12
Yorum
6
Beğeni
0,0
Puan
978
Okunma

Balkonda oturuyorum. Sitenin iki apartmanının ortasında çocuklar top oynuyorlar. Topları patlak. Ama yine de mutlular. Birinci kattaki bağırıyor:
“Yeter artık sesleriniz beynimde ötüyor. Gidin evlerinize…”
Aynı sesleri ben de duyuyorum. Ama birinci kattakinin aksine, çocukların sesleri bana müzik gibi geliyor.
Ben kalp ameliyatı olmadan evvel demişlerdi ki:
“Bak göreceksin huyun değişecek.”
İnanmamıştım. Meğer doğruymuş.
Eskiden olsa dünya yansa sigara yakacak olsam:
“Hele şu ateş yanarak yanıma kadar gelse de sigaramı yaksam.” Diyecek kadar vurdumduymaz biriydim.
Şimdi öyle mi..!
Üstümü değiştirdim. Markete gideceğim. Hanım:
“Nereye gidiyorsun? Yemek hazır” dedi.
“Biraz bekle. Gecikirsem sen ye .”
Çıktım evden. Geldim markete. Deri bir top arıyorum.
“Abi deri yok ama plastik var” dedi marketçi.
Olanı aldım, geldim eve. Sağ olsun Hanımcığım-canımcığım yemek yememiş beni bekliyor.
Top elimde bağırdım balkondan çocuklara:
“Çocuklar, çocuklar bana bakın.”
Duymadılar. Tekrar bağırdım. Oyunu bırakıp balkonun altına geldiler. Aldığım kırmızı topu gösterdim.
“Bize mi aldın amca?”
“Evet, size aldım.”
Attım balkondan topu. Top yere düştü. Üç beş sefer zıpladı. Patlak değil. En büyük çocuk tuttu topu.
“Amca bu top benim değil mi?
“Hayır” dedim. “Hayır” hepinizin. Ama diğer çocuklar çok istiyorsa, sırayla her gün birinizde kalsın.”
Çocukların mutluluk sesleri beste oldu bana. Gök yüzüne ulaştı. Bulutlar el çırptılar.
Birinci kattaki bana saygısından ses çıkarmadı..!
Kırmızı top aldı beni eskilere götürdü. Yüreğimde bir sızıydı geçmiş. O günleri hatırladım !!!
On, on iki yaşlarındayım. Mahallemizde boş bir arsa var. Orada top oynuyoruz. Topumuz oynanmaktan patlamış durumda. Bizler de oyunumuzu o zıplamayan patlak top üzerine kuruyoruz. Bir mahalle arkadaşımız var. Şişman göbeği önde gider, peşinden kendisi gelir, öyle biri işte… Adı Ali. Biz ona şişman anlamında COMBA Ali derdik. Söylene söylene adı COMBALİ ye dönüşmüştü. Dayısı ona deri bir top almış, top da top hani. COMBALİ sadece topundan menkul. Gelir arsaya topunu gösterir, havaya atar, tutar, yerde zıplatır. Hepimizde bir özlem var, deri ve zıplayan topa karşı. İçimiz gidiyor. O gelince oyun duruyor, -aldım verdim- diye ayaklar sayılıyor takımlar kuruluyor.
COMBALİ top sahibi ya her maçta rakip takımın kalesinin başında bekliyor, rakip kaleye son vuruşu o yapıyor. Gol olursa başarı onun, gol olmazsa "Yanlış pas verdin." Hepimiz son topu ona vermek zorundayız. Zira top onun.
Bir gün yine takımlar kurulmuş maç başlamıştı. Lalaş Mustafa kaleye çok yakın. Vursa gol olacak.
COMBALİ bağırdı:
“ Bana ver bana.”
Çaresiz verdi Lalaş Mustafa. COMBALİ vurdu. Top kale taşlarının üzerinden boşa gitti, gol olmadı. Bağırdı COMBALİ:
“İyi pas vermedin ki? Tabii boşa gider!”
Lalaş Mustafa kızgınlıktan yerinde tepiniyor:
“Ben vursam goldü. Hep böyle yapıyorsun, hep böyle…”
Sinirlendi COMBALİ.
“Verin lan topumu. Beni seven düşsün peşime aşağı mahalleye gidiyoruz.”
Üç beş kişi düştü peşine. Gittiler.
Çok sürmedi. Az sonra hepsi geri döndü.
Lalaş Mustafa merakla sordu:
“N’oldu, niye gittiniz, niye döndünüz hemen?”
Suskun, sessiz, kendi halinde olan arkadaşımız Sait cevap verdi:
“COMBALİ ORADA DA KAVGA ÇIKARDI”
COMBALİ bu... Belli mi olur.
O zamanlar top yoktu. Topu olanların da topunun havası kadar havaları vardı.
Şimdiler de top da var, çocukların istediği her şeye ulaşmaları da çok kolay.
Ama şu yok işte;
"Zoru elde etmenin mutluluğu…"