3
Yorum
4
Beğeni
0,0
Puan
984
Okunma

.
Bir yerde mi okudum veya bir yerde mi izledim tam bilemem; hani bu vücuda dövme yapan ustalar henüz karar verememiş birinin tam ensesine bir nokta koyar “Gerisi sana kalmış” derlermiş.
İşte o koydukları nokta teşvik mi olur, kışkırtmamı olur, aşı mı olur artık ne işlev görüyorsa, kişi daha sonra kendini tutamaz, her tarafına dövme yaptırırmış.
Bir çeşit tiryakilik gibi bir şey sanırım.
Yaşar Kemal’i okumayı da ben ona benzetirim.
Artık İnce Memet mi, Bir Ada Hikayesi mi veya başka bir kitabı mı birinden başlar tiryakisi olursun.
Daha önce de yazmıştım. Yabancı yazarlar beni pek sarmıyor. Yazdıkları, aynı konunun farklı versiyonları. Yada bana öyle geliyor.
Benim için varsa da yoksa da yerli yazarlar. Bir Fakir Baykurt, bir Talip Apaydın, bir Orhan Kemal, bir Abbas Sayar, bir Yaşar Kemal. Hepsi ayrı güzel. Eserleri tadından yenmez.
Yalnız Yaşar Kemal okumak öyle kolay değildir.
Alırsın eline okumaya başlarsın. Tabiri caizse, dolu Man kamyonuyla Pozantı yokuşunu çıkmak gibi. Bir türlü bitmez, bir türlü neticeye varmaz. Hatta sıkılır bırakırsın elinden Bırakırsın ama bir mıknatıs gibi çeker seni az sonra geri eline alırsın.
İnce Memed, Bir Ada Hikayesi, Dağın Öteki Yüzü serileri bitti. Şu ara Akçasazın Ağaları serisinden Demirciler Çarşısı Cinayeti’ni okuyorum.
Kan davalı Akyollu ve Sarıoğlu aşiretlerinden öldürülme sırası Derviş Beydedir. Akyolluoğlu Mustafa Bey Kanlısı Derviş Bey’i öldürmek için nice tuzaklar kurmasına rağmen 428. sayfada daha Derviş Beyi öldürememiş durumda.
“...
Böcek çukurda öyle duruyordu. Yalnız sırtüstü düşmüştü. Ayakları yumulmuş, karnına yapışmıştı. Küçük karınca da ortalarda yok. Böceği bırakıp gitmişti. Dün birbirine tutuşturduğu karıncaların hepsi ayrılmışlar, yalnız ince bir sütleğen dibinde iki küçücük karınca çekişip duruyorlardı.
Karıncalar gene büyük gayretleriyle tanelere asılmışlar sürüklüyorlar, köreye doğru birbirleriyle koklaşarak, arada bir de çukura inip böceği koklayarak gidip geliyorlardı.
Birden Mustafa Beyin gözleri parladı, küçük karınca gelmiş böceği koklamış, böceğin kıskacından yakalamış çekiştirmeye başlamıştı.
Mustafa Bey:
“Aslan” dedi, “Aslan küçük karınca, yenilgiyi kabul etmedi. Bakalım ne olacak? Bu küçük karınca da biliyor ki böceği yerinden kıpırdatamayacak. Ama salt yenilgiyi kabul etmemek için dövüşüyor. Yenmek için değil, yenilmemek için… Eğer şu küçük karınca bırakıp gitseydi bu dev böcek ölüsüne yenilmiş olacaktı. Şimdi savaştığı sürece böceği bir sefer olsun yerinden kıpırdatamasa yenik değildir.”
Karınca böceğin kıskacına yapışmış, ön ayaklarını sağlama dayamış, arka ayakları kayarak, tozutarak çekiştiriyor yılmıyordu.
Mor çiçekli hayıt dallarında hiç görmediği kocaman, kuyrukları tüylü mavi halkalı, benekli, kanatları büyük arılar dolaşıyorlar, çiçeklere konup hemen kalkıyorlardı.
Mestan, dışarda hayıt çalısının altında, gözleri yolda, ağzı aşağı, dirseklerinin üzerine çökerek uzanmış, gene Mustafa Beye sövüyordu.
...”
Elbet ölmeye öldürmeye karşı biriyim ama ne olacak bu Mustafa Beyin hali? Hani bir filmde taraflardan birini benimsersin ya, işte öldürülürse benimsediğin Derviş Beye de yazık olmaz mı?
Belki serinin ikinci kitabı Yusufçuk Yusuf’a kalır ölme işi. Belki de Bir Ada Hikayesi’nde olduğu gibi bir şeyler olur kan davasından vazgeçilir!
Yaşar Kemal bu sonuçta… Nereye bağlayacağı belli mi?!
-
Suat Zobu
.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.