0
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
168
Okunma
Ertelediğim bir düşün ritmik tınısında saklı sessizlik ve kefesi yok kimi düşümün bense biliyorum düşlere hükümlü ve mecbur kılındığımı.
Devasa bir kompartıman aklımın b/ölmelerinde uyruğu olmayan acılar ve asker adımlarıyla tayin ediyorum yönümü:
Rap rap rap.
Hüzünse şerit değiştiren bir araba gibi elbet aklımın tekerlerinde saklı bir romans ve ümit iken çeyizi yüreğin bense iklimde kaybolmuş bir sarkıt gibi saplanıyorum gecenin böğrüne.
Yalnızlığın muadili elbet sözcükler ve imge kümeleri bense elime batan raptiyelerle tayin ediyorum yüzümü nereye asacağımı.
Asıksa asık yüzüm.
Bir o kadar astığım astık kestiğim kestik.
Ah, raconu işte yalnızlığın ve öykündüğüm tek bir kare dahi yok o üçgen ilişkilerde aşkın hipotenüsü iken özlem ve koordinatları g/izlenmiş bir kere mutluluğun.
Hayta duygular.
Mafya ürünü gibi üzünçlerim ve merdiven altı sevişlerim.
Yağlı güreşlerde iri kıyım duygular düşüncelerime muhalif.
Bense bazen bir batarya gibi dolup boşalıyorum.
Belki de içimdeki radar aralıksız taramakta çevremde olan biteni yüreğin çeperine aktaran bir mekanizma işte kalp gözüm.
Düşsel boyutlar karambole giden ömrün kavşağında acı ile pişen benliğim ve yorgun açılar konduruyorum gönül pencereme ve işte dev bir ekranda içimi tavaf ediyorum.
Önerilen tek reçete ne mi?
Muhakeme yeteneğimle zekamın kapasite üstü kullanımında varlığımın sekteye uğradığı ve işte aştığım her sekmede takılıyor ayağım illa ki ve düş fidanlarına dokunuyorum sözüm ona ne zamanki gözümü geçici olarak kapatsam…
Bir düş simsarı gibi çoğu insan ve gerçekleri boynuzluyor zehir zemberek sözcükler…
Uzağındayım hayatın.
Oysaki ortasında boğuluyorum.
Hava boşluğu gibi sözcüklerken sırasını bekleyen ve göğün kompartımanlarında bir lokomotif olma özlemimle acil durum freninde ansızın sonlandırıyorum içimden geçenleri ve işte zaman dona kalıyor bense mekansız bir özlemle öznemi ifşa ediyorum.
Bol keseden yüreğim atıyor.
Sözcükler hafif meşrep kadınların döşünde saklı pembe romanlar gibi kaçışıyor birbirinden aslında edepli bir düş mahkumuyum ben gerçeklerle tüm işim yalanlarla tüm davam ve şiarım güzellik ve iyilik olsa ne ki semanın gözünde bir buluttan da yok iken farkım.
Verilerse havada uçuşan ve balonlar salıyorum göğe ve her detayı hapsediyor içine yüreğimden firar eden balonlar.
Bazı insanları balona benzetiyorum nasıl da boş işleri ve içlerine kaçıp binlerce cümle ile yeniden biçimlendirmek istiyorum balon insanları ve kürediğim adaletle artık ne kadar hizmet vereceksem evrene belki de bir eziyet babında sürtüştüğüm illa ki varamadığım diğer yakam.
Yakası açık espriler duydum mu firar ediyorum.
Bağrı açık bir aşık gibi elimde b/ağlama sözcüklerimle çağlıyorum.
Renk körüyüm.
Kimi insansa aşk körü.
Eşleşiyoruz ve tüm renkler aşkla boyanıyor.
Aslında aşk renk vermiyor.
Aslında garip bir korelasyon var renklerle aşk arasında.
Aşikar olansa mücadelem.
Abartısız seviyorum.
Ayan beyan sessizliğim ve tefe koyuyorlar aralıksız.
Tav olana bulut ve tavında dövüyor rüzgarı içinde bıçkın bir kabadayı naralar atıyor elbet seyyah sözcüklerden yana derdim ve illa ki TDK’na uyumlu olmalı yüreğimden geçen alt yazı.
Yansıyansa bazen bir öfke: kendimle kavgalıyım.
Yozlaşansa cihan.
Yoz dürtüler yalın neşriyatlar ve yalancı bir akis gibi yüreğin ibresi illa ki nabzını almıyor mutluluğun.
Kelli felli adamlar var cirit atan aklımın koridorlarında:
Ya, dünde kalan büyüklerim ya da günümden firar eden hükümlülüklerim ve rüyalarımda yine onlara rast geliyorum illa ki falakaya yatırıyorlar duygularımı ve duygu devinim bozukluğunda bir dil altı hapı yutuyorum günün efkarını yok saymak adına ve fidelerimi sandığıma koyuyorum bir bakıyorum ki az sonra her biri firar etmiş.
Fidan misali genç kızlar ve delikanlılar.
Bense hala çocuk cüssemle dokunmaya çalışıyorum en tepeye ve kodaman gölgeler üstüme hücum ediyor.
Parmak arası düşlerim.
Kuş bakışı ömrüm.
Kuşluk vakti gelen misafirler.
Acılarsa yatıya kalan.
Yatsı namazını bekliyorum bazense bir yatır meziyetinde tavaf ediyorum cami avlusunu.
Kibarca uyarıyor kader beni:
‘’Bekleme yapma.’’
İman gücümle şerh düşüyorum:
‘’Ya sabır…’’
Semiren duygular var bazen sararan bense peksimet gibi akışkan ve o garip tadıyla Araf’ta kalmanın ne karnımı doyuruyorum ne de ruhum doyuyor elbet aklın kırsalında töre kurbanı genç kızlar gibi tünediğim daldan ansızın uçuveriyorum.
Gözümü sakındığım ne ki gözüm seğirirken eğilip bükülmeden sevdiğim ne ki?
Bir antrakt ise düş kesitlerinden standart sapma ile kayıp gerçeklere dokunduğum: biri omzumu dürtüklüyor.
‘’Şimdi geçebilirsin.’’
HES kodumu kontrol ediyorum ve ateşim ölçülüyor ve içeri alınıyorum elimde nabız ölçer belki de devletin e-nabız ölçümünde vurulacak aşının izini taşıyorum önceden ve işte al basan yüzüm ak alnımda uçuşan kelebek gibi belki de sözcükler uçuklayan…
Uğurlu sayımsa illa ki on üç.
Somurtuyorum her reddedildiğimde:
‘’Bekle.’’
İyi de az evvel git, dememişler miydi bana?
İdame ettiğim kadar da idare ediyorum işte hayatın kantarında saf tuttuğum tüm m/eziyetlerden neyse düşen payıma ve gözlerim açık gördüğüm düşlerden şiirler inşa ediyorum elbet üstüme çekilesi bir yorgan gibi yeni hikâyeler örmek adına telaşla dalıyorum uykuya ta ki sabah olup da uyandığımda tek hatırladığım iken üstüm açık uyuduğum…
5.0
100% (1)