1
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
499
Okunma

İnsanın hayata, olaylara ve olgulara bakışı sabit değildir; zamanla aşınır, değişir, dönüşür. Dün doğru bildiğimiz, bugün sorguladığımız; bugün savunduğumuz, yarın terk edebileceğimiz bir düşünceye dönüşebilir. Bu yüzden insan, biraz da kendi fikirlerinin eskimiş hâlidir.
Geçmişe dönüp baktığımızda, çoğumuzun diline aynı cümle dolanır:
“Bugünkü aklım olsaydı…”
Bu söz, yalnızca bir pişmanlık ifadesi değildir; aynı zamanda insanın kendini aşma arzusunun da itirafıdır. Hatalarımızdan ders çıkardığımızı, aynı yollara bir daha sapmayacağımızı söylemek isteriz.
Kimi zaman başkalarının hayatına bakarak öğreniriz. Bir zamanlar varlık içinde yüzen, sonra yoklukla sınanan insanların hikâyeleri kulağımıza çalınır. O hikâyeler, bize ait olmasa da içimizde bir yankı bırakır. Çünkü insan, başkasının düşüşünde kendi ihtimalini görür.
Konfiçyus’un dediği gibi: “Hata yapıp da onu düzeltmemek, işte asıl hata budur.”
Fakat her hata telafi edilebilir mi? Kırılan bir kalp onarılabilir belki; ama kaybedilen bir zaman, geri gelir mi? Hele ki insan, anne babasının gönlünü almayı ertelemişse… Hayatın bazı pişmanlıkları, “geçmiş olsun” dan öteye geçmez.
Zaman ilerledikçe yalnızca yaşımız değil, bakışımız da değişir. Hayat, her on yılda bize başka bir yüzünü gösterir:
Yirmili yaşlar: İnsanın enerjisi ve duyguları güçlüdür. İnsan, çalışarak, azmederek, isterse dağları bile yerinden oynatabileceğine inanır. Hayat, fethedilmeyi bekleyen bir ülke gibidir.
Otuzlu yaşlar: Gerçeğin kapısını aralar. “Bir yuva kurmalı” düşüncesi ağır basar. İnsan, başkalarının ne düşündüğünden çok, kendi hayatını nasıl kuracağıyla meşgul olur. Fakat bu arada fark eder ki herkes aynı hayalin peşindedir: daha rahat, daha konforlu bir hayat. Ve bu uğurda maskeler çoğalır.
Kırklı yaşlar: Bir iç hesaplaşmadır. İnsan, yapamadıklarını, ertelediklerini, kaçırdıklarını düşünmeye başlar. Dostlukların sayısı azalır ama değeri artar. Zor zamanlarda yanında duranların kim olduğu daha net görülür.
Ellili yaşlar: Temkinin ve fark edişin yaşıdır. Fırsatların, tıpkı bulutlar gibi, gelip geçtiğini anlarsın. İnsan ilişkilerinde ise çoğu zaman görünenden fazlası olduğunu… Tecrübeler, çıkarcılığın görünmez zemini olduğunu öğretir.
Altmışlı yaşlar: Geriye dönüp bakma zamanıdır. “Bu ömür ne zaman geçti?” sorusu sıklaşır. Hatıralar çoğalır, imkânlar azalır. Şairin dediği gibi, elde kalan çoğu zaman hüzündür.
Yetmişli yaşlar: Yavaşlamayı öğretir. Beden geri çekilirken, zihin hâlâ yol almak ister. İnsan, son durağa yaklaşmanın sessiz işaretlerini fark eder ama içinde hâlâ yarım kalmış işler vardır.
Seksenli yaşlar: Bir yalnızlık ve kabulleniş eşiğidir. Akranların birer birer eksildiği, hatıraların insanın en sadık dostu olduğu bir dönem… Ama belki de en büyük bilgelik tam burada saklıdır: Her şeye rağmen hayatı sevebilmek.
Çünkü insan yaşlandıkça eksilmez; anlam değiştirir. Zaman onu tüketmez; yeniden yoğurur. İnsan, her yaşta başka bir insan olur; her yaşın da ayrı güzelliği vardır.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.