0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
312
Okunma

ÇAĞRI: TÜRKİYE’DE YENİ BİR DÖNEMİN EŞİĞİNDE BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM ARAYIŞI
Öz
Türkiye’nin yakın siyasi tarihinde 2024 yılının sonlarından itibaren yaşanan gelişmeler, ülkenin uzun yıllardır karşı karşıya bulunduğu silahlı çatışma ve terör sorununun çözümüne ilişkin yeni bir tartışma alanı oluşturmuştur. Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 1 Ekim 2024 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde DEM Parti milletvekilleriyle tokalaşması ve 22 Ekim 2024 tarihinde Abdullah Öcalan’a yönelik yaptığı çağrı, bu sürecin en önemli siyasal dönüm noktalarından biri olmuştur. Bahçeli, Öcalan’ın tecridinin kaldırılması hâlinde TBMM’de DEM Parti grup toplantısında konuşarak PKK’nın silah bırakması ve örgütün feshedildiğini ilan etmesi çağrısında bulunmuştur.
Bu çağrının ardından DEM Parti heyetinin İmralı görüşmeleri gerçekleştirmesi ve siyasi partilerle temaslarda bulunması sonucunda 27 Şubat 2025 tarihinde Abdullah Öcalan tarafından kamuoyuna "Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı" başlıklı bir metin sunulmuştur. Öcalan, PKK’nın kendisini feshetmesi ve tüm grupların silah bırakması çağrısında bulunmuştur.
Bu çalışma, söz konusu gelişmelerin ortaya çıkış sürecini, siyasal aktörlerin açıklamalarını ve çağrının Türkiye’nin iç siyaseti ile bölgesel barış açısından taşıdığı potansiyel anlamı ele almaktadır. Ayrıca sürecin Türkiye’deki iktidar ve muhalefet çevrelerindeki yansımaları ile demokratik siyaset, hukuk ve toplumsal barış bakımından ortaya çıkardığı fırsatlar ve tartışmalar değerlendirilmektedir.
Giriş
Türkiye’de uzun yıllardır devam eden silahlı çatışma ve terör sorunu, yalnızca güvenlik politikaları çerçevesinde değil, aynı zamanda siyasal, toplumsal, ekonomik ve bölgesel boyutları bulunan çok yönlü bir mesele olarak varlığını sürdürmektedir.
Bu nedenle 2024 yılının Ekim ayında başlayan ve 2025 yılında Abdullah Öcalan’ın çağrısı ile yeni bir aşamaya ulaşan gelişmeler, Türkiye’nin siyasi gündeminde önemli bir yer edinmiştir.
Sürecin başlangıç noktalarından biri, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 1 Ekim 2024 tarihinde TBMM’nin yeni yasama yılı açılışında DEM Parti milletvekilleriyle tokalaşmasıdır. Bahçeli, aynı gün yaptığı açıklamalarda Türkiye’nin kendi içinde barışı sağlamasının gerekliliğine dikkat çekmiştir.
Bu gelişmenin ardından Bahçeli’nin 22 Ekim 2024 tarihinde yaptığı açıklama, kamuoyunda geniş yankı uyandırmış ve yeni bir siyasal sürecin tartışılmasına neden olmuştur.
Bahçeli’nin 22 Ekim Çağrısı
Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim 2024 tarihli çağrısı, Türkiye’deki siyasi dengeler açısından dikkat çekici bir çıkış olarak değerlendirilmiştir. Bahçeli, Abdullah Öcalan’ın tecridinin kaldırılması hâlinde TBMM’de DEM Parti grup toplantısına gelerek PKK’nın silah bırakması ve örgütün feshedildiğini ilan etmesini istemiştir. Ayrıca bu şartların gerçekleşmesi durumunda "umut hakkı" konusunda yasal düzenleme yapılabileceğini ifade etmiştir.
Bahçeli’nin açıklaması, MHP’nin geçmiş dönemlerdeki güvenlik merkezli siyasal söylemi dikkate alındığında önemli bir değişim olarak değerlendirilmiştir. Ancak Bahçeli aynı zamanda DEM Parti’ye de silah ile siyaset arasındaki ilişki konusunda tutumunu netleştirmesi çağrısında bulunmuştur.
Bu noktada çağrının yalnızca Abdullah Öcalan’a yönelik olmadığı, DEM Parti ve diğer siyasal aktörlere de sorumluluk yükleyen daha geniş bir siyasal çerçeve oluşturduğu görülmektedir.
Sürecin Siyasal Boyutu
Bahçeli’nin çağrısından sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamaları ve iktidar çevresinden gelen değerlendirmeler, konunun yalnızca MHP’nin bağımsız bir siyasi çıkışı olarak kalmadığını göstermiştir.
Bahçeli’nin 5 Kasım 2024 tarihli grup toplantısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden seçilebilmesi için anayasal düzenleme yapılması gerektiğine ilişkin ifadeleri de aynı dönemde gündeme gelmiştir. Bahçeli, siyasi istikrar ve "Türkiye Yüzyılı" hedefleri bağlamında Erdoğan’ın deneyimini öne çıkarmıştır.
Bu açıklamalar, terör sorununun çözümü tartışması ile Türkiye’nin iç siyasi gündeminin aynı dönemde ilerlediğini göstermesi bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.
Bununla birlikte bu iki başlığın birbirinden bağımsız mı yoksa aynı siyasal çerçevenin parçaları mı olduğu konusu, kamuoyunda ve siyasi çevrelerde farklı yorumlara neden olmuştur.
İmralı Görüşmeleri ve 27 Şubat 2025 Çağrısı
Bahçeli’nin çağrısının ardından DEM Parti heyeti ile Abdullah Öcalan arasında İmralı’da görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Süreç içerisinde siyasi partilerle de görüşmeler yapılmış ve farklı siyasi aktörlerin değerlendirmeleri alınmıştır. 27 Şubat 2025 tarihinde ise Abdullah Öcalan’ın kamuoyuna iletilen "Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı" yayımlanmıştır.
Öcalan, çağrısında PKK’nın tarihsel ortaya çıkış koşullarına değinmiş; dünyadaki siyasal değişimler, reel sosyalizmin çözülmesi, Türkiye’deki kimlik ve ifade özgürlüğü alanında yaşanan değişiklikler çerçevesinde örgütün tarihsel misyonunun sona erdiğini savunmuştur.
Çağrının en önemli bölümü ise silahlı mücadelenin sona erdirilmesine yönelik ifadeler olmuştur. Öcalan, örgütün kongresini toplayarak karar almasını, tüm grupların silah bırakmasını ve PKK’nın kendisini feshetmesini istemiştir.
Bu yönüyle 27 Şubat 2025 tarihli açıklama, yalnızca siyasi bir değerlendirme değil, silahlı çatışmanın sona erdirilmesine yönelik doğrudan bir çağrı niteliği taşımıştır.
Demokratik Siyaset ve Hukuki Boyut
Çağrının kamuoyuna okunmasının ardından dönemin DEM Parti milletvekili Sırrı Süreyya Önder tarafından aktarılan ek notta, silahların bırakılması ve PKK’nın feshedilmesinin demokratik siyaset ve hukuki boyutun tanınmasını gerektirdiği belirtilmiştir.
Bu ifade, sürecin yalnızca silah bırakma meselesinden ibaret olmadığını göstermesi açısından önemlidir. Silahlı çatışmanın sona ermesi kadar, sonrasında ortaya çıkabilecek siyasal ve hukuki sorunların da demokratik yöntemlerle ele alınması gerekmektedir.
Dolayısıyla kalıcı bir barışın yalnızca silahların susmasıyla değil; demokratik siyasetin güçlendirilmesi, hukuk devleti ilkelerinin işletilmesi, toplumsal hakların güvence altına alınması ve farklı kesimlerin siyasal yaşama eşit biçimde katılabilmesiyle mümkün olabileceği ileri sürülebilir.
Çağrının Türkiye Siyasetindeki Yankıları
27 Şubat 2025 tarihli çağrı, Türkiye’deki siyasi partiler ve kamuoyu tarafından farklı biçimlerde değerlendirilmiştir. İktidar çevreleri çağrının terörün sona erdirilmesi ve Türkiye’nin güvenliğinin güçlendirilmesi bakımından önemine vurgu yaparken, muhalefet partileri sürecin şeffaflığı, hukuki çerçevesi ve demokratik boyutları konusunda çeşitli değerlendirmelerde bulunmuştur.
Özellikle muhalefet açısından temel tartışmalardan biri, sürecin hangi hukuki zeminde yürütüleceği ve Meclis’in bu süreçte nasıl bir rol üstleneceği olmuştur.
Bu nedenle TBMM’nin sürecin merkezinde bulunması, demokratik meşruiyet açısından önem taşımaktadır. Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren böylesine önemli bir meselenin yalnızca dar siyasi çevreler arasında değil, parlamenter ve demokratik mekanizmalar içerisinde tartışılması toplumsal güven açısından da yararlı olacaktır.
Demirtaş’ın Açıklamaları ve Yeni Siyasal İklim
Süreç içerisinde eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın açıklamaları da dikkat çekmiştir. Demirtaş, 27 Şubat çağrısının ardından kaleme aldığı değerlendirmesinde barışın yalnızca silahların susması anlamına gelmediğine, aynı zamanda ekonomik ve sosyal refah ile ilişkili olduğuna vurgu yapmıştır.
Demirtaş’ın açıklamalarında Cumhurbaşkanı Erdoğan, Devlet Bahçeli ve Abdullah Öcalan’ın barış konusunda attıkları adımlara ilişkin olumlu ifadeler kullanması, Türkiye siyasetinde alışılmış siyasi pozisyonların dışında yeni bir tartışma alanının ortaya çıktığını göstermiştir.
Aynı dönemde Bahçeli’nin Edirne Cezaevi’nde bulunan Selahattin Demirtaş ile telefon görüşmesi gerçekleştirdiğinin MHP’ye yakınlığıyla bilinen Bengü Türk tarafından duyurulması da siyasi açıdan dikkat çekici bir gelişme olmuştur.
Bu tür temaslar, sürecin yalnızca iktidar ile DEM Parti arasındaki ilişkilerle sınırlı olmadığını; farklı siyasi aktörler arasında yeni iletişim kanallarının oluşabileceğini göstermesi bakımından önemlidir.
Sürecin Bölgesel Boyutu
Türkiye’nin terör ve Kürt meselesi, yalnızca ülke sınırları içerisinde değerlendirilebilecek bir konu değildir. Irak’ın kuzeyi ve Suriye başta olmak üzere Ortadoğu’daki gelişmeler, Türkiye’nin güvenlik politikaları üzerinde doğrudan etkili olmaktadır.
Bu nedenle Türkiye’de silahlı çatışmanın sona erdirilmesine yönelik atılacak adımların yalnızca iç barış açısından değil, Ortadoğu’nun genel güvenlik ve istikrarı bakımından da sonuçlar doğurması mümkündür.
Türkiye’nin kendi içindeki toplumsal barışı güçlendirmesi, bölgedeki gelişmelere daha güçlü ve istikrarlı bir şekilde yaklaşabilmesine de katkı sağlayabilir. Bununla birlikte bölgesel sorunların karmaşıklığı dikkate alındığında, Türkiye’deki sürecin Ortadoğu’daki tüm sorunları tek başına çözebileceği şeklinde aşırı iyimser bir değerlendirmeden de kaçınmak gerekir.
Silahsızlanma ve Sonraki Aşama
27 Şubat 2025 tarihli çağrının ardından PKK 1 Mart 2025 tarihinde ateşkes ilan etti.
Süreç daha sonra yeni bir aşamaya taşındı. PKK, Mayıs 2025’te kongresini topladığını ve örgütün feshi ile silah bırakma yönünde karar aldığını açıkladı. Böylece 22 Ekim 2024’te başlayan siyasi tartışma, yaklaşık yedi ay içerisinde silahlı yapının geleceğine ilişkin somut bir karar aşamasına ulaşmış oldu.
Bu gelişme, Türkiye’nin yaklaşık yarım asırdır devam eden silahlı çatışma tarihinin sona erdirilmesi bakımından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilebilir. Ancak silahların bırakılması, kalıcı barışın kendiliğinden gerçekleşeceği anlamına gelmemektedir.
Kalıcı barış için güven artırıcı adımların atılması, demokratik siyasetin güçlendirilmesi, hukuk devleti ilkelerinin korunması ve toplumsal kesimler arasında karşılıklı güvenin oluşturulması gerekmektedir.
Sonuç
Türkiye’nin uzun yıllardır yaşadığı çatışma ve terör sorununun sona erdirilmesi, toplumun geniş kesimleri açısından büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle 1 Ekim 2024’te başlayan ve 22 Ekim’de Devlet Bahçeli’nin çağrısıyla yeni bir siyasi boyut kazanan süreç, 27 Şubat 2025’te Abdullah Öcalan’ın "Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı" ile yeni bir aşamaya ulaşmıştır.
Çağrının ardından yaşanan ateşkes ve örgütün fesih ile silah bırakma yönündeki kararı, Türkiye açısından tarihsel öneme sahip gelişmeler olarak değerlendirilebilir.
Ancak barışın kalıcı hâle gelmesi, yalnızca silahların bırakılmasına bağlı değildir. Asıl önemli olan, silahlı çatışmanın sona ermesinin ardından ortaya çıkacak yeni dönemin demokratik, hukuki ve toplumsal mekanizmalarla güvence altına alınmasıdır.
Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, geçmişin çatışmalarını yeniden üretmek değil, geleceğin barışını inşa etmektir. Türkler ve Kürtler başta olmak üzere bu ülkenin bütün yurttaşlarının eşit, özgür ve güven içinde yaşayabileceği bir toplumsal düzenin güçlendirilmesi, kalıcı barışın en önemli koşullarından biridir.
Bu nedenle sürecin siyasi hesaplaşmaların ötesinde, toplumun ortak geleceği açısından değerlendirilmesi gerekmektedir. Farklı düşüncelere sahip siyasi aktörlerin birbirleriyle konuşabilmesi, demokratik siyasetin önünün açılması ve sorunların silah yerine siyaset ve hukuk yoluyla çözülmesi, Türkiye’nin demokratik geleceği açısından büyük önem taşımaktadır.
Sonuç olarak, Türkiye’nin önünde tarihi bir fırsat bulunmaktadır. Bu fırsatın kalıcı bir barışa dönüşebilmesi için bütün siyasi aktörlere, sivil toplum kuruluşlarına ve toplumun farklı kesimlerine önemli sorumluluklar düşmektedir.
Dileğimiz; bu çağrının Türkiye’ye barış, kardeşlik, huzur ve demokratik bir gelecek getirmesine vesile olmasıdır. Silahların sustuğu, insanların birbirine güven duyduğu, farklılıkların tehdit değil zenginlik olarak görüldüğü bir Türkiye’nin hepimizin ortak özlemi olması gerektiğine inanıyorum.
Muzaffer Kalaba
06.03.2025
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.