Dünyadaki bütün insanlar, biri dışında aynı fikirde ve o tek kişi karşı fikirde olsa, o tek kişinin iktidarı ele geçirip tüm insanları susturma hakkı ne kadar yoksa, tüm insanların o tek kişiyi susturma hakkı da aynı derecede yoktur.. john stuart mill
Ramazan Teke
Ramazan Teke

Ayak sesleri

Yorum

Ayak sesleri

1

Yorum

0

Beğeni

0,0

Puan

919

Okunma

Ayak sesleri

Bir kadın sevdim.

Ona duyduğum sevgi, bildiğim ve alıştığım sevgilerden biri değildi. Sanki yıllarca aradığım, yıllarca beklediğim kişi oydu ve sonunda karşıma çıkmıştı.

Hiçbir şey beklemedim ondan.

Sadece sevdim.

Beklentisiz, çıkarsız, umarsız ve ölçüsüz bir sevgiyle sevdim.

Amacım onu mutlu etmekti. O mutlu oldukça ben de mutlu olacaktım. O güldükçe ben de gülecektim.

Mutlu da ettim.

Çocuk masumiyetindeki gülüşlerine şahit olduğum zamanlar da oldu; acısına acı, derdine dert olduğum zamanlar da...

Hiç vazgeçmedim onu sevmekten.

Onu mutlu etmek için çaba göstermekten hiç yorulmadım.

O hangi filmi seviyorsa ben de onu izledim. Hangi kitabı okuyorsa ben de onu okudum.

Onunla aynı şeyleri yapıyor olmak bile onu mutlu eder diye düşündüm.

Onunla birlikte ben de değiştim.

Hayata bakışım değişti. İnsanlara bakışım değişti. Dünyayı görme biçimim farklılaştı.

Her şey güzel gidiyordu.

Öyle ki sabah gözlerimi açtığımda aklıma gelen ilk şey artık yaşamak değil, o oluyordu.

Sonra gitti.

Bir gece...

Öyle büyük vedalar etmedi giderken.

Zaten vedaları sevmediğimi bilirdi.

Ansızın, bir gece yarısı; hayallerimi, umutlarımı ve beni karanlığın içine bırakıp gitti.

Ardına bile bakmadı.

Çok üzülmüştüm.

Öyle çok üzülmüştüm ki, benden biraz daha uzaklaştığı her adımda içimdeki acı biraz daha büyüyordu.

O gece karanlıktı.

Ama bildiğim karanlıklardan değildi bu.

Ne ay vardı gökyüzünde ne de tek bir yıldız.

Belki vardı...

Ama hiçbiri benim için değildi.

Buğulanmış camın ardından onu, karanlıkta kaybolana kadar izledim.

Sonra o da kayboldu.

Tıpkı birkaç saat sonra doğacak güneşin gecenin karanlığını yok etmesi gibi...

Ama benim içimdeki karanlığın sabahı yoktu.

Bir köşeye oturdum.

Saatlerce tek kelime etmeden sustum.

Arka arkaya sigaralar yaktım.

Her nefeste dumanını biraz daha derine çektim içime.

İzmaritleri, fotoğraflarında kalan hatıraların üzerine bastım.

Haykırışlarımı, sitemlerimi ve içimde kopan fırtınaları yine sessizliğimle bastırdım.

Ya da bastırmaya çalıştım.

Güneş yükselmişti.

Yağmur dinmişti.

Camın buğusuna son kez adını yazdım.

Sonra günler haftaları, haftalar ayları kovalamaya başladı.

İlk zamanlarda zor gelen bu gidişe alışmış mıydım?

Yoksa sadece alışmış gibi mi davranıyordum?

Bilmiyordum.

Onu soranlar oluyordu.

Ama hiçbirini duymuyordum.

"Gitti." demeye dilim varmıyordu.

"Gitti." demeyi yüreğim kaldırmıyordu.

Her sorulduğunda o geceyi yeniden yaşıyordum.

Tek fark...

Her zaman yağmur yağmıyordu.

Bir gün, akşam saatlerinde; onunla birlikte martılara simit attığımız sahilde yine martılara simit atıyordum.

Tam o sırada ayak seslerini duydum.

Öyle tanıdık bir sesti ki...

Unutmak mümkün değildi.

Bu, gittiği geceye ait ayak sesleriydi.

Aynı yürüyüş...

Aynı adımlar...

Aynı geliş...

Eminim.

Dönüp bakmaya cesaret edemedim.

Bakmadım.

Ayak sesleri her adımda biraz daha yaklaşıyor, her yaklaşan adım içimde bir heyecan fırtınası koparıyordu.

İçim, hırçın Karadeniz’in kabaran dalgaları gibiydi.

Sonra...

"Merhaba." dedi.

Sesinde yorgunluk vardı.

Sesinde hüzün vardı.

O an içimden onlarca soru geçti.

"Ne oldu?"

"Bir şey mi oldu?"

"Neden sesin bu kadar yorgun?"

"Neden üzgünsün?"

"Gülüşünün ardına sakladığın bu keder ne?"

"Neden gözlerin nemli?"

"Üşüyor musun?"

demek istedim.

Ama diyemedim.

Çünkü gittiği geceden beri, zorunlu olmadıkça konuşmuyordum.

Hatta bildiğim bütün kelimeleri bile unutmuş gibiydim.

Farkındaydım.

Günden güne, kelimeler gibi ben de tükeniyordum.

Sustum.

Sadece "merhaba" der gibi başımı salladım.

Sonra yeniden martılara simit atmaya devam ettim.

Hava kararmaya başlamış, sokak lambalarının ışıkları yanmıştı.

İkimiz de sadece susuyorduk.

Bu suskunluğu bozan tek şey, akşam ezanını okuyan müezzinin o muhteşem sesiydi.

"Allah’ım..." dedim içimden. "Bu nasıl bir ses, nasıl bir makam..."

Yıllardır ilk defa ezanı gerçekten duyuyormuş gibi hissettim.

Ezan bittiğinde içim derin bir huzura kavuşmuştu.

İyi akşamlar dercesine başımı salladım ve karanlığın içinde kayboldum.

Tıpkı onun benden gittiği ilk gece gibi...

Tek fark, bu kez ayak sesleri bana aitti.

Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Ayak sesleri Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Ayak sesleri yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Ayak sesleri yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Gülüm Çamlısoy
Gülüm Çamlısoy, @gulum-camlisoy
14.11.2020 19:43:52
:)))

Harikasınız.


Hürmetler
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL