1
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
538
Okunma

“Vakit nakittir” derler. İlk bakışta zaman ile para arasında kurulan bu bağ, biraz tuhaf ve hesaplı görünebilir. Mesele sadece kazanç değildir. Vakit, geri gelmeyen tek sermayemizdir; harcandığında değil, çoğu zaman fark edilmeden tüketildiğinde değerini anlamaya başlarız.
İnsan, zamanı kullanarak hayatını inşa eder. Bir günü nasıl geçirdiğimiz, aslında nasıl bir hayat yaşadığımızın küçük bir özeti gibidir. Belki de bu yüzden Can Yücel, “Hayat üç gündür: Dün geçti, yarın belirsiz, o halde hayat bugündür” diyerek dikkatimizi bugüne çeker. Geçmiş hatıra, gelecek ihtimaldir; fakat yaşanan tek gerçek, içinde bulunduğumuz andır.
İnsan bazen zamanı çokmuş gibi yaşar. Erteler, savurur, oyalanır… Oysa her geçen an, sessizce eksilen bir ömürdür. Bu yüzden geçmişteki bazı büyük şahsiyetlerin kendilerine yönelttikleri sorular dikkat çekicidir: “Bugün ne yaptım?” sorusu, basit gibi görünse de insanın kendiyle yüzleşmesidir aslında.
Vakti değerli kılmak, sadece bireysel gelişimle sınırlı değildir. İnsan, kendi hayatını anlamlı kılarken aynı zamanda başkalarının hayatına da dokunabilir.
Belki de en küçük adım bile bir başlangıçtır. Karanlığa sövmek yerine bir mum yakmak… İnsan, elinden geleni yaptığında zamanın içinde bir iz bırakır. Bu iz, bazen bir söz, bazen bir davranış, bazen de sessiz bir duruş olabilir.
Zaman üzerine düşünürken, onun sadece akıp giden bir süreç olmadığını fark ederiz. Tarih boyunca bazı düşünürler, zamanı kendi başına bir güç olarak görmüş; her şeyin onunla başlayıp onunla bittiğini iddia etmiştir. Oysa zaman, kendi kendine var olan bir kudret değil; anlam kazanan bir ölçüdür. İnsan ona nasıl bir içerik verirse, zaman da o şekilde şekillenir.
Belki de asıl mesele şudur:
Biz zamanı mı tüketiyoruz, yoksa zaman mı bizi? Bu sorunun cevabı, hayatımızın yönünü de belirler. Çünkü vakit, sadece geçen bir şey değil; aynı zamanda bize verilmiş bir imkândır. Onu nasıl kullandığımız ise, kim olduğumuzu anlatır.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.