0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
149
Okunma
Hak şerleri hayreyler
Allah şerleri hayreylemeseydi şerri yaratmazdı...
Hak şerleri hayreyler. Zannetme ki gayreyler. Ârif ânı seyreyler. Mevlâ görelim n’eyler. N’eylerse güzel eyler. Deme şu niçin şöyle. Yerincedir o öyle...
Hak şerleri hayreyler Hayra sebeb kılar...günah tevbeye sebebtir ve tevbe en kazandırıcı bir haldir...
Müşriki ve mü’mini kulluğa mahkum etmiş sadece niyette hürlük var...cennet-ve cehennem var çünkü
"Muhakkak (Allah’ın emirleriyle) arınan iflah olmuştur. Muhakkak o kimse felâha ermiştir ki, temizlenmiştir."(87/14)hayır şer denk dedil...zaten bu varlıkta denklik yok...matematikde de 2 sayısının dengi sadece kendisidir...yani 2 sayısıdır..."A-Z"dir kıymette her şey...ama şer de ,hayır da kader de aynıdır biri geri vites diğeri ileri vites gibidir...görevleri aynıdır ama denk değildir...ekssi-artı gibidir ama denklik yok...ok soğuk eksi sayılmış az kulluk şirk sayılmış...niyet farklıdır biri cenneti istemekse diğeri cehennemi istemektir zıddır zıtlar bir bütündür bir deyneğin iki ucu zıddır ama bir bütünün parçasıdır...
Allah nükler üretilsin diler bunu müşrikle BİZOLUR"ve gerçekleştirir...veya mü’minle biz olur..."biz oldukları farklıdır bu da mü’minin mağlubiyetine sebeptir...Gazzelini nükleri yok İsraillinin var Gazzeli için mağlubiyet İsrail için galibiyet sebebi aynı iş...zıtlar böyledir gece gizlenmeye yarar gündüz açığa çıkmaya sebeb...yani şer demişiz biz ama büsbütün şer değil şer dediklerimiz...ölen rızık olur rızıklanan sevinir ölenin tarafları için şerdir bu.annesini kaybeden kuş yavrularını düşün çaresizdirler..kedi ise kuşu avladım der sevinir ama...
tevekkülde, sebeplere sarılıp tedbir aldıktan sonra neticeyi Allah Tealâ’ya havale etmek esastır. Mâide suresi 23. ayet-i kerimesinin sonunda beyan buyurulan,gerçek şu “(Gerçekten) müminseniz Allah’a tevekkül ediniz!”
“Sen Hakk’a tevekkül kıl / Tefvîz et ve rahat bul / Sabreyle ve razı ol / Mevlâ görelim n’eyler / N’eylerse güzel eyler.” razı olmadıklarımıza şer demişiz...yokuşun inişi var ama
Cenâb-ı Hak neyi takdir buyurmuşsa onun olacağını bil. Hayırlısını dile, neticeyi Rabbine ısmarla; acele etmeden, telaşa ve hırsa kapılmadan sabırla bekle. Beklediğin yahut umduğun netice tahakkuk etmediğinde de ‘olanda hayır vardır’ deyip tam bir gönül rahatlığıyla takdire razı ol.”
Allah dostları böyle yaparlar. Onlar tefviz eyledikleri için en olumsuz gelişmeler karşısında bile korkmaz, telaşlanmaz, hırçınlaşmazlar. Sükûnetlerini korur, itidallerini kaybetmezler.
Başkalarının çaresizlikle ümitsizliğe kapıldığı durumlarda onlar, “Mevlâ görelim n’eyler, n’eylerse güzel eyler” diyerek hikmet-i Hüdâ’nın tecellisini beklerler. Hak Tealâ’nın, Hudeybiye’de olduğu gibi, şerleri hayreyleyeceğinden emindirler.
“niye şu şöyle de böyle değil” vesvesesinden sakınmak lâzım. Allah Tealâ bir şeyi öyle yaratmış, öyle takdir buyurmuşsa, mutlaka bir hikmete mebni olarak, adl üzere ve yerli yerinde yaratmıştır
Allah dostları Cenâb-ı Mevlâ’dan kendileri hakkında hayırlı olanı ister; adını koyarak dünyalık bir talepte bulunmayı küstahlık sayarlar. Zira kul hakkında hayırlı olanı kulun kendisi değil Mevlâmız bilmektedir.
Kaldı ki bazen bütün yolları, bütün imkânları, bütün çareleri tükettiğimiz bir anda, hiçbir çaba, tedbir ve sebebe bağlı olmaksızın Cenâb-ı Hak tarafından bize bir hacet kapısının açıldığı, derdimize derman verildiği de vakidir. yani Allah vehhatır latiftir...bir emeğe bin ecir bin güzel sonuç ve bin zafer veri mi verir...ama adildir de emek zayi olmaz bu varlıkta...
Mümin zaferle değil, seferle mükelleftir...Sebeblere sarılmalı ve Allaha güvenmeli...
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.