13
Yorum
16
Beğeni
0,0
Puan
1639
Okunma
Çok önceydi, uykudan uyandım boğazımda düğümlenen sözcükleri gizlemeye çalışırak pencerenin perdeleri açtım. Güneş yüzümdeki tüm maskelerimi fark ederek, ben onu o da beni sardı.
Yan odaya doğru seslendim
-Sebahat kalabalıklara karışmayalım hadi kalk uyan.
Mutfağa doğru yöneldim. Kulağıma tatlı sözler fısıldayan baharın heyecanıyla, etrafa kahve kokusu doldu.
Sabahın saat sekizi, aracımızla Pendik halk pazarına doğru yolculuğumuz başladı.
Sebahat,
-Ümmüşüm keşfettiğim yeri çok beğeneceksin. Tam senin istediğin gibi çeşit çeşit çiçekli elbiseler.
- Allah bilir beni bitpazarına götürüyorsun. Beğenmesem sakın zorlama beni; sen kendine ne alacaksan al dedim.
Sebahat kendinden ’’emin güzel olacağız’’ dedi. Birbirimize dalga geçer gibi takışarak gülerken benim aklımda beğenmeyeceğim düşüncesiyle pazara vardık.
Tam da oradaydı.
Yumuşacık sesli, incecik narin güzel mi güzel, upuzun saçları, upuzun elbisesi genç bir bayan.
-Hoş geldin Sebahat
-Deran, Sana bahsetmiştim ablam Ümmühan
İkimizde birbirimizin yüzüne baktık. Gözlerimin içine bakan bu muhteşem gözler deniz desem deniz değil, zümrüt desem zümrüt değil, bal desem bal değil alev alev görünüyor. Sanki yıllardır birbirini görmemiş ve yıllar sonra karşılaşmış iki arkadaş gibi sohbet etmeye başladık.
Pazar çadırlarını kuran geç bir adam
-Derom, onu öyle asalım, bunu böyle yapalım, bak bakalım beğenecek misin?
Adam Deran’a ’’Derom, Derom’’ diye her seslenişte sanki ağzından milyonlarca ’’Derom’’ sesi çıkıyordu
Birbirlerine sevgiyle bakışmalarında aralarında tezgâhın mesafe olsa da el ele her ortamı kendilerine yuva yaptıklarını gördüm.
Tezgâh altında benim için sakladığı elbiselerin hepsi muhteşemdi. Kabul etmeliyim yanıldım. Alış verişimizi bitirdikten sonra kalabalığa karışmadan sahil kenarında tost, çay içmek için tam hoşçakal diyeceğimiz an Deran,
-Kızlar, kalın birlikte kahvaltı yapalım
Gazete kâğıdının üstünde zeytin, peynir, domates ve o lezzeti bitmeyecek dostluğun köprüsü kuruldu
Ve, hayatımın kaç günü, bir kaç ayı, aşkın varlığını her gün biraz daha yeşerten neşeli saatlerin, neşeli yüreklerin arasında aşkta, dünyanın dilini değiştiren kötü kokusunu unutmuştum.
Bir kaç hafta sonrası, cumartesileri her uğradığımızda tezgâhlarının alanı boştu. Sebahat telefonla defalarca ve saatlerce Deran’ı aramış ulaşmamıştık. Aylar sonra Deran’ın tezgâhının olduğu yerin uzaktan dolu olduğunu gördük. Koşarak tezgâha doğru gittik. Yabancı bir adam tezgâhın çadırlarını kuruyordu. Deran bizi gördüğünde belini doğrultup ayağa kalkamadı.
Yanına gittik. Ne oldu sana kim bu adam, eşin nerede
-Kardeşim dedi, kardeşim,
-Eşin nerede
-Öldü
-Nasıl öldü
-Kazayla
Eğildi kulağıma doğru, ’’Kaza kurşunuyla Ümmühan’’ dedi,
’’Kaza kurşunuyla, kaza kurşunuyla, kaza kurşunuyla….’’
Konuşamadı...
’’Derom’’ derken milyonlarca Derom sesi çıkaran genç adamın sesini duymuş gibiydi. Dilindeki o acı, içerindeki yangı ve kokusu, yürekten haykırışı tüm pazarı etkisi altına almıştı.
Kardeşi, belki unutur insanlara karışır kendine gelir diye Pazar kurayı teklif etmişti. Deran’da kardeşinin kendisini iyileştirme çabalarına hayır diyememiş kabul etmişti…
Aradan yıllar geçti. Gecenin ıssız saatlerinde Deran’ın gözleri, üzüntüsüne üzüntü katmaktan susmuş, küsmüş, darılmış, çökmüş, gündüzleri bir külçe gibiydi.
Deran’ın gözleri artık ona ait değildi...
Ümmühan YILDIZ