0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
542
Okunma
HANGİ HOŞGÖRÜ
Sevgili Özgelişim Yolcusu dostum,
Son zamanlarda Hoşgörü lafını daha çok duymaya başladım. Öyle ki Hoşgörü kelimesini ben mi yanlış anlıyorum yoksa başkaları mı ? Hangi Hoşgörü diye yazasım geldi sana. Bu mektup o düşüncelerin ürünü.İnsanların farklı düşünmesi bizlere de yazmamız konusunda motive eden, malzeme eden unsur oluyor. Ben farklılıklardan besleniyorum. Yazdıkça ben, okudukça sen zenginleşiyoruz fikir olarak değil mi ?
Sevgili Özgelişim Yolcusu dostum,
Hoşgörü başkalarının ufak tefek hatalarını görmemezden gelmek demek. Ya da ben öyle anlıyorum. Ama hiç sevmediğimiz davranışları yapmamaları konusunda defalarca uyardığımız halde yapmaya devam eden, bizi üzmekten zevk alan sadist insnalara da mı hoşgörüde bulunacağız? Çok insanın istediği de bu. Galiba onlarda sadist ki, başkalarının görgüsüzlüklerine, caheletlerine, ahlaki ve etik olmayan davranışlarını görmemezlikten gelmemizi bekliyorlar. Bunu istemeye hakları var mı sence? Hoşgörü yapacağız ya da hoşgörüyü savunacağız diye haklıyı ve haksızı da karıştırmayalım. Adaletten sapmayalım değil mi ?
Sevgili dostum,
Bize başka, ona başka davranan insanlar en tehlikeli insanlar. Çünkü başkalarına saygılı davranırken sana saygısız davranarak, bu saygısızlığı da kimsenin olmadığı ortamlarda kurnazca yapmak sanırım hastalıklı kişiliğin sonucu. Bu insanlar açık olmadıkları için toplum onlara hoşgörülü olmasını bekler başkalarının . Bence işte ruhsal hastalıkların oluşmasının sebebi. Hani demişti ya ruh hekimi “ Bize gerçek hastalar gelmez, gerçek hastaların hasta hissettirdikleri insanlar gelir” Galiba öyle bir şey bu.
Sevgili özgelişim yolcusu dostum,
Hoşgörüşülü olmayı bende çok istiyıorum. Sonuçta bizde eğitim almış, çok kitap okumuş insanız. Ama hatasını sürekli tekrar eden, bu hatalarını da hoşgörü ile karşılamamızı bekleyen adeta “ben değişemem , sen değil ben değerliyim sen değersizsin dağişmesi gereken sensin. Benim davranışlarım saçma da olsa doğrudur. Senin sözylediklerin doğru olsa da değersizsin sen değiş ” diye mesaj veren o kadar insan var ki hayatta. Şaşmamak mümkün mü ?
Sevgili dostum,
“insanlara faydalı olalım, olamıyorsak zarar vermeyelim” prensibimiz bu olmalı. 20 yıl “yapma etme “ diyen adama halen aynı şakayı yapmaktan zevk alan insana ne demeli. O insan ondan kaçtıkça yüzsüzce ona aynı şakaları yapan insanın aklı başında mıdır ? O’na da hoşgörü de bulunmak hoşgörü müdür yoksa hastalığını desteklemek mi? Var sen söyle. Hasta adamın hastalığı artsın diye mi azalsın diye mi çabalamalı insan?
“Hoşgörülü olalım “diyen insanlar biraz bunu da düşünsün.
“Çoluğu çocuğu var tepki gösterme sineye çek “ diyen insana, Yani bizi sindirmeye çalışana “O’nun çocuğu varda benim çocuğum yok mu ?” diye sorsan susar o insan. Çünkü verecek cevabı yoktur. Herkesin çocuğu değerli ve vatana hizmet eder çünkü.
Bazen çok geliri olmak insana mutluluk getirmez. Çok artsa da geliri, belki o oranda cimriliği ve kibiri de artar. O zaman insan daha tehlikeli olur. Böyle maddi gücüne bakarak şımaran insana da mı hoşgörülü olmalı insan ? Bir gün zengin olan yarın fakir kalamaz mı yani ? Ama umutla gayretle fakir kalan yeniden kendini toparlar. Bizler hoşgörülü olacağız diye insanlara “ sus sesini çıkarma, sineye çek” deme kötülüğünü göstermeyelim ve “hakkını ara, sesini çıkar ama rahatsız edecek hakaret edecek kadar da ileri gitme” diye teselli etmeyecek miyiz? Hangi sözü söyleyeceğiz?
Sevgili dostum güzel kardeşim,
Kimseye faydası olmayan , dedikodıdan ibaret konuşmaları yapan, el kol hareketleri ile güya espri yaptıklarını zanneden insanlara hoşgörüde bulunmak, onların bu davranışlarını onaylamak, onların saçma sözlerine ortak olmak, güzel olmayan söz ve davranışları paylaşmak gibi geliyor bana, yani “hoşgörü” denen şey bana “boşgörü” gibi geliyor. “Susmak isnadı kavul atmektir” derler. Kabul etmesek de onlar destek oluyormuş görüntüsü veriyor boş söz ve davranışlara hoşgörü göstermek. Çünkü kötü konuşmaları duymanın da, güzel konuşmalar yapan insanlarla dost olmanın da insana ne kattığını yarım asırlık tecrübemizle gören insanız ne de olsa.
Sevgili dostum,
“Güzel insanlar vardı güzel atlara bindiler gittiler” der şair. Ben de derim ki, güzel söz söyleyen , güzel düşünen, güzel insanları öğrencileri ile bizleri tanıştıran insanlar vardı bu şehirde, güzellikleri ile bu şehri terk ettiler. Biz kendimizi yarım hissetmeye başladık. Onların yerine her hareketimizi , sözümüzü kırıcı bulan, bizleri unutan, ama karşılaşınca “seni seviyoruz, sana saygı duyuyoruz” diyen ama dostluklara artı değer katamayan, faydalı olacağımız insanlarla tanıştırmayan insanlar kaldı galiba.
Sevgili dostum, Özgelişim Aşığı Kardeşim,
Bugün dostlarla çay içerken o güzel insanları andık. “Kimbilir gittikleri yerde, kimlere ışık saçıyorlarda onların ufuklarını açıyorlar diye konuştuk. Bunlardan iki tanesini sevgi ile anayım. Prof.Dr. Köksal Pabuçcu ve Prof.Dr Fatih Coşkun Ertaş. Nereye gittikleri ve branşları önemli değil, önemli olan ne kattıkları insanlara. Bize değer veren Ali Şevki Erek ve Rahmetl Recep Yazıcıoğlu ile Vali DR. Ozan Balcı’yı da anmadan olmaz tabii. Sadece sözle değil gözle de davranışları ile de maddi destekle de hem bizi hem eserlerimizi gençlerle buluşturan insanlar. Gerçek hoşgörü ve sevgi destek gösteren insanlar işte. Yoksa hep alay eden verdiğimiz hediyeleri çocuklarına götürmeyip, onların sevinmesine engel olanlar değil.
Sevgili dostum,
Gerçek hoşgörü sahipleri, böyle insanı üzen değil, muhatap oldukları insanın neyi sevip sevmediğini anlayarak, onları gelecek nesller ile bir vesile ile tanıştıran kaynaştıran, eserleri ile gençleri buluşturan inanlar olarak isim isim sevgiyle anmayı hak eden insanlar. Bu insanlara saygımız, sevgimiz de artarak devam ediyoır, aynı şehirde yaşamasak da sevgilerinin verdiği gerçek enerji hissediliyor işte. Toplumun böyle bilim adamlarına ve gönül insanlarına ne kadar da ihtiyacı var. Üzen değil, sevindiren, lafla değil gerçekten manevi ve maddi destek olan...
Sevgili Özgelişim yolcusu dostum,
İşte gerçek hoşgörü de özgelişim böyle insnalar eliyle olur.
İnsanlarla sohbet ettikten sonra içimde kalıp anlatamadıklarımı senle sohbet eder gibi yazarak anlatmak gerçekten de bana iyi geliyor. “okuyunca bana da iyi geliyor “dediğini duyar gibiyim. Ben yazarken sen okurken iyi hissediyorsak ne mutlu bizlere.
Başka mektuplarda daha çok hoşgörü ve sevgi ile buluşmayı temenni ederim. Yazan gönül okuyan gönülü her zaman sever. Okuyan da yazanı.