1
Yorum
10
Beğeni
5,0
Puan
132
Okunma

Zamanın taşlarıyla örülü bir yolda yürüyor insan ruhu. Her dönemeç, bilinmeyene açılan bir kapı, her çıkmaz sokak, kendini tanımanın bir aynası. Bu dünya, bir tekamül kazanıdır. Ruh, ateşe atılmış saf altın gibi, dünyevi deneyimlerin potasında arınır, saflaşır, özünün ağırlığını bulur. Ama bu yol salt bir ilerleme değildir. Bazen çakıl taşlarında kayar, bazen karanlık dehlizlerde kaybolur. Tekamül, düşüşlerin ve kalkışların sonsuz döngüsüdür. Her adım, ruhun kendi kader çizgisini dokuduğu bir tezgahın atkısıdır.
Sevgi ve aşk, dünyanın gökyüzünün sabit yıldızlarıdır. Sevgi, ruhun kanatlarıdır;, onu bencilliğin dar kafesinden kurtarıp, ötekinin gökyüzüne uçurur. Bir annenin bebeğine bakışındaki saf bağlılık, dostların sessiz anlaşması, bir yabancıya uzanan merhamet eli… Bunlar, ruhun dünya toprağında yeşerttiği ilahi filizlerdir. Aşk ise, sevginin kendini feda etme potansiyeline ulaştığı zirvedir, ruhu alır, kabuklarını kırar, özünü ortaya çıkarır. Aşık olan, artık “ben” değil, “biz”in bir parçasıdır. Bu birleşme, ruhu genişletir ama aynı zamanda incitir. Çünkü aşk, en derin yaraları açabilen çift ağızlı bir kılıçtır. Bir yüzüyle cennete, diğer yüzüyle cehenneme açılan kapıdır. Kaybedilen bir aşk, ruhun göğsünde açılan bir boşluktur, içinden soğuk rüzgarlar esen, zamanın bile dolduramadığı bir uçurum. Fakat bu acı, ruhu körleştirmez, tersine keskinleştirir. Kayıp, insana kendi gücünü, dayanıklılığını ve nihayetinde kendi kendine yetebilme yetisini hatırlatır. Aşkın ateşiyle yanmış ruh, küllerinden daha bilge, daha derin bir şefkatle doğar.
İyilik ile kötülük, bu dünya sahnesinin iki temel aktörüdür. Birbirlerine zıt değil, birbirlerini tanımlayan güçlerdir. Kötülük olmadan iyiliğin değeri bilinmezdi. İyilik, karanlıkta parlayan bir kandil gibi, ancak etrafındaki koyulukta anlam kazanır. Bu ikilik, insanın özgür iradesinin sınav alanıdır. Ruh, her an bu iki kutup arasında bir seçim yapar. Küçük bir yalan, birine yardım eli uzatmak, aç bir canlıyı doyurmak, öfkeyle söylenen bir söz… Her tercih, ruhun dokusuna bir iplik ekler. İyilik, ruhu hafifletir, köklerini derinlere salmasını sağlar. Kötülük ise onu ağırlaştırır, içe dönük bir karanlıkta boğar. Ancak bu, mutlak bir ayrım değildir. İnsan ruhu, gri tonların hakim olduğu bir mozaiktir. En cani insanın içinde bir parça merhamet, en aziz insanın içinde bir kıvılcım kibir saklı olabilir. Mesele, bu karanlık potansiyeli tanımak ve iyiliğin ışığıyla dönüştürmektir.
Kader, iyilik ve kötülük makasının keskin dişleri arasından sızan çizgidir. O, önceden çizilmiş katı bir yol değil, özgür iradenin ve dış etkilerin sonsuz kombinasyonlarıyla dokunan kırılgan bir ağdır. Ruh, bu ağda hem dokuyucu hem de dokunandır. Geçmişin tohumları (aileden gelen yaralar, yetiştirilme tarzı, toplumsal koşullar) geleceğin filizlerini besler. Ancak bu tohumların nasıl büyüyeceği, ruhun onlara verdiği suya (seçimlerine) ve güneşe (bilincine) bağlıdır. Kader, bir kader hane mahkumiyeti değil, bir başlangıç noktasıdır. Ruh, bu noktadan hareketle, sevginin rehberliğinde ve iyiliğin pusulasıyla, kendi yolunu çizer. Karşılaştığı fırtınalar (hastalıklar, kayıplar, ihanetler) rastgele cezalar değil, onu güçlendiren, derinleştiren, özünü ortaya çıkaran sınavlardır. Bir ağaç nasıl rüzgara direnerek köklerini derinleştirirse, ruh da zorluklarla yüzleşerek sağlamlaşır. Kaderin en büyük görevi, insanın en çok acı çektiği anlarda, asıl potansiyeline en çok yaklaşmasını sağlamasıdır.
Sonuçta ruhun dünya yolculuğu, bir bütünleşme, bir uyanış, bir "kendini bilme" yolculuğudur. Bu yol, sevginin sıcak nefesi ve aşkın dönüştürücü ateşiyle aydınlanır. İyilik ve kötülük arasındaki sürekli tercihlerle şekillenir. Ve kader denen dokuma tezgahında, özgür iradenin iplikleriyle ilmek ilmek örülür. Asıl amaç, cennete ulaşmak değil, içimizdeki cennetin kapısını sevgi ve bilinçle açmaktır. Yolun sonunda bekleyen, dışarıda bir hazine değil, yolculuğun kendisinde keşfedilen içsel bir zenginliktir. Acıyı kucaklayan şefkat, kaybı anlayışla saran bilgelik, karanlığı aydınlatan içsel ışık. Ruh, bu dünya toprağında tohumlanır, fırtınalarla sınanır, sevgiyle beslenir ve nihayet, özünün saf ışığını tanıdığında, evrenin sonsuz dokusunda kendi eşsiz desenini tamamlamış olur.
Amaç Ona ulaşmaktır , Ondan geldiğini bilerek yaşayarak...
Çağdaş DURMAZ
5.0
100% (3)