3
Yorum
20
Beğeni
5,0
Puan
102
Okunma
Hastanede yeni bir hafta başlıyordu. Mehmet hoca asistanlarıyla odasında haftalık çalışma programını konuşup viziteye çıktılar. Odalarda eski hastalardaki gelişmeleri ve hafta sonu acilden gelen veya bugün için randevu verilip yatışı yapılan hastalar hakkında bilgi alıyordu. Odalara girilince refakatçiler dışarı çıkıyordu. Hastaların dosyaları incelenip, sorumlu asistan bilgi veriyor ve tartışılıp takip programı düzenleniyordu.
195 numaralı odaya girdiklerinde Mehmet hoca asistanı Ali’ye sordu.
-Bu hasta hafta sonumu geldi. Neden yatırılmış.
-Pazar günü acilden yatırıldı Hocam. Mehmet Demirci 83 yaşında. İleri derecede kalp yetmezliği (Evre 4) ve taşikardi, ritim bozukluğu, yüksek nefes darlığı, ayak bileklerinde ödem, güçsüzlük aşırı halsizlik mevcut. Tedaviye başlandı ve oksijen veriyoruz. İleri tetkiklere başladık.
-Desene çok yorgun düşmüş bir kalp.
Dedi Hoca! Hastaya dikkatlice bakınca yorgunluktan çukuruna çekilmiş gözlerini açan ve derinden ışıldayan çakır gözleri gördü. Usulca da olsa yine çakmak çakmaktı. Sarı saçları beyaz teni yüz hatları Atatürk’ün memleketlisi olduğunu andırmaktaydı. Trakya toprağından belli diye içinden geçirdi. Asistana dönüp refakatçisi var mı, çağırır mısınız?
-Kızı var, Nuran öğretmen çağırayım Hocam.
İçeri giren refakatçinin heyecanını görünce;
-Heyecanlanmayın babanızı yormamak için sizle konuşmak istedim. Babanız ne iş yapardı. Aslen nerelisiniz.
-Hocam babam ayakkabı ustasıydı, dükkânı vardı, geçen yıl zorla kapattırdık. Aslen Selanik göçmeniyiz, mübadelede gelmişiz buraya.
-Memleketini tahmin etmiştim. Adaşımın tetkikleri bitince ne yapacağımızı konuşacağız. Şimdi yapılan tedaviyle nefes darlığı azalacak, güç toplayacak yani rahatlayacak. Merak etmeyin.
-Sağ olun hocam çok teşekkür ederim.
Ertesi sabah vizitede 195 numaralı odaya girdiklerinde Mehmet usta daha rahat nefes aldığını ve bitkinliğinin azaldığını gülümseyerek söyledi. Hoca dosyaya baktı ve ona dönerek;
-Biliyorsun biz adaşız karışıklık olmasın diye ben bundan sonra sana ‘Paşam’ diye hitap edeceğim müsaaden olursa, hani hemşerin büyük Ata’mıza öğretmeninin ‘Kemal’ adını verdiği gibi, tamam mı Paşam?
-Kızım söyledi değil mi? Bana evde eşim Paşam, çocukların Paşa babam dediğini. Onlar deyince mutlu olurdum, siz derseniz daha da mutlu olurum hocam.
-Bak bunu bilmiyordum. Demek ki aklın yolu birmiş. Herkes en doğru hitabı buluyormuş.
Hoca haftanın son mesai günü Nuran öğretmenle Paşam’ın durumunu konuşmaya başladı.
-Tüm sonuçlar alındı. Maalesef ileri derecede kalp yetmezliği var. Genç olsaydı kalp nakli yapılabilirdi. Ama bu yaşta yapılamaz, Paşam’a bugün kalp pili takacağız, bu kalbin çalışmasını düzenleyecek. Kısaca gidebileceği yaşa kadar pille yaşayacak.
-Sağ olun hocam hakkınızı nasıl ödeyeceğiz.
Pazartesi sabah vizitesin de hoca gülerek Paşam sende adaşına lakap takmışsın. Doktorun Ali bana Lokman Hekim dediğini söyledi. Hoşuma gitmedi desem yalan olur. Sevinçle kabul ettim.
-Hocam biz çocukluğumuzda Lokman Hekim’in hikâyeleriyle büyüdük iyi tedavi eden her hekime Lokman Hekim gibi doktor derdiler. Ben geldiğimde nefes alamıyordum, konuşacak gücüm yoktu. Beni bu duruma getirdiniz. Pilden sonra artık kalbim kuş gibi de çırpınmıyor. Aslında soran herkese Mehmet Hoca gibi doktor nasip etsin demek daha doğusu.
Hastasıyla doktoru arasında duygusal bir dostluk ve sevgi bağı kurulmuştu. Birbirlerini görünce karşılıklı bir sevinç gönüllerini kaplıyordu. Hoca bazen çıkmadan önce ona uğrayıp geçmişten güne kazanılmış bilgeliğinin ışığında eski İstanbul beyefendisiyle zevkli bir sohbetle hastanede günü tamamlıyordu. Paşam klasik kemençe sanatçısıydı. Uzun yıllar ilçesindeki klasik musiki derneğinde saz çalıp, koroda ses sanatçısı olarak da çalışmıştı. O nedenle ziyaretçi günleri dostları hastaneyi dolduruyordu.
O gün odasına artık onu taburcu edip eve yollamanın haberini Paşam’a vermeye gitmişti. Sevinçle karşılandı. Paşam birden onun ayakkabılarına baktı.
-Hocam 42 numara giyiyorsunuz herhalde ayaklar fazla taraklıda değil hafif çeyrek kadar büyük yaparsak uzun süre çıkarmak istemeyeceğin bir ayakkabı yapıp sana gönül hediyesi olarak vermek isterim. Ben şimdi çok iyiyim evde zaten bahçede bir atölyem var. Zevkle yapacağım.
-Ne gereği var Paşam. Senin iyileşmen bana en büyük hediyedir.
-Bu hediye değil! Gönlün sevgi ifadesi, bak bunun evvel hikâyesini sana anlatayım, sonunu da senin ayakkabını yaparak tamamlayacağım. Bundan kırk yıl önce kadardı. Bir ayakkabıcı arkadaşıma ceylan derisi hediye gelmişti. Beni çok sevdiğinden dört ayakkabılık kısmını bana hediye etti. Ayakkabıcılar bunu koklayınca derinde amber kokusunu alır. Bende bu değerli deriyi çok özel işlerde kullanmaya karar vermiştim.
-Birkaç yıl sonra karlı bir günde altmış, altmış beş yaşlarında bir kadın dükkâna geldi. Ayakkabılarını çıkartıp getirdiği terliklerini giydi. Belli ki başka ayakkabısı yoktu. Tamir etmemi istedi. Kendisine çok yırtılmış ek deri ekleyip belki yapabileceğimi söyledim. İki gün sonra gelmesini istedim. Terliklerle karda yürüyüp gitti. O zamanlar ayakkabı pahalıydı almak zordu. Tamir onun için atılıncaya kadar yaptırılırdı. Gerçi son birkaç yıldır pahalılık nedeniyle yine tamir başladı. Yaşlı kadın gidince baktım bu ayakkabıyı yapsam, kullanacağım deri onun ödemesini çok zorlayacaktı. Düşündüm çok özel işler için sakladığım ceylan derisinin bir ayakkabılık kısmını kullanıp, kalan ömründe zevkle kullanması için ona ayakkabı yapmaya karar verdim. Bundan özel ve güzel bir mesleğime saygımın ifadesini başka bir zaman bulamazdım. Ayakkabıları yapıp ona iki gün sonra verdim. Para almadım ‘hediyemdir’ deyince çok sevindi gözleri doldu. İçimi bir mutluluk kapladı, belki bir ay geçmedi. Hocam bunu ailem de dahil tek size anlattım. Aramızda kalsın.
-Birkaç yıl geçmişti herhalde Nuran on yaşlarında kadardı. Kurban Bayramı’na bir ay vardı. Ceylan derisinden bir ayakkabıda kendime yapayım dedim ve yaptım. Eşime de önce yine güzel bir başka deriden ayakkabı yapmıştım. Bayramda giyecektim. Bir gün Nuran ‘Bayramlık elbisem yok kardeşlerimin var alır mısın’ deyince; O ara toplu malzeme ödemesi yaptığımdan elimde para yoktu. Kimseden borç isteyemedim, yaptığım ayakkabımı satıp ona elbise aldım. Yakışır diye düşünüp ceylan derisinden bir ayakkabı da ona yaptım. Pembe rengindeki elbisesini çok sevdi, mutlu günlerde hep onu giydi. Hocam o elbiseyi hiç atmadı, şu an evinde yaptırdığı bir camekân içinde salonun köşesinde sergiliyor.
-Şimdi son kalan parça yerini bulacak. Bakımını iki ay önce yapmıştım. Mesleğimin en güzel ayakkabısını benim için gönülden sevdiğim bir dostuma yapacağım Hocam.
Aylık kontroller dışında bir gün Nuran Öğretmen elinde kutuyla odaya girince ayakkabının geldiğini anladı.
-Gönderdi mi? Bak bu da benim ona hediyem. Elinde çekici olan, oturup çalışan bir ayakkabıcı olduğu porselen biblo. Söyleme bir cumartesi bunu aradım. Umarım değerli dostum, Paşam beğenir.
Beş yıl kadar geçmişti. Bir sabah Nuran öğretmen aradı.
-Hocam bu sabah babam kalkamadı. Bu gece sessiz sedasız bizi terk etti. İkindi de defnedeceğiz.
Mehmet hocanın boğazı düğümlendi. Son ziyaretinde atölyesinde çay sonrası, ona klasik kemençesiyle ‘Ömrümüzün son demi son baharıdır artık’ şarkısını söylemiş ve uğurlamıştı. Üzgün bir sesle;
-Çok üzüldüm. Geleceğim.
Hazırlandı, paltosunu, şapkasını, Ceylan derisi ayakkabılarını giydi. Dışarı çıkınca yağmur başladı. Şemsiyesini açarken göğe bakıp üzüntüyle;
-Değerli yüreğe sahip insanlara gökler bile ağlarmış.
5.0
100% (9)