1
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
182
Okunma
Meslekte oldukça deneyim kazanmıştım. Görev yaptığım köyde oldukça yoğun çalışmalar vardı. Ekinlerin biçilip yığın yapılması, biçilen ekinlerin yerine sebzeler dikilmesi, Sebzelerin sulanması, bakımı. İşte bu köye geldiğimde herkesin bir işi ve hummalı çalışması vardı.
İnsanların çeşitli araçlarla çeşitli ürünleri hasat yapması.
Kısaca eli iş tutanların mutlaka bir uğraşı vardı. Mola vermeden herkes çalışıyordu. İşte böyle bir zamanda ilk olarak gelmiştim bu köye.
Sokaklarda gezerken okul çağında olup, okula yazılmamış çocuklar gördüm.
Bunları görünce sorumluluk bana düşüyordu. Okula başlama yaşı geçmiş durumda bir kız çocuğuna sordum:
- adın ne senin?
- Arzu.
- Okula gidiyor musun kızım?
- Gitmiyorum.
- Neden gitmiyorsun? Okuma yazmayı öğrenmek istemiyor musun?
- İstiyorum. Beni babam yazdırmıyor.
Babasını tanımıyordum. Öğrencilerden beşinci sınıfı okuyacak olan Musa, Öğretmenim babası şuara sıva yapıyor. ‘Beni oraya götür.’ Dedim Musa’ya.
Birlikte yürüdük. Giderken Musa; adını, soyadını, lakabını, kimin nesi olduğunu anlattı. Köşeyi dönünce. “Arzunun babası bu öğretmenim.”-dedi.
İki katlı ahşap binanın dış cephesine samanlı çamur (balçık) la sıva yapıyordu. Binanın ikinci katına ulaşmak için, iki merdiveni urganla birbirine bağlamış, uzatmışlardı.
İkinci kat duvarının yarısına kadar çıkmış.
Kollarını sıvamış bir kişi aşağıda çamuru yumak yapıyor. Basket atar gibi yukarıdaki ustaya atıyor. Gelen çamuru havada yakalayan usta dikkat ve titizlikle duvara sürüyor. O alelade bağlanmış merdivene çıkmakla hayati bir riske girmiş usta çalışmaya devam ediyor.
- Kolay gelsin usta. Çok tehlikeli bir çalışma olduğunu görüyorum. İş güvenliğin hiç yok. Köylerde insan canı bu kadar ucuz olmamalı. Orada bulunanlar benim korkmamı gerektiren bir şey olmadığını mırıltı halinde ifade ettiler.
Selamlaşma hoş-beşler bitti:
- Usta seninle konuşmak istiyorum. Şimdi mi konuşalım. Daha sonra ikimiz baş başa mı konuşalım?
- Seni dinliyorum Hoca.
- Bak şu harmanda oynayan çocuklar arasında bir kız gördüm. Senin kızın olduğunu söylediler.
- Arzu, senin kızın mı?
- Benim kızım. Onu okula yazıyorum haberin olsun.
- İş yapmayı bıraktı. Malayı bırakmadan iki eliyle merdivenden tuttu. Kendini sağlama aldıktan sonra tüm dikkatiyle bana bakarak sordu:
- Hocam tabancan var mı?
Neden sorduğunu merak ettim. Var dedim.
Çıkar onu bana bir kurşun sık. Arzuyu okula yazıyorum deme.
Bu sözleri gülümseyerek söylüyordu. O gülse de ben gülemiyordum. O sözler bana kurşun gibi işlemişti. “Sonra konuşuruz.” Diyerek oradan ayrıldım. Halen unutamadım. Bir öğretmeni üzmek için bundan ağır başka bir söz olamaz.
Okurlarım yanlış anlamasınlar. Anlattığım gerçek bir hikâye.
Elli yıl önce çalıştığım köyde karşılaştığım bir olay.
Bu ülkede okulların ve kadınların değerini bilmek çok zaman almıştır.
Cumhuriyetle başlayan eğitim politikamız bırakılmış, her gelen yöneticiler yeni politikalar üretmiş, sonunda okuyan insanın zararlarını anlatmaya başlamışlardır.
Yetişen öğretmenlerin ataması yapılmamış, Köy okulları yıkılmaya terk edilmiş.
Anneler rahat olsun.
Kimse Arzuların okumasını engellemeyecek.
Artık anneler, çocuklarının öğretmenliğini üstlenecektir.
8- MART- DÜNYA EMEKCİ KADINLAR GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN .
08 – 030 - 2025
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.