3
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
413
Okunma
AYM- YARGITAY KRİZİ
Konuya şöyle bir örnekle başlamak istiyorum.
Bir doktor almış olduğu ilmi eğitimin ve yapmış olduğu bilimsel çalışmaların sonucunda Sağlık Bakanlığı’nın uygulamış olduğu bir aşının zararlı olduğuna kanaat getirirse ne yapacaktır?
Yanlış olduğuna inandığı halde Sağlık Bakanlığına mı teslim olacaktır yoksa sahip olduğu ilmin ahlakına mı riayet edecektir.
Bu, çok tartışmalı bir konu olduğu için kişiden kişiye göre değişiklik arz edecektir.
Modern demokrasilerde "sivil itaatsizlik" denen bir kavram var. Kavramın özü şu" Evrensel ahlak ve hukuk kurallarına aykırı bir uygulamaya karşı direnmek haktır.."
Aslında AYM-Yargıtay krizini Bu bağlamda değerlendirmek gerekiyor.
Şu anda yargı içerisinde bastırılmış buna benzeyen pek çok sorun var.
Ancak hakimler yeni bir krize sebebiyet vermemek ve kendilerini Yargıtay gibi güvende olmadıklarına inandıkları için yargıtay 3. dairesinin yaptığı eylemi yapmaktan geri duruyorlar..
Örneğin CMK da bir madde var diyor ki:
İtiraza tabii kararlar üst mahkemeye gittiğinde mercii mahkemesi itiraz üzerine de karar verir.
Yani diyor ki kararda bir hata varsa mercii mahkemesi bu hatayı kendisi düzeltir.(kanun metni çok açık)
Lakin gelin görün ki Türkiye’deki bütün ağır ceza mahkemeleri bu kanunu çiğnemektedir.
Örneğin asliye ceza HAGB ile ilgili bir karar veriyor.
Bir taraf itiraz ediyor.
Ağır ceza mahkemesi burada HAGB veremezsin diyerek dosya’yı bozuyor ve alt mahkemeye gönderiyor..
Ağır ceza mahkemelerinin istisnalar haricindeki büyük çoğunluğununun uygulaması bu yönde.
Oysa ki böyle bir karar verme yetkisi yok karardaki hatayı kendisi düzelterek geri göndermek zorunda.
Ancak bu haksızlığı yani bu kanuna aykırılığı herkes tiyatro izler gibi izliyor..Oysaki yapılması gereken ya kanunu değiştirmek ya da bu yanlışa son vermektir..
Çünkü bu durum toplumun kanuna inancının kaybolmasına sebepiyet veriyor.
Bir diğer husus kanun (CMK )diyor ki bam daireleri belirli bir istisna dışında dosyayı bozup alt mahkemesine gönderemez.
Duruşma açarak kendisi karar vermek zorunda.(Çünkü istinaf yeniden yargılama demektir)
Mesela bir beraat kararını, mahkumiyet olmalı diyerek ya da bir mahkumiyet kararını beraat kararı vermen lazım diye bozarak geri gönderemez..
Bam dairesi duruşma açarak kendisi karar vermek zorunda..
Peki bam dairesi bunu yaparsa buna kim dur diyecek?
Maalesef şu anki hukuk sistemimizde buna dur diyecek bir merci yok.
Kanun koyucular burada bir boşluk bırakmışlar. Ve bu boşluğu düzeltmek de kimsenin aklına gelmiyor.
AYM-Yargıtay krizini bu bağlamda değerlendirmek gerekiyor. Bardağı taşıran son damladır bu.
Mahkeme’nin önünde iki seçenek var
Biri kanun diğeri üst bir mahkeme kararı.
Eğer bu ikisi birbiriyle çelişiyorsa alt derece mahkemesi hangisini tercih edecektir.
Elbette ki kanunu tercih edecektir.
Çünkü
bütün kanunlar bütün mahkeme kararlarının üzerindedir.(AYM’nin kanun iptali hariç,)
Ama bir taraftan da hukuk sistemimize göre üst mahkemenin kararına uyma zorunluluğu var.
Şayet mahkeme kararına uyarsa yanlış uygulama sonucunda hukuk sisteminin sonu belli olmayan bir serüvene doğru savurulma ihtimali var..
Bu durumda bir mahkeme sivil itaatsizlik kapsamında kötü gidişata son vermek için ve farkındalık oluşturmak için böyle bir çıkış yapabilir.
Sonuç olarak diyoruz ki:
Yargıtay 3. ceza dairesi aslında maddi(meri ) hukuka uygun olmayan ancak hukukun ruhuna uygun olduğuna inandığı bir karara imza atmıştır..
Yargıtay dairesi Ben kanunu yüksek mahkemenin aksine böyle anlıyorum O yüzden bana farklı bir şekilde bunu dayatamazsın demek istiyor.
Peki sorun nasıl çözülecek?
Bu sorun lokal bir sorun olarak gözükse de aslında genel bir krizin su yüzüne çıkmış hali...
Yapılması gereken yargıda çok ciddi bir reform yaparak hantallaşan yargıyı düzlüğe çıkarmaktır.
Peki bu kısa bir sürede yapılabilecek bir durum mudur.
Asla. Bu çok bu ciddi emek gerektiren bir konudur.
Güçlü bir irade ile ve güçlü kadrolarla zamana yayarak yargıyı adaletin ruhuna uygun olarak yeniden dizayn etmektir...
MNK