8
Yorum
12
Beğeni
0,0
Puan
845
Okunma


Mevsimler değişir de bütün gösterişli çiçekler terk eder parkı bahçeyi, bir tek o kalır geride hüznün, umudun ve direnişin kokusunu taşımak için. Sarıpapatya. Onunla her karşılaştığımızda melodi tadında söyleşiyoruz, yürürken eşlik ediyor hislerime. Ütopyanın tozlarını serpiyor yollara. Eksik kalan yanlarıma yerleşiyor polenleriyle ve bana duygu borcu varmış gibi gülümsüyor, gülümseyişi dünyanın yalnızlığını tedavi ediyor.
Bu küçük yolculuk bitince beton cehenneminin içinde buluyorum kendimi yeniden. Sarıpapatya turuncu ve daha sonra gittikçe grileşen bir boyuta bırakıyor beni. Vedalaşıyoruz sarıpapatyayla. Çıkmaz sokaklar karşılıyor beni. Varoluşun dilsiz muhafızları. Çıkmaz Sokaklar Örgütü ve o örgütün en azılı militanları önce ters kelepçe yapıp sonra bir çatıdan başka bir çatıya fırlatıyor bedenimi. Eski ve viran evlerdeki antenlere takılıyorum, oradan çölden yapılmış gökdelenlere, bulutlara ve sahibine ulaşamadığı için havada asılı kalmış sözcüklere. Üstüme giyiyorum o sözcükleri. Her dokunuş bir ses olarak düşüyor damlacıklar halinde; kader diye dayatılmış yoksulluklarına ve ezilmişliklerine asla itiraz etmeyen ama ırklarıyla övünen zavallı kalabalığın üstüne.
İptal edilmiş limanlar bırakıyorum ardımda. Issızlıktan yapılmış kıyılar ve gelmeyen vapurlarıyla ünlü rıhtımlardaki bekleyiş kokusu. Okyanusta fırtınanın çalkaladığı bir yük gemisi gibiyim. Dünyanın bütün suçlarını konteynerlerle taşıyan ama varacağı yeri bilmeyen bir yük gemisi. Aldım dalgaları hatalı şiirler yaptım onlardan. Bu dünyada tek bildiğim şey buydu sanırım. Nerede olursam olayım; bir kayanın üstündeysem onu yontup tozlarından yenilgiler yapıyorum. Bir trendeysem eğer geçtiğimiz bütün istasyonlara harfler bırakıp o harflerden bir veda ordusu düşlüyorum. Gülümsüyorum nedensizce o düşlerin içinde. Ben düşlerden başka hiçbir yerde gülümseyemedim.
Sonra durdum, etrafıma bakındım beton cehenneminde. Akşamı getirip koymuşlar kentin meydanına. Herkes kendi öyküsünde boğulmaktan geliyor. Akşam denen çukura dökülüyor. Ayrı yatılan odalar, ölmüş yatak odaları, kabulleniş salonları... Sabah oluyor ama çukurlaştıkça çukurlaşan akşam hâlâ devam ediyor. Bu kez yeni başlayacak olan gün devasa bir ambar kapısının gıcırdamasıyla açılıyor. Bütün hikâyesini yanına alarak geçicilik kavramının içine dökülüyor insan. Peki ya belleğin bulanık ırmağı nereye dökülür? Nereye dökülür? Bildin mi? Bir kentin çocukluğu kadar uzaktı bu sorunun cevabı. Haber alınamayan sevgilinin yüzü kadar uzaktı.
Yanıtını insanlardan alamadığım bu soruyu sarıpapatyaya soruyorum. Toprağın hediyesi sarıpapatya. “Anıların ve rüyaların ölünce gittiği yere dökülür belleğin bulanık ırmağı” diyor sarıpapatya. O yüzden onlar ölmemeli. Anılar ve rüyalar; tanrının bile terk ettiği, ıstıraplarla dolu zaman yolculuğunda kalbin son tutunuşudur. Beton, kötülük, acımasızlık, yoksulluk ve mutsuzluk tarafından kuşatılmış insanın sığınağıdır. Bir boyuttan bir boyuta savurmalar ustası olan Çıkmaz Sokaklar Örgütüne karşı direnişin kalesidir. Karıncalar, böcekler, kuş cıvıltıları, ben ve kır çiçeği sarıpapatya söyleşiyoruz başkaldırı tadında. Büyük suçlar işliyoruz. Büyük suçlar.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.