41
Yorum
41
Beğeni
0,0
Puan
7073
Okunma
- Merhaba Ümmühan, senden bir şey rica edecektim.
- Ablam, buyur birlikte kahve içelim.
Macide ablam, binaya taşındığımız gün bir demlik çayla ve bir tabak börekle kapımızı çalmış, hoş geldiniz, yardıma ihtiyacınız var mı çocuklar diye sormuştu. Bizler, üç kız kardeş olarak bu güler yüzlü hanımefendiye bakarken sıcaklık, sevecenlik ve güven hissini o an gönlümüze düşürmüştü.
Taşındığımız bina beş kat üzerine kurulu on daireli, sokağın en yeni binasıydı, Biz hariç tamamı ev sahibiydi. Çoğunluğu orta yaşlı, eğitimci, hukukçu, iş sahibiydiler. Genç ve cıvıl cıvıl üç kız kardeşin binaya taşınmalarından ilk anda tedirginlik duymuşlardı. Sakinliklerinin, komşuluk hukukundaki sessizlik ve saygının genç olan bizimle biteceği endişesine kapılmışlardı.
Üç kız kardeş aynı iş yerinde sene aralıklarla işe başlamıştık. Sabahın ilk ışıklarıyla işe gidiyor, yeni bir akımın Türkiye’de yayılma öncüsü olan şirketimizde iş yoğunluğu sebebiyle gece geç vakitlerde eve birlikte dönüyorduk.
Yeni evimize taşınmamızdan bir ay sonra Macide ablam kapımızı ikinci kez çaldı. Hafta sonuna müsait olup olmadığımızı, binadaki birkaç kişiyle çay içmeye gelmek istediklerini söyledi. “Müsait olduğumuzu, memnuniyetle gelmelerini” söyledik.
Elleri kolları dolu dolu nevresim takımı, kahve takımı, sehpa örtüleri, çay takımıyla geldiler. Binaya taşınırken eşyamızın çok fazla olmadığını farkına vardıklarını o an anladım. Abimin, kendi evinden verdiği eski koltuk takımı, yengemin aldığı tek sehpamız, annemin köyden gönderdiği halılar, Ablamın ev kiraladığımızı öğrenip, yurtdışından gelerek aldığı üç yatak, ufak tefek kap kacak, gardırop ve buzdolabı da buna dahildi. Kocaman evimizin içi neredeyse bom boştu.
Babamızla aramızda yaş farkı çok olsa da ona olan saygımızın, sevgimizin güzelliğini kelimelere döküp anlatamam. O yaşlı haliyle hacca gitmek için biriktirdiği paradan maddi olarak yardım etmek istediğinde, ‘‘babacığım, biz kendi ayaklarımızın üstünde durmak istiyoruz’’ diyerek kabul etmedik.
Güz kızılı çaylarımızı içmenin eşliğinde, koyu sohbet arasında komşularımız binaya taşındığımızın ilk haftalarında bizlere karşı duydukları çekingenliklerini anlattılar. Bu zamanda saygılı ve terbiyeli insanların az olduğunu, güzel yetiştirildiğimizi söylediklerinde bir kez daha içimizden sebep olan annemize babamıza teşekkür ettik.
Annem, hemen hemen her hafta sonu köyden Rize- Pazar/ İstanbul seferlerini yapan komşumuzun otobüsüyle koli koli yağ, peynir, yumurta, süzme yoğurt ve aklınıza gelen ne varsa gönderiyordu. Anneme ‘‘her tarafımız yiyeceklerle doldu, ne olur gönderme, gönderdikleri koyacak yerimiz yok’’ dediysek de “evlatlarım gurbette aç kalmasın, güzel beslenmeleri lazım” diyor, gönderme dediğimize hiç aldırmıyordu.
Annemin telefondaki sesi,
-Otobüsün arka kapısının yanındaki bagajda iki koliniz var, takip edin.
Her hafta sonu sabahın altısında kalkıp koştura koştura Koşuyolu termaline doğru gidiyorduk.
-Anne gönderme.
-Fazlasını komşularınıza verin!
Annemin köyden gönderdiği her ne varsa komşularımızla paylaşmaya başlamıştık. Ta ki annemin vefatına kadar.
Tam bir yıl sonraydı yan komşum Macide ablam kapımızı çaldı.
-Merhaba Ümmühan, senden bir şey rica edecektim.
- Ablam, buyur birlikte kahve içelim.
Kahvelerimizi içerken, ona verdiğimiz tereyağının lezzetini hiçbir yerde bulamadığını köyden ya da başka bir yerden nasıl alabiliriz ricasında bulunmaya gelmişti.
Döndüm
-Macide Ablam, o lezzeti başka hiçbir yerde bulamayız. Karanlığı aydınlık yapan gün yüzüne çıkmış lezzetin farkı annemin ellerindeydi, çünkü eli açık bir insandı.
Buzdolabımda hâlâ yemeye kıyamadığım, annemin en son gönderdiği üç paket tereyağım duruyor. Nefes aldığım sürece o, orada duracak. Her buzdolabımı açtığımda tıpkı onun gibi fazlamı paylaşacağıma dair ant içtim…
İnsanlık nedir?
Şimdiye kadar taş duvarlar kimsenin söylemediği şeyleri bizlere söylemedi, söylemiyor da.
Boş evler, mekânlar ıssız zamanlarında bumbuz kesiliyor. İnsanla seviliyor taş duvarlar.
Ayla-güneş enerjisini harcaya dursun ikisi de hâlâ aynı yerdeyken insanın içinde yatıyor insanlığı, sıcaklığı...
Oradan evrene yayılan pozitif ya da negatif enerjiyi ruhuyla etrafına yayıp, kendini hatırlatıyor.
Ve insanın doğumdan ölüme uzanan varlığından ne bıraktıysa geriye, içinde saklıydı cevabı.
İnsanlığımız ölmesin!
Ümmühan YILDIZ