1
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
90
Okunma
Sabah uyandığımda kız kardeşim battaniyeye sarılı döşeğin ucunda yatıyordu. Kimse konuşmuyordu. Evde beni acıktıran bir koku vardı. Kokuyu alır almaz anneme acıktığımı söyledim. Annem çantasından gazeteye sarılı içinde tavuk eti olan bir ekmek çıkarıp verdi. Annemin ağladığına aldırmadan, onun dizinin dibinde oturmuş ekmeğimi yiyordum. Babamın tıraşsız yüzü simsiyah kesilmiş, yere bakıyordu. Ben sessizlik içinde ekmeğimi son kırıntısına kadar yiyip bitirdim. Hayatımda ilk defa tavuk döneri o zaman yemiştim. Sonra eve imam geldi kuran okuyordu.
Uzun zamandır kız kardeşim hastaydı. Yaşadığımız yerde büyük hastane yoktu. Erzurum’a araştırma hastanesine götürülmesi gerekiyormuş. Babam arayıp sormuş, hiçbir taksici kışın bu şartlarında yola çıkmaya yanaşmamış. En son babamın mahalleden tanıdığı, ayyaşlığı ile bilinen Taksici Töyid’i zor bela gitmeye razı ediyor. Biz evde uyurken annemle hasta kız kardeşimi alıp acilen yola çıkmışlardı.
Karlı havaya rağmen yola çıkmışlar. Taksici Töyid’in daha yolun başında eli ayağı dolanır, içki krizine girmiş. Geri dönmek istemiş, annem yalvar yakar ikna etmiş, bu halde yola devam etmişler. Erzurum yolunun yarısında Aras ırmağının kıyısında Karakurt’ta ihtiyaç molası için durmuşlar. Karakurt kasabası Aras Irmağı’nın derin boğazında kışın yolcuların kapanan yoldan dolayı mecburen konakladıkları, şoförlerin dinlendiği bir kavşaktır. Vadinin iki yakasında dağlar yükselir. Sarıkamış yolunun ayrıldığı yerdedir. Burası birkaç bakkal, birkaç lastik tamircisi, kahvehane ile şoförler için tek katlı ufak bir otel ve yolun karşısındaki karakoldan ibaret olan bir kasabadır. Burada kışın birçok traktör yolda kalan arabaları kurtarmak için hazır kıta beklemektedir.
Taksici Töyid lavaboya gitmiş, babamlar kahvede sobanın başında onu beklerken Erzurum tarafından gelen şoförlerin konuşmasına kulak misafiri olurlar. Babamın korktuğu başına gelmiştir. Çok kar yağdığını gecenin bu vaktinde Erzurum’a varmanın imkânsız olduğunu söylüyor şoförler. Taksici Töyid de dışarıda arayıp içki bulmuş, kafayı çekmiş bir şekilde kahveye girmiş. Yolun durumunu etraftakilerden öğrenince iyice kafası karışmış, yola çıkmaktan vaz geçmiş. Annem yalvarıp nafile ağlamış. Yükseklerde karın yolu kapattığını ve yolda donacaklarını söyleyen taksi şoförü anne babamı ve ellerindeki hasta kızı geride bırakıp Iğdır’a geri kaçmış.
Duruma şahit olan esnaf ve kahvede oturan kasaba sakinleri kendi aralarında biraz para toplayıp başka bir taksi ile babamları Erzurum’a yolcu etmişler. Daha yolun başında annem kızının öldüğünü fark etmiş, feryat figan ağlamış. Erzurum’a gitmeye artık gerek kalmamıştır. Gece yarısı kasabaya vardıklarında onları karşılarında bulan insanlar olup bitene üzülürler. Babamlar kahvede sobanın başında ellerinde battaniyeye sarılı çocukla beklerken oradakiler yolluk onlara iki adet ekmek arası tavuk döner sarıp çantalarına koymuşlar. Kasabalılar buldukları taksiye parasını ödeyip bizimkileri Iğdır’a doğru yola çıkarırlar.
Sabah uyandığımda kardeşim yatağın üzerinde yatıyordu. Yatağın ucunda battaniyeye sarılı kardeşimin renksiz yüzünü hiç unutamıyorum. Annem ağlıyordu. Babam karlı ayakkabıları ile keçenin ucuna ilişmiş, durmadan tütün içiyordu. Meğerse imamı çağırmak için havanın aydınlanmasını bekliyorlarmış. İmamın gelmesi ve komşuların toplanması ile durumu anladım. Şimdi kız kardeşimin sadece kül rengi yüzünü hatırlıyorum.
Mustafa Alagöz
5.0
100% (1)