1
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
173
Okunma
Banyo yapmak çoğu insan için yalnızca bir temizlik rutini değildir; aynı zamanda bir kaçış, bir sığınak, hatta küçük bir terapi alanıdır. Dış dünyanın gürültüsünden, üst üste gelen sorumluluklardan, hiç susmayan telefonlardan, bitmeyen konuşmalardan uzaklaşmanın en basit yollarından biridir. Çünkü banyoda kimse kapıyı çalıp içeri girmez, telefon sessizleşir, gündelik telaşlar buharın içinde eriyip kaybolur. O anlarda geriye sadece sen ve kendi düşüncelerin kalırsın.
Duşun altına girdiğinde suyun tenine çarpışı, bir bakıma zihninin yüklerini de yıkar gibi gelir. İnsan, o sıcak suyun altında adeta yeniden doğar; bedenindeki yorgunluk çözülürken zihnindeki ağırlıklar da hafifler. Ama işin ilginç yanı, bu kaçışın ardında yatan sebep çoğu zaman düşündüğümüzden daha derindir. Gerçekten dış dünyanın kötülüğünden mi kaçıyoruz, yoksa kendi içsel yalnızlığımızı kabullenmekten mi korkuyoruz?
Bazen suyun altında geçirdiğimiz uzun dakikalar, dışarıda bizi bekleyen gerçeklerden kaçışın bahanesidir. İş, aile, dostluklar ya da sorumluluklar… Hepsi kapının dışında kalır ve biz, yalnızca kendimizle baş başa kalırız. Bu, çoğu zaman huzur vericidir çünkü nihayet susturamadığımız iç sesimizle buluşuruz. Ancak o sesle yüzleşmek cesaret ister. Çünkü çoğu zaman kendimize bile itiraf edemediğimiz bir şey vardır: derinlerde hissettiğimiz yalnızlık.
Belki de banyoda uzun vakit geçirmemizin sebebi, bu yalnızlığı daha az acıtıcı bir biçimde yaşamaktır. Kendi kendimize kalışımızı, “rahatlama” ya da “kaçış” gibi bahanelerin arkasına gizleriz. Böylece kendimize, “yalnızım” demekten kurtuluruz. Çünkü insanın kendi yalnızlığını fark etmesi, çoğu zaman dış dünyanın kötülüğünden daha ağır gelir.
Ama belki de bu anların güzelliği tam da buradadır: Dışarıdan soyutlanıp kendi iç dünyamıza yaklaşabilmek. Su damlalarının sesi, düşüncelerimizin karmaşasını yatıştırır. Suyun buharıyla beraber ruhumuz da biraz hafifler. O anlarda yalnızlık, korkulacak bir şey olmaktan çıkar; bir tür içsel özgürlüğe dönüşür.
Sonuçta banyo, hem kaçışın hem yüzleşmenin mekânıdır. Kimi için dış dünyanın kötülüklerinden saklanma yeridir, kimi içinse içsel yalnızlığın sessizce kabul edildiği bir aynadır. Belki de ikisi birden. Çünkü insan, ne kadar kalabalıkların içinde olsa da bazen en çok kendisinden kaçmak ister. Ve suyun altında, o kaçışın en sessiz, en huzurlu hâlini bulur.
5.0
100% (1)