Okuduğunuz
yazı
25.3.2025 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.
Bir Sandık Çiçek
Gökyüzünün başka rengi de varmış! Geç fark ettim taşın sert olduğunu. Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Cahit Sıtkı Tarancı
Yorulduğumu hissediyorum. Birilerine bunu –yorulduğumu- anlatmak o kadar zormuş ki. Fakat anlatmak için yüzlerce nedenim var. Fakat günü geldiğinde herkes yorulurmuş. Çok az kişi gerçekten tarif edermiş yorgunluğunu. Oysa güçlü olmak zorunda değiliz. Güçlü görünmek zorunda değiliz ya da ansızın akıttığımız gözyaşlarımızla bizi almamalılar güçsüzler kervanına. Peki, insan ne zaman ya da nasıl güçsüzleşir? Bu sorunun pek çok cevabı mevcut... Bana göre insan umudunu ve inancını kaybettiğinde güçsüzleşir. İnsan kalbinde sevginin pırıltılı ışığını hissetmediğinde ve bir süre sonra artık kalbini karanlığa teslim ettiğinde güçsüzleşir.
Sanırım hayatın çarpıcı ama acımasız ara yüzünde güzellik ya da estetik arayışıydı beni yoran. Bazen üzerini örtemediğim çirkinlikler, huzursuzluklar yüzünden yürürken ayağım takılıyor ve düşüyorum. Niye mi? Belki de herkes gibi ben de hayatla tek başına yüzleşmek zorunda kalıyorum. Bir şeyler ters gidiyor ve hayat ilerlemiyor. Zaman adeta duruyor sanki.
Sert kayalara çarpar ya Akdeniz’in dalgalı suları… İşte öyle yürürken ya da koşarken sert kayalara çarpıyorum. Bazen içim almıyor olanları. Bu durumda başıma gelenleri sorgulamadan kabul etmek ve öylece yaşayıp gitmek ya da içimin almadığını susmak çare mi? Belki de çareyi usul usul konuşmakta aramalı.
İşte, yorulmuş ve incinmiş bir kalbin iç konuşmalarıdır bunlar. Kalbimle bir çiçek sandığının başında oturmuş öylece bekliyorum. Saatler saatleri kovalıyor. Sandığı açıyorum. Sandığın içinden bir sürü çiçek çıkıyor. Çiçeklerim yerinde duruyor diyorum. Seviniyorum. Çok seviniyorum.
Her şeye rağmen umutsuz değilim. Güzel olan da bu değil mi zaten? Bakınız, karşıma çiçekleri çıkartan inanmaktı. Sevgiydi… Umuttu…
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Anlamlıydı.İlk Bahar insanları yeniler doğayı yenilediği gibi.Adeta bir terapidir çiçeği ve böceği ile.Umutlar da yeşerir tıpkı ağaclar gibi.Kutluyorum .Sağlıcakla.Saygıyla.
Umudunuzu ve sevginizi kaybetmediğinizi, çiçeklerle dolu bir sandık metaforuyla anlatmanız, yazıya ayrı bir derinlik katmış. Bu tür yazılar, okuyuculara kendi duygularını sorgulama fırsatı veriyor. Emeğinize sağlık, lütfen yazmaya devam edin.
Yorulmuşsun, evet. Ama unutma ki yorgunluk, en yüksek dağların en dik yamaçlarından birine tırmanırken yaşanan bir his. Evet, çiçeklerin arasında bir kalp bekliyor. O kalp, acının ve sevdanın tam ortasında, hayatın sana sunduğu testlerden geçiyor. Fakat şunu bil: En derin karanlık, en parlak ışığa zemin hazırlar. Senin yorgunluğun, sadece seni daha güçlü kılmak için birer adım. İnan, bir gün o çiçekler sadece senin değil, tüm insanlığın kalbinde açacak. Kalbini karanlığa teslim etmek, teslim olmaktır. Fakat sen, hayatın zorluklarına rağmen hep bir çıkış yolu arayan bir kalp taşıyorsun. Senin yolun, bir gün ışığa kavuşacak. Muvaffak olmanı temenni ediyorum.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.