0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
472
Okunma

İnsan, tek başına var olabilen bir varlık değildir; o, başkalarının bakışıyla şekillenir, başkalarının varlığıyla anlam kazanır.
Bütün kurallar bireyin özgürlüğünü az veya çok sınırlar. Bu sebeple sıkıcı bulunur, bazen eleştiri konusu yapılır. Fakat sınırsız özgürlük olamaz. Benim özgürlüğüm, başkasının özgürlüğünün başladığı yerde biter, denilir.
Toplumsal kurallar dediğimiz şeyler, bir ağın düğümleri gibidir. Kimi yazılıdır, yasalar gibi emreder; kimi yazısızdır, örf ve gelenekler gibi içimize siner. Bazıları ise daha derinde, insanın vicdanında yankılanır: ahlak ve edep olarak…
İnsan, doğduğunda bu kuralları bilmez; onları yaşayarak öğrenir. Bir sofrada nasıl oturulacağını, bir büyüğün yanında nasıl konuşulacağını, neyin ayıp neyin uygun olduğunu… Bunlar kitaplardan çok, hayatın içinden süzülerek gelir. Böylece kuşaktan kuşağa aktarılan bir miras oluşur.
Edep, bu mirasın en zarif biçimidir belki de. Sadece doğru davranmak değil, doğruyu incelikle yapabilmektir. Ahlak, edep ve örf; birbirini tamamlayan üç sütun gibidir. İnsan bu sütunlara ne kadar yaslanırsa, toplum içinde o kadar yer bulur, o kadar itibar görür.
Fakat burada durup düşünmek gerekir:
Toplumun doğru dediği her şey gerçekten doğru mudur? Tarih, bize bunun her zaman böyle olmadığını gösterir. Bir zamanlar doğru kabul edilen nice davranış, bugün yanlış sayılmaktadır. “Güçlü olan haklıdır” düşüncesi, bazı toplumlarda meşru görülmüş; bazılarında ise en büyük adaletsizlik olarak reddedilmiştir. Demek ki toplum, her zaman hakikatin ölçüsü değildir.
Bu durumda insanın önünde zor bir yol belirir. Bir yanda toplumun beklentileri, diğer yanda vicdanının sesi… Hangisine uyacaktır? Kurallara körü körüne uymak mı erdemdir, yoksa gerektiğinde onları sorgulamak mı?
Yine de kuralsız bir hayatın mümkün olmadığı açıktır. Trafik ışıklarının olmadığı bir yolu düşünelim: Herkesin istediği gibi hareket ettiği bir yerde, özgürlük değil kaos doğar. Toplumsal kurallar da böyledir; insanları sınırlamak için değil, birlikte yaşayabilmenin zeminini oluşturmak için vardır.
Ne var ki her toplumda bu düzeni bozanlar da bulunur. Kendi çıkarını her şeyin önüne koyan, kuralları kendi lehine eğip büken insanlar… Onlar, görünmez dengeleri sarsar. İşte bu aşamada yasaların gücü, ahlakın ağırlığı ve vicdanın sesi devreye girmelidir.
Çünkü bir toplumun gerçek gücü, yalnızca koyduğu kurallarda değil; o kurallara ne kadar sadık kalabildiğinde gizlidir.
Ve belki de en önemli soru şudur:
İnsan, kurallara uyduğu için mi iyi olur; yoksa iyi olduğu için mi kurallara uyar? Bu sorunun cevabı, her insanın kendi içinde verdiği sessiz ama belirleyici bir karar olur.
01.05.21
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.