0
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
83
Okunma

Akisler ve Hakikat..
Merhaba Sevgi değer dostlar..
Varlığın perdesi aralandığında, gözlerin önünde serilen muazzam tablo, kadim zamanlardan beri insanlığın en derin sorularına gebe kalmıştır. Ne görüyoruz? Kim görüyor? Ve görünen ile gören arasındaki ilişki nedir?
Dostlar. Bu sorular, İslam düşünce tarihinde "Vahdet-i Şuhud" ve "Vahdet-i Vücud" adıyla anılan iki büyük görüşün doğmasına vesile olmuştur; her biri, hakikate uzanan farklı bir pencere aralamıştır.
"Vahdet-i Şuhud", yani "Şahitlerin Birliği" fikri, kainatın bir sahne, Allah’ın ise tek ve yegâne Şahit olduğu tezine dayanır. Bu görüşe göre, Hakikat’in mutlak Şahidi yalnızca O’dur. Bizim görmemiz, işitmemiz, idrak etmemiz, O’nun bizdeki tecellisiyle mümkündür.
Sanki bir perdenin ardından seyredilen bir tiyatro gibidir dünya; gören, daima perde arkasındaki Büyük Yönetmen’dir. Görünen her şey, O’nun yaratmış olduğu varlıkların akisleridir.
Bir ağaç, bir kuş, bir insan; hepsi O’nun kudretinin ve sanatının birer yansımasıdır, asla O’nun zatı değildir. "Şehidallahü ennehu la ilahe illa hu" (Allah kendinden başka ilah olmadığına şehadet etti) ayeti, bu görüşün temelini oluşturur.
Dostlar. Şehadet eden Allah’tır, bizim üzerimizden tecelli ederek şehadet eden de O’dur. Bu anlayış, şeriatın sınırlarını muhafaza eder; Allah Allah’tır, kul da kul.
İkilik korunur, fakat her şeyin nihai kaynağının Allah olduğu bilinci daima canlı tutulur. Bu, ilahi iradenin ve kudretin her an tecelli ettiği, ancak yaratılanın asla Yaratıcı’ya denk olamayacağı bir nizamdır.
Öte yandan, "Vahdet-i Vücud", yani "Varlığın Birliği" görüşü, bu pencereyi daha da aralar, hatta perdeyi tamamen kaldırır. Bu anlayışa göre, var olan tek bir Varlık vardır: Allah. Her şey, O’nun farklı tecellilerinden ibarettir. Gören de O, görünen de; işiten de O, işitilen de.
Bir aynaya yansıyan sonsuz suret gibi, her şey O’nun Zatı’nın birer cilvesidir. Aşık da O’dur, Maşuk da; Abid de O’dur, Mabud da. Bu derin kavrayış, varlığın nihai hakikatinin tek bir noktada toplandığını, zâhirde gördüğümüz çokluğun bâtında birliğe işaret ettiğini savunur.
Kuran ayetlerinde, hadislerde ve Allah dostlarının sözlerinde bu hakikatin izlerini bulmak mümkündür. "Nereye dönerseniz dönün, Allah’ın vechi oradadır" ayeti, bu birliğin kuşatıcılığını veciz bir şekilde ifade eder.
Modern bilimin, özellikle kuantum fiziğinin "kendi kendini gözleyen evren", "gören de evren, görünen de evren" gibi söylemleri, sanki asırlardır tasavvuf ehlinin işaret ettiği bu evrensel hakikate bir nebze de olsa yaklaşımın ipuçlarını sunar gibidir.
Her iki görüş de, mutlak Varlık’a duyulan derin bir teslimiyetin ve idrakin ürünüdür. Vahdet-i Şuhud, kulun haddini bilerek, yaratılmışlık bilinciyle Yaratıcı’ya yönelmesini sağlarken, Vahdet-i Vücud, varoluşun her zerresinde O’nu görme ve hissetme şuurunu geliştirir. Belki de bu iki görüş, bir madalyonun iki yüzü gibidir; biri zâhirdeki hakikati, diğeri bâtındaki sırrı işaret eder.
Önemli olan, hangi pencereden bakarsak bakalım, varlığın nihai anlamını ve Yaradan’a olan bağımızı idrak edebilmektir derim...
Bu vesileyle. Herkese selam, Sevgi ve dualar yolladım...
Hasan Belek
11 07 2019
Zeytinli...
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.