1
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
912
Okunma
Küçük yaşlarda başladım ben büyük adam olmaya.
Sırtımda boya sandığını, omuzumda ise hayatın yükünü taşıdım.
Yaşıtlarım okul çıkışı oyun oynamaya koşarken, ben küçük bir ilçenin kahvehane köşelerinde ekmek parası peşinde koştum.
Hiç utanmadım ellerim boya içinde okula gidip ilim öğrenmeye.
Henüz on iki yaşında başladım hayata atılmaya; yaşıtlarımdan çok daha erken, hem de daha küçücük bir çocukken.
İlk zamanlar utanır, hatta korkardım. "Abi, boyayalım mı?" diye sormaya çekinirdim.
İlçe esnafı beni çok severdi. Bir süre sonra kendi bölgemin adeta mafyası olmuştum. Öyle ki, benden habersiz hiçbir boyacı benim girdiğim kahvehanelere giremezdi. Girseler bile kimse ayakkabısını onlara boyatmazdı.
Küçükken büyük adamdım ben.
Herkes sever, herkes saygı duyardı bana.
Kimseye kötülüğüm dokunmadı. Ne bir hırsızlığımı ne de bir arsızlığımı duyan oldu.
Zamanla öğrendim ki, saygınlık insanın sahip olabileceği en büyük zenginlikmiş.
Sevdiğimle hiç el ele tutuşmadım. Zaten utanırdım birine "Seni seviyorum." demeye.
Ben sadece uzaktan sevdim.
O, sokağın başından görünürdü; benim ise yüreğim yerinden çıkacak gibi olurdu.
Kokusundan anlardım onun geçtiğini. Sanki sokak onun kokusuna bürünürdü. Geçtiği her yer aşk kokardı.
O gülerdi; benim içimde baharlar açar, kelebekler uçuşur, kuşlar şarkılar söylerdi.
Küçücük bedenimle yaz, kış, kar, çamur demeden çalışırdım.
Hava çok soğuk olduğunda kahvehanelerde ellerimi ısıtır, sonra yeniden işimin başına dönerdim.
Hem okumak hem çalışmak kolay değildi. Ama hayat bize zaten hiçbir zaman kolay davranmamıştı.
Oyunlar oynamadım.
Lunaparka gitmedim.
Gondola da binmedim, çarpışan arabalara da.
Bunun eksikliğini yıllarca içimde taşıdım.
Panayır kurulurdu küçük kasabamıza. Çarpışan arabaları ve gondolu sadece o zaman görebilirdim ama yine de binemezdim.
Panayır zamanı gelen bir bisikletçi amca vardı.
Bir gün onun bisikletine binmiştim. Başım dönünce korkmuş, çocukluk işte, ağlamıştım.
Amca paramı geri vermişti.
"Bir gün tekrar binmek istersen gel, senden para almayacağım." demişti.
Şaşkınlıkla yüzüne bakmıştım.
Hayatımda ilk kez biri bana bir oyun hediye ediyordu.
Ama ben yeniden binmeye cesaret edememiştim.
Ne zaman önünden geçsem ona selam verirdim.
O da her defasında gülümseyerek,
"Bir kere daha denemek ister misin?" diye sorardı.
Bedenim büyüdükçe çocuk olmaya başladım.
Çocukluğumda yaşayamadığım ne varsa, yıllar sonra doya doya yaşamaya çalıştım.
Hatta otuz sekiz yaşımda bile çarpışan arabalara bindim.
Sanki yıllarca binemediğim bütün zamanların acısını çıkarıyordum.
Küçük yaşlarda başladım ben büyük adam olmaya.
Bedenim küçüktü ama omuzumdaki yük çok büyüktü.
Yeni elbiselerim pek olmadı.
Babam, canı sağ olsun, tek başına elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışırdı.
Ama altı çocuk, bir anne ve kendisi... Sekiz kişilik bir aileye yetişmek kolay değildi.
Hiç pahalı hediyeler almadım.
Pahalı oyuncaklarım da olmadı.
Meğer hayatımın en zor ama en güzel yıllarını o zaman yaşamışım.
Çünkü her şey daha samimiydi.
Her şey daha içtendi.
Her şey daha sadeydi.
Birer birer tırmandım hayatın merdivenlerini.
İş güç sahibi oldum.
Makam da gördüm, mevki de.
Ama ne geldiğim yeri unuttum ne de yaşayamadığım hâlde içimde hep yaşayan o güzel çocukluğumu.
Anladım ki, insanı büyüten yaşadığı zenginlikler değil, omuzlarında taşıdığı yüklerdir.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.