3
Yorum
11
Beğeni
5,0
Puan
114
Okunma
Yazı:Enver Özçağlayan
YOLUMUZ...
Biz, bu fikirlerin önünde ardında hep böyle durduk ve yaşadık:
"Esas, Türk Milletinin haysiyetli ve şerefli bir Millet olarak yaşamasıdır..." ATATÜRK
"Başka milletler asrî (batılı) medeniyete girmek için kendi mazilerinden uzaklaşmaya mecburdurlar. Halbuki Türkler’in asrî (batılı) medeniyete girmeleri için, kendi eski mâzilerine dönüp bakınmaları kâfidir..." Ziya Gökap
Aşağıya aldığımız yazı; l992 yılı Nisan ayında İstanbul’da bir Gazetede yayınlanan
yazımızın alıntısıdır. Bu tarih, kendimizi bildiğimizden bu yana yaşadığımız bir ömrün de hikâyesidir. Arşivimizde tesadüfen elimize geçti; "YOLUMUZ" Başlığıyla yayınlanan bu yazıyı belki gençliğe bir genel fikir verebilir düşüncesiyle yayınlamayı uygun bulduk.
"Biz Türk Milletinin bir kısım çileli insanları kendimizi bildik bileli hep Devletten yana olmuşuzdur.
Bir çok arkadaşımızın; hattâ eşimizin, dostumuzun vergisini veren vatandaşlar olarak devletten yana olmak yerine, isteklerimizi ancak O’na direnerek, bazan da O’nu zorlayarak elde edebileceğimiz hususunda ısrarlı davranış, tavır ve tavsiyelerine rağmen biz yine devletten yana olmayı, demokratik teamülleri ayakta tutmayı adeta hayatımızın vaz geçilmezi saymışız.
Hayatın günlük akışı içinde birlikte yaşadığımız bir çok kişi devlet malına "deniz" zihniyetiyle bakarken, biz görev yerlerimizde yıkadıkları ellerini mendil yerine pelür kâğıtlara silmeyi alışkanlık haline getirmiş arkadaşlarımızın devlete olan yıllık israfını tartışmaya açmışız, az kullanılarak veya çeşitli sebeplerle kullanım dışına itilen türlü eşyayı elimizden geldiğince onarmaya çalışmış ve tekrar kullanıma sokmuşuz. Hattâ trenlerde, otobüslerde koltuk doğramayı alışkanlık haline getiren hasta ruhlu insanlara karşı koyarak, park ve bahçelerde ağaç kesenlerle, sıralara aşkını işleme yanlışlığını yapanlara doğruyu göstererek devleti zarara sokmanın her zaman ve mekânda yolunu tıkamaya uğraşmışız.
Devletin, milletin, yetimin parasını, malını yememişiz.Tutum ve davranışımızla kıt menfaatlerimizi dahi O’na aktarmışız.
Milletimizin her ferdini; doğudan batıya, güneyden kuzeye, en az kendi, nefsimiz gibi aziz bilmiş, ayrımcılığın izine dahi müsamaha etmemeye varlığımızı adamışız.
Gerektiğinde Devletimiz, Milletimiz için can vermeye en önde gidenlerden olmuş, bunun emsalsiz örneklerini vermişiz.
Dilimizi, dinimizi, kültür değerlerimizi bozmağa çalışanlara, istismara yeltenenlere karşı, gereken cevabı vermekte her zaman öncülük etmişiz.
Soysuz rejim ve ideolojilerin, mensuplarının gerçek yüzlerini fikrî platformlarda oırtaya çıkararak, onlardan korunmanın yollarını geliştirmişiz.
Vatanı sevme ve koruma duygusunu candan aziz, yolunda ölme duygusunu şehadet bellemişiz.
Askerimizi, polisimizi yerenlere, vuranlara, onları çeşitli propaganda vasıtalarıyla iş göremez duruma sokmak isteyenlere engel olmaya çalışmış, bu kurumları sevgi, şefkat duygularıyla kuşatarak onlara zâlim baskılar karşısında direnebilme morali kazandırmışız.
Düşünce yoğunluğumuzu hayata geçirme faaliyetlerimize, gayretlerimize bazıları "enayilik" derlerken, biz "görev" demişiz.
Biz, Milletimizi tüm fertleri ve değerleriyle sevmeyi, onları yüceltme uğrunda yılmadan çalışmayı, teknikte, ekonomide, refahta en üst düzeyi yakalama gayret ve fedakârlığını yâni "Türk Milliyetçiliği vasıflarını" bizden önceki ağabeylerimizden ve onların yazdıklarından öğrenmişiz. Çocuklarımıza da böyle öğretmiş ve öğretmeye devam edeceğiz.
Çünkü Dünya coğrafyasındaki yerimiz ve yarınki görevlerimiz, bizi bu vasıflarımızı yaşamaya ve yaşatmaya mahkûm etmektedir.
Ne kadar eza, cefa görürsek görelim; belirli devirlerde isterse kadrimiz bilinmesin, şehitlerimiz anılmasın, hattâ hainler, bu Milletin şerefli evlatlarının kanında maddi, mânevi vebâli bulunanlar görkemli yerlerde izana sığmaz yemliklere kavuşturulsunlar, sureta enayilik bize, dünyayı yaşamak onlara düşsün, biz asla tarihin bize yüklediği mecburiyet, mesuliyet ve mahkûmiyetten kurtulmaya mezun değiliz.
Zira görevlerimizin en büyüğünü başarma yolu, yeni fırsat ve imkânlarla önümüzde henüz açılmıştır."
Ancak o günlerden bu günlere gelirsek; biz devleti o gün de ebed müddet bildik, bu gün de ebed müddet biliyoruz. Halen bildiğimizden şaşmayan hareket tarzımızla o zamanları bu zamanda da yaşama idraki içindeyiz. Bir farkla ki; o günlerde bizlere karşı olanlar; çocukları ve akrabalarıyla birlikte bugün lüks içinde, varlıklı bir hayat yaşıyorlar. Biz ise o günlerde olduğu gibi bu gün de, yine her biri kirada oturan üç çocuğumuzla ; şahsımıza gelince; İsviçre’de yaşayarak İstanbul’da dört daire satın alabilen bir Türk gurbetçinin bir dairesinde (çok dostane anlaşmalarla!..) kirada oturmaya devam ediyoruz. Rabbim, Devletimizi, vatanımızı ebed-müddet muhafaza buyursun. TANRI TÜRKÜ KORUSUN...
S O N.
5.0
100% (5)