0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
23
Okunma
Osmanlı devlet pramidi
İyi kanunlar adil kanunlar yürürlükteyse NATO-BM İlahi kurluşlardır şeytani değildir müşriktir idarecileri diye der sunnilik çünkü iyi sayalar farza sunnilikte şia da BM ve Natonun idarecileri de keramet ehli olmalı değilse güvenilmezdir sıkıntılıdır dedi...
İyi kanunlar esmalı kanunlar farz der vahiy...Hangi ırktan dinden olursa olsun Kanunlar iyiyse sorun yok dedi sunnilik ama şia lider imam keramet ehli olmadıkça güvenmeyiz sıkıntı var dediler...
İyi kişiler idareci değilse yani esmalı yasalar yürülükte değilse hicret farzdır...Devlet fardır...ya hicret ya devlet...Ortası yoktu sahabe hayatının...asrı saadetin Medine devletinin pramitinde de müşrikler vardı...Hz Alinin ordusunun yarısı KISAS ilkesinin neshini isteyenlerdi çünkü kendileriydi hz Osmanın katilleri...Ortak akıl hz Alinin liderliğinde bile KISASI nesh etmişti...İslam hep budanmıştır bilin bunu..."Kol keser"her şeriat diyen cahilsin her şeriatte fazi bile nesh edildi...ehven-i şer saydı ortak akıl ilim akıl İslamlı akıl...Osmanlı zamanında ...her şeriat farklıdır...Mekkede Allahın ve peygamberin haramları farklı...Mekke devri nesh ettiirdi budadı şeriati...Tarihde şeriat hep budandı KISAS nesh edildi hz Adem devrinde de Habilin katili Kabil öldürülmedi insan az denildi hikmet olarak...ehven-i şer sayıldı KISASIN neshini...
Varlık bir pramittir...başı vardır şeytan secde etmeli"ebu lehebin eli kurusun"dedi vahiy...Şeytan baş tacı edilmemeli...epstein beyni aklı şeytanidir millileşmemeli o millet leş olur...rabçı rızacı halife idareci olmalı farz bu değilse hicret farzdır...Peygamber sağdı ama esmalı yasalar yürülükte değildi sahabe hicret etti...
Ben Osmanlı şeriatini sevmedim diyen ve elştiren hilafetçi rabçı rızacı değil sanma...Vahyin bin tefsiri var yani binlerce şeriat doğar vahiyden...Mezhebçi-ırkçı-dinci olma ama rızacı-rabçı-hilafetçi ol.Şeytan Ademe secdeli olmalıdır de...Alemin sahibi esmalıdır.Her pramidirn bir halifesi rabçısı rızacısı olmalı şeytan o kuruluşta ona itaat etmeli demokrasi bunu sağlıyor...Esmalı bir anayasa farz...milliştirdiğin eğitim esmalı olmalı esmalı olmalı millei anayasa...yani ortak akıl...ana yasa ortak akıldır "kol kesmek" vahyin binlerce tefsiri var her tefsirde her şeriatte farz değil kol kesmek eskilerin kol kesmesi nesh edilir hikmet gerektiriyorsa KISAS nesh edilmiş Hz Ali de Kısası nesh etmişti..hz Osmanın katilleri ellini kolunu sllayıp gezdi...eskilerin şeriatinden farklı bin farklı şeriat üretmeye uygundur vahiy ve esmaların tefsiri deneyle öğrendiğimiz tecellileri...Bin farklı şeriat üretilir Vahiyden "el kesmek"nesh edilebilir...Kısas da nesh edilir Faizin haramlığı da kadın mirastan erkele eşit miras da alabilir...nesh edilir eski şeriatin o maddesi "ORTAK AKIL"terazidir...ama o ortak akıl millileştrimişse bir eğitimimi Allahtan destek beklemesin müşriktir o toplumun ortak aklı çünkü...fert şehadetlidir ama Ortak akıl müşriktir kiliseye destek hikmetsizse O ortak aklı oluşturan toplum da o aklıde müşrüktir...lider akıl değildir o ortak akıl ortak akıldır ama lider akıl değildir lider akıl İlahi akıldır...esmalı kararlar seçimler yapabilen akıldır...müşriksin kanunlarınla yani...ortak aklın lider akıl değil yani...Allahtan destek göremez müşrik akıllı o toplum...Müşrik nesil yetiştiren bir eğitim millileşmemeli...Hz İsmailler yetitirdi hz İbrahim çünkü rızacı nesil yetiştirmeli milli sandığın eğitim...
Osmanlını şeriati İlahi değil Vahyin bin tefsiri var bin tefsirini yap...Hakifecilik rızacılık rabçılık farzdır idarede...İdarecilikte kişinin keramet ehli olması farz değil dedi sunnilik ama şia farz dedi...
Varlığın lideri esma özlü yani idare işi esmaya uyumlu olmak hüneridir...Hilafetçilik bu tezi savunur...Sede edilmesi gerekn Şeytan değil ademdir ...dedi Esma özlü olan Allah bunu bozma...hilafetçi tez belli...İlahçı rabçı esmalara uyum farz idarecilite...Osmanlı Müslümandan da vergi almalıydı Ganimetleri nükler üretmeye harcamalıydı...sunniliğin tezi şianın tezi yeterli değil...Vahyin bin tefsirini yapalım...
Varlığın lideri esma özelliklidir dedi Vahiy...Esmaya uyumlu eylem-hal-duygu -düşünce...Lider eylem lider hal-lider düşünce-lider duygudur...milli eğitim Rızacı mı...Esmaya uyumlu olmayan düşünceyi millilştirene desteği gelmez Allahın Şehadetliliğe çok etkiler yüklemek hakka tesr deneylere mantığa terstir...
Alemin yasaları belli esmalar belli...bu yasalara kilise uyumluysa...Şehadetliden öndedir Allaha yakınlıkta...sunnilik şehadete çok güçler yüklemiş ama mürted çok şehadetli...yani Allah desteklemez o şehadetliyi de...çünkü şehadetli ama müşrik...ben sarhoş değilim dese bir sarhoş haline bak...Kilise de müşrik yani esmadan destek gelmez ona...Gazzeliye adillikten destek gelmedi...yani ebabil gelmedi ASA verilmedi gemi verilmişti Nuha Gazzeliye gemide verilmedi ama destekliydi Gazzeliler "El-Hakim"kapısından...Gazzeli bebekler şehid oldukça İsrail düşmanlığı arttı...bu "El-Hakim"esmasının tecellilerinden bir parçadır ebabiller gibidir..düşmanına Gazzelinin tokat vurdu Allah Tufana da Nuhun gemisi bir ilahi sopaydı...
Allah denk ve ortak kabul etmez...idare kanunları denk ve ortak kabul etmez Halifecilik budur...Şeytana hz Ademe secde et diye emrettik dedi Allah yani şeytani halliler eylemliler duygulular düşünceliler ve kötülükler...şirk...cizye vererek secde etmeli esma kanunlarına...sadece secde yetmez cizye vermeli "ebu lehebin eli kurusun"demeli.
Her pramid...esma kanunlarıyla ilkeleriyle idaresi farzdır sunniliğe göre şiaya göre kişilerin keramet ehli olması da farzdır...
İmamet...Şia keramet ehlinden biri seçilmeli liderliğe imamlığa der...her pramidin başı rabçı-rızacı olmalı der...sunnilik Rızacılığı anayasa sayan her kes lider-İmam seçilebilir der...daha tavizkardır sunnilik...Kişi keramet ehli olmasa da laik bile olsa rızacı rabçı kanun ve anayasayla hareket etmesi bile imamet-lider tezine sunnilik sıcak bakar...ABD lideri bile dünya devletinin dünyasal küresel teşkiletlerında lider olur ama rızacı-rabçı kanunlar farz der...Kişiler dört dörtlük olsun demez ama yasalar dört -dörtlük olmalı der halifeci imammetçi tez...İslam mezheblerinin görüşleri ortada analizi budur yani...
Halifecilik de Israr et...NATO BM bir kuruluştur bir pramittir...ordu da bir piramittir parti de bir piramittir"A-Z" farklı insanlara yer verilmelidir her pramidde ama halifeci ol...lider muvahhid olmalıdır ...de...
Devletin lideri muvahhid yani rızacı olması farz der.Hilafetçilik..
"Balık baştan kokar"Osmanlının başı rızacıydı...Türktü...
Talut-Calut devletin lideri muvahhid olmalı halife olmalı rızacı olmalı der Kur’an devlet pramidinde Osmanlının yahudi-yunan vardı...
Kazı-kazan ortaklığı da din kardeşliği gibi birleştiricidir...Mantık NATO kurun dedi...BM kurun dedi...Başlarına muvahhid getirin der halifecilik...partilerin başı devletlerin başı muvahhid rızacı-rabçı olsun der Halifecilik...imamet konusu tartışmalı bir konu İslamda...Muvahhide özgürlük veren bir hiristiyan ülkeydi habeşiştan yani hicret caizdi...İnsanın hakkıdır inanç özgürlüğü diyen batı devletleri NATO devletlerine hicret caizdir yani...
Bir alıntı:
Tâlût’un ordusuna katılan Hz. Davud Calut ile nasıl karşılaştı ve Calut’u nasıl öldürdü? Hz. Davud ile Calut kıssası...
Tâlût’un ordusunda 18 yaşında bir genç vardı. İsmi “Dâvûd” idi. Beydâvî’ye göre Dâvûd -aleyhisselâm-, babası ve on üç kardeşi ile beraber Tâlût’un ordusuna katılmıştı.
HZ. DAVUD TALUT’UN ORDUSUNA KATILIYOR
Dâvûd -aleyhisselâm- koyun güderdi. Çok cesur olup ayrıca sapan ile taş atmada mâhir idi. Birgün babasına:
“–Bütün dağlar-taşlar benimle tesbîh ediyor!” dedi.
Bunun üzerine babası da:
“–Ey Dâvûd, sana müjdeler olsun!” dedi.
Dâvûd -aleyhisselâm-’ın sesi, çok gür ve güzel olduğu için Tâlût’un huzûruna çıkarıldı. Tâlût da, O’nu kendisine nedîm yaptı. Dâvûd -aleyhisselâm-, bu sırada Tâlût’un Amâlika kavmine karşı hazırladığı orduya katıldı.
Allâh o peygambere (İşmoil -aleyhisselâm-’a), Câlût’u Dâvûd’un öldüreceğini bildirmiş, o da Dâvûd’u beraberinde götürmüştü. Yolda üç taş dile gelip Dâvûd’a:
“–Bizi al, Câlût’u bizimle öldüreceksin!” demişlerdi. O da onları almış, sonra da bunların hepsi tek bir taş hâline gelmişlerdi.
Diğer taraftan Tâlût:
“–Kim Câlût’u öldürürse, ona kızımı vereceğim!” diye de vaadde bulunmuştu.
Nihâyet Tâlût’un 313 kişi kalan îmanlı askerleri düşmanla karşı karşıya geldi. Âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:
“(Tâlût’un ordusu) Câlût ve askerleriyle savaşa tutuştuklarında:
«–Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır! Ayaklarımıza sebat ver ve kâfir kavme karşı bize yardım eyle!» dediler.” (el-Bakara, 250)
ZAFER İÇİN ŞU ÜÇ VASIF ŞART
Bu âyet-i kerîmede işâret edildiğine göre düşman üzerine giden askerin üç vasfa sâhip olması gerekmektedir:
Zorluklara sabır,
Cesâret ve sebat,
İlâhî yardımın, yâni te’yîd-i ilâhînin geleceğine inanıp Cenâb-ı Hakk’a tazarrû hâlinde bulunmak.
CALUT’U KİM ÖLDÜRDÜ?
İki ordu karşılaştığında, Câlût, kendisiyle mübârezeye çıkacak, yâni ordusunu temsîlen kendisiyle vuruşacak bir er diledi. Karşısına Dâvûd -aleyhisselâm- çıktı. Herkes şaşırdı. Çünkü Câlût, iri yüzlü ve çok güçlü biriydi. Nitekim Câlût, gücüne güvenerek Dâvûd’u küçümsedi:
“–Ey hakîr, karşıma sen mi geldin? Söyle, niçin geldin?” diye sordu.
Dâvûd:
“–Seninle cenk etmeye geldim!” deyince, Câlût O’nunla alay etti.
Dâvûd -aleyhisselâm-, sapanını çıkardı ve meşhur taşı yerleştirerek Câlût’a fırlattı. Taş, Câlût’un tam alnına isâbet etti ve Câlût, atından düşerek öldü.
Kuvvetiyle mağrur, iri yarı bir hükümdar olan Câlût, apaçık görülen zâhirî üstünlüğüne rağmen mağlup oldu. Allâh Teâlâ bununla, işlerin yalnız zâhirî şartlara bağlı olmayıp, hakîkatte kendi irâdesiyle vukû bulduğunu göstermişti. Yine bu hâdise ile, insanların nazarında kuvvetli görünenin, hakîkatte zayıf, zayıf görünenin de Allâh’ın yardımıyla kuvvetli olabileceğini öğretmişti. Allâh’ı inkâr eden zâlimler ne kadar kuvvetli görünürlerse görünsünler Allâh’ın irâdesi tahakkuk edeceği zaman küçücük bir çocuktan bile daha zayıf bir hâle düşerler. Ebrehe misâlinde olduğu gibi…
Burada Allâh Teâlâ’nın gerçekleşmesini mûrâd ettiği başka hikmetler de mevcuttur: Hak Teâlâ, Tâlût’dan sonra mülkü, yâni hükümdarlığı Hazret-i Dâvûd’un almasını ve yerine de oğlu Süleymân -aleyhisselâm-’ı vâris kılmasını murâd etmişti. Nitekim Hazret-i Dâvûd’un Câlût’u öldürmesiyle halkın nazarında da gücü ve cesâreti ispatlanmış ve böylece Dâvûd -aleyhisselâm- hükümdarlığa hazırlanmış oluyordu.
Allâh Teâlâ âyet-i kerîmede şöyle buyurur:
“Nihâyet Allâh’ın izniyle onları hezîmete uğrattılar ve Dâvûd, Câlût’u öldürdü. Allâh O’na (Dâvûd’a) hükümdarlık ve hikmet (peygamberlik) verdi; dilediği ilimlerden O’na öğretti. Eğer Allâh, insanların bir kısmını diğer bir kısmıyla defetmeseydi, yeryüzü elbette fesâda uğrardı. Fakat Allâh, bütün âlemlere karşı lutuf ve kerem sâhibidir.” (el-Bakara, 251)
Bu âyet-i kerîmede, dünyâ hayâtında cârî olan ilâhî nizâmın bir ölçüde îzâhı vardır. Hakîkaten, şâyet Allâh Teâlâ insanlar arasında adâletle hükmedecek sultanlar var etmeseydi, insanların güçlüleri, zayıfları ezip mahvederdi. Bu bakımdan bir rivâyette:
“Sultan Allâh’ın yeryüzündeki gölgesidir.” (Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, V, 196, Deylemî, Müsned, II, 343) buyrulmuştur.
Hazret-i Osman -radıyallâhu anh- da şöyle buyurmuştur:
“Şüphesiz ki Allâh, Kur’ân ile engellemediği şeyi sultan ile engeller.” (İbn-i Kesîr, Kısasu’l-Enbiyâ, s. 516)
Diğer taraftan, Allâh Teâlâ insanlar arasında ictimâî dengenin kurulmasını birtakım sebeplere bağlamıştır. Bu itibarla insanların bir kısmı zengin, bir kısmı fakir, bir kısmı güçlü, bir kısmı zayıf, bir kısmı sıhhatli, bir kısmı hasta, bir kısmı mü’min, bir kısmı münkir olacak ki, bunlar arasında kurulacak alâkalar, insanların cemiyet hâlinde yaşayabilmelerini temin edebilsin. Tıpkı elektrik yüklü artı ve eksi kutuplar arasında kıvılcım (şerâre) ve enerji meydana gelmesi gibi, müsbet ve menfî insanlar arasında vukû bulan mücâdele ve muhârebelerde de, pek çok hikmetler bulunmaktadır. İşte yukarıdaki âyet-i kerîmeler ile ilâhî nizâmın bazı prensipleri anlatılmıştır. Nitekim bu âyet-i kerîmelerin devâmında da şöyle buyrulur:
“İşte bunlar, Allâh’ın âyetleridir. Biz onları Sana hakkıyla okuyoruz. Şüphesiz Sen, Allâh tarafından gönderilmiş peygamberlerdensin!” (el-Bakara, 252)Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Nebiler Silsilesi-3, Erkam Ya