0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
144
Okunma

BABAM (DİRENİŞ)
Babam, döneminin aydın insanlarından biriydi. Osmanlıca ve modern Türkçe alfabesiyle yazar, yazdıklarını ve okuduklarını da çok iyi anlardı. Ana dili Türkçe dışında Arapça, Farsça ve Rusçayı çok iyi bilirdi.
“Dünya, uzun zamandır kötülüğe alışmış,” diyordu. İnsanlar bu kötülüğü kader sanıyor, değişmez bir yazgı gibi kabulleniyor. Sokaklarda yürüyenlerin yüzünde aynı yorgun ifade var sanki. Herkes, görünmez bir esaret zincirinin ucundan tutulmuş, aynı karanlığa doğru sürükleniyor gibi.
Seçme imkânı ellerinden kayıp gitmiş gibidir. Oysa kimsenin fark etmediği bir gerçek vardır. Seçme hakkı derken siyasi bir iktidarı seçmek değil, iyi ile kötü arasındaki seçimden söz ediyordu. Bu iki seçenek, insanın içinde her zaman hazırda bekler. Ne var ki bu iki seçeneği susturabilir, bastırabilir ama yok edemezsin.
Babam, bu yaşam felsefesini çok erken yaşta anlamıştı. Ona bunu dedem Molla Esat öğretmişti. Çocukluğunda tanık olduğu haksızlıklar, onun ruhunda derin izler bırakmıştı. İnsanların korkudan başını eğişini, güçlü olanın zayıfı ezmesini, merhametli olanın çoğu zaman sessiz kalışını görmüştü. Fakat o, boyun eğmeyi kabul etmemişti. Bu gördükleri ve yaşadıkları karşısında, içinde bir yerlerde, adına henüz bilinç diyemediği bir direnç büyütmüştü. Zorlamasız, öfkeye kapılmadan ama kararlılıkla…
Babama göre asıl mesele, kötülüğü iyileştirmeye çalışmak değil; kötülük doğmadan önce onu önleyebilecek bir anlayışı inşa etmekti.
Babama göre kalp bir kilitti. “İnsan, o kilidi açabildiğinde ruhunun kapısından içeri güçlü bir rüzgâr girer.” Bu rüzgâr bazen fırtına gibi eser, insanı sarsar; bazen de meltem esintisi gibi içini ferahlatır. Ama her hâlükârda insanı dönüştürür, özgürleştirir, iyileştirir, öğretir. En önemlisi de insana cesaret verir. Böyle olunca babam sık sık kendine ve başkalarına şu cümleyi hatırlatırdı: “Güçsüz değilsiniz, yalnız değilsiniz.”
Hayatta insanı engelleyen şeyler elbette vardır. Bu durum, toplumda beklentileri, korkuları, yasakları ve görünmez sınırları daraltır. İnsan, zamanla gücünün törpülendiğini hisseder.
Belli ki babam da vakti zamanında yaralanmıştı. Her baskı, ruhunda ince bir çatlak oluşturmuştu. Ancak o çatlaklardan ışık sızdığını fark ettiğinde her şeyi değiştirmeye karar vermişti. Kendini tanıma ve ayağa kalkma, tam da o kırılma noktasında başlamıştı.
“İnsan, düştüğü yerden kalkabildiğinde yalnız kendini değil, başkalarını da ayağa kaldırabilecek bir güce sahip olur,” diyordu. Özgürlüğün, bu dünyaya sığmayacak kadar büyük olduğuna inanıyordu.
Bir suça verilen ceza kadar keskin yargılar vardır. Fakat merhametin hükmü daha güçlüdür. Zorbalık, çoğu zaman çeşitli gerekçelerle meşrulaştırılır.
İnsanlar, kendi korkularını adalet sanarak başkalarını yargılıyor. Babam ise merhametin, adaletin özünü oluşturduğunu savunuyordu. Çünkü “merhamet” olmayan yerde hakikat de eksik kalırmış.
İnsanın varlığı, babama göre saf bir güçtü. Bu güç, bakıma ve sükûnete ihtiyaç duyar. Mesela geceler, insanın kendi içine döndüğü zamanlardır. Babam, geceleri korkulacak bir karanlık değil, bilgelik için bir fırsat olarak görürdü. Bilgelik, onun gözünde en büyük kozmik kuvvetti. İnsan yaşadıkça öğrenir, öğrendikçe kanatlanır. Bu kanatlar görünmez belki ama insanı yeryüzünün ağırlığından bir nebze olsun kurtarır.
Ruhun yükselmesi gerektiğine inanıyordu. Yükselmek, kibirle yukarı çıkmak değil; aksine hakikate yaklaşmaktı. İnsan, ebediyete güvenle yürüyebilmek için başını yalnızca Yaradan’a eğmeli. Hiçbir güç, hiçbir insan, başka bir insanın ruhuna hükmetme hakkına sahip değildir. Bu hak Tanrı’ya aittir ve her insana onur olarak verilmiştir.
Babam oldukça sakindi. Hayatını büyük devrimlerle değil, küçük ama kararlı adımlarla değiştirmişti: Bir çocuğun gözyaşını silerek, bir haksızlığa sessiz kalmayarak, korktuğu hâlde doğruyu söyleyerek… Gerçek özgürlük böyle başlar. İnsanı yeniden ayağa kaldıracak ve özgür kılacak tek kudret, kendi içindeki hakikati fark etmektir. Çünkü her insanın varlığı eşsizdir. Bu eşsizliğin dile gelmesi gerekir. İnancı, dili ve ulusu aşan bir hakikat vardır. İnsan özgür doğar. Ancak ve sadece özgür bireyler kötülükten arınır ve dünyayı da dönüştürür.
Efkan ÖTGÜN
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.