Okuduğunuz
yazı
12.7.2025 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.
Sözüm Sana
nicedir midem bulanıyor arkadaş, ha kustum ha kusacağım:
hangi yana baksam sözüm ona şiirlerden, yazılardan linç çağrıları sonu gelmeyen nefret söylemleri, fitnelik, yobazlık ve provakaston naraları hangi yana baksam cüppeliler, ayinler ve din soytarılarından örgütlenme safsatası ırkçılığa, faşizme, zulme alkış tutmalar, üstenci kimlik beyanları, barbarlığı meşru kılan söylemler, nakaratlar ve çarpıtılmış görsel paylaşımları yarış halinde..
sahi burası nedir, neyin nesidir? edebiyatla ne alakası var dini söylemlerin, faşist, ırkçı çağrıların? neden yüreği olanlar, duyarlılar, demokratlar, aydınlar, veliler, yöneticiler suspus olmayı seçiyor? neden eleştiri yok, neden sorgulama yok, neden özen yok, neden ilke yok, sınır koymak yok?
hem barıştan neden korkuluyor bunca? kendinden olmayana neden tolerans yok? kendine hak gördüğünü, bir başkasına neden mübah görürsün, ey geveze? bu cehaletin, bu ilkelliğin, bu ırkçılığın kime faydası oldu bu güne değin? uyan ve etrafına bak, haline, ahvaline bak!
yeter yeter, ey zavallı cahil! aklını başına topla, artık kendine gel! burası ahır değil. burası bir edebiyat sitesi (öyle ummak istiyorum) seni ve senin gibileri şakşaklayanlar da iyi düşünsün utanç verici tavrınızdan, "şair"liğini, insanlıktan uzaklaşmışlığını bir kez daha gözden geçirsin...
ve unutmasın hiç kimse: kötülüğün köklerini - içinde kükreyen kötülüğü de - şiddetle değil; ancak ve ancak sevgiyle yenebilirsin.
bir toplum, bir insan, ancak ve ancak sevgiyle gelişir, yücelir ve başarılı olabilir. vakit geç olmadan henüz;, kitap oku bol bol. önce içindeki canavarı yen. doğayı, insanı sev ve insanlığa kazandır...
ve hergün durmadan nefret kusacağına, kedi sev, köpek sev. kuşları dinle, bulutlara bak, su iç...
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Eleştirilerinize tamamen katılıyorum..Sadece bu sayfalarda değil; çürüme ve kokuşma, saraydan başlayıp tüm sanal aleme,mahallelere yayılmış durumda..Köklü bir değişimdönüşüm gerekli ama nasıl..!? Muhalefetin eridiği bir meclis çatısı sarayın noterliğini üstlenmişse eğer..Çözüm sokakta..! Özgürlük ve adalet verilmiyor.. alınıyor..! Dostlukla hep İki alıntı : Franz Kafka şöyle diyor: "Zerre kadar anlamadıkları şeyler hakkında konuşuyorlar. Sırf aptallıkları sayesinde kendilerinden bu kadar eminler." George Orwell da ekliyor: "Cahillik negatif güçtür.!"
Ben de size tamamen katılıyorum. Evet, Kafka çok güzel demiş; toplumumuzun düşünce yapısını tarif etmiş... Ve Orell amcamızın sözünü ettiği o "negatif" güçten de yakamızı kurtaramıyoruz bir türlü. Her yerde bitiveriyor...
Sağ olun, var olun, kıymetli dost şairim. Çok saygım ile.
Görselde ki gibiyiz. Başını kumdan çıkaramayan devekuşları. İyiyi güzeli göremediğimiz gibi kötüyü ve çirkini de göremiyoruz. Belki de işimize gelmiyor. Böylelikle mutlu mes-ut yaşayıp gidiyoruz işte sevgili Tüya. Kutluyorum
Önce kutluyorum yazarı.. Özetle: Yazar, edebiyat sitesinde nefret, yobazlık ve faşizan söylemlerin yayılmasından duyduğu tiksintiyi dile getiriyor.
Aydınların sessizliğini sorguluyor ve kötülüğün ancak sevgiyle yenilebileceğini, cehaletin kitap okuyarak ve doğayı severek aşılabileceğini vurguluyor.
Bir edebiyat dostu olarak bu isyana katılıyorum...
Empati yaparak, yorumların da bir kısmını okumaya çalıştım az önce sevgili Tüya. Yazını dün okuduğumda beğenmiştim. Düşüncenin tarafı olmaktan ziyade yelpazeyi geniş tutarak aklımdan geçenleri, kaleme aldığım bir yazımı ve başka bir yazımdan kısa bir alıntıyı paylaşmak istiyorum. Geçmişte ekşi sözlük tarzı bir sitede yazardım. Hepimiz aynı çatı altında güzelce yazardık ama fikir çatışmaları, kaos da olurdu arada. İnsan olan her yerde her şey mümkün. Yeter ki birbirimizi incitmeyelim ama bize aşırı gelen duygu ve düşünceleri de paylaşabilelim. Bu anlamda kalemini ve cesaretini yürekten kutluyorum. Bugün burada farklı fikirler tartışabiliyorsa bu bir zenginliktir. Aşağıdaki iki yazım naçizane benim düşüncelerimi özetliyor. Sevgiler, selamlar.🌺🌾
Sol Yanım
Bulutlar en ağır paltolarını giyinmiş dağları aşıyorken ben de değişken mevsimin izlerini silmeye çalışıyorum kendimce. Balkonda saksıdaki rüzgar gülü fasılasız sallanıyor rüzgarla, gidip düzeltiyorum. İstiyorum ki bir ritimde dönsün yaprakları. O ise bir sağa bir sola kavisler çiziyor. Sonra rüzgarla anlaşma yapmaya karar veriyorum. Doğru düzgün eserse ve bulutlar da bir yönden seyrederse eğer oturaklı düşler kurmaya söz veriyorum rüzgara. Rüzgarın yönüne göre yönünü çeviren insanlardan olmadım çünkü ve olmak da istemiyorum. Bir sağa bir sola dönülerek hiçbir felsefenin inşası mümkün değildir. İnsan ilk önce kendisine dürüst olmalı bir de düşününce. Adam bu yaşa gelinceye kadar sayısız yön değiştirmiş bir oraya bir buraya sapmış, çıkmış bana diyor ki sizinkiler üç çocuk sever. Bizimkiler kim diye sormuyorum çünkü, bizimkileri sürekli değişkenlik arz eden insanlara içimdekileri anlatmak istemiyorum. Benim ne düşündüğümü umursamamış bile bizimkiler dediği de kendisi aslında.
İnsanın en büyük haramiliği otomatikleşmiş düşünceleridir. Bu kapalı, bu açık, bu sağcı, bu solcu, bu çaycıya kadar uzayıp gidiyor yaftalamak mevzusu. Ağaçları inceliyorum sık sık evin penceresinden ya da yürüyüşlerde özellikle. Kuşlar ağacın en üst dallarını tercih ediyor genelde. En üst uca konuyorlar bazıları. Özgürlük böyle bir şey olmalı diyorum, tadını çıkara çıkara zirvelerde olmak. Ne güzel bir kuş hissi olmalı. Sonra bakıyorum aşağı dallarda da bir sürü farklı kuşlar var. Niye onlar o dalları seçmişler demek benim için haramilik. Çünkü özgürlük böyle bir şey. Her kuşun istediği dalı seçmesi...
Yol kesen zihniyetler, düşünceleri kesiyor gün geliyor. Racon kesmekle eş değer bir durum bu heytt beecilik hali. Sonra diyoruz ki ayrıştırılmamız üzerinden bir sağa bir sola vuruyorlar. Çünkü malzeme bol, malzeme biziz. Biz kendimizi ve biz birbirimizi sevmedikçe daha sağı sola çok çarpacaklar. Biliyorum dünyaya özgü bir şey bu sizcilik, bizcilik.
Bugün biraz bizden, sizden bahsetmek istedim. Bulutlar en ağır paltolarını giyinmiş dağların üzerinden bizi seyrediyorlardı. Rüzgar gülü bir sağa bir sola dönüyordu ne kadar sabitlersem sabitleyeyim saksıdaki toprağına. Yeri geldiğinde sabitlik güzeldi, dik duruş, kendini ve hakikati savunmak güzeldi. Yeri geldiğinde ise ön yargılarından, sabit fikirlilikten korunmak gerekli ve güzeldi. Yoksa takılıp kalıyordu insan bir düşünceye, bir oluşa ya da bir gruba hem de körü körüne. Herkesin bir diğerini karanlıkta gördüğü kimsenin kimseyi temelde sevmediği şu devirde sol yanım ağrıyordu. Yalan yok iklimler de ağrıyordu, krize girip girip.
Lapa lapa ve ceviz büyüklüğünde karlar yağıyordu şehrime. Temizlenmek mümkün mü diyordum kendime? Kabuklarından sıyrılırken insanlık; ayrıştırmadan, ötekileştirmeden, çarpıştırmadan salim bir akılla sevmek mümkün mü acaba birbirimizi?
Şule Meryem Canpolat Şimşek
Kayıp Dantel
Bir çulha gibi ördüğüm zihnimde bir zincir sürekli kopuyordu ben tamire çalışsam da. İnsanlık, merhamet ve şefkat zinciri. Sevgi, aşk adı altında insanlar birbirine sürekli kötülük yapıyordu. Sizi seveceklerdi ama kendi istedikleri gibi ve istedikleri kadar. Aslında hiç sevmeyeceklerdi, sadece sevdiklerini iddia ederek, hatta adına; aşk, sevgi, ilgi, bilgi ticareti diyerek inciteceklerdi bu pazarda. Merhameti eksikti sevmelerin, şefkati yoktu sarıp sarmalamak için ve insanlıktan yoksundu kalplerimiz. Ukrayna' da ölenler beyazdı ve değerliydi ama Suriye' de, Gazze' de, Afganistan' da ölenler terörist ya da mülteciydi öyle mi?
İsimlerimiz, kimliğimiz, sevdiğimiz ve sevmediğimiz şeyler üzerinden bizi vuracaklardı. Lakaplar, künyeler, ödüller takacaklardı onlar gibi düşündüğümüzde, sevdiğimizde. Performans insanı olmamız istenecekti sürekli ama hepsi de birilerini memnun etmeye dair. Bazen sisteme, bazen kirli düşünceli insanlara bazen de kendi hırslarımıza, öfkemize esir edeceklerdi bizi. Modern kölelikte; takım elbiseli, eli kitaplı, telefonlu, tabletli ama maalesef empatisi olmayan robotlaşmış insanlara dönüştüreceklerdi bizleri. Kendimiz gibi düşünmemizi, giyinmemizi, yiyip içmemizi istemeyeceklerdi elbette. Bu yüzden onların düşüncelerini bile kendi düşüncemiz sanacaktık bazen bir reklamda, bir filmde, okuduğumuz bir cümlede. Kendi varlığını sevmeyen, benliğiyle mücadele içinde insanlar olacaktık günün birinde. Köyde ilkel bir yaşantının ortasında bir bardak çayla mutlu olup, çalışmaktan yorgun bedeniyle, mis gibi uyuyan o adamın ve kadının huzurunu çalacaklardı bizden yavaş yavaş. Korkularla ve güvensizlikle sarmalanacaktık bir gün. O gün bugün mü bilmiyorum ama hepimizde sürekli bir tedirginlik, ötekinin varlığından ötürü bir karamsarlık, tarifi olmayan bir sevgisizlik var kısaca. Nefret, kin demiyorum çünkü o sonraki aşama. Çocuksu masumiyetimizi unuttuğumuzda kayıp bir dantele dönüştü içimizde umutlar. Bir bir zincirleri sökülüyor ve öremiyoruz, yeniden inşa edemiyoruz aramızda gittikçe büyüyen bu kopuşu.
Şaşırmamaya, keşfetmemeye öyle alıştık ki birisi bize kıyamet koptu dese soğuk bir şekilde ' -aaa evet kıyamet koptu...' diyecek kadar duyarsızlaştık önce kendimize, sonra topluma, insanlığa karşı. Kendi mutluluğunun derdinde, dertli insanlar olmayı ne zaman, nasıl öğrendik hiç ama hiç bilmiyorum? Öğrenmenin, sevmenin, bilmenin, unutmanın her şeyin bir adabı vardı, mutlaka kendi içinde. Usul de saz da belirsiz anlayacağınız. Herkes Mecnun, herkes Leyla. Yok yok olmadı. Herkes prens, herkes prenses. Kimse köle değil.
Kayıp bir dantel gibiyim. Zihnimle, yüreğimle. Her okuyanın kendisine sorması gereken bir soru ile bitireyim. İlk hangi zincirde koptuk birbirimizden? En son hangi zincirde son bulacak bu düşmanlıklar?
Gördüğüm şu ki! Kendi inanış ve hayat felsefesi doğrultusunda herkesin ‘’kendi gibi olmasını düşleyen’’ bir derin bellek var içimizde. Saklanıyor, zamanı geldiğinde kanser gibi yayılmaya çalışıyor. Her iki taraf ta saygı beklerken karşı tarafa saygı duyuyor muyuz? ‘’Dini söylem’’ adı altında faşist, cahil v.s. gibi söylemlerle itelerken; dinlemek, anlamak gayretinde olduk mu ki? Yargılayıcı söylemle başlayan her cümle aktif savunma ile geri döner! ‘’Cüppeli, sakallı’’ gibi sıfatlar yakıştırılırsa karşı taraflar da farklı sıfatlar yakıştırır. Bu hakkı kendinde görmeleri de kendilerine göre doğal haklarıdır. (Bu bir saldırıdır: ‘’Sözüm Sana Tüya’’ diye bir başlık hayal edin ve bir empati yapınız, saldırı değil de güzelleme olarak mı algılardınız?)
‘’Sözüm sana’’ değil de ‘’sözüm bize, ta meclisten içeriye’’ deseydiniz. En azından söylemlerinizin tek taraflı olsa da ‘’Bizim de çok eksiğimiz var’’ anlamını çıkartır: ‘’Bize düşen taraflarını söyledi!’’ Diye düşünür ‘Sözüm sana’ gibi keskin ve saldırgan ifadeye takılmazdık.
Yazıdan sonra başlayan özrü kabahatinden büyük yazınıza da değinmek gerekirse: Çin atasözünün yerine bende size bizden bir alıntıyla cevap vereyim: ‘’Ey Musa! Firavunun öfkesini sen kendinden bil.’’ ‘’Sana’’ diye nitelediğiniz o eylemleri karşıdan değil kendinizden biliniz! ‘’Bana’’ düşen de aynı şekilde ‘’bunu size yazdıran benim’’ diye düşünmeliyim! Eğer ki samimiyetimle söylemiyor kendi eksikliklerimi aramıyorsam kendi adıma yuh olsun bana! Zira başkalarının düşüncesi kendini bağlar. Düşünmek, beyinleri okumaya kalkışmak kimsenin haddine de değildir! ‘’Cahil’’ söylemleri de komik geliyor bazen: ‘’Düşünce özgürlüğü’’ asıl saçmalık, asıl proaktiflik asıl cehalet bu değil de nedir? ‘’Düşünmek’’ nedir kuramını kendinizce kurgulayacak ‘’özgürlük’’ kavramını da montajlayacak bir akım üretecek ve buna da mantık arayacaksınız(!) (Şahsınızı değil, geneli kastediyorum.) Düşünmek: ‘’Sözüm sana’’ yazınızı bellek sandığından çıkartıp bizlere sunmanız artık düşünce değil fikre dönüşmüştür. Bunu anlayabilirim ‘’Fikir özgürlüğü’’ nü kavrayabilir, gerektiği kadar saygı duyabilirim.
Felsefik anlamlara kavramlara girmeye de kalkmayalım. Cainus’tan Nice’ye kadar okuduğum akımlar beni tatmin etmiş olsaydı sizin gibi davranırdım. Bu itham olduğu veya öyle ‘düşünme hakkınız’ olduğu için açmam gerekir: ‘’Kendince bakmak (onlar ‘ca bakmak)’’ kısaca tanımı budur. Bende dahilim bu tanıma: ‘’Kendimce Bakıp’’ Kâinat kitabının sözüymüş, söylemiymiş veya evrenin doğrularıymış gibi o görüşleri (kendi görüşlerimmiş gibi) aktarma gayreti. Ne siz ne ben! İnsanız ya bilgiçliğimize hiçbir varlık su dökemez. Müsterih olabiliriz bu konuda…
Son sözüm şu acizane: ‘’Sevmek’’ Biz sevmenin ne olduğunu da bilmiyoruz. Kedi severken de köpek severken de kendimiz için seviyoruz. İnsan severken de bu canlılara davrandığımız sevgi gibi davranıyoruz. Bırakalım da ‘’Sevmeyi’’ öğrenelim önce. En büyük cehalet ‘’Sevmeyi bilmemek’’ bundan kurtulalım… Cüppelinin, sakallının şalvarlının; solcunun, inançsızın ateistin yaşama hakkını yaşam biçimini şekillendirmeye kalkmayalım! (Kınadığınız kesim gibi sizde bu yazıyla biçimlendirme yapıyorsunuz.) Kediyi, kedimiz olduğu için değil, köpeği köpeğimiz olduğu için değil; sineğin de canı olduğunu düşünerek döngü içerisinde ‘’Akrep’’ in varlığının dahi bir nedeninin bilinciyle sevelim. Eşimizi, çocuğumuzu sadece sahiplendiğimizden ötürü değil; önce insan oldukları için, sonra onlar için, en sonunda kendimiz için sevelim…
Ben merkezli dünyamızdan biz merkezli dünyaya çıkmanın yolu. ‘’Gerçekten sevebilmektir.‘’
Not: Cüppeli, sakallı dedikleriniz arasında çok ahmaklar var, zira asıl bizim bilmemiz gerekir: ‘’Sevmek zorunluluktur.’’ Bal gibi zorunluluktur nasıl diye sormayın bizim için öyledir. Sizler için zorunluluk olmayabilir ona da sözüm yoktur…
Bu yazıyı bir değil belki 5 belki 10 defa okudum. Kelime kelime doğru anlamak için. Çok söze takıldım da ''Ahır'' benzetmesine takıldım bir de ''Sevgi''... Takılmayacak iki kelime değil mi? Neden acaba...
"kendinden olamayana neden tolerans yok" dediğiniz halde ilkenin, özenin, eleştirinin, sınır koymanın yokluğundan yakınmışsınız. bu ifadeler çelişkili geldi.
Katılıyorum Tüya; Çünkü yaşamı boyunca,ailesinin ona sunduğu takım tutma özgürlüğü dışında özgür bir biçimi olmayan,üretmeyen,karalık bir ruh hali bu. Üretmezsen,kendi dar kalıbının içinde,sınırlı bilgi sandığın şeyin inatçı yanı olursun,dikkat et,günümüz dizileri,irite tiksinç mafya biçimler,türkülerimizi çalıyorlar,şiirlerimizi çalıyorlar,dizi adı veriyorlar. Onun gibi düşünmüyorsan,yandı gülüm keten helva.
Bir bireyin inancı, düşüncesi ya da yaşam tarzı ne olursa olsun, ona saygı göstermek; karşılıklı anlayış ve empatiyle yaklaşmak hem insanlığın hem de medeniyetin gereğidir. Kimsenin başka birini küçümsemeye, aşağılamaya veya ayrıştırmaya hakkı yoktur. İnançlar kişiseldir ve kişinin vicdanıyla baş başa kalması gereken bir alandır. Bazılarının bilmediği veya görmek istemediği tevhitler, naatlar, ilahiler (demeler), terkib-i bentler, terci-i bentler vs dini konuları işleyen bu tür şiirler edebi eserler değil mi? Genel olarak "Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı"nı yok mu sayacağız? Ahmet Yesevi'yi, Hacı Bektaş-ı Veli'yi, Mevlana'yı, Yunus Emre'yi ve ilahi, nefes, deyiş gibi nazım türlerinde şiirler yazan, söyleyen yüzlerce halk ozanımızı yok mu sayacağız. Bu nedenle de, “herkes kendinden mesuldür” Sevgi, saygı ve insanlık ruhunu, anlayışını ve algısını aşmamak gerekir. ...
Franz Kafka şöyle diyor: "Zerre kadar anlamadıkları şeyler hakkında konuşuyorlar. Sırf aptallıkları sayesinde kendilerinden bu kadar eminler." George Orwell da ekliyor: "Cahillik negatif güçtür.!"
Bir Çin atasözü şöyle der: "Arkadaşınızın alnından bir sineği kovalamak için baltayı kullanmayın."
Paradoksal olan, edebiyatın, sanatın işlevi iyi kavranmadığı ve anlaşılmadığı sürece, ne yazık ki; şoven ve fanatik akımların gerici ve baltalayıcı aktiviteleri de, sanatın her alanında bir tehlike ağı oluşturmaya devam edecektir.
Ancak edebiyatın görevi ve sorumluluğu da, şimdi ve burada olup bitenleri, objektif ve anlaşılır bir perspektifle anlatmak, izah etmektir...
Bu nedenle ben de - adaletsiz, haksız ve kutuplaşmış bir dünyada yaşadığımızın farkında biri olarak - provakatif ve supekulatif yarğılarla; insanların sanata olan eğilimini, eğitimini, gelişmesini ve değişmesini engelleyici çabaların, burada giderek arttığına dikkat çekmeyi bir sorumluluk olarak görüyorum.
Farkındalığınız, duyarlılığınız; daha iyi bir dünyaya olan özleminiz, desteğiniz ve hatta eleştirileriniz için çok teşekkür ederim.
Saygılarımı sunarım.
Tüya tarafından 13.7.2025 13:49:23 zamanında düzenlenmiştir.
Katılıyorum Tüya; Çünkü yaşamı boyunca,ailesinin ona sunduğu takım tutma özgürlüğü dışında özgür bir biçimi olmayan,üretmeyen,karalık bir ruh hali bu. Üretmezsen,kendi dar kalıbının içinde,sınırlı bilgi sandığın şeyin inatçı yanı olursun,dikkat et,günümüz dizileri,irite tiksinç mafya biçimler,türkülerimizi çalıyorlar,şiirlerimizi çalıyorlar,dizi adı veriyorlar. Onun gibi düşünmüyorsan,yandı gülüm keten helva.
Şimdi siz, sizden olamayanlara tolerans mı göstermiş oluyorsunuz? Sizin söylemleriniz çok mu doğru? Sıraladığınız kelimeler bir tarafı (taraf dersek eğer) aşağılamak, hakir görmek, inançlı olanların inancına saygısızlık değil mi? Ben de böyle bir hitabın "GÜNÜN YAZISI" olarak güne getirilmesini kınıyorum.
Siz de sizin sınırlarınız dışındaki bazı sözcüklerin yasaklanmasını istiyorsunuz adeta. Ne farkınız kaldı ki dincilerden. Şiir sanatsa sanat yaratıcıdır, sözcüklere takılmak doğru mu? (Sanata) ilke koymak, sınır koymak diyorsunuz: Yiyecek daha çok ekmeğiniz var.
Dini söylemler, ırkçı çağrılar yapan şiirleri okumuyorum bile, ancak yine de akışta başlıklarıyla dikkat çekiyor, yer kaplıyorlar.
Geçenlerde birisi “öykü” adı altında bir “iç monolog” yayınladı. Ama tuhaf olan neydi biliyor musun? Yorumcuların da tıpkı yazar gibi eseri bir iç monolog değil öykü olarak değerlendirmeleri ve kalem hakkında “öykülerin kraliçesi” gibi söylemlerle yazara alkış tutmalarıydı. Benim eleştirel yorumum ise -gayet dikkatli, özenli ve saygılı bir üslupla- yazmama rağmen yazarı tarafından bir yorum değil de “sunum” olarak görüldü. Ben de böylelikle bir kez daha, herkese boşa nefes harcamaması gerektiğini anlamış oldum. Yani bırak dini- imanı, yazdıklarının hangi kategoride olduğunu bile bilmeyen kalemler var aramızda.
Bu arada son cümlene takıldım. Hayvan sevemeyen insan sevemez ki...
Benim, sevdiklerime sevgimi gösteren bir mizacım var ve bu beni mutlu eder. Eğer bunun onu mutlu etmediğini farkedersem gider bir köpeğe sarılırım, ikimiz birden mutlu olur, hatta mutluluktan uçarız!:)
Jeg vil gratulere deg med dette meningsfulle og velfunderte arbeidet som er valgt for dagen kjære Tüya. En slik artikkel var høyst nødvendig, og jeg anser valget av den som dagens artikkel som svært treffende. ♡
Sevgili yüRekTen; o cümleye takılmakta haklısın. Çok tuhaf, geliyor sana, değil mi?
Hani kimileri sevemiyor ya insanı; sevmekte zorlanıyor, her yerde ve her koşulda üstenci bir tavır ve üslupla en iyi, en güzel ve en hatasız olduğunu ilan etmekten de geri durmuyor... işte onlara belki kolaylık olur diye, en basitinden, kedi, köpek sevsin, önerisinde bulundum.
Tabii sen çok haklısın: "hayvan sevmeyen, insan sevemez ki" düşüncesinde. benim naifliğim işte...
Jag är så upprörd och så besviken på allt som skrivs och sägs här- eftersom jag tycker att det är varken etiskt eller moraliskt att i poesins namn hålla på att lyncha andra människor för sin tro, sätt att vara och leva. Och dessutom propagera för uteslutning och ropa de "icke värdiga" osv.
Hur som helst, kampen för alla människors olikhet, rätt att leva; kampen för för rättvisa och frihet; för konst och kultur, kommer att fortsätta så länge jag lever...
Tack för att du är med i diskussionen och kommenterar. Din åsikt är mycket värdefull för mig.
Okumadan hiçbir gelişme yaşanmaz, bu imkansız. Her yönden eserleri okumak lazım, böylece karşı tarafı anlama, empati gücü de gelişiyor. Çok haklısınız, sevgiler
Sözün vicdana dokunduğu yerden başlıyor yazınız sevgili Tüya… Susturulmuş kalemlerin, sindirilmiş yüreklerin tam ortasında bağırıyor adeta her cümle.
Tebrik ediyorum sizi; Çünkü bu çağrıda sadece bir eleştiri değil, bir insanlık sorumluluğuda var. Edebiyatı kirleten, şiiri linç diline çeviren, dini ve milliyeti kullanarak karanlığa tapanlara karşı yalnızca sözünüz değil, susmayan yüreğiniz konuşmuş. Kendi adıma gönülden teşekkür ederim.
Evet! Burası bir edebiyat sitesi ise eğer, önce kalem arınmalı. Ve kalem, yalnızca sevgiyle, vicdanla, insanlıkla yazmalı. Nefretle değil ki rahatsız olduğum tek şey bu.
Bu ses susturulmamalı, susamaz ,susmamalı. Çünkü bu sesin içinde, yaralı ama dirençli bir toplumun en güzel ihtimali var.
Var olun. Kaleminiz daim olsun. Sonsuz sevgilerimle.. Sevgiyle, dayanışmayla...
Bu saydıkların . Bu saydıkların. Düşünmek konfor üretmekse. Sağdan da, soldan da gidenler niteliklerini de götürmüşler. Geride soytarı bir dünya bırakarak. Oysa gerçek, zor ulaşılandı.
Cehalet yenilemez o en doğruyu ben bilirim der en doğru benim etrafa sarar lakin kendi benliğini sorgulamaz sorgulatmaz
Öfke kötülük din ırk ülkeler.dağılır Ama kendine asla dokundurmaz Asıl işin meselesi bencillik ben duygusu ve bilgisizlik çok biliyorum derken hiçdir bilgisi savaşlar kötülüğün kök hücresi degilmidir zaten
Sorduğun bu soruların cevabını biz biliyoruz Tüya, aslında onlar da biliyor. Ama bilgi onlar için tehlikeli bir şey. Burası bir edebiyat sitesi mi, değil mi? Burası bir şiir ve yazı ekleme yeri, insanlar deli gibi ve sanki bugün bir şey eklemezsem işten atılırım veya unutulurum gibi bir psikolojiyle zaman harcıyorlar. "Edebiyat" başka bir dünya. Küçük bir kitle hariç, geri kalanının edebi olmakla bir alakası yok. Dünyayı ve insanlığı dert edinmek bu yüzyıl yazıcı ve şiircilerin sorunu değil. Burada çok sık gördüğümüz; üstün ırk ve üstün dinle ilintili propogandist yazı ve şiirler tamamen bir aşağılık ve yetersizlik kompleksinin ürünüdür. Hele gericilik veya yobazlık siyasetle atbaşı gider. Ama sanat ve edebiyat öyle gitmez. Gerçek edebiyat ve sanat bu tür yozlaşmayı tükürür atar.
Tüyacığım bu yazdığın edebiyata ve insan olmaya davet amacıyla yazılmış bir duyuru ve tebliğdir. Her kelimesinin altına tek tek imzamı koymaya hazırım. Çiçek kokan bir bahçede çiçek gibi kokan şiirler yazılır. Lakin burada çiçek değil başka bir koku var. Keşke diyorum. Üç yüz sene öncesini okuyup tekke edebiyatı yapsalar. Güzel şiirler okusak. Yada şöyle nazımın kuvai milliyesi gibi bir epik yazsalar hayranlıkla okusak diyorum. Yazılanların içinde şiirin ileri unsurları yok. Bir kalıp bellenilmiş takma diş gibi ağızda. Dil maşa gibi şakırdayıp duruyor. Ama hep aynı şakırdama. İnsan utanır biraz. Dilini başkasına maşa yapmaya. Teşekkürler kıymetli Tüya
İrite karanlık bir durum bu,Ece Ayhan’ı manken,Kürk mantolu madonna’yı,şarkıcı sanan,üç tane dünya klasiği say desen sayamayacak kimlik,yazdıklarını şiir veya yazı sanıyor.
Kalemine sağlık
Sevgiyle kal.🌺
C.Mıhcı tarafından 12.7.2025 18:17:15 zamanında düzenlenmiştir.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.