11
Yorum
39
Beğeni
0,0
Puan
539
Okunma

Kedim mia 17 sene yaşadı.. iki gün evvel onu Balçova ormanlarına gömdüm..
Ağlamadım..Yağmurlu bir İzmirdi, çadırda vedalaştık.. Aç hayvanlar onun mezarını eşelese bile ağlamayacağıma söz verdim.. Kediler çok özel hayvanlardır..Sakın zarar vermeyin..
Kediler, hayatın aceleci kalabalığına inat, kendi ritminde yürüyen canlılardır. Onları izlerken zaman biraz yavaşlar; telaş, gürültü ve gereksiz ciddiyet kenara çekilir. Bir kediyi anlamaya çalışmak, aslında hayata başka bir yerden bakmayı öğrenmektir. Çünkü kedi, yaşamı “olduğu gibi” kabul etmenin ustasıdır.
Kediler sevgiyi pazarlıkla sunmaz. İstediklerinde gelir, istemediklerinde mesafelerini korurlar. Bu, bencillik değil; sınır bilmektir. Hayatla kurulan sağlıklı ilişki de böyle başlar. Herkese her an açık olmak insanı yorar; tıpkı kendini sürekli savunmak gibi. Kediler bize, sınırların korkudan değil özsaygıdan doğduğunu öğretir.
Sonuçta kediyi anlayan insan, hayatı kontrol etmeye çalışmaktan vazgeçer. Akışa direnmez ama kendini de kaybetmez. Kedileri izlemek, yaşamın sertliğine karşı küçük ama güçlü bir ders gibidir: Hayat korkulacak bir yer değil, dikkatle ve merakla yürünecek bir alandır. Ve bazen en iyi öğretmen, sessizce pencere kenarında oturandır.
Kediler sessizdir ama pasif değildir. Sessizlikleri, geri çekilmek değil; gözlem yapmaktır. Hayat da çoğu zaman bizden konuşmamızı değil, durup bakmamızı ister. Her şeye hemen bir cevap vermek, her acıya bir cümle yetiştirmek zorunda değiliz. Kediler bunu çok iyi bilir. Beklerler. Doğru an gelene kadar enerji harcamazlar. İnsan da biraz beklemeyi öğrendiğinde, korkuların çoğunun aceleden doğduğunu fark eder.
Bir kedi sahiplenmez, eşlik eder. Yanındadır ama sana ait değildir; sen de ona. Hayatla kurulan bağ da böyledir. Hayat kimsenin mülkü değildir, sadece yoldaşlık eder. Ona tutunmaya çalıştıkça sertleşir, bıraktıkça yumuşar. Kediler bu yüzden öğreticidir: Bağlanmakla bağımlı olmak arasındaki ince çizgiyi gösterirler.
Kediler oyun oynar; üstelik ciddi bir iş yapar gibi. Hayatı da oyun ciddiyetiyle yaşarlar. İnsan ise çoğu zaman tam tersini yapar: Hayatı ölümcül bir mesele, oyunu gereksiz bir lüks sanır. Oysa kedi, yaşamın ancak oyunla hafiflediğini bilir. Oyun, korkunun panzehiridir; gülme, hayatta kalmanın en eski biçimlerinden biridir.
Bir kedi, mutlu olmak için büyük planlara ihtiyaç duymaz. Bir güneş lekesi, bir karton kutu, bir anlık merak yeterlidir. Hayat da aslında böyledir ama insan çoğu zaman bunu unutur. Büyük beklentiler, küçük sevinçleri boğar. Kediler bize, mutluluğun nadir bir mucize değil, dikkatle fark edilen bir ayrıntı olduğunu fısıldar.
Bu yüzden kediyi izleyen insan, yavaş yavaş hayattan korkmamayı öğrenir. Çünkü korku, bilinmezlikten değil; kopukluktan beslenir. Kediler kopuk değildir; anın içindedir. Hayatla aralarına kalın duvarlar örmezler. Ve belki de bu yüzden, en karanlık zamanlarda bile bize şunu hatırlatırlar: Yaşamak, korkarak saklanmak değil; dikkatle, sezgiyle ve biraz da oyunla yürümektir.
Hayat çoğu zaman bağırarak konuşur. Plan ister, hız ister, sonuç ister. Kedi ise fısıldar. Hatta çoğu zaman hiçbir şey söylemez. Sadece oturur. İşte tam orada başlar mesele: Hayatı anlamak isteyen insanın önce susmayı öğrenmesi gerekir. Kediler bunu bizden çok önce çözmüştür.
Bir kedi bir boşluğa bakıyorsa, orada mutlaka bir şey vardır. Bizim görmediğimiz, adlandıramadığımız, aceleden kaçırdığımız bir şey. Hayat da öyledir. En büyük kırılmalar, en derin dönüşümler çoğu zaman “hiçbir şey olmuyor sanılan” anlarda gerçekleşir. Kediler bu yüzden öğretmendir: Görünmeyeni ciddiye alırlar.
Kediler korkmaz demek yalan olur. Korkarlar. Ama korkuya tapmazlar. Korkuyu evin baş köşesine oturtup hayatı ona göre dizmezler. Bir ses irkiltir, bir gölge sıçratır; sonra geçer. İnsan ise korkuyu büyütür, ona hikâyeler yazar, geçmişle besler, gelecekle süsler. Kediler, korkunun geçici olduğunu bilir. Hayat da aslında öyledir ama insan onu kalıcı bir kimlik sanır.
Bir kedi kendini sevdirmek için şekilden şekle girmez. Olduğu gibidir; gelir ya da gelmez. Hayat da böyledir. Kendini zorladığında sertleşir, teslim olduğunda açılır. Kediler bize şunu öğretir: Sevgi de hayat da zorla tutulmaz. Avuç açılır, beklenir.
Kediler düşer, tırmanır, vazgeçer, tekrar dener. Hepsini dramatize etmeden yapar. İnsan ise her tökezlemeyi bir kader cümlesine çevirir. Oysa kedi bilir: Hayat bir sınav değil, bir denemedir. Yanlış yapma hakkı vardır ve bu hak kutsaldır.
Sonunda şunu fark edersin: Kediyi anlamak, hayata meydan okumak değil; onunla yan yana yürümeyi öğrenmektir. Hayattan korkmamak, cesur olmak değil; dikkatli olmaktır.
Ve bazen hayat, bütün cevapları susturup pencere kenarına bir kedi bırakır.
sev onu
.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.