Hakiki sevgi, herkesin bahsettiği, fakat pek az kimsenin gördüğü hayaletlere benzer. -- anatole franse
Mehmet Ata
Mehmet Ata
VİP ÜYE

On Yedi Adım

Yorum

On Yedi Adım

( 1 kişi )

0

Yorum

2

Beğeni

5,0

Puan

267

Okunma

On Yedi Adım

Tandırın başında ekmeğin dönüşünü izlerken Osman annesinin sesini duydu:
“Osman, yarın davarı otlatma sırası bizde. Hayvanlar sana emanet.”
Bu sözler Osman’ın içini titretti. On beş yaşındaydı ve ilk kez bu kadar büyük bir sorumluluk veriliyordu. Köydeki her hanenin en az iki üç koyunu vardı. Hepsi onun gözüne, eline, vicdanına emanet olacaktı.
Bir an duraksadı.
“Ana,” dedi, “ya kurt çıkar, çakal çıkar… Şu tüfeği de alayım, ne olur ne olmaz.”
Annesi başını iki yana salladı.
“Olmaz oğlum. Baban duyarsa çok kızar.”
Osman ısrar etti ama sonuç değişmedi. O gece rüyasında koyunlar dağılıyor, karanlığın içinden gözler parlıyordu.
Sabah gün doğmadan uyandı. Annesi çantasına ekmek, peynir, kuru üzüm koydu. Bir de salça teneğinden yapılmış minicik bir kova uzattı.
“Bunu da al,” dedi.
“Gerekmez ana,” diye diretti Osman. “Yük olur.”
Kapıdan çıkarken annesi arkasından seslendi:
“Bak Osman, gölgen on yedi adım olunca eve dön.”
Ayşe teyze de son anda yetişti.
“Bu koyunun adı Leyla,” dedi. “Doğumu yakın, gözün onda olsun.”
Osman sürüyü köyden çıkarmak için kapının önünde durdu. Koyunlar sabah serinliğinde isteksizdi. Bazıları kuzularını arıyor, bazı kuzular analarının bacaklarına dolanıyordu. Meleyişler artınca Osman elindeki değneği yere vurdu.
“Haydi,” dedi, “akşama yine buradayız.”
Bir kuzu anasının peşinden koştu, diğeri toprak yolda sendeledi. Osman eğilip kucağına aldı, birkaç adım taşıdı, anasının yanına bıraktı. Ana-kuzu ayrılığı kısa ama gürültülüydü; meleyişler köyün içinden yankılandı. Osman o an anladı: çobanlık sadece yürümek değil, ayırmayı da bilmeyi gerektiriyordu.
Sürü köyden çıkınca toprak yol uzadı önlerinde. Ayaklar yere vurdukça kuru toprak kalktı, ince bir toz bulutu sürünün üzerine çöktü. Güneş yükseldikçe toz havada asılı kaldı; sanki bulutlar yere inmişti. Osman başını çevirdi, köy yavaş yavaş geride kaldı. Evlerin yerini taşlar, taşların yerini bozkır aldı.
Meraya vardıklarında koyunlar dağılır gibi oldu. İki koç kafa kafaya verdi, toprak savruldu. Osman aralarına girdi, değneğini havaya kaldırdı.
“Kes!” diye bağırdı.
Sesinin titrediğini hissetti ama geri adım atmadı. Koçlar homurdanarak ayrıldı.
Bir ara birkaç koyun meranın dışına süzüldü. Ekili alana yöneldiklerini görünce Osman’ın yüreği ağzına geldi. Koştu, önlerini kesti, kollarını iki yana açtı.
“Olmaz!” dedi.
Koyunlar durdu, sonra ağır ağır geri döndü. Osman derin bir nefes aldı. Eğer tarlaya girselerdi, iş büyürdü.
Güneş tepedeydi artık. Osman yere baktı.
Gölgesi kısalmıştı.
Öğle vakti geliyordu.
Gölgesi tek adıma düştüğünde koyunları geniş yapraklı bir ağacın altına topladı. Kendisi biraz ötedeki başka bir ağacın gölgesine geçti. Çantasını yere serdi; ekmeği, peyniri, kuru üzümü dizdi.
Tam ilk lokmayı alırken durdu.
Su yoktu.
Annesinin uzattığı kovayı almamasının pişmanlığı boğazına düğümlendi. Tuzlu peynirle tatlı kuru üzümü yedi ama birkaç lokma sonra dili damağına yapıştı. Kuyunun yerini biliyordu. Aceleyle koyunları tekrar meraya saldı. Gölge dört adıma çıkmıştı; vakit kaybetmemeliydi.
Kuyunun başına vardığında suyu gördü: berrak ve serin. Ama eli yetmiyordu. Ne ip vardı ne kova. Babasının bir gün yaptığı şey geldi aklına. Gömleğini çıkarıp suya sarkıttı; yetmedi. Pantolonunu bağladı, yine olmadı. Son çare olarak ağaçtan uzun bir dal kesti. Dalı kırarken parmağına diken battı ama aldırmadı. Hepsini birleştirip gömleği suya daldırdı. Islanan kumaşı dudaklarına götürdü. Suyu adeta emdi.
Bir kez daha…
Bir kez daha…
Sonra parmağındaki acıyı fark etti. Telaşlanmadı. Annesinin çantaya koyduğu çengelli iğne geldi aklına. Parmağını kanata kanata dikeni çıkardı. Elbisesini kurutup giydiğinde güneş eğilmeye başlamıştı.
Meraya döndüğünde gölgesini saydı.
On yedi adım.
Tam toparlanacaktı ki kalbi sıkıştı.
Leyla yoktu.
“Leylaaa…” diye seslendi.
Çalılıkların arasından cılız bir meleme geldi. Leyla doğurmuştu. Osman diz çöktü, sessizce onları izledi. Karanlık çökerken cebindeki mendille kuzuyu temizledi, çantasına yerleştirdi.
Köye vardığında Ayşe teyzenin gözleri doldu.
“Helal olsun,” dedi. “Sen artık çocuktan sayılmazsın.”
Ertesi gün köy yumurtalarıyla ödüllendirildi ama asıl kazancı bu değildi. O gün Osman, sorumluluğun sadece sözle değil; sabırla, pişmanlıkla ve cesaretle taşındığını öğrendi.
Ve bunu hayatı boyunca hiç unutmadı

Paylaş:
2 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (1)

5.0

100% (1)

On yedi adım Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz On yedi adım yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
On Yedi Adım yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL