0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
1468
Okunma

TUFANDAN ÖNCE
Sevgili kitapsever dostum,
Havaların soğuk olmasından dolayı dışarı çıkamayınca , işte ve evde yapılacak en güzel iş kitap okumak oluyor benim için. Kitap, içinde bulunduğumuz dünyadan alarak bizi kitapta anlatılan dünyaya götüren bir hicret oluyor bizlere. Yeni hayatlar, yeni şahsiyetler, yeni mekanlar tanımak da insanın gelişmesi, eğer bilinçli okuyorsa okuduğu kitabı, yani ders alarak gerçekten de fayda sağlıyor Bunun yanında böyle mektuplar ile özetini ve yorumları anlatmak da tekrar tekrar öğrenme demek.
Sevgili dostum,
Mustafa Kutlu’nun 2013 yılında kaleme aldığı “Tufandan Önce” yi seneler önce okumuştum. Bu kitabın devamı gibi olan “ Başkanın Adamları” kitabını da çıktığı zaman, yani geçen sene okumuştum. “Tufandan Önce” yi yeniden okumak istedim ve sana anlatmak tabii ki...
Sevgili dostum,
“ Tufandan Önce” bir kasaba romanı. Mustafa Kutlu tabiri ile hikayesi benim gibi bir kasabada geçmiş. Kasabada doğup büyümüş bizim gibi insanın tabii ki ilgisini çekiyor. Kitabın Kahramanı Belediye Başkanı Şemsettin Bilen’in beş kızı olması , benim de üç ablam ile nerede ise yarım düzine amca kızımın olması, üstelik te Başkan’ın kızları olan Nebahat, Sebahat, Melahat, Nezahat’ın abla ve amca kızlarımın adının olması, benim hikayeye olan sempatimi artırıyor.. Başkanın aslında 5 kızı var ve biz kitapta 4’ünün sadece adını biliyoruz. Kimlerle evliler, kocaları ne iş yapar, çocukları kimdir?Başkanın kızları ne iş yapar? Bunları anlatmamış yazar kitapta. Sadece Songül’ü biliyoruz . Çünkü O’nu uzun uzun anlatmış Songül’ü. Babası okumasını istiyor, evlenmesine karşı çünkü. Bir nevi veliahtı olmasını istiyor kendisinin. Çok bahsetmese de Songül’ü böyle gördüğünü anlıyoruz Belediye Başkanı aktar Şemsettin Bilen’in
Sevgili dostum,
Sonra be be ce berber Baki’yi tanıyoruz., Kaymakam Çetin Pahıloğlu’nu , Zabıta Kemal, kasabanın engelli ikizlerini, Zabıta Kemal’i tanıyoruz. Yazar Zabıta Kemal’in hikayesini uzun uzun anlatıyor. Kaymakam Çetin beyi, Başkan Şemsettin Bilen’i uzun uzun anlatıyor yazar. Biz Şemsttin Bilen’i tanırken “Ya bizim kasabanın Belediye Başkanını mı anlatmış bu yazar?” diye sormadan edemiyoruz kendimize. O kadar güzel anlatmış yazar işte.
Sevgili dostum,
Sonra İdiris Güzel’i tanıyoruz. Ticarette yüselmiş ve siyasette yükselmek isteyen kurnaz, işbilir iş adamı İdiris Güzel, Kasabaya yapacağı tesisin temel atma mesaimi için kasabaya gelen Bakanın hikayesini okuyoruz.
Törenin hazırlık aşamasından, tesisin hikayesine, deli dere’nin hikayesine Otbitmezköyü nün kurulma hikayesine kadar yazar kendine has üslubu ile yer yer argoya kaçan dili ile anlatıyor. Hikayeyi . Hikaye uzuyor uzuyor ve karşımıza orta büyüklükte 212 sayfalık roman çıkıyor. Şu edebiyatta ne zenginlik var; kimi hikaye der, kimi öykü, kimi roman,. Hangisini beğenirsen artık. Ben daha çok hikaye demeyi severim. Kızınca inanmadığımız şey anlatılınca “Bu da hikaye işte..” deriz ya İster inan ister inanma mealinden.
Sevgil dostum,
Mustafa Kutlu hikayeleri çıktığı zaman hemen alıp okuyorum artık. Tabii sana de mektuplar ile anlatıyorum.Okumak ayrı zevk bu mektuplar ile anlatmak ayrı.
Sevgili dostum,
“Tufandan önce” tesisin temel atma töreninde aniden yağmurun bastırması ile temel atma yapılamadan sel sularının temeli alıp götürmesi ile son buluyor. Ama bu tufanın yeni aşklar doğmasına sebep olduğunu, Başkanın siyaseti bırakmasına sebep olduğunu da kitabın sonunda öğreniyoruz. Her şey bir anda değişebilir ana fikrini anlatan hikaye, sellerin kimine mutluluk kimine güzün getirdiğini belirtiyor.
Sevgili dostum,
Televizyon haberlerinde sık sık rastladığımız “sel” haberlerni okurken hani deriz ya “mübarek yağmur değil Tufan” aynen öyle haberler gözlerimziin önüne geliyor Tufanı okurken.
Tufanı okurken içimizde yoğun şekilde yaşadığımız duygu ve düşünce tufanınını da yaşıyoruz tabii. Güvendiğimiz insanların bizim duygularımızı sel gibi alıp götürmesi, onları da sanki selde kaybetmişiz gibi hayatımızdan alıp götürüyor nerede ise.
Sevgili dostum,
“Tufandan önce “ hikayesini okurken insan arada “sel gibi” bazı toksik insanları hayatımızdan söküp atrmamız gerektiğini de söylüyor. Habire şaka yapan, habire isteyen, habire isteyen ama imkanı olduğu halde hiç vermek istemeyen insanları “içimizde bir tufan olsa da alıp götürse” diye beklediğimiz zaman da oluyor.
Sevgili dostum,
Törende herkes konuşmak yapmak istiyor, blim adamı, siyasetçisi, bürokratı. “halkın onları anlamayacağını bile bile konuşmak istiyorlar” mealinde yazar yorumu hoşumuza gidiyor. “Ağzı olan konuşuyor” deyimini bir daha hatırlıyoruz. “Konuşmayı seven milletiz işte” diyor hikayenin bu kısmını okurken gülümsüyoruz. “ Zenginin malı züğürtün çenesini yorar misali” “dili olanda bilgisini anlatmaya çalışır, isteyen anlasın , isteyen anlamasın” diyoruz konuşmaların tufanla kesilmesini okuduğumuzda...
Yazar kitabın sonunda, “Tufandan sonra” bölümünde Tufandan çıkan aşk ve izdivaçları, köşesiene çekilen siyasetçileri emekli olunca Büfe açan Zabıta Kemali , siyasete atılan idiris Güzel’i de kısaca anlatıyor. “Tufandan sonra “ uzun uzun anlatmaya gerek yok kısa anlatalım da okur nasıl anlarsa anlasın mantığı ile kısa kesiyor hikayenin sonunu yazar.
Sevgili dostum,
“Tufandan önce”yi okuyunca insan daha önce okuduğumuz ve sana mektupla anlattığımız “ Başkanın Adamları” hikayesini insan yeniden okumak istiyor. Çünkü bunun devamı.. Kahramanları aynı.
Sevgili dostum,
Günlerce okuduğum romandan 212 sayfadan kısaca sana 2 sayfa mektup yazdım. Romanlar işte böyle kısaltılarak ve mektupla anlatılırsa uzun yazıları okumayı sevmeyen insan da kıs ca okuyarak faydalanabilir. Okuyan da geniş özetini tekrar eder. Böylece edebiyatın güzelliği uzata, kısala mektuplar ile kalemden kaleme, okumadan okumaya mektuptan mektuba güzellikleri, ilginçlikleri anlata anlata yayılır.
Mustafa Kutlu yeni bir hikaye yazarsa okuyup da sana da mektuplar ile anlatmak dileği ile...