyecek tabi. Tüm umutları gecenin özgürlüğü anlatacak loş sokaklarına sabahın. Bir gün kapı çalınacak açıktır kilidi umudun .Gülümseyecek hüzün tüm yorgun bakışlı erkeklere .Bu dünyada sevmek lazım biliyorum.Uçup yükseklerde gökyüzünde dünyaya merhaba demek. Tüm özgürlükleri keyfin avuçlarımda gizli biliyorsun.Avuçlarım hasret sevdalarına aşkın.Aşk hastalıktır biliyorum.Biliyorum çok hastalandı akciğerim benim.Nefessiz kaldım sen gidince.
Belki cesaret değildir gereklidir özgürlüğün peşinden koşmak. Sokaklarında tohumlar iletmek umuda.Bir büyük kavganın kenarında durmak olmazki. Ölmekse eğer yaşamak bundan kaçılmazki.
Önümüzde uzun bir zaman yok bilmeliyiz. Küçük hikayelerin insanıyız biz .Acıdır dünlerimiz bizim. Çorbamızın tuzu hep eksiktir hayat denen sofrada.
Aslında çok sıkı bağlanmıştı sevgiye ve hayata.İnce çoraplı sıska yapılı kadınlar dönüp durduğu yanlızlıgında hep ilgisini çekmişti aşık hallerinin.Ne istediğini bilmeyen çocuklar gibiydi.Bazen oldukça ciddileşiyordu .Kendince sözcükler buluyordukadın erkek ilşkilerinde. Ah şu kadınlar.
Hayata sarılmak için kadınlara sımsıkı sarılmak lazımdı her yaşanan günü kırmızı güllerle süslenmiş bir kutlama masası gibi özenle saklamak lazımdı dağarcığında.
Çemberden söz etmişken evliliklerdende söz etmeye çalışalım .Evlilkler aile olmayı size başarta biliyorsa oldukça saygın bir davranış olarak düşünülebilir.Aile olmaksa kendine sağlam bir zemin istiyor.Yaşamın sert rüzgarlarında devrilmemeyi esas görüyor.İlginçtir evliliklerimizin çoğunluğunda içten içe bir eksiklik ruhumuzu törpülüyorda biz bunu görmezden geliyoruz. Sevmeyi bilmiyoruz yada sevgiyi sınırsız bir mecburiyet olarak görüyoruz.Bu bizi birilerine mahkumlaştırıyor.Ruhlarımız yetim duyguların esaretinde tükenmeye mecbur kalıyor.Burda şöyle bir soru aklımıza gelebilir kuşkusuz.Ne dersiniz sizce toplummu haklı yoksa özgürce yaşamak isteyen insanmı .Özgürlük neyin köklerinde kendine yer bulmalı.Uçsuz bucaksız hayellerden bizi nasıl bir yolculuk alıp çekecek.Biz ölümün gölgesinde var olmaya çalışırken (Hepimiz ölümle nişanlıyız )yaşamayı nasıl başaracağız.Evllkler bize bunu saglayabilirmi.Dogrusu burda aile olmakla evli olmayı biribirinden farklılaşıran davranış çatışkısını tanımayaçalışmak gerçekçi oluyor. Burda şöylede bir durum öne çıkıyor evlik aile olmaya giden bir yol ama sadece bir yol siz o yolda sonucada ulaşabilirsiniz.Dikenli tozlu yolda tükenede bilirsiniz.Buna kader diyelim.
Kaybedenlerden olmanız sizin insanlık değerlerine bağlı olmanızla ilgili olabilir.Biliyoruzki kaybetmek için merhametli olmalısınız.İnsan olmanın en büyük erdemi ruhunuzdaki merhamet duygusudur.
Nasılda yitikleşti umut.Yer kovaladı bizi toprak haykırdı çekin gidindiye.En cafcaflı unvanlar önemsizdi biliyorum ölüm gelince. Geride kalanlarda bir acı damıttıldıu yürekte. Yaşamak bir avuç mutluluk olsa gerek.Bizim tanımadığımız ürkeke bakışlı keklik gibiydi kadınlar.Gözü pek sevdaları vardı .Korkmuyorlardı koşuyorlardı özgürlüğe saçları rüzgarlara misafir.’Bu dünyada en çok babamı sevdim ‘dedi şair en önce onu verdim toprağına anadolunun.Ogün bugündür kölesiyi oldum Anadolunun .Ogün bugündür yaralıdır yüreğimin kanatları.
Sanat bir tuvalın renklerinde ruhu yansıtır. Bir şiirin dizesinde onbin sayfa kitabın anlatamayacağı bir duyguyu sizin önünüze çıkartır.Sanat sanat için yapılmaz.Sanat aslında kendini anlatmanın en gerçekçi yoludur insan ve onun oluşturduğu toplum için.Sanat her zaman pozotif olmaya bilir.Çünkü insan canlısının her duygusu birey ve toplum için olumlu bir hikayeye kapı açmayabilir.Her durulgan işlevsellikte bir dinamik kavganın ardıl korkusu vardır gelecekte. Onun için bugün önemlidir. (An ) Yarın hiçbirimiz için net değildir varlıgıda belirsizdir.Belkide sevdaların geçici olması aşkın daim yaralı kalplerde kendine yer bulması Dahası kaybettiklerimizin kemiklerimizi yakması .Acının katlanılmaz sarmalında tükenikliğimizin esas gerekçesi önümüzün puslu ve yitiklige açık olması mahkumlaşmayabizi mahkum etmesi olmayacakmıdır. Ah türkmen kızı sevinçlen bir türk kızı olduğuna ellerine kına yak gözlerine sürme çek .Sonra çık Torosların zirvesine orda bir karacadır açsın sobası tütsün umudun.Keçileri süt versin biz bakır sittillerde yoğurt yapalım dağıtalım bu tüm insanlarına kardeşçe paylaşalım sevgiyi .Biliyorsun önce sevgiyi paylaşmak lazım gelir .Sevginin paylaşılamadığı bir ömürde ekmekler yavan olur sofralarda. Erken çalar kapıyı ölüm. Simsiyah bir gölge saklar güneşi de güneşin haberi olmaz.
Disiplin sadece disiplinle özgürleşiyor hayat. Size sorumluluk yüklüyor. Ama kült bir karmaşanın bataklığına çekmiyor sizi.Anlıyorsunuzki sevgi yaşamın ana kaynağı oluyor. Sevmeyi bilmekten öte sevmeyi anlamak lazım diye düşünebiliriz.Anlaşılamamış bir sevgi sizin için yüreğinizde bir kelepçeyi sabit tutuyor.Dogrumu dersiniz sevdiklerimiz sevgiyi hak ediyormu yoksa bizmiyiz rutubetli bahçelerin dikenlerine mahkum kalmış hikayelerin kahramanı.
İnsanlar her şeye kendi kalıplarından bakarlar.Kendi kalelerini korumak isterler.Siz oluruna bırakmayıp sınırlar çizdiğinizde istenmezsiniz. Hayat bölye bir yolculuk .
Görmezden geldiğimiz hep başkalarının yaşayacağını sandığımız herşey gelip yaşamın bir dönemecinde karşınıza çıkıyor.Kontrolsuz duygular tedavisi umutsuz hastalılıklar sevdiğimiz insanları aramızdan soyurluyor. Yaşam kontrolü zor çaresiz uumtsuz yolculuklara salıyor bizi. Kim derki bireysel yaşam arayışımızda bu çaresizliğimiz kader olmaktan öte bir yaşam gerçekliğidir. Acaba yaşamak böylesi zor bir hikayede bizi niye sınıyor.
Ne kadarda cesaretliydi günah. kılıcını çekti korkuttu ruhumu beni kendine çekti.Cennetin kapısında melekler kovdu sözcüklerini karanlığın. Tanrı seni bunun için var etmedi dedi. Korkuttu ölümün getirdikleri geride kalanlar kedileri sevmeye devam etti. Kedileri bilirsiniz kadın gibidir kediler isterlerse sevdirirler kendilerini ,uykularınıza misafir olurlar. Giden gitmiştir yapacak bir şey yoktur artık. Neyseki bizde gidenler kervanındayız diye düşündü gelen kimdi çekip giden kim. Çağırdı gel dedi Seninim . Senindir günahkar bedenim. Ben seninle ötelerdeyim. Bilirim ölüleri sevmez kimse.
Bu sabah kafasına taktığı ne varsa kontolsuzca söyledi geçmişin dehlizlerinde adeta bir şarap gibi sakladığı tüm sürtük sözcükleri nakış gibi işleyip ellerini kaldırdı ‘senin dedi senin bana yaptıklarını kimse çekmez.’ İnsanların kendi davranışlarını önemsdiklerini biliyordu ama bunu bir hak olarak öne çıkarmalarına anlam veremiyordu. Sevdigini sandığı yuva kurduğu ömrü birlikte geçirmeye niyetlendiği eşini sevgi ve şefkatle sarmalamak varken bu öfke nedendi. Aklına kendine ve çocuklarına yapılan haksızlıklar geldi.Sözcükler boğazına kara tirenin vagonları gibi dizilivermişti.Kendini giripte çıkmakta zorlandığı bir tünelin içinde hissediyordu. Evlilik bu olmamalıydı.
Tüm yüreğimdeki acılar bende kalsın.sen umutlarımı al senin olsun.Yüregimdeki sevgileri al.Emekçi papuçların kapında misafir.Özgürlügüm ol benim.Biliyorum özlediğim ne varsa sensin o.Çocuklugumdaki toprak damlı evimiz.Bahçedeki asma ağacı.Kırmızı güller açardı baharda biliyorum.Ve cömertçe severdi özgürlüğü gözlerin.Ah haydi kaç artık ıssız çöllerinden umudun.Aç begonya çiçeklerini geceden.tut bırakma yelelerini kırmızı tüylü atın.Akıncı boylarından tanıdığım Türk yiğitleri.Ve sen Al bayrakta dalgalanan namusum.Gel anlat hikayeni Anadoluma yitip gitsin yetimliğim.
Yirmibirinci yüzyılın en büyük handikabı öngörüsüzlük oluyor. Bu süreç yaşamın tüm ilişkilerinde kendince öne çıkıyor.Kim neye daha yakın kim önceliği neye göre belirliyor.Kim hangi fantastik davranışı kendince başarı görüyor.Anlamakta zorlanan bir zaman devimini bize burdayım dedirtiyor.Evet korkunç bir öngörüsüzlük hepimizin yaşamını etkiliyor hiçbir şeye yetişemeyen milyarlarca insan kendi içinde mahkumlaştıgı fanusu kıramıyor. Ruhlar büyük bir dağın altında ezilmiş köy mahalleleri gibi artık ayak basılmaz ne istediği anlaşılmaz yıgınlara dönmüşler.Bedenen ölenler bir yana ruhen çökmüş kuru iskeletlerin sahipleri olmaktan kurtulamamanın gafletinde tükeniyoruz.Ah bu hayat böylemiydi aslında nasılda büyük dertleri öteleyip küçük sıkıntıları kendimize dert diye örgü yapmışız.Üzerimize girdiğimiz biz koruyan tüm katıklarımız boğazımızda düğümleniyor.Yaşamak bu olmasa gerek diye düşünüyor insan.
Nasıl unutabilir insan siz söyleyin. Birlikte hayatı kurduğu yitenlerini.
O sofra şimdi öksüzmü kaldı bilmiyorum.Kim kırdı camlarını yolcu arabasının.Kim saldı korkuları ortalığa.Kim bıraktı sevmeyi o esmer bakışlı umudu.Anlat bana olurmu seni kim kirletti kavgalarında yalanın.
İçinde olduğumuz hayatla örtüşmeyi başaramıyoruz. Daim bir çatışkı ruhumuzu incitiyor.Tüm kuralalr bizi .ı. çocuk olmaya zorlarken aynı zamanda suskunluğa bizi mecbur bırakıyor.Belki bunun içindirki farkli nefes almayı başarabilenler tüm toplumca ötelenir olsalarda içten içe bir kıskançlığa muhatap olabiliyorlar. Sevmeyi eyleme geçirebilenler hayatı daha bir dolu dolu yaşamayı başarabilenler oluyor.Çogunlugumuz kendi içsel çatışkılarımızda nerde durmamız isteniyorsa orda beklyoruz.Hayat bu olmamalı.
Yine aynı sözleri söyledi ,aynı bakışları saldı derinliğine ruhunun.yine ayazca yaşadı kadınlığını kuru ve itici bir tende şehvet aradı.Sonra o eski kapılı evde sıvaları dökük sözcükler türetti yanlızlıgı.Çok geç kalmıştı yaşamak için ,saatleri sayılı nöbetçi askerler gibiydi.Dünyanın yarısında hoyratça sevildi kadınlar ,mevsim yaza aşina.çimler ve gelincikler açmıştı kara yazılı köylü kadınlarının dişiliklerinde.Sustu hiç konuşmadı anımsıyordu çocukluğunu toprak damlı evi.orda güvercinler uçurturdu mavilerinde gökyüzünün.Hiç yaklaşılmaz sevdalar eskitiridi uykularında kimselerin bilmediği.Sonra devrimci sözcükler ezberlettiler ona polisin sık sık kimlik sorduğu.Uzun bir aradan sonra oldu herşey ,yanlızdı ve ölüm onu unutmuş gibiydi.Kirli döşeklerde günaha girdi o masum bedeni kimseler tanımadı.şimdi dutlar olacak zamanı geldi ,serçeler sevinçlenecek .Ölüler bilmeyecek geldigini yaz sıcaklarının , aslında herşey aynı biliyoruz.Sadece umutlar değişiyor farklılaşıyor saç örgülü kadınların yok artık .Şimdi sarı boyalı saçları ile ürkek karanlıklı kadınlar dolaşıyor gecede.Ah seni arzulamak terör eylemi gibi büyük suç .Ahlaksızlık .İnan bana ben bu ahlaksızlığa dünden razı olmuşum .Ama buda bir yalan olsa gerek .Seni sevmek istemem.
Bu şehirde bir tiren garı olsa herşeyi bırakıp oraya gidebilirdi.Bir bilet alır ıraklara dogup büyüdüğü sonrada yanlızlıga mahkum olduğu topraklara gitmeyi düşünebilirdi.Gerçi nereye gitse sorunlarda onunla gelecekti. Bir türk generali şöyle der ‘Kaçarak özgür olunmaz. ‘
Tanrı şahitti artık sakladığı tüm günahları boş verdiği tüm görevleri önemser görünecekti.Bir gece yatağında uykudayken o evi gördü. Dogup büyüdüğü damında güvercinler besledigi yaz gecelerinde yıldızları saydığı o çocukluk gençlik günlerini.Gençliginin yaşam koşulları şimdikinden çok farklıydı bilgi oto yolu diyeceğimiz internet yoktu. Şehirlerde şimdiki gibi bir kaos görülmezdi sakin insanlar edepli adımlarla dolaşırlardı şehrin caddelerinde.Yaşam böyleside zorlaşmış bir hikaye anlatmazdı geride kalanlara. Şimdilerde insanlara çokşeye sahip olma duygusu yapışmış ruhlarımızı kirletir olmuştu.Olası tüm değerler küpü patlamış su gibi çevreye dağılmış .Erdem güven ahlak kavramları dejenere olmuştu.Hayat bu olmamalıydı diye düşündü. İnsanlık iki büyük dünya savaşı geçirmiş katliamlar yaşanmış kültürler birbirlerini kabullenip ortak bir yaşama destek vermek bir yana herbiri karşıyı düşman bellemişti. Şimdiyse bir başka kavganın içindeydi insan denen canlı kendi ruhunun isyankârlığı doymak bilmez bir hırs ve arşa çıkmış bir ego.
Duru ve özgür bir ses kulaklarını titretti esmer bakışlı kadın telefonda oldukça emin bir şekilde ‘müsait olduğunuzda bekliyorum .‘diye ısrarla söyledi. ‘Bir kahve içmemizde ne sakınca olabilir.’ Kahve içmek dertleşmek kimbilir belki sözcüklerin karnavalında umut etmek.İki insanın aynı gök yüzüne birlikte bakabilmesinin ne sakıncası olmalıydı. Ahlak bir merhabayı nasıl yasaklardı.Bu yaşam korkuların ötelenmelerin hükümdarlığına mahkummu olacaktı.Tamam dedi geliyorum. Eliyle saçlarını düzledi.Kırmızı renkli kazağına çeki düzen verdi ve koridordan yürümeye başladı. Oldukça geçkin yaşına rağmen içinde bir heyecan vardı.İlk defa bir kadın kendisini olduğu gibi kabul etmişti.Kimbilir belki o içinde kıvranıp durduğu tünelden çıkmak için kendine bir ışık bulacaktı .Tanrı daim bir kapıyı aralık bırakır.
Şu satırları okuduğumuzda kendimize şu soruyu soralım. Bugün kimin eger bugün bana aitse ben bugünü kendimce niçin yaşayamıyorum. Toplumsal düzenlerin çarklarının biz halk çoğunluğunu ezdegini görebilsek dahi o çarkı değiştirmeyi herzaan başaramıyoruz.Bu birazda kültür işi .Gerçi şöylede bir şey var geçmiş yüzyıllarda insanlığın birkaç asırda geldiği bilince günümüz insanlığı birkaç yılda belkide birkaç ayda ulaşabiliyor.Bu birazda ulaşım ve iletişimin etkisinin bir sonucu olsa gerek. Yinede nerde ve hangi kültürün içinde olursak olalım bugün varsak yaşıyorsak bugün sahibi kendimiz olabilmeliyiz.
Mutluluk her şeyi boş vermek midir dersiniz .Yada evde kedi köpek besleme özgürlüğümü. Kimselerin önemsemediği insan yığınları niçin böylesi mutlu gülüceklere sahipler. İçimizdeki benlik duygusu niçin bizim için bir işkence yatağına dönüşüyor.Ölüm niçin böylesi kanıksanır oldu .İbadet hanelerle barışık ruhlar gerçekten cennetin müdavimlerimi olacaklar.Yoksa cennet insan beyninin bir olasılık yansımasının bir sonucumu.Aslında hepimizin beynine kilit vuran ön yargılarımız oluyor. Soy ağacımıza baktığımızda hepimiz sıradan insanlar omaktan öte bir özelliğe sahip olmadığımızı görürüz. Sahip olamadığımız ne varsa bizi başka kulvarlara iter. Katı keskin soygulanmayı sevmeyen küme elemanları olmaktan kurtulamayız.Tabi bu durumu öz kültürel benliğimizin bize verdikleri ile karıştırmak gerçekçi bir sonuç olamazsada bize verilenlerin bizden alınanlarla mukayese edildiğinde çaresizliğimizin patolojik sonucuna ulşamış oluruz.Evet hepimiz hastalıklı bir kültürünsorumluları olarak varız.Ya kökten red edici yada kabul edici olmuşuz.Uykusuz geçen gecelerde kadınsız sevgisiz yataklarda tünemiş pireler gibi biçare bir yitikliğin mahkumları olarak o karanlık sonu bekliyoruz.
Ğünümüzde yaşadığımız toplum tüm dünya için düşünecek olursak sorunlu bir karektere sahip.Bu surunsal yapı dünyada milyarlarca insanı etkiler görünüyor.İnsan kümeleri kendilerini yalnız hissettikleri için kümelenir oluyorlar bu kümelenmeler onları sömürü çarklarından korumak bir yana sınırsız birmahkumiyeti yaşamalarına neden oluyor. Tüm bunlara karşı dünyada milyarlarca dolarlık silahlarüretilip satışı gerçekleştiriliyor.Bu dev ekonomik tercihler dünya üzerindeki milyarlarca insanın yetmezlik içinde yaşamasına olumlu bir ivmede sağlamadığı gibi buı kısır döngüyü besler bir tercih oluyor. Sokaklarında yşaşadıgımız şehirlerin tüm finans yapılarının (Bankalar vs ) çalışan üreten bireylere sömürü çareklarında eziklikten başka bir şey veremediği görmeyi başaramazken .Bireysel varlığımızın dengeden ırak bir kuralsız bir yaşama bizi mahkum ettiğini görmek istemezken sınırlı ömrümüzde arayışlarımızın çıkmaz bir karanlığa mahkum oldugunuda anlamayı başaramıyoruz. Toplum seni düşünmüyorsa sen kendini düşün. Burda iktisat devreye giriyor bireylerde kendi yaşam alanlarında iktisadi ve sosyla yapıda kendini iyi tanımak mecburiyetini yaşıyor.Ben kimim konumum ne (sınıf bilinci ) Hayat bana nasıl bir imkan veriyor.Ben bu yaşamı nasıl yaşamalıyım.
Yıllar geçiyor bir çok önemsenenin ne kadar önemsiz olduğunu anlamaya başlıyorsunuz.Çok sahip olmak istediklerinizin hiç anlamı olmadığını görebiliyor artık benliğiniz. Uçsuz bucaksız bir yalan dolan denizinde tüm dünyanın bir çocuğusunuz artık elinden oyuncakları alınmış olan.
Sorumluluk ne zaman öne çıksa onun yanına koruyucu bir görevler metni öne çıkıyor.Beklenilenle yapmak istediğiniz büyük bir çatışkının içinde size zorunlu bir kabul ediş yüklüyor.Toplum şöyle diyor.Sen benim kulvarımda var olabilirsin.Aksi düşünce ve eylemlerinin sonuçlarına ben katlanamam. Kimbilir belki toplum haklı bir serzenişi kendisi için zorunlu görüyor. Bilmeyi becerebilsek göreceğim şu olacaktır. İnsan gönlünce yaşamak istiyor toplum onu tabulara mahkum ediyor.Gerçi bu tabular doğrusu kendince bir düzenide kurmuş kolamış oluyor.Ötesi siz güveni her olgunun üstünde görüyor hiçleşmeyi kabullenir oluyorsunuz.İnsan yığınları sessizdir bekler birileri gelsin herşeyi düzeltsin.O birileri kendi hükümdarlıklarını kurmadan öte hiçbir değeri kendileri içim öncü görmezler.
Aslında bir şeyleri anlayabilmek için düşünmeyi öğrenmemiz elzem görünüyor.Bir şeyin açığa çıkması eğitimle olan bir durum.Egitilmiş insan kendi yolunun çizgilerini belirliyebiliyor.Oçizgiler ayakların yaralamadığı gibi kendi yolundaki dikenleri temizleyebilmesine imkan sağlıyor.Ögretimse farklı bir şey okullardaki her verileni gerekli görmek kendini gereksiz kılmaya götürebiliyor.Ögretilenin sorgulanması düşünmenin en etken kökensel gerekçesi olmalı diye düşünebiliriz.
Bence insan yaşarken yüzyılı devirmeli .Yüzyılda bir olur devrimler biliyorsun.Kafası bozuk ahlak yüzyılda bir özür diler memlektten.
Zaman herşeyi kanıksatıyor. Acılar kabuk bağlıyor.Sokakta insanlar koşturup duruyor hayat denen hikayesinde zamanın .
Biliyormusun dostum yanlızlıgım benim.Yaşamak çok güzel bir sevinç. Evet yaşamak gülleri sevebilmektir dalında umut etmektir sevmeyi sevilmeyi.Bir kış gecesinde kestene közlemektir yârin gözleri gözlerinde.
İzledigimiz kendimiz değiliz. bende kendim değilim sende. Evrende nefes alıyoruz çok şükür yaşıyoruz .Baharda başakları olgunlaşcak buğday tarlalarının gelincikler açcak aralarda. Aralarda bende seversin beni özletirsin uykularımda.
Ah bu dünyaya çok erken gelmişiz devrimci sözcükler bagazımızda çok ıraklardan kadınları özlemiş yüreğimiz.
Onlarki gözleri karanlık ruhları yitik onlarki hükümdarlıkları silik yalanlar üzerine kurulmuş.Görkemli şatolarında yitik soysuzluklarının rutubeti onlardan kaçmak lazım ruhum bilmelisin bunu.Biliyormusun dışarda bahar geldi bahar.Bundan ölülerin haberi varmı bilmiyorum.Taze toprak kokusu kırmızı gelincikler.İlk günaha girişi şehvetci arzuların.Hikayesi yetim sofralarında kalan acı bir umuttur bize kendini anlatan.Diyelimki çaresiz bir hastalıktayız.Hani ölüm korkusunu körükleyen .Ruhu ateşlereatan bir çaresizlik.Olsun geldikya bu düyaya kavgalara mahkum oldukya.Kimsesiz kaldıkya kalabalıklar arasında. Dogru bildiğimiz ne varsa yanlış çıktıyaKorktuk çıplak yıkanmaktan Özgürlükle .Şiirleri hafif bulduk.Delimsi bir arayıştı sözcüklerden medet ummak.Çogulda yalnız kaldı hikayemiz. Biz bu dünyada kimi sevdik dersiniz.
Diyelimki seninleyiz bir kır bahçesinde bir akşam üstü.Üzerine esmer bir gülümseme tünemiş senin.Tahta masada bir çay birkaç kurabiye gözlerin gözlerimde.
Ne güzel şey hatırlamak seni. Yanlızlıgımın yoldaşlığında yaz geceleri.Anlatsam inanmazlar öpüştüğümüzü yokluğunda.İşsiz erkekler ve ülkeleri devrimci yoldaşların kim için doğacak güneş hadi anlat bana.Kim büyüttü seni kim sakladı kötülüklerinden bu yalan dolan dünyanın . zayıf korkak ve kimsesiz bir yolcuydun biliyorum .Tıpkı benim gibiydin. Islanıyordun acıların sağanaklarında. Kapıda bir eski ayakkabı kalmış.Yitkleşmiş bir kavganın ortasında. Yaşamak acı bir kahve içmek gibi sensiz olmayı kabullenmek.İşçi gömleği üzerinde gök yüzü gibi mavi. Okyanuslar gibi büyük dertlerle sevişmek.Tüm bunlar hep senin benim hikayemin ardıl sözcükleri sen kimin nesisin anlamadım ben.
Herkesin kendince bir hikayesi vardır .Yüregini yakan ruhunu inciten.
Birgün çekip gitsen sen.Hiç görmemiş olsam seni.Daha kuzular dogmamış kadınlar anne olmamışken.Sonra bir şair senin hikayeni yazsa gidişinden.Küçük bir dağ köyünde bir üzüm bagı olsa seni memelerinden sevmeye başlasa umut.Sen hikayesi olsan bu çekingenliğimizin. Hani göçüp gidenlerin ardında vazgeçmeden hayata .Birgün sabah vakti otobüsler çalışmamışken daha .Ben Ankara olmuşken hatıranda sen gelmiş olsan. Yorgunsundur biliyorum.Bir çay demlesem sana zeytin çökelek ve sen.Şöyle ısınıversek gözlerin gözlerimde ben senin yanında ölsem. Nasıl olur bilmemki yada ırak dursun ikimizden ölüm vakti biraz geciktisin. Üşütmesin beni odamın duvarları ben çok üşürüm biliyorsun sensizken.
Fırtına yüzünden geciken tüm yolcular zamansız bir bekleyişe girmiş gibiydiler. Limanın karşısında duran kim olduğu bilinmez bir kadın suliyeti gözlerini dikmiş gelecek vaporu bekliyor.Zaman zaman elinde sıkı sıkı tuttuğu şemsiyenin ters dönmesine engel olamıyordu. Kıvırcık saçları fırtınanın etkisiyle dağılmış üzerindeki giri pardüsesi vücuduna yapışmış görünüyordu. ayakkabıları sudan kendi kaybetmiş sarhoşlara dönmüş .Tüm bunlara rağmen bekledikleri vapor geldiğini belli edecek bir amaye gsterememişti.Aslında bu mevsimde Akdenizin böylesi asi bir havaya sahip olduğu pek söylenemezdi.Demekki denizlerde insanlar gibi ne zaman nasıl bir fırtınaya kapılacakları pek belli olmuoyrdu .O Kadını o limanda bıraktı çekip kendi yorgun hayatına döndü.Kimin nesiydi nereye gidiyordu Niçin yağmurun altında yorgun bir bedeni zora sokup a sebep olmayı göze almıştı. Fark ettiki ruhu tüm kadınlara aşık tüm kadınlara sevdalı tüm kadınlardan ırakta kendi hikayesinin mahkumu olmaya devam edecekti.Şimdi düşünüyordu acaba o vapor gelmişmiydi .Gidecegi yerde onu bekleyen biri varmıydı acaba .Yoksa odamı kendi yanlızlıgına mahkûmluğunu yaşayan kalabalıklar arasında bir meçhul gölgemiydi yaşam denen sahnede.
Bazen güzel bir şey oluyor.En geçkin zamanında ömrün .Gel diyor ben seni istiyorum.Şiirler yaz hikayeme benim.Siz o hikayede olmaya korkuyorsunuz .Sızlıyor kemikleriniz.
Karanlık koridora açılan bir kapı gibidir hayat.Siz oraya şıgınızı tek başına veremezsiniz.Hadi çıkın sokağa bağırın haykırın çekinmeyin bulun elmanın ikinci yarısını. Gülümsemeyi başarın bu hikayede.
Bir bardak çay daha rica edebilirmiyim dedi kendine. Evet dedi bir bardak çay hakkın olmalı .Daha sabaha çok vardı .Perdeleri kapalıydı odanın penceresinin.Dışarda sakince yağan yağmur bazen hızlanır oluyor.Camlar yağmur tanelerinin hükümdarlığına mukavemet etmeye çalışıyordu. Kendince oturduğu sandalyede odanın duvarlarına baktı söylendiğine göre ölüler bazen evleri ziyaret ederlermiş. Olasılık dahilinde bir durum.Ama bu durum onu korkutur oluyordu. Ölülerle irtibatlı olmayı şimdilik pek istemiyordu.Sonra düşündü sevdiği bir çok insanı kaybetmişti.Arasıra onlarla görüe bilse sohbet etse ölüm sonrası birşeyleri anlamayı becerebilse kötümü olurdu. Saaçmaladıgını düşündü sandalyesinden kalktı perdeleri açtı .Dışarda sakin bir koyu karanlığa sadece yagmur sesi hükmeder görünüyordu.Perdeleleri yeniden kapattı .Odada kendi ve hayellerinden başka kimseleri yok gibiydi. Olsun dedi hayellerim umutlarımdır.
Yirmibirinci yüzyılın ilk çeyreğini geride bıraktık.Dünya bu süreçte bir beli,rsizlikle oldukça karmaşık bir değişimin sancılarını yaşıyor.Bu değişimin ana rotası kuralsızlık oluyor.Aslında görünürde bir kural var oda güçlünün kendini her şeyi yapmaya haklı görmesi.Uluslar arası ciddi görünen tüm kurumlar deprem görmüş binalar gibi güçlerinisönümlemiş görünüyorlar. Dünya kuralsızlığın öne çıktığı müktedirlerin üst olduğu bir çöplüğe dönüşüyor gibi. Bu süreç kültürel boyuttada insan yaşammında kendine yer buluyor.Degerler değersizleşiyor.Toplumun içselleştirilmiş değerleri hiçleştiriliyor.İnsanlar kısıtlı ömürlerinde kuralsız olmak istiyorlar.Birbaşka kesimse kendini daha katı kuralara mahkum ediyor.Faşizan baskıncalara kendince gerekçeler buluyor. Yaaşm puslu bir bilenmezlige akıyor.
İhtimal birkaç yıl sonra belkide bu dünyada olmayacağım diye düşündü.Yine hayat devam edecekti.İş görenler yine gıreve gidecek hükümet yine şehrin en büyük meydanına girişleri yasak edecek.Yine kadınların namusu namustan bir haber erkek tiplerinin ağzına mazeme olacaktı.Okularda öğretmenler ne okutacak ne öğreteceklerdi çocuklara.Acaba şiir seven öğretmenler varmıydı. Hiç ölmeyecekgi dolaşan hastane yetkenleri kendileri hastalandıklarında acaba nasıl tanı koyacaklar kime detlerini anlatacaklardı.Ölüm çok korkunç bir durumdu öylesinede doğal olduğu düşünüle dursun insanlar bir gün öleceklerini pek akıllarına gitirmek istemiyorlardı.Bir şeyi akla getirmemek onu yok yapmadığı gibi sizi ona karşı savunmasızda bırakabilirdi. Gerçi ölüm karşısında nasıl hazırlıklı olunabilirki.
Agaçların tepeleri belli belirsiz bir rüzgarla sallanırken son baharın o görkemli renkleri doğaya hakim olmuştu. Genç kadın bir müddet ağaları izledi.Yaprakların o sarının her tonu bazı dalların uçlarında kızıla bürünmüş şarap misali bir çekiciliği doğaya hakim kılmış gibiydi.Düşündü her mevsimin bir güzel yanı mutlak oluyordu. Bu insan yaşamı içinde böyleydi her yaşın kendince bir çekiciliği vardı hayat başlı başına bir sarhoşluk hikayesiydi sanki.
Ruhunuz size devrimci bir yolu hükmediyorsa siz ondan kaçamazsınız. Devrimcilik derken yenilikçiligi anlatmak istiyorum. Yoksa bizim ülkenin yada dünya düzenin değişmesine bir hükümranlığımızın olabileceğinden yıllar önce vazgeçmiştim .Birleri dünyayı öylesine avuçlarının içine almışki bize bıraktıkları sadece yaşamın dışında ölüme yakın olmak oluyor. Umutsuzluk tabiki burda ortaya çıkıyor. Umutsuzlugu besleyense anlaşılamamak yada gerçek oluruna sırt çevirip keni dünyanın hayal sislerinde hiçleşmeyi kabul etmek.
Ah nasılda güçsüzüz yorgunluğumda .Aslında güç gereklidir güç ahlakı beslermi yada gücün olduğu yerde ahlak olurmu olmalıdır.Güç adaleti sağladıkça ahlaklıdır (Örnegin devlet otoritesi ) Birde bilginin verdiği güç vardır tıpkı devlet gücü gibi saygındır umut verir.
İnsan yığınları sanılanın aksine mücadeleyi pek sevmez insan denen canlı sakin yaşamak için yaratılmıştır.Buda onu hiçte hak etmediği bir tembellik ve baş eğişe mahkum eder.Belkide bu nedenle olacakki halk çoğunlukları bir çok coğrafyada tarih boyunca başlarında yönetgene (kıral ) oldukça mahcup bir bağlılığı yaşatmışlardır.Bu korumasız durumumuz bugünde aileden başlamak üzere sınırlar tanımadan devam ediyor görünüyor.Düşünsenize yaşı başını almış hayata atılmış benim gibi bir çok insan ebeverinlerinin gölgesinde kalmayı kendisi için zorunluluk olarak görüyor. Bir çoğumuz ana babalarımızın üzerimizdeki tahakkümünü zorunlu bir sonuç olarak görmekten kurtulamıyoruz.Buda bizi yaşamda gerilere iten bir gerçeklik olarak önümüze çıkıyor.Biz bu yaşam yanılgımızı onları kaybetigimizde geride kalmanın hüzününü yaşarken daha iyi anlıyoruz.
Dar bir dünyada yaşıyoruz.Fanustaki gibi sınırlı bir alanda ömür tüketiyoruz.Siz bakmayın birilerinin dünya özgür bir gk kubenin temelidir söylevine.Kader bu dünyayı başımıza hep dar etmiş.Ruhumuzu karanlığın içinde tüketmekten asla vazgeçmemiştir.Tüm bunlara eylemin sorgulanmasınıda ekleyelim ormanda yitikleşmiş kuzular gibi kalıyoruz.Ürkek ve sahipsiz.
Yıllar evel o toprak damlı evde nasılda umutlanırdık yaşama dair. Hiç kötülük aklımıza gelmezdi.Sonra yıkık bir duvarın altında kalmış sokak kedilerine döndük. Yaban sokaklarda yitikleşti umutlarımız. Çok kadınlar sevdik çok özledik yıkılmış umutların ışıklarını hani çekip gidenler oldu olacaktı bunu geç anladık.
Aslında duygusal bağlar acı verir bunu biliyoruz. Acının aynı zamanda ruhu beslediğini çok geç yaşlarda öğreniyoruz. birde öğreniyorsunuz ki duygusal bağlar koptuğunda bağımlı olduğumuz insanlar oldukça yapay yaşatmışlar bize hayatı.
Merdivenlerden bir ses durdu yan komşu yine o siyah mini eteğini giymiş asansörün kapısında bekler olmuştu. Bankada müşteri semsilcisi olarak çalışıyordu oldukça havai bir tipti bu kadı birkaç defa tüm etik kurallardı bir kenara bırakmış kadınlığını kendini günaha çekmek için çabalamıştı ama Katolik ruhlu orta yaşlı adam olgunlukla bundan kaçınmış gereksiz ilişikileri kendi için sorunlu görmüştü.Yaşadıgı toplum kendi değerleri bu karmaşaya pek sıcak bakmıyordu.Bir kadın için erkekçe red edilmesi büyük bir yıkım olmalıydı. Evet cinsellik kendi mecrasına kamalı diye düşündü.Tusanimi gibi sağa sola yayılmam Bugün günlerden hüzün şöyle bir rakı alıp içmeli kımız niyetine. Her kadehte kovmayı becerebilmeli derdi tasayı .Yada aksi olsun hadi gelin tüm ahlaksızlığımızı avuçlarımızdan serpelim yerlere. Yerler özgürlük tohumlarını tanısın. Bir esmer kadın saçlarına savursun akdenize Ak deniz özgürlük nedir umut nedir aşk nedir tanımış olsun. Yaşamın tüm kıyılarında barış çıçekleri açsın denizlerin.Egede bir adada bir balıkçı meyhanesinde gece gelsin pencereye biz yıldızları sayalım ruhumuzda sevdalar olsun.O bizi bırakıp giden aşklara inat.
Alanya ya yağmur yağıyor oldukça soğuk bir havaya şahitlik ediyoruz.Sokak kedileri bir yerle saklanmış gibiler ortada görünmüyorlar.
En büyük ihanet kişinin kendini unutması olarak düşünülebilir. Ben kimim ailem kim yaşamım neyi bana kazandırdı .İçimdeki hüzünlerimin gerekçesi ne olabilir.İnancımın karekteri benim için ne ifade ediyor. Yada bir inanca sahipmiyim. Özgürlük benim için ne anlama geliyor. Özgür hissetmiyorsam gerekçelerim ne olabilir. Tüm insanları niçin seviyorum. Nefret duygum varmı varsa nasıl törpülemem gerek. Kadınlar yaşammımda nerdeler. Sapkın düşünce benim için ne olabilir. doğal sevisel bir yaşama nasıl ulaşabilirim. İnsanca ortak değerlerin benim için anlamı nedir. Binlerce soruyu kafamda tutmaya çalışırken aslında yıkık bir duvarın altında kalmış bir kedi gibi çaresiz kaldığımı anlamış oluyorum.
Sen beni sevme olurmu.Çek git kendi bahçende topla üzüm bağlarının meyvesini. Seviş erkeğinle sakla günahlarını aç saçlarını dağıt biraz. Yaşamak ırak kalmaktır sevdadan anla artık.Bu yaşamda acı çok olurda biliyorsun huzur az.
Birşeylere ulaşamadınızmı kendi kabuğunuza çekilir oluyorsunuz.Bu durum genelde kadın erkek ilişkilerinde ortaya çıkıyor. Hele evliklerde kadının aldığı tavrı anlayabilmek atomu parçalamak bir hücresel hastalığa deva bulmak gibi yorgun bir süreç.Sizin ömrünüzü tüketir.Kendine güveninizi sarsar.Farkındamısınız kadınlar erkekleri bir saf görürler doğrusu bundada haksız sayılmazlar en maço görünen tiplerin ruhunlarında biraz kadınsı biraz çocuksu bir hal vardır.Onun i.in hepimiz annelerimize düşkünce bir rölü ruhumuza monte etmişizdir.
Biliyormusunuz kadınlar sanılanın aksine erkeklerden daha cesaretlidir. Ben bunu çok iyi gözlemledim sadece kadınların duygusal olmaları onları mahcubiyete itiyor.Kadın güvenmek istiyor biz erkelerse bunun gerekliliğinin farkında olmuyoruz. Yaşmı özellikle evliliklerde görevlerden ibaret sanıyoruz. Burda kendini karşıya kabul ettirme egosununda devreye girdiğini belirtmekte fayda var.İşin bir başka hendikabı kültürel farklılıklar ülkede bölgeden bölgeye yaşama dair algı çok farklı .Çünkü büyük bir ülkenin yurttaşarı oluyoruz. Ortak ana değerler bizi ulusallaştırmış olsada öznede farklılıklar oluyor.İçtiginiz çorbadan konuştuğunuz sözcüklerden yaşama baktığınız pencereden çok şey farklı görülebiliyor.Asllında tüm insanlığın ortak hgedefleri var görünüyor.insanca hakça bir düzende ömrü geçirmek.
Sabah ezanı okunuyor ben oldukça erken kalma alışkanlığıma mahkum dışarda yağmuru dinliyorum. Aylardan kasım yaşamımdaki altmışbeşinci kasımı camdan izliyorum.Çevremde oturduğumuz apartman gibi miladını doldurmuş yorgun binalar var. Biraz ötemizde akdeniz kendince vakurlugunda burdayım diyor.Emekçiler ve genç ögreöğrencilerazdan caddeleri dolduracaklar ilerde şehrin en sevecen caddesi Atatürk caddesinde belediye otobüsleri güncel mesailerine başlayacak .Zenginler ve fakirler aynı havayı teneffüs etmenin eşitliğinde kendilerince umut etmeye devam edecekler. Yaşı geçkince bir kadın hislerinin karmaşıklığında kendini bir kauför sandalyesinde bulurken neye niçin nasıl bakımlı olması gerektiğine vardığını kimselere anlatamayacak. Gerçi bir çok erkek olgun kadınlardan hoşlanır görünüyor.Olgun o derece cüretkar.
Farkındamısınız insanlığın önüne ‘yeni ‘ diye konulan ne varsa insanlığı mutsuzlaştırmaktan başka bir işe yaramadı neo liberal neo muhafazakar ne etnikçilik ülkeleri dolayışla yaşamları özgürleştirmek bir yana dünyanın iyi kötü var olan sistemininde köküne kibrit çaktı. Günümüzde dünyayı yönetir görünen tüm küresel kurumların yetmezlik içinde olduğunu çok iyi görebiliyoruz.
Bu süreç insanlığın nice savaşalarsonrası oluşturduğu sakin dünya yapısınıda öngörüsüz bir arayışa sürüklerken insan ve toplum birlikteligininde oldukça yara aldığını söyleyebiliriz.Günümüzde tüm kabul görmüş değerlerin sorgulanır olduğu yada red edildiği bir yeniden var olma sürecini yaşayoruz. Degerlerin yitikleştigi bir ortamda ilginçtir tabuların varlığını devam etitirir görüntüsüde başka bir sonuç oluyor.
Hayata anlam katabilmemiz için özgür olmamız şart özgürlükse yasalardan önce beyinde başlayan bir arayış oluyor.
Senin ıslak umutlarını kuruttu bu yalanlar.Çöllerde susuz bıraktı dudaklarını.Ben sevmedim seni ama aradım.Betüle ağaçlarının arkasında bir kulübede.Seviştim yokluğunla ömür boyu.Ben seni çok aradım varlıgınla ağladım.Biliyorum devrimler işçi sofralarında tohum atar.Yeşil bir özlemdir buğday başaklarını sevmek.Gelincikler şarkılar söyler rüzgarda.Çocuklar gülümser hayata.Bilirim anneleri aç yatar bu ülkenin.Gençleri erken ölür nutuklarla.Beni sevme olurmu yorgun kadınlarının sokağı.Giyinip paklanıp namaz kıldıran günahlarım.Ölümüm sensiz olacak biliyorum.Sessizdir benim ağlamalarım.
İnsan denen canlının tarih boyunca yaptığı kendi huzurunu bozmaktan öte bir durumu yaşattığını hangimiz görebildikki.Uydurulmuş bir kült değerler insan denen varlığı özgürlüğünden aldığı gibi birde savaşmaya yöneltiyor.Koca dünya darlaşıyor ilkelleşiyor.Ruhlarımızı daraltıyor.Birileri üst olmak için milyarlarca insan canlısı anlayamadığı tozların içinde hiçleşiyor.Ah sevgili görüyorsun zaman kalmadı .Yaşam sensiz ve umutsuz şarkıları dinletiyor ruhuma.
Belkide en büyük savaşımız kendi ruhumuzla olan savaştır.Kendi öz benliğini olgunlaştırabilmek çoğumuz için sorunlu bir durumdur.Yaşam bize bedenimize mahkum ederken bizim bedenle olan birlikteliğimizin sürecini bilme şansı bize tanınmamıştır.Siz bakmayın yaşamda sağlık herşeyin önündedir söylevine o önde olan sağlık zamanı glediginde ölümün gerisinde kalıyor.Bir çok unvanlı saygın tıp hocasının ölümün çaresiz hükümdarlığına vakitsiz zamanlarında ömürlerinin mahkum kaldıkları bilinen bir gerçeklik oluyor.Acaba ölüm olmazsaydı yaşsam nasıl olurdu .Yada ölümsüz bir yaşamın dengesi nasıl sağlanırdı.Neyse ne şimdilik ölümün canı cehenneme diyelim.
‘Birgün sabah sabah kapıyı çalsan der şair’ ‘Bu dünyada en çok babamı sevdim.’Can yücel
O mavi gözlü bir devdi minnacık bir kadın sevdi ‘ Nazım Hikmet. ‘
Senin dudakların penbe ellerin beyaz al tut ellerimi bebek tut biraz ‘ Cahit Kulebi.
Şiir yaşamdan bir buğday başağı devşirmek gibi. Hastalanmak gibi zamanın dönencesinde kaybolup. Dügünlerde ağlatma beni olurmu gidip ellere yar olma demişim bir dizede.
Bir şeyin anlamı zamanla olgunlaşır siz onun ne olduğunu kendiniz için değerinin ne olabileceğini anlamış olursunuz. Aslında tüm ruhumuzu yıkıp kanatan duyguların içeriğinde birazda güçsüzlüğümüzün ortaya çıkardı bir duruma isyan edememenin yada onu değiştirememenin bir sonuç olarak karşımıza çıkıyor.Biz aslında kendimize sahip olamadığımızı anlamak istemiyoruz.Hayır demeyi beceremiyorsak evet tamam denmesini bekleme hakkına sahip olamayacağımızı göremiyoruz.
Hayatta bir insanın tek davası olur ki oda insanca yaşama hakkına sahip olabilme kavgasıdır.Evrendeki tüm canlılar bunun için mücadele verir. Diger arayışlarımız gök üzünün sonsuzluğunda yitikleşmekten öte bir kazanım getirmiyor. Yaşam doğal ve karektere uygunsa umut yeşermeyi becerebiliyor. Tabi için başında sevgi var.Sevgi bizi aynı zamanda kümenin içinde kalmaya mecbur bırakıyor.
Bir şeyin anlamı zamanla olgunlaşır siz onun ne olduğunu kendiniz için değerinin ne olabileceğini anlamış olursunuz.Aslında tüm ruhumuzu yıkıp kanatan duyguların içeriğinde birazda güçsüzlüğümüzün ortaya çıkardı bir duruma isyan edememenin yada onu değiştirememenin bir sonuç olarak karşımıza çıkıyor.Biz aslında kendimize sahip olamadığımızı anlamak istemiyoruz.Hayır demeyi beceremiyorsak evet tamam denmesini bekleme hakkına sahip olamayacağımızı göremiyoruz.
Hayatta bir insanın tek davası olur ki oda insanca yaşama hakkına sahip olabilme kavgasıdır.Evrendeki tüm canlılar bunun için mücadele verir. Diger arayışlarımız gök üzünün sonsuzluğunda yitikleşmekten öte bir kazanım getirmiyor. Yaşam doğal ve karektere uygunsa umut yeşermeyi becerebiliyor. Tabi için başında sevgi var.Sevgi bizi aynı zamanda kümede tutan bir büyük otorite oluyor ruhlara.
Herkes nasıl bildiyse aşkı bende öyle tanıdım.Korkak yalın ve acımasız.Dünyanın en güzel ülkesiydi umut.Esmer kadınlardan sakladıgım acıydı aşk.Haydi buluşalım seninle karanlık bir gecede.Tüm yitenlerimizin hikayesi yüreğimizde.Ne olacaksa olsun artık dediğimizde.Biliyormusun uçsuz kimsesiz bir ömrü tükettik.Esmer tombul memeli bir hasret sakladı sütünü.Aç bıraktı bizi. Ölümdü, kapıyı çalan.Aşk dedikleri bir puslu hikayesiydi ömrün. Anladımki aşk hastalıktır.
Yakın çevremden bir çok arkadaşımın ‘Şimdiki aklım olsa evlenmezdim’ diye konuştuğuna bundada samimi olduğuna şahitlik ediyorum. Aslında biz türklerde ve bir çok milletin sosyolojik temelinde aile kavramı yatarken nasıl oluyorda böylesi bir düşünce beyinlerde filizlenebiliyor. Degerli dostlar işin içselliginde yaşama karşı yetmezliklerimizin omuzlarımızı çökertmesi yatıyor.Yaşam ailesel yapıda doğu doplumlarında öncül olmak üzere erkekten çok şey bekliyor.Bu beklentinin sonu ve sınırlarıda yok gözüküyor.Aile kavramının yaşamın düzeninde toplumsal kültürün olgunlaşma karekterinde nesillerin özgürce varlıklaşmasında ana yapı olduğu gerçeginide hayat bize çok iyi anlatıyor.
Gök tanrı bizi sevdi bizi yarattı. Bize akıl verdi sonra sorguladı bizi tanrı. Günahlara girmemiz kaderimiz olmuştu. Tanrı bunu anlattı bize o mekandan ötede bilinmeyenlerin hükümdarlığında tek hükmedendi. Bizi biliyordu. Bizim bu yaşamdaki misafirlgimize musade etti. Bizi akılla olgunlaştırdı. Sonra emirler verdi tanrı. ’Namaz kıl ,oruç tut. Sabret ve geleni kabullen.O kaderi çizdi alnımızın öz defterine bizi mahkumlaştırdı .Biz o defterin dışına çıkmak istedik. Tanrı kendini hatırlattı.Yinede musade etti günahlara bulaşmaya ruhumuzu. İsimsiz kimsesiz mazlum kalmamıza kaderimiz yön verdi.
Sonra ölüler konuştu bizlerle biz anlamada zorlandık .Görmedik ölülerin gidişini.Haykırışlarını duymadık .Yüksek katlı binalarda seramik banyolarda çimdik sıcak sularında keyfin. Sonra tanrı titretti toprağı dirimsel elektirik dalga dalga dağıttı enerjisini yer yüzüne. Kasıntı zengin tipler kırmızı rujlu kadınlar en zamansız vakitte korkuyla yaşadı ölümün kapıyı çalmasını . Git diyemediler. yıkık binalarda toz toprak kaos bir zamanı yaşadı ömürleri. Geride kalanlar yine dantelli sütyenlerini giydi üstlerine yalanın. Ölümü ırak sandılar kasımın gece karanlığında. Halbuki kasım kışların başlangıcıdır ayazların mevsimidir kasım. Kasım ölüm mevsimidir. Anlamak istemez kimse.
Gençlik yavan bir hikayedir aslında çoğunluk için .Herkes gençliği yaşamamaktan şikayetçi .Gerçi neyi yaşayabildiki insan denen canlı. Sadece ölümün getirdiği acılara mecbur bırakıldı .Ruhlardaki o dizginlenemeyen haykırışlara kim sus diyebildiği yüreğinde.Kimlerin kemiklerini sızlamadıki göçüp gidenlerin ardından.Lüzümsüz kadınlar lüzümsüz hayatları yaşadılar.Fark etmediler basitçe tükendiklerini .Çogunluk kaçtı saklandı korktu yaşama ses çıkarmaktan. Sevmek yalan dolan bir hikayesiydi geride kalanın.
Bu acılar beni alıp götürüyor bilmiyorsun.Bende bilmezdim bu acının bukadar çok yakacağını.Üşüyorum biliyorsun bu boş odada kimsesiz.Yıkık sevişmelerim vardı benim umutla.Gidişim bir kara tiren kompartumanında.Arayıp bulamadığım sıcaklığın hep yanımda.Bana çocukları anlat mavi önlüklü kız çocuklarını.Şiirler okuyan yirmiüç nisanlarda ışıltılarını anlat annelerinin.Herkes kendi yazgısını yaşıyor bırakıp acılarını gidenler.O kara tirenin kompartumanında birbilseler konuşulanları.Bak kara bir tünele giriyor hayat soyunup fahişeleşen gece.Bana kendini anlat olurmu sevişirken işçi umutlarınla.Bu yitikliklerdir papuçlarımı kirleten beni bu karanlıkta bırakıp.Eskinin yeniliğine mahkum eden. Bir bilsen anlasan artık.Ölüm kırmızı bir kan olmuş yatağımda gizlenen.Haydi devrimler yapalım seninle bırakalım utangaç sözcükleri.Tanrıyla arkadaşız ya kendimizce anlatırız ona dertlerimizi.Yüreğimizi yakan çekip gidenler birde cehaleti var biliyorum.Hani ağlar çocuklar gecenin bir yerinde yağmurlar ıslatır pencereyi.Yalnız bir kadın dolaşır tenimde adı meneveç ötelerde bir yerden.Atlı bir arabanın üstünde çağlar öncesinden arayış bu karanlığın içinde.İsmi bilinmez bir kavganın sıgıntısı bir kılıç boynumda.Biliyorum işçi kadınlar mazlum yaşar kadınlıklarını.Gülümsemez perdelerin çiçekleri pencereden.Bana kafiyesiz şiirler oku sen olurmu hani o günahlı geceden.Bağlardan, fatih mahallesinden hiç adım atmadığım batum keda,dan.Bana hiç ağlamamış bir ülke anlat olurmu kadınları kirlenmeden yaşanan.Özgürlük nedir söyle bana üşümesin çocukları bu ülkenin.Gülümsesin güneşi kedileri bir kış gecesinde donarak ölmeden.Bir ülkede kediler mutluysa insanlarıda mutludur.Köylülüleri üşümez pazarında meyve satarken.Bu gidişleri yokmu umutların ,çekip giden tirenleri o köyden.
Farklı düşünmek mümkün olabilsede farklı davranmak olasılığı düşük bir kavram .Bu umut etmek içinde öyle umut güzel bir duygu öylesinede afaki bir uç ufuk. Ah nasılda sevinirdik umutlanınca yüreğimiz.Avuçlarımız açık beklerdik bizi bulsun sevdaları şehrin.Aslında şehir kimseye sarışmadı almadı koynuna yanlızlıklarını .Vakitsiz göçüp gidenlerin hikayesi hep yarım kaldı o şehirde. O şehir hep öteledi sevdayı anladıkki sevdalarda geçiciydi tıpkı hayat gibi.
Bir kahve içmeli şöyle sevdigkleri yanında olmalı eşitçe gülümsemeli hayat güneş pencereden içeri sorgusuz sualsız dalmalı. Daha ne olmalı sence.Yaralara melhem olmalı öğlen vakti birkaç dostla bir sofrada .Gelip gidenler olmalı şöyle yüreğin bam telinde. Bir sevda anlatmalı hayat.Geride kalanlarda gidecek biliyoruz.Gidenler hüzünlerinde zamanın .Haydi kapatalım fincanlarını umudun.Bakalım ne diyecek ömür bize.
İnsanlar hayatın gerçeklerini görmek istemezler.Çogunlugumuz kitaplarda ruhumuzu okşatacak hikayeler aramayı daha bir amaç olarak görürüz. Yaşamın daim en güzel renkleri bize sunacağını görmezden geliriz.Bu hepimiz için böyle .Çogunlugumuz ortak aklın gerekliliğine pek önemsemeyiz.Ben merkezli dürtüler bizi daha çok etkiler.Bunan arkasında sıkıştığımızda küme elemanı olmaktanda geri kalmıyoruz .’Bende sizdenim ‘ duygusu.Birileri şu veya bu olmaktan biz olamamanın boşluğu yaşar oluyor.O birileri daim çoğunlukta olunca yapay gerçekçilikten ırak insancıl erdemleri yitikleşmiş bir sürü yığınında başımızdaki çobanları kutsamaktan öteye gidemiyoruz. Tüm bunlar birey aile toplum kavramlarını ya tabulaştırıyor yada red edici oluyor.Neyi niçin istediğimizi kendimize dahi anlatamamanın boşluğu tüm yaşamı puslu belirsiz bir tükenişlige iterken yanılgımızın farkında dahi olamıyoruz.
Çok derinlere dalmış bir dalgıç gibiydi duyguları. Karanlık bir kayboluşu haklı çıkartan yitikliğin içinde gizleniyor gibiydi.Gördüki tüm sevdikleri göçüp gitmiş tüm umutları kendini terk eder görünüyordu.Oturdugu şehirde ansızın ortaya çıkan yer sarsıntıları içinde ürpertiler oluşturunca herşeye rağmen yaşama hevesinin devam ettiği hisseder oluyordu.Evet olası bir yer sarsıntısı oturduğu binayı yıkacak olsa tırajik bir ölümle bu dünyaya veda etmiş olacaktı.Ak deniz oldukça asi bir karekterle yer sarsıntılarına bizi mecbur bırakıyoprdu. Ah şimdi birde kaybedilenlerin acısının yanında olası korkulara birde bu eklenir olmuştu.Yaşam daim hepimiz için her şartta çekici olmayı sürdürür görünüyordu.
Ben meçhüldeyim sende öyle.Köhne yolculuklar içinde küfe deyim.Bilinmez kabirler dolaşır usumda.Yitik öksüz işçi sofralarında aç kalkar yüregim.Sevişir tüm hayelleri gözlerimde.Yorgun bakışlı kadınlar ve aşk.Yalan dolan bir ömür bu bilirim.Güneş her zaman ısıtmaz geceyi.Közleri yakmaz hasretin her daim.Çıplak hikayeler dinletir bana umut.Hani kapı açıktır geleni bekler.Allı pullu bir yalandır hikayesi.Anadan babadan yardan.Yoklukta ağlar sevinçler.hüzündür yaşadıkları ömrün.Sensiz ve kimsesizler.
Sabahın ayazında yoksun sen.Söyle bana neredesin.ağlıyor yüregim özlüyorum ben.Senszi gelmezki akşam.Gülmezki ruhum ölür gülüşüm.ah sensizlik ne demektir.Gel görki sen bil ayazını yaşamanın.yanlızlıkta ağlamanın.Söyle bana neredesin.Kiminlesin sen.
Puslu bir yolculuğun içindeyiz.Bize hak etmediğimiz rezil bir yaşamı yaşıtıyorlar. Kısa etekli fahişelerin namus sattığı bir Pazar yerinde yerlere dökülmüş sebzeler gibiyiz.
Gelin biraz düşünelim bildiklerimizi anlamaya çalışalım (felsefe ) Bunu başarabilirmiyiz bilginin dağarcığına inebilirmiyiz.Bunun yaparken erdemli bir şahsiyet olmamız gerektiğini kendimize anlatırmıyız bunu bilemiyorum.Bildigim tek şey bilgiye ulaşmak için erdemli olmak lazım bunun içerigindede kendini anlamak yatıyor.Kendimizi tanıyacağız .Kendimizle barışık olacağız.
Tüm yazılanlar okunanlar tartışılanların içselinde karanlıktan kurtulmak yatar.Karanlık yetmezliğimizin bize yüklediği bir sorumluluktan öte bir mecburiyet olmuş.
Degerli dostlar bir kümenin diğer bir küme üzerine tahakum kurması olayı insanlık tarihinden günümüze var olan bir durum.Bu vaziyet günümüzdede varlığını devam etitiriyor.İster sınıfsal bakışta ister devletler arası dünya düzeninde yada lokale inelim insan ilişkilerinde gerekçeleri farklı olsada dünya düzeninde bir baskıncalıgın birde ezilen sınıf gurup yada daha üst katmanda devletlerin varlığını görebiliyoruz. Biz dünya ve devletlerin konumunu siyasal bilimcilere bırakıp insan ve toplum ilişkilerine göz atalım .
Degerli dostlar günümüz insan ilişkilerinde sevgiden söz etme şansımız kalmamış gibi görünüyor.Artık güçlü ve güçsüzlerin arasında çatışkı yaşamın dialektigi olarak karşımıza çıkıyor.Bu süreçte toplum içindeki güç odakları kendi varlıklarını ve gücünü devam ettirmek için oldukça ivme kazanmış gibler.Din insan yurt sevgisi aile varlığı tüm bu süreçte derbeler alır oluyor.Tüm bunlara karşı dünya bir değişim sürecinde .Yirmibirinci yüzyılın ilk çeryegi biterken bu gerçeği görebiliytoruz.Küreselleşme dedikleri adaletsiz yapı yerini başka araçlara bırakmaya meyilli gibi görünüyor.
Antonia gramsci nin dediği gibi “Eski dünya ölüyor, yeni dünya doğmaya çalışıyor. Şimdi canavarların zamanıdır’
Ne o liberalizim yanılgısına karşı dünya yeni bir model arayışına giriyor görüntüsünde.Kapitalizimin insan odaklı olmadığını birkez daha belirtmiş olalım.
Seni sevmek kendimi sevmek gibi.Sıcak bir nefes yüreğime.Saksımda kırmızı bir gül.Sen gözlerimde ışıltı.Bırak aydınlanayım seninle.Akşamları soyunup sözcüklerin açlığında.Bana hikayeni anlat.Bir tilki gibi uyanık zifri karanlıkta günah.Nefes almak ölüm öncesi.Seni sevmek dinlemektir acıyı bilirim.Ben sana hastalıklı bir biçare.Gurbetle yoldaş papuçlarım.Diyarbekirde toprak damlı evde.Birde sen varsın ankara cebecide.Kendimle birliktesin benimsin.Gece ölüme açıktır bilirsin.Seni sevmek varya anlatılmaz.Dagbaşlarında çoban köpekleri.Kuzuları göçer yörüklerinin.Beycik,te bir çam ağacı bekler ölümü.Saksımda kırmızı bir gül.Pencerede sıcak güneş.Gece ıssızdır yalanları yanlızlıgın.Bilirim beni kimse sevmez.
Nerden başlamalıki anlatmaya hep yalanı yaşattı bize hayat. Sonra baktık üste olanlarda çaresizliği yaşayabiliyor.Korkunç rezilliklerin içinde tükene biliyor.
Tüm bu karanlıklar niçin.Neyi anlatıyorsun bana söyle.korkak ilkel ve çaresiz.sevişmeyi bilmez ölümlerle yataktasın.Özgürlük kurt gibi dik durmayı gerektirir.papuçların ıslak kalır acılarında zamanın.Yılgın bir bakışı vardır zülümün.Aşk yalandır bilmelisin.Her sabah kapıya gelen kedi sen benden daha özgürsün biliyormusun.Sana polis kimlik sormuyor.Ev bark istemiyor gece.Okullarda yanlış şeyler okutmuyorlar sana .suçun maddi unsuruna tabi değil eylemlerin.Sen kendi patilerini temizleye dur.Tüm karanlıklar biz insanlar için.Sen miyavla özgürce yasak yok sana .Sonra neyi anlatıyorsun söyle bana.
Aslında bizi düzlüğe çıkaracak olan bizim mantık becerimiz olur.Gerçi toplumda etken olduğu düşünülen üniveristelerde bile sanatı resmi şiiri müziği mantıkla yorumlayacak felsefi figürleri görmekte zorlanırız.Sadece kalıplar ve yapı öne çıkar o yapının olurlulugunu sorgulamaya hiçbirimiz cesaret edemeyiz.
‘Biz medeniyet ilim ve fenden kuvvet alırız.’ Mustafa Kemal Atatürk.
Bilim ilim öğreti yaşamın ışığı oluyorda kimileri bunu red etmeyi kendi karanlık dünyalarında bir çok şeye hükmetmeyi kendilerie hak görüyor. Ne büyük bir yanılgı .Düşünsenize elektirigin olmadığı bir dünyayı.Özgürlügün olmadığı bir karanlıktan öte ne olabilirdiki yaşam bizler için.
Gelin düşünelim geleceği biz çekip gitsekte bu dünyadan.-istemeden öldü dedirtsekte kendimize.sıcak yataklarımızı terk edip giysilerimizi attırsakta odalardan.Düşünelim geride yaşayanları ,Tohumlarını atalım sevginin toprağına.Özgürlük isteyelim biz yoksul kimsesiz anneler için.yürekleri dağlı babalar için isteyelim.Yaşayalım çiçeklerinde ülkeminizin sevelim kışını yazını umudun.Gelin paylaşalım hoşlanılan ne varsa yaşama dair.Bir sıcak ekmek kokusu gibi olsun hayat.Çekici ve anlamlı bir bakışları olsun sevincin olurmu.Hani yitik gençlikleri olur çocukça özlemlerin.Artık olgunlaşsın bu mevsimde beklenen.Mevsimler bahar olsun olurmu.Biz olalım sokaklarında özgürlüğün.elin düşünelim geleceği biz çekip gitsekte.Bayramlarında sevincin bir hikayemiz olsun kendince.
Dar alanda büyümek sizi oldukça eksik bırakıyor ben bunu kendimde çok gözlemledim. Ne kadar yetmezlik içindeyseniz kendinizi öylesi önemli görüyorsunuz.Ah zavallı ruh benim bedenimden olduğun için hiç memnun değilsin gibi.Dogrusu bende memnun değilim kendimden dolayısıyla senden.Beni yasaklara boğuyorsun yıkılılıp giden bir duvarın altında otur diyorsun bekle ve sabret. tanrı sna ışığını ulaştıracaktır.
Önümüzdeki günlerde 2025 yılına gireceğiz. Kimleri aldı götürdü bu geçken yıl. Ne yapabilirizki ölümün bizden aldıklarına. Hayattan vazmı geçelim. Korkalımmı yaşamaktan. Yitik ömürlerin insanı degilmiyizki. Papuçlarımız hep tozlu dikenli yolarda eskimedimi. Nasıl sevmeli bilmiyorum yâri. Esmer saçlarına nasıl takmalı özgürlük denen tokayı.
Oldukça cüretkar davrandı kadın ya çok cesaretliydi yada çok gerilerdeydi yaşamın gerçeklerinden. Korkuttu adamı bir erkek bir kadından korkabilirmiyidi.Olasılık dahilinin ötesinde bir durum. Çünkü zekiydi kadın. Özgürlügüne düşkündü. İsterse giderdi o yolun patikalarına yada çıkar şehrin en yüksek binasının tepesinden insanları izlerdi .Kısa siyah bir etek giymişti .Siyahın asil bir renk olduğunu düşünüyordu. Beyaz rengi karşıt dahi görmek istemediği açıktı.Neyse oydu onun için gerçeklik. Çapulcu fikirlere sahipti. Evlilİk sistemli bir yaşam ona uygun değildi. O isterse açacaktı yüreğindeki bahçede kırmızı güller.O evet derse açılacakı perdeleri yuvasının.Sevmesi gerekiyorsa o sevecekti kimin iyi insan olduğuna o karar verecekti.Özgürlük budur diye düşündü biraz anarşist çoğunlukta kendince olmak.O kendinceligi kendi gibi rüzgarlara ulaşınca uçmayı bilecekti gök yüzünün mavilerinde. Kadın olmak zor iştir biliyordu.Kadın olmak avuçlarında sıcaklığını taşımak olmalıydı anneligin.
Nerlerdesin kız dedim görünmüyorsun. Bugün senin için kılinige gelecektim.’Ordan çıktım ‘ dedi maaşı azmış biraz dinlenmek isityormuş. Bana beni sordu ‘ neler yapıyorsun’ diye .Seni özledim diye çıkıştım.Bu benim ağzımdan çıkacak bir söz olmamalıydı.Ama hayat sevdalar geçici olsada ömrün geçkin bir anında size merhaba diyebiliyor.Hastalanıyorsunuz.
Kısık bir gecede yaşadı sessizliği. Günahkar bir ruha sahipti.Gürültüleri pencerede takılı kırmızı kiremitli evde aşk neyse ötelenmişti.Düşündü çok tehlikeli bir yolculukta bindi kara tirenine yanlızlıgın. Gitmesi gerekti ıraklara. Bilirim işçiler mazlum yaşar kadınlarda öyle işçi kadınlar ve işçi erkekler güneşi kucaklar karanlıgında gecenin.Çocuklar sever gülümsemeyi .‘Gülmek devrimci bir eylemdir’ öyle derler.Bilirsin en büyük devrim ölümdür yada korkmaktır özgürlügün heybetinden.Kırılgan sözcüklerde anlatılan yalan hikayelerinde kalır umudun.
Düşünmek ve sorgulamak büyük bir eylemdir.O derece tehlikeli dikenli taşlı yolda yürümek.Özlemek gibi kanatası bir yanı vardır sevmek gibi zor bir iştir arkadaşım.Gün batımlarında hüzünleşir gece . Dört duvar arasında seninle geçkin hikayeler-den bana anlattıkların kendince.Bir sabah kapı çalınmış ortalık dağınık varı vermişsin yanlızlıgıma.Yıkık köylerden soguk şehirlerden arda kalan ne varsa heybende. Döküvermişsin ortalıga bilirim özlemişsin yoksullugu acıyı ve hasreti.Haydi anlat bana nerdeydin ne yaptın.Büyük göçer yolculuklardan tozlanık üstün.Esvabın hiç değişmemiş.Ankara garında bıraktıgım gibi.Yıkık sözcükleri konuştuğum.Anlattıgım bu ülkenin renklerini kedilerini kuşlarını çocuklarını.Gün batımlarında özletir olur yılkı atlarının koşturmacası.Birde umutları dogan günün.Bir sabah kapı çalınır başlar yolculugum.
Sürüleşmiş yıgınlar ve mevki sahipleri hiçbir şey anlatmayan karanlıkta tüketiyorlar umudu.Sen bilmiyorsun bırakıp gitmek lazım şu dünyayı.Yıldızlarda bir yer bulup Işıltılar katmak lazım umuda.Sonra ekmegi eşit dagıtmak lazım.Güneşe ey vallahda yıldızlarıda bilmek lazım.Bu böyle olmayacak çünkü sular kirlendi.Tarlalarda ekin yok köylüler sevişmeyi unuttu toprakla.Bir yıldızlar özgür birde yalanlar.Sen bilmiyorsun yanlızlıgın ne olduğunu.Kalabalıklardaki hiçlik duygusunu.Hani kimselerin olmadıgı bir yerde bir ögle üzeri sofra kurmak çagırmak tüm kadınları .Hikayeler dinletmek hiçbir şey anlamayan karanlığa Bir ışık vermek.
Ah yoldaşım Gün gelir kara bir sis dolar gökyüzüne. Acıdır ölümdür kapıyı çalan.Yavan bir yalandır artık ömürce peşinde koşulan.Ben seni sevdim diyemem yok öyle bir şey.Sıcaklıgını özledim senin ırakta bir köşede bekledim. Olurya belki gelirdin nisan yağmurlarında.Çocuklar gibiydim çok özledim.Ben seni yurt gibi sevdim toprak gibi.Ekinler ektim ovalarına bir ben bildim.Ben özgürlügünü sevdim senin hırçın bakışlarını.Islandıgım göz yaşlarını sevdim hiç sevmedim seni sarılıp sevişmedi yüreğim.İşçiler mazlum yaşar bu ülkede .Birde işçi kadınları özledim.Fabrika vardiyalarında geçen öümür. Sokaklarda acısı var mahkumiyetin.Nerde o ışıkları sıcak ülke parklarında özgürlük şarkıları söylenen.Halbuki tanrı şahittir görüyorum beni terk edip gitmiyor hüzün.Ben geceyi bekliyorum saklasın beni koynunda.Aglatmasın sözcüklerini şiirin.Gün gelir anlamsızlaşır gün.Ben seni hiç sevmedim bilirsin.
Birgün çekip giderim biliyorum. Geride eksik kalmış sözcükler kalır.Yazamadıgım şiirlerin yetim duruşları korkunç ahlaksız soytarı tipler gülümserler arkamdam.Biliyorum tüm köylülerin tarlalarını gaspetmiş yobaz cehaleti eşkiyalagın.Ama onu bilmiyor kara bakışlı fahişe kızları gecenin.Karanlık hiç bırakmıyor sabahı. Özgürlügün kanatları kırılmış .Artık yolun sonundadır hikayesi ömrün.Ah nasıl üzülmem ben.Nasıl özlemem devrimci duruşunu yoldaşlarımın.Ben nasıl düşünmem bu memleketi kızıl bir elma hikayedir özlenilen ah soyunup dökünen hasret.Bir ramazan gününde oruç tutuyor umut. Neyi yasaklamışsa tanrı onu özlüyor gençliğim. Ah bir gün alıp başımı avuçlarımda senin yokluğun .Korkunç bir özlem kalacak geride kimsesizliğimden seni bırakacağım kendi hikayende.Çekip gideceğim ayakablarım kapı eşiğinde.
Tüm renkleri yitikleşti bu mevsim mavi bir yıldız vardı tepede. Nehirler acı akıyordu kadınlar ıraktı doğumlarından umudun.Issız bir yıkılıştı bu.Nerdesin demenin anlamı yok kırmızı güller açsa ne olacakki.Ben seni sevdim diyemem.Ama alıştım sana papuçlarımı boyadım sen giderken perdelerin kapattım gecenin.İşsiz erkeklere anlattım kavgalarımı.Hani devrimler yapacaktık o güneşin ısıttıgı mevsimde. Biliyormusun sen çok sevmedim ben ama aradım bir kırmızı gülde.Bir sıcak çayda ısttın yüreğimi.Tüm renklerimi karattı gidişin.Ben bekledim toprağı ve ölümü.Sen gittin güneş doğmadı yağmurlar ıslatmadı göz yaşlarımı.Bir karanlıktı umut yitikleştim gittin sen.
En iyisi sevmeyi bırakmakmı bilmiyorum .Sevmeyi bırakınca anılardan vazgeçmiş olursunuz gibi geliyor insana .Anıların olmadığı bir hayat kökü sökülmüş bir ağaç gibi yavaş yavaş tükeniyor.
Önce ıssız bir sakinlik sardı odayı .Kırık bir vazo gibi bir çiçekti solgundu.Özlüyordu.Artık konuşacak onunla sohbet edecek bir kedisi bile yoktu.Yanlızlık onun hep korkularını beslerken.Niçin dedi niçin anlaşılır olamıyorum. Yırtık bir perde gibiydi onun penceresi kapatıyordu ışıklarını güneşin.O karanlığa mahkum bir fahişe gibi kabullenmişti yanlızlıgını.
En kalabalık aileler en yılgın ömürlerin müdavimlerini yaşatır olmuştuda bunu anlamakta zorlanıyordu. Kimbilir belkide hayatı sonsuz sandı .Her saat başı aynı haberleri veren izlence araçları gibiydi gördükleri .Kim bilebilirdi kim yol gösterebilirdi sakince kabulleni verilmiş bir kaderin alnında yansıttığı çizgileri kim silebilirdi.
vazgeçmeyi bilmeyen.Bana ırak bir hikayede bir kelebek olup kısa bir Özgürlük militansı bir ruh istiyor.Sorgulayan isyan eden. Gölgelere savaş ilan eden opeletsiz askerleri bekliyor hayat.
Birileri sizi önemsiyor ve sizi ödüle boğuyorsa kendinizden şüphe edin bilelimki üstüne binilmeyecek sıpanın önüne kimse saman koymuyor. Yaşamda sizi üzen sözlere muhtap oluyorsınız sorun sizde değildir. Birileri şımarıklığının cehaletinde basitliğin hiçliğinde tükenmişliği yaşıyordur. Bırakın bataklıkta böcekler kendileri gibi davranmanın keyfini yaşasınlar.Bazen keyif ölümden ötedir de farkedilmez olur. Bir sorun gider daha çetrefillisi gelir .Sorunun gider görünmesi sizin dışınızda gelişmişse onun sonucundan iylik beklemek büyük bir gaflet oluyor.Bir sorunu görmezden geliyorsanız o sizin ruhunuzu tüketir.
Bazen hayat öylesine tokat çarparki sizi kendinize getirdiği için Tanrı,ya teşekkür edersiniz.
Farkındamısınız sabit düşünce bizi karanlığın içinde tutuyor. Birşeye tabi olmak aklı birilerinin gölgesinde tutmak bizi tekilden kopartıp özgürce düşünme becerisinden soyutluyor.Bu durumda düşünce baskının kölesi oluyor.Böyle düşünmelisin şöyle davranmalısın şöyle inanmalısın gibi kalıpların içinde iradeyi hiçleştiriyor.Dolayısıyla yenilik özgür düşünce bu iklimde kendine yer bulamıyor.Farklı düşünme o düşünceyi açığa çıkarma kabul görmüyor.Farklı düşünenin bu düşüncesiyle ufuk açma şansını bizlere verdiği görmezden geliniyor. Onun için toplumsal karekterimizde sağlıklı bir temele mualesef dayanmıyor.İçsel yada sosyal karmaşayı besleyen ana yanılgı inanın sabit düşünceylebeslenirken toplumsal yapıyıda oldukça hırpalıyor. Böyle bir iklimde yozlaşmış fikirler gerçekliği mümkün olamayacak yapılar kendini güçlü görüyor. Bir bireyin yada milletin hafızasında var olanın degişimede açık olabileceğini bilmek geçmişin her değerinin o değeri yüceltecek bir içsellige ulaşamamış olurunuda kabullrenmek yenilikten korkmamak yenilgie açık olurken özgün kültürel degerlerlede barışık olmak denklemi yerli yerine oturtmak ben ve biz içselligi iyi yorumlamak belkide hayatın ana akımına yön vermekte esas olur diye düşünmeyi becerebilmek. Bunu yapabilince var oluşumuzuda bir temele dayandırma cesaretini kendimizde bulabilmek.
Ben düzgün insanlara mahkumum. Seviyorum onların gölgelerini beni yakıcı yalanlardan koruyor. Cömertçe açılıyorum içimi onlara . Boşa geçmiş ömürler acı veriyor içime.
Yaşamın en büyük yanılgılarından biride göç etme zorunluluğudur.Buna yurt savunması hariç savaşlarıda ekleyebilirsiniz.Yirminci yüzyılda birbirini yiyen Avrupa devletlerinin nasıl oluyorda sonra birbirleriile yakınlaşmayı başara biliyorlar dikat çekici bir sonuç oluyor.
Göçlerden söz ederken gürcistanın batum şehrinin kırsalından (Geda –keda ) Türkiyimemize göç etmiş babamın yaşamının mahzunluğunda bunu görebiliyordum.Bunedenledirki benim ailem Anadoluda başta malatya Diyarbakır olmak üzere bir çok şehirde kendine yer bulmaya çalıştı.Bindokuzyüz yetrmis sekiz yılındaysa adanalı olan annemin akdenizi istemesi üzerine antalyaya yerleşmeye karar verdik posta memuresi ablamın taini şehrin ilçesi alanyaya çıkınca alanyaya yerleşmek durumunda kaldık.Alanya bir kıyı şehri akdeniz alanyaya analık yapıyor.Derinlerdeki Akdeniz fay hattını görmezden gelirsek akdeniz alanya için bir şans. Tüm yakınlarım alanyanın değişik kabirliklerine misafir olurken bir aile kabristanımızın olmaması beni oldukça hüzünlendirmiştir. Yaşam zannettiğiniz gibi sizin kontrolünüzde değildir.Bir büyük güç size mutlak olrak hükmeder siz bunun farkına varmakta çok geç kalırsınız.Türkçede bu büyük güce Tanrı diyoruz.
Güncel yaşam dialektigi oldukça kesikindir (Zıtların çatışkısı ) Bu çatışkılı durumu paylaşıcı boyuta getirmek yaşam bilinciyle ilgili bir durum olsa gerek.Çogumuz yaşamımızı pilanlamaktansa yaşamın bize yönelttiği yolculuğa eyvalalh diyerek hayatımıza devam etmiş oluyoruz.Sonrası o hayat yüreğimizi dağlıyor. Burda zorunsal olanların ötesinde tercihler ve yanılgılar biribirinin içine geçerken koca b ir ömrü feda ettigimizinfarkında bile değiliz.Özgün bir kültürümüz var bu kültürün özünü koruyup olması gerken içleştirip tortularını öteleyebildikmi yaşam biraz daha kolaylaşacak gibi. Bunun için bir beyin aydınlanması hepimizin ihtiyacı olan bir sonuç olmalı. Yoksa gölgelerin ardında ömürler tükenip gidiyor.
Bugün günlerden hüzün şöyle bir rakı alıp içmeli kımız niyetine. Her kadehte kovmayı becerebilmeli derdi tasayı .Yada aksi olsun hadi gelin tüm ahlaksızlığımızı avuçlarımızdan serpelim yerlere. Yerler özgürlük tohumlarını tanısın. Bir esmer kadın saçlarına savursun Akdenizde Ak deniz özgürlük nedir umut nedir aşk nedir tanımış olsun. Yaşamın tüm kıyılarında barış çıçekleri açsın denizlerin. Egede bir adada bir balıkçı meyhanesinde gece gelsin pencereye biz yıldızları sayalım ruhumuzda sevdalar olsun. O bizi bırakıp giden aşklara inat.
Yuvadan uçtunuzmu kanatlarınızı açmalısınız.Geriye baktınızmı o kanatlar kırılır uçamazsınız.Yuvanızı kuramazsınız.Nefes alamazsınız.
Konuşmayı beceremiyoruz içimizdeki ego buna engel oluyor.Kocaman yanlışlara boyun eğdiğimizin farkında bile değiliz.Siz bakmayın yavan sohbetlerine sözcüklerin bir yerlede yanlışları var davranışımızın.Bir yerlerde yitikleşmiş gerçekliği zamanın .Özgünleşmeyi becerememiş bataklıkta kulaç atmaya çalışıyoruz. Halbuki hayatın güzel bahçeleri var üzüm bağları kiraz zamanı var. Usulcacık sever ruhunu şeftali bahçelerinin sevecen gülüşleri var hayatta. Bizim dikenler arasında dolaşmaya hakkımız olmamalı.
Degerli dostlar yaşam yanılgımızın en büyük sebeplerinden öncüsü nedir derseniz idolojilerin mahkumu olmaktır derim.Bunun içindirki insan aklından çıkmış bütün idolojileri bir bütünün parçaları olarak görürüm.Saolcu yada sağcı kavramını ilk yazıtım izdüşümde irdelemiştim.Kabul edelimki bu idolojilerin içine din kavramınıda katabiliriz.Resme bakıldığında şunu görürüz din şablonundada dünyadaki tim dinlerin temel öznesi ve gerekçeleri birbirinin aynısı yada benzeri olmuştur. Yaşamı yolundan saptıran tüm kabul edişlerin kendi içinde tutarlılığı olur görünsede gıri alanın açılımında yetmezlik öne çıkmaktadır.
açıktır artık o sevinç dolu yüreğinizin. Yaşamak anlamlıdır. İnsanların gözlerine bakınız orda nefret ve umut el ele ışıklarını saklar o ışıkları siz görmeye çalışın sevmekten asla vazgeçmeyin .Sevmek yaşamda paylaşmayı getirir. Çiçekler açar pencerede perdeleri
Birgün bahar gelecek bu memlekete belki biz göçmüş olacağız.
Toplum böyle bir şey çok erdemli şahsiyetleride aramızda saklar kendinden bi haber selam vermekten aciz tipleride. Tip olmak gerçekten farklı bir şeydir bunların her davranışı barbar bağırır vakitsiz öten horozlar gibidirler. Kendi karanlıklarına dipte olurlarda kendilerini göklerde sanırlar. Tüm bunlara birde kendini üst görenler vardır. ‘Ben buyum ‘ Havasında olurlar. Bize gelince emekçi yoldaşlar vatansever ülküdaşlarız biz ben olduğumuzu bilir biz olmayı tercih ederiz.
Vakitsiz ölümler : Nasılda kabulleni verdi ölümü Görünürde kudretli saygın cüsseli eğitimli devrimci duruşu olan bir isimdi. Birgün hastalandı hastalığının farkında bile değildi. Dürüsttü saygıyı hak eden bir şahsiyetti. Sessiz ve vakurca ölümü kabullendi yitişini anlamak çok hüzünlüydü. Biliyormusunuz vakitsiz ölümler çok yıkıcı oluyor.
Zaman acıyı unutturabilirmi olasıdır.Eger yaşadıgımız acılar aynı dozda kalsaydı nefes almak mümkün olamazdı.Acı dingilleşiyor.Bunu unutmakla karıştırmayalım.Büyük islam düşlünürlerinden biri şöyle demiştir. ‘ Bir zamanlar birlikte olduklarımın hasreti kemiklerimin iliğini yakıyor. ‘
Dünyada bütün insanlara acıyarak merhametiyle faideli şeyleri yaratıp gönderen insanın beşeri hayatına şevk veren yüce Tanrı bizi bağışla koru merhametini esirgeme. Ölümün dehşeti bizi bulduğunda bize merhamet et.Amin.
Orada sesizce duruyorlar.Çünkü seslerini çıkarmaya sebep olacak karmaşık fikirli insanlar yok etraflarında. Hepsi bizim gibi sıradan insanlar neyi niçin istediklerini bilmeden hep istiyorlar. O bitmek bilmez benim olsun duygusunu kendilerine baş tacı etmişler. Sokak onları hiç bilmiyor.Hiç gurbet görmedi onlar.Devrimci anarşist bir ruhlarıda yok oldukça silik o derece cüretkar bakışları var.Bir yerlerde dolaşan tilkilerle akraba gibiler.Belki tilkiler onlardan daha geride kalmış olabilirler kurnazlık denilen yalan dolanda. Yalandan söz etmişken ‘ Yalandan nefret ederim ‘demek pek gerçekçi olamıyor .Hayatın kendisi yalanken bırakın insanlar duymak istediklerini duysunlar. Siz nasıl bilirsiniz aşkı. Herkes nasıl bildiyse aşkı bende öyle tanıdım.Korkak yalın ve acımasız.Dünyanın en güzel ülkesiydi umut.Esmer kadınlardan sakladıgım acıydı aşk. Haydi buluşalım seninle karanlık bir gecede.Tüm yitenlerimizin hikayesi yüreğimizde.Ne olacaksa olsun artık dediğimizde.Biliyormusun uçsuz kimsesiz bir ömrü tükettik.Esmer tombul memeli bir hasret sakladı sütünü.Aç bıraktı bizi. Ölümdü, kapıyı çalan .Aşk dedikleri bir puslu hikayesiydi ömrün.
Gün geçmiyorki içinizde yeni bir yara açılmasın .Ruhunuz incinmesin.Korku hücrelerinize misafir olmasın .Artık çekilmez bir hayatın müdavimi olduğunuzdan emin oluyorsunuz.Bu dünyada hiç birşeyin düzeleceği yok gibi. Çöl fırtınasında kalmış gibisiniz.Arkanıza baktığınızda bir ömrü sere serpe dağıtarak tükettiğinizi anlıyorsunuz.Karşınızda sizi anlıyacak bir yoldaşınız yok.Kedileriniz bile sizi terk etmiş görünüyor.Umutlarınız karalar bağlamış.Kara bir yosun tutmuş cehalet. Güneşin ışıkları perdeleri kapalı odaları ışıltamıyor .
Yağmur ekim ayının son günlerini yaşarken şehri etkisi altına almış görünüyor. Yıllar evvel Ankarada ki memurluğumun ilk günlerinde babam şirin ustayı kaybetigim kasvetli hüzünlerimde de bu şehirde yağmur yağardı. Yagmurun günlerce sürdüğü olurdu .Çocuklugumun geçtiği Diyarbakırda da kış günleri kar yağar o kar ayaza döner dar küçeler evlerin damından kürenen karların azizliğiyle günlerce kapanırdı . Teneke odun sobalarında ısınılır bazı evlerde kömür yakıldıgıda olurdu. Kömürün evlere kadar gelmesi zordur.Yüregi pak güneşe hasret emekçi ömürlerini törpülemiştir kömür ocakları . Emek maden ocaklarında onurlanır.
angi eğitim size yaşamın verdiği olgunluğu verebilirki.Bir onkolojik hastanın yaşam mücadelesini hangi tıp kitabı açıklayabilir hangi akedemik unvan algılabilirki ! Ah hayat bizi kendimize bırakmıyorsun. Korkutuyorsun. Halbuki biz yaşamak istiyoruz.
Konuşmayı başaramayan ruhlar kimsesizliğini kabullenmiş yitik ömürler.
Leylakların renklendirdigi o bahçede hani gülümserdik birbirimize.Umutlanırdık işçi söylevlerinde mitinglerin.Türküler dinlerdik Anadolu olan.Ah gözlerimiz bir başka bakardı gece yıldızlara.Şimdi her gününde karmaşık tutkuları varlığımın artık bırakıp gitmeli burayı İstasyonda dogu ekspiresi.Sarılmaya korktugum umut.Olurda terk etme beni.Bilirim köylüler mazlum yaşar erken kalkar kavgaları ömrün.Soyunup dökünüp hatırlanan şiirler okur gençligimin aşkları.Dedimya geçkin devirlerin yolcusuyuz artık.Bu ülke böyle işte yorgun ve mutsuz.Halbuki böylemi olmalıydı.Bir nehir kenarında o şehirde eyvanda bergünya çiçekleri gülücükler açmalıydı dudaklarda.Hani işçi kahvelerinde erkekler kadınları anlatırdı mahçup sözcüklerde.Irak çok ıraklarda kaldı her şey.Leylakların soldugu o bahçede.
Geçmiş önemlidir çünkü geçmiş size tecrübe kazandırmıştır. Bir ömür nasıl yaşanmalı bilinmez ama bunun bir kalıbı yoktur.Bazıları şöyle düşünür. ‘Gez toz yeni yerler tanı yeni insanlarla tanış yeni kültürlere merhaba de. ‘Bu görüşün kulağa hoş gelen bir yanı olmakla birlikte ömürlerini bulunduğu çevrenin dışında geçirmeyi aklından geçirmeyen yada buna fırsat bulamayan milyonlarca insanımızın ülkede milyarlarcasının dünya üzerinde sessizce kendi kaderini yaşadığını görmek durumundayız. Azınlıgın mutlu tablosu bizleri yanıltmasın bizler çoğunluğun emek yoğun insanları olarak kendi dünyamızda kendi kabumuzu kırmaya gücü yetmez halk yoğunluğuyuz.Olsun bizimde vardır sevgilerimiz.Degerlerimiz.Birbirinin gözlerine bakmayı becerebilen yüreğimiz. Belki uçaklar helikopterler köşkler oteller bizim mülkiyetimizde değil ama biz gök yüzüne sahibiz yüksek yerlerdeki (mekandan öte) Tanrı biliyor bizi.
Olacak iş degildi bu sanki ben degilim yanlız kulaçları yudumlatan mavilere. Yakında kokladıgım kokulara kenardan bakan eşsiz hikayelerinde ben yokum dersin sevdanın .Ben kadınları sevmedim hiç gecelerimde.Ölülerim olmadı sanar sabahlarım .Ben dolaşmadım gömütlüklerinde bu ülkenin .Işıkları yanınca şehrin ben özlemedim mutvaklarını açlığımın. Dolaşmadım Ankara sokaklarında . Kızılay da beklemedim bir esmer güzeli .Korkmadım vakitsiz ölümlerden ötelerde . Dügünlerden ben çekinmedim .Bilseniz ben hiç çıplakta yıkanmadım uykularımda .Islatmadı çekip gidenlerin göz yaşları .Ne demiş şair -bu dünyada en çok babamı sevdim .Ben yaşamadım piç dürtülerini kavgalarımın .Tozlu topraklı yolların atlı arabaları ben hiç kırbacını yemedimmi yanlızlıgın. Belki soyunup dökünen gece kasım patıları .Ben degildim Alanya kalesinde yorgun gezen , ben çalmadım kapısını ölümün ben olmadım korkusunda kendimlen .Ben seni hiç sevmedim diyen ellerim. benim ellerim eskiyip giden ellerim.
Garipçe bir tozlu yolda sürükleniyor milyonlar .Hep tesadüflerle biçimleniyor ömrümüz neyi niçin istedigimizi bilmeden yaşam denen çölde vaha arıyoruz. Hep ötelerdeki dişiliklere aşık hep korkulu gecelere misafir. Gizsel dürtülerde muzdarip inançlarımızda hüzünlü .Yarınları tanıyamıyoruz .Belki şuan bizi bulacak ölüm yada pazen etekli baharlara uzak kalacağız . Öpüşlerimiz yalan adımlarımız ürkek olacak. O çok ötelerde yanlız uyuyacak .Ben yılgın atlar gibi kaçkın ve ürkek .Birde gece bitmiyecek bilirim anlatamıyacak pencerem dogan günden hikayeler .Ölülerim etrafımı saracak şiirlerim yetim .oda ırak çok ıraklarda sokaklar unutacak adımlarımı .Artık şİirlerim olmayacak.Bir akşam üstü ölüm beni bulacak .Tümce yanlızlıklarımı yetim bırakıp.
Korkularım boy attı baharda sıcak bir kahve soğuttu yüreğimi.İşçiler hiç sevişmeyi beceremedi yalanlarla üzüldü gece. Biliyorum birgün bırakıp gideceksin bu hayatı ötelere. Kimsesiz bırakacaksın ruhumu, kaçıp yolculuklarına zamanın.
Yağmurları özlerim ben.Kor ateşi yanlızlıgımda.Bir çamurlu sokakta yaşanılan.Özlediğim tüm insanlara muhtaç.Seni ararım yolculuğunda.Göçer kervanların.Bilirim özgürlük dar ağacında ilmek.Haydı sıra dışı olsun arayışlarımız.Köhne bir kadın sevişir rüyalarımda.Ben işçi kahvelerinde ararım umudu.Biliyorum tüm yolculuklar hüzünle başlar.Ölümdür yaşamın sonu.Kimbilir nerde nasıl bitecek.Hiç sevişmemiş kadınların son yolculuğu.Haydi üniveriste gençleri tutun ellerinden bu ülkenin.Şarkılar tınlasın cümbüşte gece.Sokakta bir işsiz öğretmen.Matamatik öğretsin ruhuma.İki artı iki beş eder biliyorum.Soysuz arayışları kahpe eteklerin.Yağmurlar yağsın ağustosta çatısına.Kırmızı kiremetli evin.Ah ankara cebecide seviştiğim gençliğim.Bana ağlama olurmu gülümse ama.
Yaşama getirildik yaşamı sosyalleştiren bir kareterle kümeleştik.Şehirler kurduk değerler oluşturduk Milletleştik.Bazı milletlerin diğerlerinden önde olduklarını gözlemledik.Sanayi devrimini oluşturduk .Toprak sahipleri seviyesinden üretim araçları sahipleri üst kültürüne (Yada aymazlığına ) ulaştık .Örgütlendik yasalar koyduk .Devlet kurduk Ama insan olarak eşit paylaşımcı yaşam kucaklıyan bir yaşamı insanlığa veremedik.Evrensel bakabildiğimizde durum bundan ibaretir. Degerleri ya çok yücelttik yada yerin dibine batırdık .Bu yönümüzle kendimizle çelişen yaşamlara mahkum edildik.Genel durum böylerken bireysel yaşantının sağlıklı bir toprakta yeşerdiği yada yeşertmiş olduğumuzu söyleme şansımız olabilirmi .Dogrusu yaşamdada tökezledik bireysel ilişkilerdede samimiyeti kaybettik sınırlı ömrün sınırsız mülkiyetine sahip olmak için tüm maneviyatı çökerttik. Gerekli olandan fazlasını biriktirdik.Kendimizi diğerlerinden üst yapmanın mücadelesinde insanlığımı çürüttük.Sonuçta yorgun öngörüsüz ilkel ruhlu bir hayatı kendimizle paydaş yaptık.Yanıldık yanılgının gölgesinde tükenirken gölgelerden medet umduk.
Ah ben ne haldeyim.Yorgun çaresiz ve yetmezlik içinde ömür tüketiyorum. Neyi nasıl kaybettim yada kazandım bilemiyorum . Karla kaplı dağı geçeyim derken çığların altında kaldım.
Ülkede puslu bir hava var bunu görebiliyoruz. Demikrasi eşitlik çağdaşlık hukuk aşına aşına hiçliğe doğru gidiyor. Demikrasi yitikleşirken otokrasi kendine yer bulur görünüyor .Karşıttaysa neyin mücadelesini ettiğini bilemeyecek kadar ruhen ayyaşlaşmış bir muhalif kesim var. Onlarda muhalefet ettiklerini sanıyorlar. ülkenin temel değerlerine karşı gelmeyi ilericilik zannediyorlar . Ülkenin onlarca yılının puslu bir sis havasında belirsizlik içinde olduğunu temiz akıl sahipleri görebiliyor.Bu ulusun ana değerleri olduğunu bilmek durumundayız. Yurt sevgisi millet olma bilinci inanç özgürlüğü mavi vatan kavramı (denizlerimizdeki etkenliğimiz ) Hukuk gerçeği Cumhuriyetin kurucu değerleri müsbet bilim. Bu daire içinde olmayı başara bildikçe ülke yarınlarını sağlıklı oluşturabiliriz diye düşünebiliriz. Afaki amaçlar yetmezlik içinde dar görüşler yaşamın gerçeklerinin terk edilmesi ülkeyi ve halkı zora sokacağı bir süreci yaşatırki buna katlana bilmek hepimiz için dikenli taşlı yollarda yürümeyi mecburlaştırıyor. Yaşamda yurttaş ve toplum (millet ) Bilinci öncül yapmak zorunda olduğunu anlamadıkça yanılgılar kaçınılmaz olur. Yurttaşlar mutsuz ve huzursuz yaşama mecbur bırakılırlar. Günümüzde sağ yada sol pencere yok ortak bir büyük alan var ve odağında insan denen canlı.Artık bazı gölgelerden kurtulup güneş görebilmeliyiz.
Bir yerde gölge varsa ışıkta vardır.Biz o ışığı öne çıkartmanın mücadelesinde olmalıyız.
Farkındamısınız korkuyoruz kendimizden duygularımızdan yaşadığımız şehirlerden kalitesiz umutlarından hayatın .Korku nefesimizde bir sis gibi bırakmıyor.
Anladım yoksun sonra baktımki bende yokum .Senin peşinden sürüklenmiş okyanusun dalgalarına alıp götürmüş beni benim olduğum yere. Baktımki sen bendeymişsin. Çok hırpalandım ben insanlarla iyi geçeinmek için sensiz.Sonra kedileri tanıdım onlarda benim gibi ömür boyu sensiz.
Düşünce önemli bir kavram düşününce sorguluyoruz.Gülümsüyor hayat umutlarımıza bir keyif geliyor.
‘Sevecegim hatun kişiyi illaki esmer olacak ‘Der şair Tarancı . Esmer kadınlar sevdadır biliyorum.Hani bir meftüne pişirse hayat sumakli bir tadı olsa umudun. Ne olduda üzüldü yüreğimiz kimler bırakıp gitti bizi bu yalan dolan hikayesinde ömrün.Hani kapatalım demiş olalım .Sofraları kurmayalım hayellerde.Evlerden kaçalım sokaklardan korkalım . Sonra illaki esmer olsun gözleri hayatın.Gülmeyi bilsin geleri gök yüzünde hilal. Şiirler yazalım .Birde yalnız kadınları olsun hikayenin İşçi kadınlar olsun boyasız bakımsız insancıl olsun oasaklı hali.Oturup konuşalım memleketi.Sonra ne olacaksa olsun hayat.
İnsanların büyük çoğunluğu paranın peşinde koşuyorlar iyide yapıyorlar para olunca olmayan ne varsa olur oluyor.Kırmızı güller koparılmış sulanmış fark etmiyor. Daha bir cüretkar oluyor hayat.Telefonlar hiç susmuyor.Sözcükler daha bir cesaretli hükümdarlığını sürüyor ortalığa .Hiç kitap okumamışlar çok daha bilgeç oluyorlar. Toz toprak ve yalanlar ve kırışık gömlekli bir soytarı hükmediyor sevdalara.Sevdalar hastalıktır kimseler bilmiyor.
Nefes almak yaşamakmı bilmiyorum.Sensiz olmak bir nar ağacının meyvesinde.Seni hatırlamak.Öznesi sen olan şiirler yazmak kendine.Anadan babadan ötede seni görmek penceremde.Ah ne yapabilirizki azla yetinmeliyiz.Azca sevmeliyiz hayatı.Düşüncesiz sözcüklerden azca anlam çıkartmalı.Azca sevişmeliyiz gecenin yanlızlıgıyla.Kimi seviyorsak azca sevmeliyiz.Azca üzülmeliyiz göçüp gidenlere.Ah bir kara tirene binipLokomatifi kırmızı çizgili olanından.Keyiflice umut etmeliyiz ölüme inat.
Her sabah uyanırken korkularımda seni düşünürüm.Düşünmek tehlikeli bir eylemdir.Sonra kendim olurum bir vaktinde karanlığımın.Evsiz parasız pulsuz.Binlerce sözcük vardır aklımda.Birde göçüp gidenlerrin hasreti.Her sabah ben sen olurumda sen bunu bilmezsin.Bilirsin esmerdir yoksulların ekmeği.Yüregi kederlilidir kadınının.Ah kim açar kapısını.Kim demler çayını sabahının.Kim düşünür kim bekler.Ölüleri sevmez kimse bilirim.O varlığından beri ıraktı umuda.Kimseler ısıtmadı yüreğini onun.Bir esmer kadın siyah deri çizmeli.Vakitsiz bir zamanında ömrünSorunlu bir devrimci kavganın içinde.Geldi hadi dedi yürü günahlarıma benim.Ben esmer kadınları severim.Islanırım göz yaşlarında yetimliğimin.Siz bakmayın papuçlarıma olurmu.Ben hep kimsesiz yorgun sokakalara gezerim.Yörük kızıda bilmez bunu bende bilmem.Ne zaman gelir ölüm sevip okşar tenimi.Ne zaman memlekette gözleri güler işçilerin.Siz bilmezsiniz gerçek sevdaları işçiler yaşar.İşçilerdir sahipleri memleketin.
Yaşamaktan vazgeçmeyeceksin.Son anına kadar içindeki devrimci ruh var olacak.Korku rezil bir durum biliyorum.Sonra sevmeyi bileceksin.umudu bir kedi yavrusunu.Giyinik ruhlu esmer bir kadına baş eğeceksin.Bunda bir kötülük yok.Biliyorum günahsızda olmuyor bu yolculuk.İşçi kahvelerinde tükenirken ömür.Kim neyi özledi nasıl bilirim.‘O mavi gözlü bir devdi’Özgürlüğe düşkündü.Tüm umutları çarmıha gerildi gecenin.Onun hiç sabahı olmadı .Ne demiş şair ‘Yaşamak ciddi iştir.’
Karanlıktayız bunu anlıyorum.Sabahları yorgun sokaklarda mazlum insanlar dolaşıyor.Tanrı tüm kullarına aynı kaderi yazmış diyenler çok haklı.Kimi aç sefil yaşıyor kimi lüks içinde keyifte.Tüm kadınlar dünyayı güzelleştiriyor görüyorum.Bir erkekler isyancı ve geride bekliyor.Birgün kapıyı çalacaktır ölüm.Ne olacaksa olacak çıplak bir yalanı hatırlayacak gece.Lacivert bir sevda alacak bizi koynuna.Sahipsiz bir kedi yavrusu gibi ruhum.Sen bunu bilmiyorsun hani vakitsiz gelir acı.Çaresiz bir ömrüm müdavimi olursun.Olsun biliyorum tüm yalanlar kapıdan içeri girmiş.Hadi gel biz çıkalım ötelere kaçalım.Ötelerde ölüler var şimdilik sessizce bekliyorlar.saat kaçta ne zaman geleceksin sen.Haber ver olurmu ölmeden önce.Gözlerin gözlerimde olsun bende gelirim seninle.O karanlık meçhuliyetine yitikliğin.
Esmer saçlı kadın ve yitik umutlu erkeğin ruhları gökyüzünde buluştu.Onları ahlaksızlıkla suçluyanlar kala kaldılar arkasında ölümün.Ölüm fakirleri korur zenginler korkarlar ölümün gerçekliğinden.Düşünsenize nasıl bırakacaklar o köşkleri dört çeker arabaları tombul memeli kadınlarını .Tanrı onları istiyormu bakalım. Gerçi tanrı nasıl musade etti bu haksız şatafata dersiniz.Olsun şimdi ölüm geldi nefeslerini kesti yitik ruhlu godoşların.Ah nasılda uğraştılar ölmemek için özel hekimlere gittiler.En görkemli hastanelerde en havalı odalarda kaldılar.Kırmızı güller yolladı birileri bu piç ruhlu ucubelere.Ama olsun ölüm bekliyordu onları ve bizleri.Silikon memeli karıları rujlarını sürmeye devam ettiler.Ölüm varsa var onlar göz altlarında rimellerini eksik etmemeleri lazımdı.Tüm azgın hikayeler ölümle anlamsızlaşıyor.Dante şöyle der. ‘Ey buraya giren bütün umutlarını ardında bırak ‘İhtimal burda gerçeğin ta kendisi seni bekliyordur.Kimbilir belkide en namuslu erkekler en namussuz kadınlardan özür dileyecektir orda.Onları öyle gördükleri için.İşçiler ve çocuklar orda akasyalarla yoldaş bir bahçede mis-ki amber kokusunda gülümseyecektir tüm günahkarlara.Gerçi insan üşüyünce cehennemin sıcaklıgınıda özlüyor gibi.Hani cehennem çok kötü diyorlar ya boşverin siz Tanrı kötü degilki cehennem kötü olsun.Bence kötü olan bizleriz. Yanlış anlıyoruz her şeyi .Şünkü yanlışız.Bahar gelirken şöyle memlekete ölümler daha bir acı olur.Esmer siyah çizmeli tüm kadınlar yitikleşir oluyorlar usumdan.Sonra dünyayı bırakıp gidiyorlar o güzel insanlar erkence.Hani vakit geldiyse gidilecek yapacak bir şey yok.Yine geride kalanlar sabahları kahvaltı edecekler.Sofrada zeytin çökelek birazda umut.Yaşamak böyle bir şey işte biraz gerçeklik çokça yalan dolan.Vakit geldimi dersiniz ,hadi gidelim.


Yıllar evvel bir umut belirmişti soframda.Ah nasılda sevinmiştim tüm özlediklerim uykularımda.Esmer bir kavganın içinde devrimci bir yolculuktu bu.Amaçsız ülküsüz değildi. Çocuk gibiydi korunmalıydı.Sonra tümen tümen ölümler çaldı kapımı.Ben kime aşıktım tanrı anlat bana söyle hikayesini hiçliğimin.Ah kime baksam puşt bakışlı zibidi böyle artık zaman.Kimselerin değil kendimin mahkumuyum biliyorum.O isimsiz yosma kadınlar ve gecesinde ayaz.Çek git kaç bu soğuk mevsiminden ömrün.Yık korkularını soyun ıslan ve üşü.Gökyüzü saklamış yıldızlarını.Sen ırak yataklarda yaşa dişiliğini.Bırak umut o yavan sofrada kalsın.
Döndüm dolaştım yine sana geldim.Tuttum umutlarımdan saçlarını.çok sevdim bilmiyorsun.Kıyı kasabalarından devşirdim aşkı.Hiç bilmedigim sokaklara mecbur kaldım.Bir baktım dört yanım yalan.Kendimce demledim sabah çayımı.İşçileri düşündüm maden ocaklarını.Deniz altıda denizcileri düşündüm.Sen yanımdaydın zaten çıplak sevinçlerimdeydin.Sonra Tanrıya anlattım tüm günahlarımı.Gecenin bir vaktinde özledim seni ben.Korktum örttüm perdelerini sevdanın.Bekledim çok bekledim gelmedin sen.
İnsan denen canlı nelere katlanıyor ömrü birlikte geçirdiğiniz yol arkadaşlarınız göçüp gidiyorda yaşam yine vaz geçmiyor sizi kandırmaktan.Yine sofralar kuruluyor yine güleç şiirler yazıyor sözcükler.İsimsiz kadınlar aşkı anlatıyor yine.Unvalar sitatüler makamlar hükümdarlığına devam ediyor.Sonra Bir ağustos günü ‘Eyyamı Buhur ‘bir köz yüreğinizi yakıyor.Akdeniz üzgün ve mahcup sen çekip gitmişsindir.Hani kal diyen olmamıştır .Yetimler bir başka yetim kalmıştır gidişinde pısırık yüzlü yalanlar tünemiştir rezilliğine yalanın.
Bazı günler şöyle tabağımda sevdiğim meyveler görünce kiraz kavun ve karpuz bunları ölülerin yiyemediğini düşünüyorum. Oldukça deli düşünce biliyorum .İçimi bir hüzün kaplıyor.
Son baharda yapraklar dökülünce toprağa hatırladıklarım göçüp gidenler oluyor. Sonra bir rakı içiyorum şöyle sekten öte bir halcede .Günahlarım parıldıyor korkularımda. Erkence uyanıyorum. Akdeniz hafif dalgalı ayaklarım ıslanıyor köpükleri temizliyor kirlerini hayellerimin. Güvercinler kumlarda rızklarını arıyor.Kangal kırması cüsseli bir köpek oturmuş denizi izliyor damlataş pilajında Alanyanın. Görüyorum deniz ona gülümsüyor.Birlikte yaşıyor hayellerimiz Akdenizde. Akşamdan kalmışım herhalde başım ağrıyor. Sen çekip gitmişsindir ben senle kalmışımdır o şehirde.
Düşünmüşsünüzdür insan denen canlı niçin yaratıldı (kendiliğinden ortaya çıkamayacağına göre bir öznesi vardır diye düşünelim .) Üreme için demiş olsak bu bir tercih neslin devamı sizin kabul edişinizle ilgili bir durum. Mal mülk edinmek için dersek buda gerçekci olmuyor binlerce yıl insan toplulukları göçebe olarak bir varlığa (gayri menkül )sahip olamamıştır.Kullandıklarının dışında bir mülkiyeti söz konusu değildir. İnsanlıgın kültür oluşturması ve süreçte günümüze ulaşması yerleşik düzenden sonra bir ivme kazanmıştır .Eski şehir devletlerinin ortaya çıkışı kültürel üst oluşumun olgunlaşması tüm bu süreçte var olmuştur. Dünya tarihi insan neslinin kültür karekterini yansıtırkende birbirinin boğazını gıtlakladıgının örnekleri ile doludur.Enson dünya savaşlarını hatırlayalım.Saga sola saldıran despot yöneticileri ve onların peşinden sürüklenen milyonlarca insanı. Günümüzde durum dahada ilginç bir serüvenle işlevine devam ediyor .O da Neoliberalizim denen sermayenin sınır tanımaz sömürü düzeni. Din karekterli yanılgılar. İnsanlıgın geldiği son nokta sömürüden başka bir şey olamıyor.Sokaklara konmuş makineler ( Atm ) cebimizdeki banka kartları sınırsız faiz ve sömürü düzeni üretim araçalarının ihtiyaç olsun olmasın ürettiklerinin cazibesi müsriflik ve büyük halk kitleleri için asgari yaşam ihtiyaçlarına barınma zorunluluğuna ulaşılamaması .Böyle bir dünya düzeninde insanlar niçin yaratıldı (herhalde kapitalizimde sömürülmek için değildir. ) sorusunun cevabını bilmek durumundayız.Burda sömürü araçalarında her duyguyu öne çıkartan bizi bam telimizden vuran kavramlarda dikatimizi çekmelidir.Yurt sevgimiz tanrı inancımız kapitalist toplumda öylesi sömürülürki buna kendimizde bir anlam veremeyiz.Birileri şöyle der ‘Sabret tanrının cenneti seni bekliyor ! . Gelin hep birlikte bir karar verelim birileri rahatlık içinde keyfindeyken milyonlarca dünya üzerinde milyarlarca insan yokluk çekiyorsa bu Tanrı, mızın tercihi hükmü olabilirmi.Mümkünmüdür. Yanılgı bizi yanlşı gölgelerin içine itiyor.bunu görmek istemiyoruz. Rahata kaçıyoruz merak etmiyoruz sorgulamıyoruz.Birey ve toplum sorgulamayı başara bildikçe doğruya yaklaşabilir.Yoksa yanılgı kaçınılmaz oluyor. Tanrı bize akıl vermiş ve bizi yaratmiış sınırlı bir zaman diliminde bu dünyadayız .Var edilşimizin gerçek nedenini bilemiyoruz.Ama biliyoruzki tanrı merhamet sahibidir.Bu dünyada bizi yıldıran tüm yanılgılar bizim kendi tercihlerimizin bir sonucu olarak önümüze çıkmaktadır.Tanrı bizi esirgesin ve korusun bize Aklı kullanmayı nasiplesin.Amin.
Dünyayı birileri düzültemez dünyayı biz insanlar bozdu yine biz insanlar ortak akılla düzeltmeliyiz.
Bunun için çoğulculukta tek başına yetmiyor.Katılımcılıkta için işinde olmalı.Çogulcu bir cehalet bazen tüm insanlığın felaketi olabiliyor.Bu örneği Hitler Almanyasının tüm dünyaya acı bir tecrübe olarak yaşattığını hatırlayalım .Bireysel yada toplumsal yaşam bilincine sahip olmayı becerebilmeliyiz.Ölümlü bir hayatın içindeyiz isteklerimizin yada bizden beklentilerin bir sınınır olmalıdır.Toplum daim vardır birey sınırlı bir ömre sahiptir.Burda önümüzü açacak olan bilinç ve gerçeklik olacaktır.
Güncel yaşam dialektigi oldukça kesikindir (Zıtların çatışkısı ) Bu çatışkılı durumu paylaşıcı boyuta getirmek yaşam bilinciyle ilgili bir durum olsa gerek.Çogumuz yaşamımızı pilanlamaktansa yaşamın bize yönelttiği yolculuğa eyvallah diyerek hayatımıza devam etmiş oluyoruz.Sonrası o hayat yüreğimizi dağlıyor. Burda zorunsal olanların ötesinde tercihler ve yanılgılar birbirinin içine geçerken koca bir ömrü feda ettiğimizin farkında bile değiliz.Özgün bir kültürümüz var bu kültürün özünü koruyup olması gerken içleştirip tortularını öteleyebildikmi yaşam biraz daha kolaylaşacak gibi. Bunun için bir beyin aydınlanması hepimizin ihtiyacı olan bir sonuç olmalı. Yoksa gölgelerin ardında ömürler tükenip gidiyor.
Sokaklarını özlediğim tek şehirdir Ankara, orda umutlarımı közledim heybeme kattım kendime sakladım. Biliyorum orda bıraktım gençliğimin tüm sevdalarını sessiz bir sızı içimde ıraklarda kaldım. Yanlız ben seveceğim sandım o saçları kapalı özgürlüğü ! O yüzden ağladı gece sabah ayazlaştı. Ah ankara unutma beni olurmu.
Asla basit bir şey değildir ağlamak hele küçük bir durum asla okyanusların suları dahi coşsa anlatamaz göz yaşının akışını. Konuşmam lazım yorgan gibi üzerime konupta beni üşüten geceyle. Yüreğim kabarmış içim sıkılmış. Susmuşum gerektiğince yorgun oldugum kadar umutkarım.
Yaşlanınca insan tanrıyı arıyor . korkularının dipçiğinde . Bir fahişeyle yatağa girmek gibidir ölümle içleşmek Korkutur insanı . Sabah masamda bir çay o vardır tanrı ışığında pencerenin ağrıyan baş ağrısında yoksul ömrümde.
Disiplinsiz bir yaşam ne kültürel birikim sunar nede huzur verir. Yaşamın en büyük disipliniyse ölüm gerçeğini anlamak olur diye düşünmeliyiz. Ölümü yadsıyan bir yaşam yolculuğu temelsiz bina gibidir sizi savurur.
Karamsar olmamalıyız çünkü her sabah milyonlarca kilometre ıraktan dünyamızı aydınlatan güneş penceremizi aydınlatıyor. Biz o pencerenin ardında nederece yalnız kalsakta yeme içme barınma üreme isteklerimiz nederece karmaşanın karanlığında baskınlansada yaşıyoruz. Yaşamak her yaşta ve herşeye rağmen güzel bir sonuç. Nehirlerin ıslaklığı gibi sevecen çiçeklerin açması gibi hoşnut. Bir kadının anneliği kadar kutsal .yaşamak güzel bir durum.
Sakinlik sadece sakinliktir huzur.Karmaşa belirsizliği getirir.Belirsizlik endişeyi getiriyor. Tabi burda sakinliği patolojik bir duruma sokmamak lazım. Yaşamla kopukluk içine kapanmak kapı çalınca endişelenmek kabuğuna çekilmek pekte sağlıklı bir durum olmazsa gerek.Biliyoruzki yaşamda tek başına halledemeyeceğimiz sorunlarda var. Yanlızlıgın çizgisinide iyi çizmek gerek. Yüksek dağların ardına saklanırsanız ayaz yemeniz kaçınılmaz olmaktadır.
Degerli dostlar dünya gerçeğinde milyarlarca insanı kutsal kitaplar yönlendirir.Bu durumu izdişüm konuşulmayanlar adlı kitaplarımda anlatmaya çalışmıştım.Özellikle Tevrat,İncil,VE biz Müslümanların Tanrıdan indirilmiş son kitap olarak kabul ettiğimiz Kuran hepimizin ölüm karşısındaki durumuzu bize açıklamaya çalışır.Burda çalışır sözcüğünü kutsal kitapların haşa eksikliğinden değil kendi öğrenme anlama kapasitemizin kısıtlığına karşın kullandığımı belirtmek isterim.
Kutsal kitapların bize öğretileri tüm dinler adına önemlidir.Ve ortak yönü Tanrı tarafından gönderildiği gerçeğidir.Zaman zaman kutsal kitplar kaynaklı konuların aklı zorladığı görülür olsada burda durum şu olurki tüm kutsal kitaplarda özellikle son kutsal kitap kuran,da ayetlerde tebliğ edilenin yorumlanmasında sıkıntı olduğu gerçeği öne çıkar. Kendi cehaletimizi kutsiyewti olan kaynaklara yada kaynağa yüklemek gerçekçi olmayacaktır.Birde şöyle bir durum var inanç imandır imansa akıl yoluyla yorumu sınırlı olan bir tercihtir. Bu gerçegide görmek durumundayız.
Bireyin inançlı olması dindarlığı hoş bir durumdur.Burda seküler yaşam gerçegimizede inanç katkı verir. Bireyi olgunlaştırı.Sınır şudur iman bireyseldir dünyavi konulardaysa akıl öncül olmalıdır.Burda ortaya laisizim gerçekliği öne çıkmış oluyor.İnanç ölüm karşısında hepiğmiz için bir sığınak olmaktadır.
Özgürlük nefes almaktır sevinmektir doğan güne. Bir ekmeği paylaşabilmektir.Küçük sevinçlerden dag gibi sevgiler aşıramayı bilebilmektir.Sonra umuttur özgürlük .Çok uzak yerlerden hiç ayak basılmamış şehirlerden sevdalar düşlemektir.Kıyı mahallelerinin yetim bakışlı kadınlarına gülümsemeyi başarabilmektir.
Bir yere ait olmadığınızı hissettiğinizde sizin orda durmanız büyük bir yanılgı olur. Bu yanılgıyı çoğumuz yaşadığımızı kendimize itiraf etme cesaretini gösteremiyoruz.
Gülümseyin içinizdeki ruhu neşelendirin.Acıyı defetmeye çalışın .Yaşamın devinimini kabul edin. Ömrün sınırları olduğunu anlayın.Sevmeyi başarın.Bu sevme işine önce kendinizden başlayın.Paylaşmayı bilin.Kimseleri memnun etmek için özel çabaya girmeyin.İnsansanız ve karşınızdakinde insancıl karekter mevcutsa sevgi ve kardeşlik sizi bulacaktır. Şartlar ne olursa olsun kimseye mahkum olmayın .Siz önem vermezseniz kimse kendini önemli göremez. İnançla barışık olun .İnançlı olmak yaşamı sakin geçirmenize sebep olur. İnanç dünyavi gerçeklerden sizi koparmamalı inancın tamamlayıcı bir değer olduğunu anlamak zorundayız. Fedakarlık sınırları olan bir kavramdır bilinizki yaşamda zaman sınırlıdır.Sınırlı bir zamanda sınırsız bir fedakarlık büyük yaşam yanılgısı olur. Sabaha eriştiğinize sevinin sizi yoran insanlardan ırak durun.Kin ve kibir hepimizin için bir felakettir.Felaketten kaçınmak aklın gereğidir.
Yuvadan uçtunuzmu kanatlarınızı açmalısınız.Geriye baktınızmı o kanatlar kırılır uçamazsınız.Yuvanızı kuramazsınız.Nefes alamazsınız.
Çevremde öyle insanlarla karşılaşıyorumki .Bir çok üniveriste rektörü onların yanında cahilce kalıyor diye düşünmeden edemiyorum.Özellkle bir bilim disiplininde kendi şartlarında akedemik unvan sahiplerinin bu görünen yanlarının ardında kabul edilemez bir cehaleti beslediklerine şahit olunabiliyor.Burda eğitim öğretim kavramının kalıplarınında etken olrak çok önemli bir yönerge olduğunu görebiliyorum.Topluma baktıgınzda görürsünüzki özellikle orta öğretimin çok yüksek bir önemsel ivmesi oluyor.Burda sorun bu eğitim ve öğretimin içeriğiyle ilgili konuşmaksa oldukça gerekli bir sonuç olrak önmüze çıkıyor.Okullar eğitimciler neyi niçin öğretiyorlar öğrenciyi neye görew ne amaçla eğitmeyi kendilerince şart görüyorlar.Özellikle doğu toplumlarında sorgulamayı kendi için önemli gören beyinler olsun pek istenmiyor onun yerine biad eten miskin ruhlu kitlelerin daha bir yönetilir olduğu düşüncesi üst etkenlerce öne çıkıyor.Sorgulamayan bir beyinde kendi varlık gerekçesinin ve potansiyel gücünün farkına varamıyor. Ne dersiniz eğitim şart demeye devam ederken bu şart olan eigitimide neye göre kime göre yönlendireceğiz dersiniz.
Önce gülümser yalan gözlerinize. Sizi kendine bağlar.Bir kırımızı güldür size aşkı hatırlatan sevmeyi yeryüzünün en önemli eylemi yapan. Çogu kez kanatan yüreginizi vakitsiz bir zaman diliminde en görkemli yolculuğundayken umut.İşsiz sevdalar gibidir ölüm vakitsiz çalar kapıyı.Çaresiz bir duruştur geride kalmak .Yaşamak güneşin ışıklarından medet ummak.Ne dersiniz bu hayat yaşamaya degermi.Severekmi yaşıyoruz yoksa bilinmeyen meçhuliyetin korkuşumu bizi hayata bağlıyor.Sevdiklerimizi kaybettiğimizde niçin yüksek dozda acı hissediyoruz.Düşünülecek olursa o göçüp gidilen yere bizlerinde yolcu olduğumuzu anlamaktan neden imtina ediyoruz.
Günaha girmek çok kolay şünkü dünya bir günahtan iberet gibi. Yaşamın tüm keyifleri içinde günahlarıda saklıyor.Acımtırak bir hüzün damıtıyor içimizdeki meçhuliyeti.Issız sokakları daha çok seviyor yalan. Ne yapabilirzki hepimiz farklı gösteriyoruz ruhumuzun dehlizlerindeki sevdaları. İşsiz ve yorgun yollarda geçiyor ömrümüz. Gülümsüyoruz tüm yalanlarına bu hayatın. Tanrıda biliyor bunu .Günahlarımızı yüzümüze vurmuyor.Tanrı bekliyor.
Çogu kez asla alışamayacağınız bir hayat sizin kaderiniz olur.Kaderiniz olur çünkü sizin onu değiştirecek ne gücünüz nede cesaretiniz vardır.Siz o kurak tarlada susuzluğa hasret bir ceviz fidanı gibi yorgun ve bitkin kalmaya mecbur bırakılırsınız.Belki bir zamanlar o bahçede yeşil ve sulaktı o bahçeninde meyvelerini istila eden asalaklar olmuştur.Şimdi bitkin yorgun bir zamanın geri dönülmez yolcuları olarak o bahçesinin kapısında bekliyor olduk.Niçin çekip gitmedik niçin hicretlerden korktuk.Neydi bizi bu yavan hayata mahkum eden anlamakta zorlanır olduk.
Tam canınız sıkılmışken tam bu hayat niçin böyle anlamsız ve yorgun bir huya sahip diye düşünürken. Masanızda bir kahve görüyorsunuz.Oldukça köpüklü sade kahve .Biliyoruzki türk kahvesi sade içilir.Dudaklarınız değdiğinden damagınıza ulaştıgında bir haz alırsınız.O an için yaşamın tüm anlamsız tortuları yerini saydam bir huzura bırakmıştır.Gözlerde yaşam ışığını görürsünüz. Tüm yorgunluğunuz gitmiştir. Şöyle keyiflice nefes almanın hazını yaşarsınız.Hayat böyledir size sınırsız hayaller sunar gerçekçi yaşamanızı ister.Hayat bir dönemeç biz bu dönemeci keyifle yaşamanın yollarını aramalıyız.Karanlıga değil aydınlığa koşmalıyız.Aydınlık bizi kendimize getirir.Tüm yanılgılarımızın kökeninde yitikleşmiş bir karanlığa mahkumiyetimizin yattığını görmek durumundayız. Konuşulanlar çok eleştiriye açıktır.Biliyoruzki yazılanlar bu eleştirilerden fazlasıyla nasiplenir.Çünkü yazı kalır kendini konuşturur. Yaşamı ıskalamaz. Yazı ebediyete yakındır.Yitikleşmesi zor bir gerçekliktir. Bunun için kitaplar önemlidir.Size başka pencereler açar.Başka yaşamlardan ışıklar sunar.
Bırakıp gitmek lazımken hala duruyorsak kalplerimizi kıranlara değil kendimize kızmalıyız.
Yaşamda kısıtlı bir alanda olma zorunluluğu ölümün gerçekliğinde düşüncede oldukça rahat olma şansını kendimize verebilirmiyiz. Bu sürecin adımlarında aile toplum töreler din gibi özgün varsalların etkisi ne olabilir. Yaşamda nerde duruyoruz. Dogrusu insan toplumsal bir canlıysa onun bireyselliğinin sınırları nerede bitiyor. Bizi şahsiyet olarak var eden etkenler ruhumuzu nerede nasıl besler oluyor.Toplummu yoksa kendince var olmak isteyen insanmı beklentide öncül oluyor.Neyi niçin ne kadar yaşayabiliyoruz.Toplumu onun hücresel varlıgı aileyi hangi döngü yaşatıyor.Sosyal bir varlık olarak bizi etkeleyen tüm kutsallarımızın başlangıç yada bitiş sınırı olasımıdır. Yoksa degirmende ezilen bugday başaklarımıdır toplumcu yanımızla halcemiz. Niçin ahlaksal olarak samimi olamıyoruz. İnsanca yaşam yolculugumuzda kurdugumuz uymamız istenilen yapılarda insanca hakça bir yaşamdan mahrum bırakılıyoruz. Ekmegi aşkı umudu niçin birileri kendi çarklarında yitikleştiriyor. İnançlarımız bizim kurtuluşumuzmu yoksa felakatimizmi oluyor. Yaşamın her sürecinde niçin yetmezlik içinde kalıyoruz. Baş edemedigimiz hastalıklar önleyemedigimiz sömürü düzenleri gerçeklerle bagını koparmış yanılgılar teknolojinin yetkenligindeki güçsel sınırsızlık yılgın korkular insan olarak bizi niçin mazlumlaştırıyor.
İlk yazıtım(kitap ) izdüşümde sağ ve sol kavramlarının birbirini tamamladığını karşıt olmadığını ikisininde insan ve toplum işlevinde ortaya çıktığı her iki bakış açısınında birbirini özneleştirdiğini ifade etmeye çalışmıştık.Bu düşünceye ekonomik yapısallıgıda eklemek ekonominin insan yaşamındaki işlevini anlamayı becermeninde gerekli olduğunu anlatmaya çalışmanın önemli olduğunu gördük. Dünyada iki ana ekonomik kavram var devletçi ekonomi birde içinde bulunduğumuz küreselleşmiş liberal ekenomi. Bu iki kavramda dünyanın en büyük ekonomik güçlerinin başında gelen 1945 normandiya çıkarmasıyla avrupadada gücünü perçinleyen başta Harvard olmak üzere Amerikan üniveristelerinin teorisyenliğini yaptığı ekonomik modellerle ilgili toplumsal etkenliğin sonuçları olarak bilinmelidir. İki farklı modelden birisi kamucu Kenses ekonomisi diğeri fredmancı piyasa ekonomisi kavramı olmaktadır.Firedmanı ana görüşü şöyledir.Devlet ekonomiye asla karışmayacak.Şirketlerin kar etmenin dışında bir amacı olmayacak tüketim için piyasaya para akışı olacak piyasa kendi kurallarını belirleyecektir.! (Bir yerde bir ürün fazlasayda değeri düşer bu para içinde böyledir. ) Kensesin ekonomik görüşü bundan farklıdır.Devlet piyasayı kontrol eder gerekirse müdahale eder.Ekonomik düzenin belirleyicisi en önemli tüzel varlık olan devlet olmalıdır.! Burda şunu belirtelimki ikinci görüş emekçi kesimler için beyaz yakalı yada mavi yakalı dedikleri ücretle çalışan sınıf için daha gerçekçidir.Burda durum şu olabilir devlet temel yapıda ekonomiyi takip eder.Enerji sağlık ulaşım haberleşme barınma gibi kavramlarda kendi sosyal görevinden vazgeçmez ekonominin dinamizm kazanması ve ilerleme içinde özel mülkiyete alan bırakır. Bu alan sınırsız ve denetimsiz değildir.Burda kazancın gerçek üsülde vergilenmesi artı değerin eşit paylaşımının saglanmasıda devletin görevleri arasındadır.Devlet özel sektörü baskılamaz aynı zamanda ona sömürü ve despot olma şansınıda tanımaz. Görülüyorki burdada denge esastır.Toplum devletin yapısında bu dengeyi görmek ister. Ortak akıl ortak yaşam devletin otoritesi birbirini öteleyen değil destekleyen ve besleyen kavramlar olarak düşünülmelidir.
Hayellerimiz bizi yaşatıyor .Bunu başaramazsak bu renki o derece anlamsız dünyayla baş edebilmemiz mümkün olmayacaktı.Hayeller umutlarımızın afaki bir yanılgısı olsada yaşar görünüyorsak hayellerin bizi besledigini anlaya biliyoruz. Hani şair demiştir ‘ …git başımdan ben sana göre değilim.’ A.İ. Evet bu dünya biz insanlar için yaratılmış biz kimin için yaratıldık.Tanrı bizi kendi için yaratmamıştır diye düşünebiliriz.Tanrının bize ihtiyacı olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Peki niçin varız var olmamızın anlamını nasıl sorgulayacağız.Sahiplenmeye çalıştığımız tün verilerin hiçliğini ölüm bize gösterdiğine göre bu yalan dünyanın şatafatında niçin tükeniyoruz.
İnandıgınız benimsediğiniz düşünceler aynı zamanda sizin özgürlügünüzüde beslemeli. Size huzurlu umutvar bir yaşamı müjdelemeli.Çogu kez inançlarımız önemsediğimiz fikirler bize bu şansı vermeyebiliyor.Onun içindirki önceki yazıtım (İzdüşüm ) de denge kavramından bahsetmiş karşıt görüşlerin tamamlayıcı yönlerini anlamaya çalışmak gerektiğini belirtmiştim. İnanç milliyetçilik hakçılık devrimcilik ülkücülük gibi kavramların insan odaklı olduğunu toplumda kendine yer buldugunu tamamlayıcı olabileceğini anlatmaya çalışmıştım.Toplum ve insan huzurlu bir yaşam arayışını sosyolojik olarak iki ana gerekçeye dayandırır.Birincisi doğal ve sevisel yaşam ikincisi bu yaşamı besleyen onu olgunlaştıran hukuk kavramı.Hukuk karşıt görüşlerinde kendini ifade etmesini katılımcılığı saglıyan en önemli sosyal varlık yansıması olarak hepimizi etkiler.Bireyler gücü ele geçirdiklerinde kendilerini tek otorite görebilir halk kitlelerini baskınlatarak kendilerini üst akıl olarak lanse edebilriler (faşizimin kitle ruhu anlayışı ) Bu risk insanlık tarihinde buruygan yönetimleri karşımıza çıkarmış bu yanılgıyı insanlık görmek zorunda bırakılmıştır. Almanya Hitler vakası italyada Mosolini ispanyada Fıranko bir çok ülke tarihinde generallerin derbe eylemleri dahası sınıfsız toplum iddasıyla gerçekleşen rus 17 ekim devrimi sonrası sitalin despotluğu bu yanılgıların somut örnekleri olarak önümüzde durmaktadır.Günümüzde hukuk ulus devlet yapılanmalarının ana güvencesidir.Otoritenin denetlenmesi kuvvetlerin denetim yasama uygulama alanlarının özerkliği çağdaş devlet ve toplumların ana tercih olarak karşımızda durmaktadır.Öngörülür yönetin kavramları hukukla anlam kazanırken bu gerçeği görmezden gelmek düşünce ve yaşamı daraltıp ilkelleşmeyi kaçınılmaz kılmaktadır.Düşünce önemlidir düşüncenin usa dayalı lması esastır yaşamda toplum işlevinde hukuk olgusu vazgeçilmez olmaktadır. Bu bize eşitliği dengeyi katıulımcıılgı ve özgürlüğü getirir. Aksi yaşam yanılgısının kalıplaşmış bir yansıması olacaktır.Yaşamak özgürlükle anlam kazanıyor.


Kuyu
Herkes Özledigini sever
Üzülür yitikliğine gidenlerin.
Hiç anlamamıştır gökyüzünün laciverti
Issız korkularını tanımamıştır ölümün.
Bugday başakları tarlalarda
Anlatmamıştır özgürlüğünü umudun.
Sevmek öyle saklanacak bir ayıp değildir.
Sevmek yaşamaktır bilirsen.
Köhne kuyularda su aramaktır.


Şimdi ben sen gidince anladım.Böylede yaşanabilirmiş seninle konuşarak yanlızlıgımda.İşçi kahvelerinde anlatmak kavgalarını umudun.Esmer bir ekmeği bölüşmek.Seni kovmak yalanlarından hikayenin.Hani geceleri yıldızları saydığımızı var saysak seninle.Korkak kadınlarla yatağa girsek.Anadan bacıdan toprak damlı evde bırakılanlar. Kimseler tanımazsa seni üzülme ben biliyorum ya.O kedi bakışlı ellerini görüyorumya üşürken.Ayazlarında ömrün sahipsiz bahçeler gibi viran ruhum.Ne oldu söyle haydi hani şöyle düşüne biliriz.Ölümler niçin acıtır yüreği niçin toprak saklar her şeyi.Kapıda bir ışık ırak şirlerden senden bana kalan.Hadi anlat bana işçi vardiyalarını borçluları.Sevişmekten korkan umutları anlat.Şimdi bende gideceğim karanlığımdan ,Arama beni.
Zaman içinde sevmeyi öğrendim ben.Kendimle barışık olmayı
Seni özlemeyi.Şiirler yazmanın yakıcı rüzgarını
Yüzümde hissettim öpüşlerini ölümün.
Sonra esmer hırçın bir denize bıraktım tüm yoksunluğumu
Islandım nehirlerinde ülkemin Çoraklarında kuruttum yüreğimi
Sen ıraklardaydın ruhumda tenin.Sonra güneş ısıttı dağlarını acılarımın
Kısık bakışlı kadınlardan korktum ben.Koştım patikalarında yalanların
En delice inançlara kapıldım.Öldüm kimseler anlamadı
EV faturaları sahte gülüşler.Ve kızgın sevişmeleri cahilliğimin
Hepsi heybemde katık.Bir tiren kompartumanında yapayanlız !

Ben sana anlatamadım kendimi.Güllere gelinciklere ve sevdaya.Sende bilirsin bağ bozumlarında alevlenir aşk .Hastalar ölümü hatırlar.Eşcinsel bir yalan uçar hükümet kanadından.Tüm işçiler mavi gökyüzünü sever.Tanrı seviyor bizi ben bunu biliyorum.Günahlarımızı seviyor kadınlarımızı.Yetimliklerimizi gece karanlığında.Aglayan küçük umutları var bu ülkenin.İsyankar bakışlı devrimci ülküdaşları.Hiç gülmeyi bilmez umutlar taşırken heybem.Sen tanımadın o göçüp giden pupa yelken.Özgürlügümüzü aldı gitti umut .Ben seni sevmedim özledim sadece.Kırmızı bir gece lambasının sakladığı ne varsa.Sendin o bekledim çamurlu bir kış günü o sokakta.Sen anlamadın beni ben seni hiç sevmedim.
Tüm günahlar korkuların içinde beslenir.Sende içimde olursun gözlerimin.Ölümün yıktığı duvarların altında kalır umut.Ah bilsen ne kadınlar özlenir ne geceler biter.Biliyorum tüm yollarında diken var bu hayatın.Korkak bakışlı sürtük bir arayış var.Çogullar içinde kendimce yanlış.Şöyle doyunca olmadı hiç ağlayışım.Benimce devrimci umutlarım vardı.Mavi gözlü bozkurtlarım vardı benim.Kagnı arabalarına aşina analarım vardı.Bu topraklarda ölülerim vardı benim.Ruhlarına yoldaştı gökyüzünde yıldızlar.Ben yoksun sofraların yorgun misafiri.Yamaçlarda mutsuz yatan bir kabirde misafir.Ben Anadoluydum.Çok Kadınlar sevdim.Çok yiğitler sardı bağrım benim.
Eleştirisel bakış samimi olunca yaşama katkı veriyor.Haset ve anlaşılmazlığın dip karekteri bir eleştiri ne yazıkki kültüre ve yaşama katkı vermek bir yana yılgınlık yaratıyor.Neden sorusunu sormaktan öte red etmeyi öncül görevimiz olarak görüyoruz.Niçin nasıl neden sonuç ilişkilerini ya görmek istemiyoruz yada yaşamın öz yansımasını çözümlemekten uzak durmuşuz. Neyi niçin sorguluyoruz.Kimin yada kimlerin gölgesinden kaçmaya çalışıyoruz.
Bİliyormusunuz korku erken buldu bizi birdaha hiç bırakmadı genç bir kızdı ablam (Fidan ) ürkekçe yaşardı bunu gözlerinden bilirdim biz dört kardeşin içinde Kafkas göçmeni babam şirin ustanın en çok sevdiği evladıydı.Küçük yaşta PTTnin santral memuru olmuştu yaşını büyütüp öyle başlatmışlardı işe O nezihe ananın kızıydı yorgundu omuzu büyük yükler almıştı. Ailenin yükü omuzlarındaydı demiryolcu babam şirin usta yaşlanınca yol atelyesinden emekli etmişlerdi o zamanlar işçilerin emekli maaş bağlama diye bir durum yokmuş olacakki babama toplu bir para verip iş akdini fesh etmişler.O parayıda babam esnaflık yapalım diye birine kaptırınca yokluk bizim ailenin kaderi oluvermiş. Anam dersen teyzesinin yanında büyümüştü bir yuvası olsun diye kendinden yirmi yaş büyük babamla evlendirmişler.Anam tüm yokluğa rağmen kendince mutluydu babamın mavi gözlerine bakıp şirinim derken dünyası aydınlanırdı. Ablamın o anarşist hastalığa yakalanması kaderimiz oldu. Ankara tıp cebecide radyasyon onkolojisi tam kansayımları umut korku belirsizlik.

Şehrin en önemli caminin bahçesinde dolaşıyorum .Diyarbakır ulucami .Emevi caminin Anadolu yansıması olarak gösterilen Diyarbakır ulucami şehrin merkezinde önemli bir cami .İslam aleminin beşinci haremi şerifi olarak nitelendirilen camide bulunmaktan oldukça hoşnutum.
Ah gençlik nasılda kayıp gidiyorsun avuçlarımızdan geriye mahzun hatırlaları kalıyor bırakıp gidenlerin. (1977 )
Kuçenin başında hayat var.Sen varsın umut var. Daha çok şeyler var.Kavgaları var hayatın.Sevdaları var. Ah nasılda gülümser hayata bir sabah vakit kapı çalınır saçları dağınık bir kadın eşşiginde sevincin.Haydi korkma sev ve yürü yüremek özgürlüktür biliyorsun.Geriye bakmamaktır özlememektir .Anlıcagın canım yürümek bizlik bir iş değildir.
Sizce insan yanlızlıgı ne zaman hisseder.Ben bu duyguyu genelde birinci derece yakınlarımın ölümlerinde hissetmişimdir.Ölüm size sitatünüzü (yada garipliğinizi ) hatırlatır.Sonra yorgun bir ağırlık çöker vucüdünüza o yorgunluk sizin doğal yoldaşınızdır artık .
Karanlıgı nasıl aşacağız anlat bana sen.Güneşi çocuklara nasıl dağıtacağız.Genç kadınlara özgürlüğü nasıl sıvayacağız.Hani ölüler utanır sakinliklerinden.Deliler özgür kalır bilirsin.Bir biz mahcup ve utangaç.Aglarız yaşadığımıza acıyı.Acı yaşamaktır bilirsen .

Küçükken severdim seni .Kırmızı gelincikler açardı buğday tarlalarında.Sen şiirler okurdun geceden.Esmer bir kadın severdi yüreğim adı sen.Sen devrimci hikayelerden çıkıp gelmiş gibiydin.Gözleri mercimek misali sevdalardan.Anadan babadan bacıdan.Fabrika dişlilerinde tükenen umutlardan.Devşirdigin ne varsa heybende alır getirirdin.Ben seni sevmedim biliyorum.Dicle kıyısında bir kadın sevdim ben.Ankarada kimsesiz bırakmıştı beni.Papuçları boyalı kavgalarımdan süngüler girdi ciğerime.Yıl bindokuzyüz yetmiş sekiz.Sen vardın hikayesinde umudun.Şimdi kapımı çalacak gibi ölüm.Torosların yamacında sahipsiz ve mazlum.Sensiz seninle gitmiş bir ölüyüm.
İnsanı etkiliyen her olgu topluma yansır bu yansıma ortak paydanın işleviylede ilgili bir durumdur. İnanç kavimsel farkındalık eşitlik özerklik (bireysellik ) birbirinin içindeki daireler gibidir .Bu olurlar gökkuşağının renkleri gibi birbirini baskılamadan toplumda kendine yer bulmak zorundadır.
Yazı bu süreci belgeleyen toplumsal hafızayı oluşturan en etkin gerçek olarak kültüre ivme kazandırır .Ona bir mahzende olgunlaşma şansı tanır.
Zıtsal çelişkiler çatışkıları öne çıkartır. Bu durum insan ruhunun içselliginde olmakla birlikte toplumsal yaşamdada gözlenilebilir bir sonuç olmaktadır.
Birey kendini yaşamını yurttaşlık bilinciyle varlığı olduğu devletini kültürle özneleştiği kavimini anlamak durumundadır. Yirmibirinci yüzyıl iki dev savaşla kapana dursun (birinci ve ikinci dünya savaşları ) yirmibirinci yüzyıl bir farklı belirsizlikle sürece katkı vermektedir. İnsanlıgın iyiyi güzeli doğruyu arayışının devam ettiğini söyliyebilmeliyiz !
Biliyoruzki yaşamda gereksiz ne varsa onu dert ediyoruz. Sonrası başımıza gerçek bir sorun çıkarsa tökezliyoruz.Evet o gökyüzüne bakınca gördügümüz gökyüzü kapkaranlık oluyor .Nasılda titretiyor ruhumuzu o karşı konulmaz ölüm gerçegi. Biliyorum o akşam üstü öldü daha kır çiçekleri uykudayken buluşmamışken sevgililer. İş görenler mutluyum diyememişken.Köhne bir apartmanın bodrum dairesinde,Çıgırtkan bir ölüm sessizliğinde.Kaskatı kesilen vucudu ile,Akdenize inat Alanyaya inat o akşam üstü öldü,İşte biz hep böyle kimsesiz,Ürkek bakışlı pengüen gibi vakitsiz ölümlere misafir dönek yanılgılara mapus ülkede,Giriler içinde aydınlık aradıkki sevdik topragını ve nergizlerini,Gelinciklerini kendimizden bildik.Dogan her günde dünleri hatırladık gün batımlarında,Esmer balık eti fahişeler,Anlamadılar mavileri vardı bu ülkenin,Ne çare o akşam üstü öldü.
Ölümün olduğu bir sonda iman etmek akıl sahipleri için kurtuluş reçetesi oluyor. İman etmek önemselleşiyor .İman Nedir iman inanmak güvenmek tasdik etmek anlamında Müslümanlar için Allah’a, peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitablara Allahın, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman Etmek olarak düşünülmelidir. İman sahibi olmak bizleri sorumlu tutar geçici olduğu ölümle sabit olan yolculuğumuza bir ışık verir.
Hayat dik durmayı başarabilenler için anlamlıdır.Belki tapularınız binek araçlarınız olmayacaktır ama hayat sizi ezer görünsede aslında siz ona çelme takmayı başarmışsınızdır.
Özgürlükten çok söz ediyoruz özgürlüğün köküne kibrit çakmaktanda geri durmuyoruz.
Sevgili dostlar özgürüm diyebilmek için doğal yaşama şansımız olmalı diye düşünüyorum.Doganın en üst canlısı olsakta onun bir parçası olduğumuzu unutmamalıyız.Biyolojik sosyal kültürel tüm katmanlar ruhumuza ve bedenimize özgür davranma şansı veremiyorsa orda buruygan bir aymazlığı yaşıyor oluyoruz.Tabiki özgürlüğünde sınırları olduğunu bu sınırların sosyal dialektikte yönlendirici olduğunu görmek durumundayızdır.
Ezan okunuyor saat sabahın beşi civarında .İnsanların büyük çoğunluğu uykuda ! Tanrıyla iletişimde bizim önümüzü açan yaşamla içsel düşünmeyi bize öncü olan kutsal kitabımız (kuran) bizim için bir yaşam kılavuzu olarak ruhumuzu besliyor. Biliyoruzki kutsal kitap yaşamın içine öncülük ediyor . Peki nasıl oluyorda bir çok işlevde yetmezlik içinde olan bir islam dünyasının kuran gibi mükemmel ötesi bir kitabı varken niçin gerilerdeyiz ! Neyin eksikliğini yaşıyoruz. Bazı çevreler kutsal kitaplar için ‘ bilimsel değil ‘görüşünü ileri sürerken bilimin ne olduğunu açıklama zorunluluğu bir ödev olarak önlerinde durmuyormu ! Bilelimki ‘kuran bilim kitabı değil’ demek bilimin ne olduğunu anlamamakla ilgili bir durumdur ! Hiç şüphesiz kuran olağan üstü bilgileri içinde taşır .Bunun anlaşılması içinse olağan bir akıl yeterli olmaktadır.Biliyoruzki birilerinin kendi algılarını kutsiyete taşımak inananlar için yanlığının başlangıcı oluyor ! Yaşamın içindeyken düşünmek araştırmak ve gerçeği anlamaya çalışmak bizim yaradılışımızın bize yüklediği bir zorunsallık olarak karşımızda duruyor.Biz bu gerçeğe sırtımızı dönme lüksüne sahip olamayız ! Yaşamın sekülerligi dialektik düşünce bizi inancın dışına itmiyor sadece onun üzerinde bizi daha çok düşünmeye mecbur bırakıyor .Durum bundan ibarettir.
Gerçeklerine sırt çeviren toplumlar hüsrana uğramaktan kurtulamazlar .Bu durum biz insanlar içinde geçerli bir kavram uçlarda olmaktan vazgeçmeyi başarabilirsek gerçeğin yalın hali yüreğimizi hoşnutlatabilir.
Sınırları belirli bir hayatın içindeyiz öyleyse kendimize bir değer vermeyi başara bilmeliyiz.Eger bizler kendi değerimizin farkında olamazsak başkalarının bizi küçümsemesinden rahatsız olma hakkımız olamıyor.İşin özü burda bitimleniyor.Yaşam daim bir mücadele istiyor ve biz yorgunuz ! Ve Tanrı bizi biliyor Tanrı bekliyor.
Bugünlerde ciddi bir hastalıkla mücadele eden ağabeyim (küs olduğumuzu belirtmek isterim ) yıllar evel gittiği Avusturya hastanelerinde tedavi olurken İzledigim ve önemsediğim durum şudurki orda hastaneler insan odaklı çalışıyorlar hekimlerin akedemik unvanları hasta için bir şey ifade etmiyor.Çok ciddi ameliyatları prefesör unvanlı hekimler hastaya herhangi bir ek ücret yüklemeden doğu toplumlarındaki gibi torpil aratmadan katkı veriyorlar. Günümüzde Ülkemizin kamu hastanelerinde akedemik unvanlı hocalarla muhatap olmak onlardan hizmet almak halk bireyi için pek görülmüş bir şey olmuyor. Burda avusturyanın nüfusunun onmilyon civarında oldugunuda hatırlatmış olalım. Nufusu yüzmilyonu geçkin ülkelerde sağlık sistemininde hizmet nasıl gerçekleşiyor doğrusu merak ettiğim bir konu. Türk sağlık sisteminde geçmişle kıyaslandığında pozotif gelişmeler olmakla birlikte üniveriste hastaneleri ve araştırma hastanelerinde kılinik uygulamaların genç asistanlara yüklendiğini izlemek düşündürücü oluyor.
Yaşam dialektik bir süreçte akıp gidiyor artılar eksiler siyahlar beyazlar doğrular (doğru sanılanlar ) yanlışlar (yanlış bilinenler. Gerçekliğin odak noktasıysa ölüm oluyor. Yaşam görünür yapıda sonsuz olmuyor.Burda dinle inanç arasındaki birlikteliğin çetrefilli olduğunu söylemek gereklimi oluyor bunu anlamak zor.Din inancın ete kemiğe bürünmüş hali olarak düşünülecek olursa dinin toplum ve birey üzerindeki etkisini tanımlamak zor olmazsa gerek.Burda şöyle bir yansımayı izleyebiliyoruz inanç bireyler için pozotif ve gerçekçi bir tercihtir.Bu tercihin rasyonel yapısı dünyavi gerçeklerle bütüncemeli olmalıdır.Katı ve baskıncı inanç yansıması çoğu kez dinle toplumum yaşamla kabul edilenin çatışkısı olarak görülürki bu inancada yaşamada büyük haksızlık olmaktadır.İnanç bize muhtaç değildir.Biz inanca mahkumiyeti yaşamda görüyoruz.Bu tesbiti kabullenmek çözümü ve yaşamı daha olur bir yapıda tutacaktır.
Tanrı bizi kutsasın bizi günahlardan kötülüklerden baş edemediğimiz belalardan korusun.Tanrı bizi gerekli olduğunda ölümü özlettirmesin.Kimselerin gölgesinde bizi nefes aldırmasın.Tanrı insanları eşitice bir bahçede var olmaya müktedir etsin.Saf ve umutvar halimizden bizleri mahrum bırakmasın.Tanrı aklı ve bilimi bize yoldaş eylesin.
Bu dünya sizi öğütüyor siz bunun farkında değilsinizdir. Sorunlarımız özü bu gerçeği görmemekle başlıyor. Hayatı sonsuz sanıyoruz.Kurallar ve gerçeklerin çatışkılarına muhatap olmanın gerekçelerini kendimize soramıyoruz.Çünkü yeniliğe açık değiliz .Evdeki eşyaları yenilemeyi akıl eden insan varlığı beynine format atıp yeni alanlar yer açmayı beceremeyince tökezlemekten öte bir yolculuğa açık olamıyor.Ya geçmişe takılıyoruz yada bugünü sömürü çarklarında tükenmeye mecbur bırakılıyoruz.Bilgiye gerçeğe ve yaşama ırak durmamızın bir başka nedeniyse öne çıkmak istemiyoruz.Uslu çocuk olmak bize güven veriyor. Aydınlıga karşı bir çekingenlik hepimizin ruhunda kendine yer buluyor gölgede kalmayı varlığımız için güvence görüyoruz.
Zaman geçiyor Ömür yitikleşiyor farkında değiliz.Anlamak istemiyoruz çok şey için geç kaldığımızı.
Eylül sevecen bir aydır Eylülde Ak denizde sular uykuya dalar.Sakin bir sevdalı gibidir deniz.Sizi çağırır.Siz onu red edemezsiniz. Eylülde güneydoğuda hareketlenir hayat beyaz tülbentli kadınlar akşam üzerleri toplanıp şehriye keserler imece usulü. Eylülde çok şey yapılır. Biber patlıcan kurutmaları damlarda salça sinileri.Başkadır hayat eylülde.Eylülde dicle nehri bir başka güzellk verir hevsel bahçelerine. Eylülde Akdeniz olur her yer. Nemli hava yerini kabul edilir bir sevecenliğe bırakır hayatı.Kırmızı rujlu kadınlar papuçlarınıda kırmızıdan seçerler. Kırmızı yaşamın rengidir .Size bunu daha iyi anlatır eylül.Gökyüzünde umuttur kırmızı.
Kırmızı bir kadın sevdi yüreğim.Özgürlügü gizlerinde saklıydı.Aldı beni dağların arasında bir toprağa ekti.Küçük gözleri vardı iyi görüyordu.Esmer bir özgürlük vardı saçlarında.Kış günleri ince bir hırka üzerinde.Ankara dikim evi postanesinin önünde.Beklerken otobüsü beni görünce gülümserdi.Küçük esaatta bir mimarlık bürüsunda sıtaj yapıyormuş.Babası demir yollarında makinest.Kendi anlatmıştı bana hikayesini.Annesi bırakıp gitmiş babasını.züppe kılıklı bir yalanın peşinde.Bana gorkiyi okudunmu dedi.Bilmiyordum öğrendim.Devrimci bir ruhu vardı.Bir türk kızıydı.Ülküsü onurluydu bir hikayesi vardı yanlızlıgının.Ben onu kucaklamak istedim.Hani kardeşçe sarılmak umuduna.Gülümsemek istedim .
Degerli dostlar sizce ölünce durumumuz nedir. Geride kalanların konumlarını bir yana bırakalım ölüm bir canlı için özellikle insan için ne ifade eder. Şunu bilmeliyizki ölümü ve onun bize zorunsalı olan dinlerin birbirini besleyen bağlantısını görmek durumundayız.İnsan ölünce ne oluyor sonuç nedir ölüm sonrası beden çürürken ruhun konumunu nasıl izah edebiliriz.Mademki ölüm var yaşamdan vazmı geçmeliyiz yada dinsel yaptırımların gerçekligini nasıl idrak edebileceğiz. Önceki yüzyılların öğretilerinde bizim için gerekli olanları nasıl çözeceğiz. Tanrı adına yorum yapanlar seküler hayattan vazmı geçmiş olmuşlar.Yoksa kendileri için dinsel referanslarla ortammı yaratmış oluyorlar. Herhangi bir dinle ilgisi olmayanların ölünce durumları ne olabilir. Yaşam özgürlük bilinç sorgulama paylaşım katılımcılık gibi kavramları çok mu önemser görünüyor. Toplum birey ilişkilerinde güzergahı kim belirliyor. Sizce zengnler niçin zengin fakirler niçin fakir. İşin ilginci bu zengin sınıfın azınlıkta olması çoğunluk olan milyonların yetmezlik içinde hayat sürme mecburiyeti. Gerçekten fakirlik kadermidir.
Belkide hayatı yaşamak için günahkar olmak lazım.Tüm kurallara uyumlu görünüp ruhun tüm özgürlügene çelme takmadan yol vermek .Hani herkes kendisi dışında tüm ahlaksızlıkları başkalarından bekler ya kendinin kale gibi duvarları vardır ahlaklı namuslu korkak kadını olsun ister kendide cüretkar sınırsız kontrolsüz işin özü o derece ahlaksız bir yaşamı özgürlük diye kendine tanıtır.Hayat böyle işte.Kendi için istediğine kavuşmak için tüm değerleri görmezden geliyor insan .Yaşamın kuralları olduğun bir türlü kendimize anlatamıyoruz.
Bekliyorum kapı çalınsın bir umut yeşersin gelişinle. Belki pokide sevinir geldiğinde (kediciğim ) hoplayıp zıplar seni görünce. Ben bir sandaviç yapmışımdır sen gelecen diye. Çay demlemişimdir. Çayı sen dökersin içimi ben. Gülümser doğacak olan güneş.Esmer bir sevinç kaplarruhumu.Belki sen gelirsen ölürüm ben.
Degerli dostlar ikibinyirmialtı yılına girdik.Ülkemiz oldukça çatışkılı bir süreçte.Ülke ekonomisi neo liberalizimin aymazlığında tökezlemekte halk yığınları geçim sıkıntısı içinde. Bu süreçte benimde içlerinde olduğum emeklilerin ekonomik gücü yerlerde sürünüyor.Türkiye olarak mutsuz insanlar ülkesi olduk. Bu ülke kendine bir yol çizmek zorunda.Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığını güçlendirmek ve dış baskılara karşı direnç geliştirmek için mevcut neoliberal yaklaşımın ötesine geçerek yeni ve milli bir ekonomi doktrini geliştirmesi zorunludur. Ekonomik güvenlik ile milli güvenlik birbirinden ayrı düşünülemez. Savunma sanayi, enerji, finansal sistem, kritik teknolojiler, barınma güvenliği ve gıda güvenliği gibi alanların stratejik devlet politikası haline gelmesi gerekir.
Ekim yanı başımızda gibi eylülün son günlerindeyiz.şöyle içimizi soğutacak bir yağmur yağmadı daha..Daha ıslanmadı kabirleri kimsesizlerin .Islak bakışlı korku çekip gitmedi daha .Bence sende çekip gitme sakın agladıgımda.Hani özgürlük sınırları olan bir hikayedir derler.Sende benim hikayemsindir. Gece boyu beklediğim nefes.Söyleyin ölüm geçmi gelir böylesi acılarda.Türkçe düşünüyorum. Okyanusları hiç gitmediğim ülkeleri.Genç bakir umutlarımı .Sözcükler diziyorum sıra sıra beyin hücrelerim oksijenleşiyor.Sonra bir tahta masada oturuyorum yukarılarda yıldızlar ülkesi denien yerde.Hani bir kız vardı gülümsüyordu saçları rüzgarlara.Sonra ölüm geldi . Artık girilmez her vakit girilen eve. Ömür bitmez.
Degerli dostlar tanrıyı bilmek farklı bir durumdur tanrı adına hüküm vermek farklı bir sonuç.İkincisi açıkçası sorunludur.İnanç bireyin kendi akıl muhasebesine göre kendine yer bulur.’Tanrı böyle diyor ‘(Allah )İddası sizin kendsinizle olanm bir tercihinizdir.İnsanlıgın toplumsal varlığında belkide en büyük sorunu doğru olduğu düşünüleni yada doğru olduğu sanılanı diğer bireylere baskınca dikta etmelerinden ortaya çıkan bir durum oluyor. Belkide yaşam yanılgımız birey insan toplum ilişkilerinde rotay iyi paydaşlayamamanın bir sonucu oluyor.Ölüm yanılgısı bizi yaşam yanılgısına mecbur bırakmamalı.Ölüm bizim için bir meçhül o meçhuliyeti dinler kendince aydınlata dursunlar inanç ve yaşam birbirini tamalayamadıkça çatışkı sorunsallaşmayı getirirken bilinmezlik kendi gücünden bir şey kaybetmiyor.
Bana kendini anlat sen olurmu.Küçük hayellerini uykulardan uyanınca.Uçup giden uçurtmalarını çocukluğunun.Beyaz dantelli gizlerinde sakladığın.Umutlarını anlat bu hikayede.Biliyorum kırmızıdır rengi sevincin.Bana kırmızıyı anlat hiç bilmediğim.Yıkık erkek hayellerinde saklanan.Hiç gülmeyi bilmez kapılarını anlat.Taş duvarlı gizlerinin acısında.Sözcükler anlat bana içinde sen olan.Biliyormusun ışıkları sönük bu şehrin.Kadınları mutsuz erkekleri karanlık.Kelepçelerden kaçkın kimsesizliğim.İşte sen tüm devrimci yoldaşların.Yürekcil ülküdaşların sevdası.Bana seni anlat olurmu.Bir kır kahvesinde tahta masada.Kiraz incir ve çilek birde sen.Çocukluğumu anlat bana hikayede.Damda uçurduğumuz güvercinler.Ve yitenleri toprak altında yatan.Biliyorum kırmızıdır rengi sevincin.
Niçin öylesi öfkeli bir yüreğe sahibim.Niçin kaçıyorum .kalabalıklardan.Günahlarımı ipe diziyorum kendimce.Kızıyorum korku dağlarının yamaçlarındaki köylülerime.Biliyorum özgürlük seni sevme hakkımı kullanmak gibi bir şey.Söğütler arasında dolaşan genç kadınlar gibi kısrak.Aranılan nevarsa kendinde onda bulmak.Ben niye özlüyorum seni anlat bana.Köhne özlemlerimin geçkin hayelleri.Ve başka erkeklerin kadınlarına özlemim.Günahkar ve ilkel bir sapan lastiğinden gelen taş.Ondan yaralıdır yüreğim.Biliyorum ölümümü kimse umursaamayacak.Kimse şiirler okumayacak bu hikayede.Sadece kısrak bir koşusu olacak yılkı atlarının.Kırmızı tuğlalı evde cebecide ankara olacak yüreğim.Sen kimdin neydin anlat bana haydi.O kırmızı tuğlalı evin gecesinde.Özlemiş olacağım gidişini.Gidişin acıdır yüreğimde.
İnsan gülmeyi bilmeli hayata bir anlam yüklemeli umut.Esmer bakışlı kadınlar şiirler okumalı geceye.Yetimler ve öksüzler hikayelerini anlatmalı özgürlüğe .Uzak durmamalı selamlarından sevdaların .İnsan ömürce sarılmalı o mavi bakışlı Akdenize. Bu dünyada yaşamanın bir anlamı vardır mutlaka .Bu hayat sana bana bağlı değil. Çiçekler senin benim çiçeklerim değil .Hani bir yerlerden başlamalı dedik hayata. Bir yerlerden sevmeli umutlarını memleketin.
Bir toplumun iki ana karekteri vardır .Bunlardan birincisi millet olma (ulus ) İkincisi yönetim tercihidir.Millet olma vasfı geçmişten damıtılarak gelmiştir Türkler olarak çok derinlere inen bir öz yapımız olduğu aşikardır. Günceldeyse yönetim tercihi çağdaş zeminde demikratik laik sosyal hukuk karekterinde halkçı bir içselligi içinde taşımayla ilgili bir sonuç olmaktadır.Günümüz devlet kareterinde ulusal boyutta halkçı paylaşımcı demikratik karekter kabul görür bir devlet yapılanması olarak görülmektedir. Demikrasi farkındamısınız edebiyatı besleyen bir kavramdır .Çünkü düşünceyi ve yazıyı özgürleştiren bir hamuru vardır.
Bilmiyormusunuz en vakitsiz zamanda gelir ölüm. Daha gülümsememiştir hayat size.Daha yüreğinizin denizinin köpüklerinde ıslanmamıştır umutlarınız.Özgürlük çarmıha gerilidir daha .Karanlık daha aydınlığa ulaşmamıştır. Şehirlerin varoşlarında pencereleri kapalıdır sevdaların.Ekmek acıdır. Ne yapabilirizki biz.Nasıl tutarız ellerinden bu sömürü çarklarının.Nasıl ağlatırız yetim gözlerini memleketin.Biz nasıl yaşarız toprağa verdiklerimizin ardında. Anadan babadan ömrün bitmez kavgalarında hasrete nasıl tuz banar kavgalarız.Hani bizde gülümsemek isteyiz hayata. Bizde bakmak isteriz yârin kara gözlerine bizde çöllerde bir hava bulup şiirler yazmak isteriz sevdalara.
Fikirler anlaşılmak için ortaya çıkarlar.Toplumsal gereklilikleri oluncada kabul görürler. Miliyetçilik fikriyatınıda böyle değerlendirmek lazım,Günümüzde bu süreç Türk islam ülküsü kavramıyla uyumsallaştırılmış görünsede aslında ümmet millet kavramının birbirini desteklediğini ifade etmek gerçekçi olamıyor.Ümmet kavramı dinseldir ve özeldir.Millet kavramı kavimsel karekterli, günümüzde kültürel birlik ve amaçları öne çıkarır.Bazı çevreler miliyetçiligi ırkçılıkla ve daha ötesi şöven faşizan yapıyla bir tutarlarki bu görüşte samimiyet aramak pek gerçekçi olamıyor. Millet kavramı kültüreldir.Aynı toprak parçası üzerinde yaşayan aynı ülküleri içleştirmiş hukuk boyutunda eşitcil hakların sahibi olmanın kültürel ifadesi olarak yorumlanır.Millet karekterinin bir geçmişi vardır simgeleri vardır bu simgelerden rahatsızlık duymak anlamsıdır ve gerçekçilikten uzaktır.Günümüzde sağ sol kavramları kalıplarını aşmak zorundadır.Bütünleştiricilik hedef olmalıdır. Üretim tüketim ilişkileri katılımcılık paylaşım karekteri çağdaş devletlerin ve o devletleri oluşturan halkın ana hedefi olmak durumundadır. Burda kalıpsal düşünmeyip denge üzerinde olmak yaşamı özgürce kucaklamak benlik vasfımızı yitirmeden biz olabilmek zorunsal bir tercihtir. Bireyler yaşamlarında özerk toplumsal yapıda ortak kültürün yoldaşları ülküdaşları olmak becerisini gösterebilmelidir.Yaşam hepimiz için sınırlıdır.Sınırlı yaşamın huzuruda bilim ve özgürlüğün patasında olgunlaşır. Benim doğrularım sizin doğrularınız olacak diye bir baskınca ilkel bir yansımadır.Büyük bir yanılgıdır.Yaşamı birlikte kucaklamanın yollarını bulalım o yolu akıl bilgi ve çağdaşlığa taşıyalım. Her fikri aşağılamak yada göklere çıkarmak toplumsal barışa katkı veremiyor.Hoşgörü gerçekçilik bu süreçte yolumuzu aydınlatacaktır diye düşünmeliyiz.
Aslında bu hayatın bir anlamı vardır mutlak . Ama biz bunu anlamaktan aciz insanlarız ruhumuzdaki eğoyu dizginlemeyi başaramıyoruz.Yorulmuş yolcuları olmuşuz umudun. Belki bir kedi yavrusu bize hayatı anlatırda biz anlamak istemeyiz.
Size pokiden söz etmeliyim.O küçük ele avuca sığmaz kedi yavrusundan.Nasılda sevimli bir bilseniz.Hani umutturu verir yetmezliklerinizi.Koşar durur odanın içinde.Tüm yokluklar uçar gider sanki.O koşunca koltukların üstünde.Hani yaşamak bir umut derlerya.İşte pokide öyle kendine münhasır bir özgürlük.Ah onu bırakamıyor ruhum.İnsanlardan daha yakın bana.Ne kavgaları yorgun hayatın.Nede kirli bir şiltede günaha dalmak.Yok bu poki farklı hikayesi geçkin zamanın.Kadınlar kediler gibidir İsterlerse sevdirirler kendilerini.Yoksa cırmalarlar hikayesini kaçkın zamanlara göçüp.
İnsanlar kendileri dışında herşeyi eleştirmekten büyük bir haz duymaktalar.Çogumuzun güncesi o şunu yaptı o bunu dedi o şunu giydi potasından dışarı taşamıyor.Ömrümüz birilerini eleştirmekle geçiyor dersek bundan kendimizede bir pay çıkarmış olsak doğrusu gerçekçi davranmaya yakınlaşmış oluruz. İşin ilginci eleştirisel bakış kendimize yöneltildiğinde büyük bir tepki göstermekten geri durmuyoruz. Hepimiz kendi cehaletimizin karanlığını aydınlık sanma yanılgısı içinde degilmiyiz. Yaşamı başkalarının keyfiyeti için ıskalamaktan geri durmayı bir türlü başaramadık. Birilerinin gölgesinde olmak yaşamın olmazsa olmazı gibi görüldü. Hep geride kalanlardan oldukç.Çünkü yüreğimizdeki merhamet ateşi hep var olsun istedik. Sevmek bizim için fedakar olmakla eş değerdi .Dogrusu bu durumda olan milyonlarca insancıklar olarak eksik yaşadık.Birilerinin değil çok şeylerin gerisinde kalmamızın gerekçesi birazda insanca var olma çabamızın bir sonucu oldu. Yaşamak kendimiz için yaşamak bizim için yaşamak yetim sofrasına bir ekmek koymak için. Yaşamak maden ocaklarında karalar içinde tükenen ömürlere beyazı tanıtmak için.
Ah nasılda üzüldüm : Farkına vardımki yakınınzdaki değerleri kaybedince anlıyoruz. Bu durum benim içinde böyle oldu sevdiğim varlığını bildiğim önemsediğim yaşamıma katkı veren az sayıda insanların ölüm kuyusunda görünürde yitikleşmelerini hüzünle izliyorum. Biliyormusunuz ölüm din günah kader kavramları birbirlerini ilişkilendiriyorlar her biri resmni sluk bir rengi gibi işi daha bir kaymaşıklaştırıyor.Sanki yayatıcı bir çok şeyi anlamamımız ölüme bırakıyor.Onun için diyorumki ölüm belkide gerçek yaşamın başlangıcı olacaktır. Bir başka gerçek şuki bu dünyanın kendine has bir gidişatı var ve bizim o gidişatı değiştirecek bir gücümüzde söz konusu değil.Burda esas olan zaman kavramını iyi kullanmak başkaları için değil kendin için var olmak .Bu öz beslenebildiği ölçüde başkaları ve bir çok önemsenen değerde kendi işlevinde içinizde var olur.Siz yoksanız yada kendinizi yok saydığınızda dahası üçüncü şahıslar çemberin dıuşındakiler yaşamınıza etki etme cesaretini gösterebildiklerinde sizde bunua musade eder oluyorsanız.Hayatınızı yitikleştigirdigi için kimseleri değil kendinizi suçlayınız.
Nereye sıgınabilirdiki bu küçücük serçe ruhlu kadın kanatları kırık güvercinim benim.Çekti gitti kendi yolculuğuna.Yorgundu onu çeken atlıları hayatının .Saldırıya uğramış eski zaman posta arabalarının borda elbiseli çekici kadınları gibiydi. O derece savunmasız ve sıradışı.hele o sünepe tipli erkeklere beş basardı cesareti tek kurşunu kalmış simit wesson tabancası gibi son atışı yapmak için bekliyen kovboy gibiydi.Gerçi hiç onu güldürecek saçlarını okşayacak ona şarkılar söyleyecek bir yoldaşı olmamıştı .Nerde akşam orda sabah kümesini arayan bıldırcınlar gibi çatı pervazlarında saklanıpta bu günlere gelmiş gibiydi.Sonra onun birkaç yıl şehrin mahpushanesinde misafir olduğunu duyduk. Kendisini taciz eden bir yaşı geçkin adamı karnından vurmuş adam haftalarca şifahanenin odasında kendinden bi haber yata kalmıştı. Tüm bu kabadarı tavrına karşın sonuçta bir kadındı .Dediklerine göre çocuk yaşlarda bir toprak ağasının karısı yapıvermişlerdi onu .Boynuna altınlar takmış yüksek topuklu ayakkabılar giydirmişlerdi çocuk ayaklarına.Elbiselerinin rengi ya pembe yada kırımızı dantel yakalı uzun kollu rahibe elbiselerini andırmaktaydı .Onlardan tek farkı mintanların renkli olmasıydı. Ah dedi keşke mintanlarım degilde kaderim renkli olsaydı. Şimdilik toprak ağasının karısı olmak iyi bir şeydi.Her nekadar solcular ‘toprak işleyenin su kullananın ‘deselerde hayat öyle yaşanmıyordu.Suyunda sahibi vardı toprağında. Bir gök yüzündeki güneş herkesindi o herkesi ısıtıyordu .Işıgını herkese veriyordu. Tanrı kullarını seviyordu .Kimse güneşe dokunamıyordu.
Yine kenara çekildi umut yine acı acı katık oldu yüreğimizdeki sofraya.
Yaşadıgımız toplum dünyadan soyutlanamıyor.Büyük güç odakları kontörlü elden bırakmıyor.Büyük devlet tecrübesi dahada önemlisi öngörüsü yeterli olamayan hükümetler ülkelerinin ekonomik ve siyasal tercihlerinde gerçekçilikten öte duygusal yaklaşımlara yöneldikçede kafalarındaki dünyayla gerçek dünya arasında ciddi kırılmaları yaşıyor oluyorlar.Yönetenlerin bu yanılgısı tüm olası yansımalarda gerçeği değiştirmiyor. Küreselleşme Büyük Ortadogu projeleri gibi emperyalist uygulamalar ulus devletlerce dirençle karşıtlanamıyor.Devlet tüzel yapısı ulusal ve evrensel beklenilen emek yoğun tercihini gösteremiyor. Dünya coğrafyasının her hangi bir yerinde emek eşitlik kamuculuk kavramları yetierince kendine yer bulamıyor.Sonuç emperyalizimin doymak bilmez sömürü çarklarının arasında ezikliği yaşayan insan yığınları bu yaşam yanılgısını kaderleri olarak görüyor. Yanılgı burda başlıyor.
Güncel rutinim şöyle şekillenmeye başladı sabah altıda kalkıyorum (Alanyada sabah ezanı yedide okunuyor ) yaklaşık yarım saat sonra evdeki kedimiz puka uyanıyor ben onun yemeğini bir kahve fincanı altlığında hazırlamış oluyorum. Sonra kapağı kırık (Kolibantıyla güçlendirilmiş) diz üstü bilgisayarımın başına geçiyorum bir iki Amerikan gazetei bir mısır gazetesi birkaç gazeteyle günceli takip etmeye çalışıyorum. Bugünlerde Amerikanın veneüellaya yaptığı müdahale gündemde. Vaziyete bakılırsa Amerika devleti tam bir emperyalist metod uyguluyor. Günümüzde demikrasi hukuk eşitlik kavramları oldukça hırpalandı sonuç olarak gücü olan hükümdarlığını kurmuş oluyor.Konuyu siyasal bilimcilerin ilgi alanınbırakıp biz kendi küçük dünyamıza dönelim.Kedimiz poki oldukça hareketli çünkü daha üç aylık ve o bir çocuk.
Sizin hiç vefatıyla hüzünlenip çaresiz kaldığınız dostlarınız oldumu. Benim oldu.’Dünyada dost yoktur ‘ sözünü bir an unutmuş olalım. Bir sofrada oturup bir sohbeti demlediğiniz hiçmi bir anımız olmadı dersiniz.İşte böylesi az sayıda dostların ölümleri yaşamın yapraklarının yırtıılp atılması gibi ömrü hiçleştiriyor.Ne yapabilirizki. Yakın zamanda vefat eden organ nakli prefösörü Alper hocaya oldukça üzülmüştüm (Demirbaş ) Dünde aile dostum manevi kardeşim Nail ustamın (Özden ) ölüm haberini aldık . Ruhumda derin bir çarezlik var.Erken oluyor herşey ölümler sert vuruyor derbesini geride kalanlara. Nazım Hikmet ustanın bir sözünü okumuştum gençliğimde ‘Mektup yaz telgıraf çek ölüm ustlandır beni .’
Degerli dostlar farkındamısınız insan denen varlık sosyolojik bir karekter taşıdığından olsa gerek siyaset denilen yönlendirme ve yönetim güsünün ilgi alanından çıkamıyor. Yirmibirinci yüzyılın ilk çeyreğini geride bıraktığımız bu zaman diliminde Amerika Birleşik devletleride dahil olmak üzre yönetimden olan figürler ülkelerin temel yasaları olan anayasa kavramını pek önemsemez görünüyorlar.Buda başta hukuk kavramı olmak üzere yaşamla ilgili sosyal boyutta puslu bir bilinmezlik öngörüsüzlük yaratıyor. Yöeten güç yasaya uymaktansa yasayı kendine uydurmayı amaç olarak görüyor.Böyle olunca geleceğin nasıl bir yönergeye kayacağını öngörmek mümkün olamıyor. Ne dersiniz demikrasi sanıldığı kadar masum bir yönetimmi. Demikrasi yolculuğunda öne çıkan aktörler demikrasi kavramını sizce benimsemiş oluyorlarmı. Gerçek anlamda bir halk yönetiminin alt yapısı ne olmalı.Bunun yanıtını siyasal bilimcilere bırakalım ne dersiniz.
Yılın ilk sabah ezanı okunuyor. Ben oldukça karmaşık duygular içinde demir yolu işgöreni (işçi ) şirinin oglu olarak yine alanyada yorgun apartmanda erkence uyanmışım.Bugün günlerden bir ocak ağabeyim cumhur viyanada bir hastanenin onkoloji kıliniginde yatıyor.Bir kaç kez çok ciddi cerrahı müdahalelere maruz kaldı. Agbim cumhur oldukça değişik bir karekter kendince yaşadı sorumluluğu pek sevmedi.Şimdi ömrün son anında gibi duruyor.
Degerli dostlar öyle bir zaman dilimini yaşıyoruzki önümüze gelen soru şöyle oluyor.Bu dünya nereye gidiyor?
Sevdigimiz umudu paylaştığımız insanların çaresizliğini görümek oldukça hüzün verici bir durum.Kaybettiklerimizin acısı bizi hüzne boğuyor. Büyük afetlerde önmüze çıkan ölümlerse bir başka hikayesi oluyor çaresizliğin.
Ne olduğunu bilmezsen hiç olduğunu öğrenirsin. Bu nedenledirki kültürel boyutta özsel varlığımızı hatırlatmayı görev biliyoruz .Bizim özsel varlığımızın türklük olduğunu birkez daha hatırlatalım.
Sabah erken kalkmalarımda kedimiz poki, bana arkadaş oluyor. Çocuklugundan olsa gerek oldukça hereketli bir kedicik.Sabah sabah bardak kırdı onu temizlemek bana düştü.Sevgi fedakarlık istiyor poki bunun farkındamı bilmiyorum. olasılıkla ömrümün son onyıllarındayım pokide yaklaşık on onüç yıllık bir ömür beklentisine sahip .Doganın doğal bir canlısı . Kedilerin özel sitatüleri unvanları olmuyor .Dolayısıyla daha özgürler.Bankalar kedilere kıredi kartı vermiyor bu onlar adına sevindirici bir durum.Kediler inanın biz insanlardan daha özgür polis onlara kimlik sormuyor.
Gidenlerin gerisinde kalanlar yüreklerindekiş ateşin sönmesini beyhüde bekliyorlar. ‘Gitti canımın cananı ,bıraktı beni yaralı.’
Ulaşamadıgımız sevdaların peşinde dolaşmanın anlamı olmamalı.Hikayenin yeniden yazılması için bir zamanada sahip değiliz.Tüm özlediklerimiz yitirdiğimiz umutların omuzlarımıza tünediği yükten öte nedirki.Biz bu dünyada kimin kümesine saman taşıdık dersiniz.
Mutlak bir şeyler hissedilmiştir,ömrün bir anında elmanın öteki yarısı aranmıştır.Dar kalıplarda tutsamıştır yaşam sizi dişiligi ellere sunulmuştur aşkın.Siz kenardasınızdır katı bir töredir yalan,düşünüyorumda rüzgar hep uçtaki kıyılaramı atacak bizleri kenardanmı bakılacak sevdaya yoksa sevda bir yanılgımıdır.
Belki bunun isyanıdır edebiyat aranılanı yansıtmaktır iz bırakmaktır topluma etegi dar kadınların sevdasını yüreginde yeşertmektir belki .Onun için şiirleri ve şairleri önemserim bilirimki toplum kalemlerin ucunda aydınlanır yürekler sözcüklere anlatır gizlerini .Belki kaçmıştır fırsatlar koynunda uyumak istediklerin başkasının koynunda uyanmıştır işte bu karanlıgıdır aşkın umudun çaresizliğidir. Kenardan bakıştır hüzne. O kadın bilir belki sevildigini arandıgını özlendiğini.Umut onada göstermiştir belki çaresizligi.
Degerli dostlar yıl geçmiyorki yüreğimizde yer edinmiş bir dostun ölüm haberi gelmesin.’Her ölüm ölümdür ‘ diyen Cemal Süreya nasılda anlatmış durumu. Gerçekten kemiklerimizin iliğini sızlatıyor sevdiklerimizin gidişi. Şubat 2026.Alanya .
Yaşam sanılanın aksine bir tükenişin kavgası degildir ,o olabilirligin arenası yalanın sahnesidir.Bilinen bütün degerler ölümle anlamsızlaşır bir siz anlam kazanırsınız ölüm sizi tanır çünkü.Ölümle siz nişanlısınızdır.
Aşklarda anlamsızlaşır ölümde yoklukta zenginlikte sonuçta bir yazılanlar kalır birde yaşanabilenler kıyısında dolaşırken ömrün .
‘Beni bir uyku bastı bir esmer kucağında.’ Ah ne demiş şair ‘sevdalarda geçici .’ Düşünelimki sevdalar geçici olsada acıları ömürle yoldaş oluyor.
Sen benim için bir nar çiçeği misali hep kırmızı kaldın. Umudu senle boyadım ben.Usumda ne varsa senden ansıdıklarım oldu.Esmer kara saçların lacivert gözlerin vardı yada ben öyle hatırlıyorum.Çok gençtin sen bense yolun sonunda bir hikayersiydim zamanın.
Farkındamısınız hepimiz kendini çok akıllı görüyor.Dolayısıyla problemburda başlıyor.Ben akıllıyım diğer insanlar cahil ve ilkelliğin bataklığında sürünütyorlar.Özellikle bu duygu bizi farklı düşünceleri görmekten öteye itiyor.’Benim doğrularım tek doğrudur. ‘yanılgısına götürüyor.
Belkide yaşamı anlıyamıyoruz sınırsız sanıyoruz kendimizi çok önemsiyoruz.Mal mülk peşinde ömür tüketip sonra ölüm denen meçhuliyetin karanlığında sessizliğe mahkum oluyoruz.
Yaşam iki ana kulvarda ortakça yol alıyor. Bireysel ve toplumsal işlevselliğimiz hepimizi etkiliyor.Burda şöyle bir durum var bu iki etkenin birleşip ayrıştığı alanları anlamak. Bireyselde siz kendinizlesiniz toplumsal Çtışkısı direk olmadığı sürece birey davranışı kendini bağlar. (Burda hukugun suç gördügü konular istisnadır ) toplumsal karekterde ise yaşam daim yenilikçi bir yol almak durumundadır.Bireyin yaşamına katkı veren olgular zaten kuşaklar arası geçkenlige sahiptir (gelenekler ) tıkanma yeniliğe red etmekle başlıyor.Günümzde birinci ve ikinci dünya savaşı sonrası oluşan yapılar ya yazıflamış yada etkenliği yavanlaşmış olarak önümüze çıkarken bu durumun bireysel yaşamdaki olumsuzluğu insan toplum ilişkilerinde daha belirgin bir yapıya dönüşüyor.
Seninle karşılaşırsam bir gün kendime ceza vereceğim.Ben niye böylesi mahkumlaştım sana diye.Niçin seni özledi yüregimNeden seni aradı kimsesizliğim.
Degerli dostlar herşeye rağmen yaşam seküler gerçeklikte kendine toplumsal alan buluyor. Ötesi bireyin kendi iç dünyasının renkleri olarak içimizde yaşıyor. Toplum varlığını gerçeklik üzerine milli bir yapıda kurmayı ve yaşatmayı berebildiginde ilerleme mümkün oluyor. Burda Ana pusula akıl ve aklın bizi götrüdügü gerçeklik oluyor.Aklın bilimin ötelendiği her algı yanılgıyı besliyor.
Aslında sıkıntı çok ötede değildi toplumsal sürece bakarsak herşeyin ters yüz olduğu zaman dilimi bindokuzyüzseksenle başladı.İnsan ilişkileri yerini menfaat ilişkilerine bıraktı .Ailede dahi maddi değerler öne çıktı.Maddi sömürü şansını yakalamış olanlar bir diğerine tebede bakma ona talimat verme yetkenligini kendinde hak olarak gördü. Ülke İçin düşünecek olursak Türkiye sosyal yapısını 1980 öncesi ve sonrası diye düşünebiliriz. Yetmişli yıllarda ülke daha bir umutvar görünüyordu.Devlet toplum ilişkileri daha gerçekçi (seküler ) bir ivmeyle karşımıza çıkarken seksen sonrası tüm yenilik (neo) olarak önümüze çıkan oluşumlar bizi hep öteledi .Günümüzde insanlar yaşamla mücadelede yenik durumda görünüyor. Bu durum yaşamı anlamadaki yanılgımızın bir sonucu olsa gerek.
O esmer siyah deri çizmeli kadın sessizce çekildi kenara benim ürkeligimden bıkmış olmalı.Dogrusu herşey zamanında yalnız sularda kulazç attıysanız okyanusların mavilerini sevmeye hakkınız olmuyor.
Şimdi Sessizce beklemeli o meçhul yolculuğu. Ah nasılda özlüyor insan yitip gidenlerin yokluğunda çekip giden umudu.Nasıl yaşadık dersiniz bu ömrü yada nasıl yaşıyoruz.
Son yıllarda oldukça hüzünlü geçiyor yaşam depremlerde kaybedilen onbinlerce hayat.Bizi yetmezlik içinde bırakan hastalıklar yanlızlıgınızı garipliğinizi yüzünüze tokat gibi vuran ölümler. Benim yaşamımda şehre karşı yabancılığım hiç bitmemiştir. Hep birşeylerin eksikliği ruhumu incite durmuştur. Bıu durumu en çok ölümlerde hissetmişmdir.Bazen bir dostun ölümünü çaresizce kabullenmek zorunda kalırsınız.Geride hüzün vardır yaşam dedikler ihikayede. Biliyormusunuz benim tüm sevdiklerim önem verd,klerim hep kışın vefat ettiler .Kasım aralık ocak şubat hep üşütmüştür ruhumu gidenlerin bıraktığı boşluk. Sizdede öylemi oluyor. Hiçbir üniveristenin veremediği bilgeliği ölüm nakşediyor ruhunuza. Ben bu dünyada en çok kimi sevdim dersiniz.
Yirmibirnci yüzyılı yaşıyoruz insanlık ve var olan oluşturlmuş dünya düzeni insanlığı sömürüden kurtarmak için bir çaba içinde olmuyor.İşin aslı insanlığa eşitliği saglıyacak bir temel veride elimizde görünmüyor.Sağ yada sol kavramları tek başına eşitliği paylaşımı ve huzur sağlayamıyor.Dünya azınlığın insanlığı sömürdüğü bir yapıdan kurtulamamış görünüyor.Dünyanın iki büyük ögretisi (din ) Hiristiyanlık ve Müslümanlık ortak bir köke sahip oldukları halde karşıtmış gibi görüntü veriyor. Görünen ve görülmesi gerekeni insanlık anlamada zorlanıyor oluyor.Bir tesbiti yenilemek isterimki tüm düşünceler öğretiler uygulamalar insan neslini besledigi gibi onu sorunların içinde mahkumlaştırma yanılgısınıda kendince besliyor.Yaşam yanılgımız gerekli olanı gerektiği kadar kabul etmektense ya sorgusuz kabule yada anlamsız red edişe bizleri mecbur bırakıyor.Yaşamda en büyük yanılgı onun sonsuz olduğu hissini yaşamak oluyor. Bu size bir yaşam sevinci versede son noktada hüzün kara bir çalı gibi önünüze ölümle noktayı koyuyor.
Bu ömür benim ömrüm. Oldukça kısa ve hüzünlü. Ama yalnız değilim.Bir sakinceligin içinde seninleyim. Kendimce bir çok dertlerim var. Korkularım yitik umutlarım. Ölçüsüz hayellerim. Birde sen varsın esmermi esmer.Alın yazımsın ihtimal.Kadınımsın tenin tenime ırak.Ah bu geceler böyle işte.Adamı sensiz bırakır.Yorgun yolcular iner gara bir Ankara ayazında.Esmer bir kadın misali çeker gider hayat.

Paylaş:
2 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 
Yaşam2026 Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Yaşam2026 yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Yaşam2026 yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL