3
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
473
Okunma

Bundan yaklaşık 40 yıl öncesi Yeni Melek’in Yeni Melek, Saray’ın Saray, Atlas’ın Atlas, kısacası sinemaların sinema, filmlerin film olduğu. TV’nin koltuğumuzun karşısındaki tahtına kurulup bizi beyaz perdeye hasret bırakmadığı günlerde İstiklal Caddesi’de İstiklal Caddesi’ydi. 12’de sinemaların ’’halk matinesi’ ile başlardı caddenin yaşamı. Her sinemanın bir ’’halk’’ı vardı. Taksim ve civarında Rum madamları yanlarında matmazzelleri ile birlikte en sıradan Türk filmlerini oynatan Lale’yi Türklerden daha fazla doldururlar, fonda ezan seslerinin inlettiği mezarlık sahnelerinde Türklerden daha fazla ağlar, orta oyunu yadigarı en yavan esprilere Türklerden daha fazla gülerlerdi. Cadde artık sinemayla soluk alıp verirdi, ta 24’e kadar. Matinelerin başlama ve bitimlerinde bir anda bir insan seliyle dolardı. Selin akış yönüne ve yoğunluğuna göre hangi sinemanın boşaldığı hemen anlaşılırdı. Emek’in çıkışında yaya kaldırımın kenarında bugün anlamsız bir çirkinlik olarak duran demir parmaklıkların o zamanlar bir işlevi ve bir anlamı vardı. Saraydan, Emek’ten boşalanların caddeyi işgal etmemeleri için önlerine İstanbul’un surları gibi dikilirdi.
Akşam 20.30’ a doğru cadde, bütün ışıklarını yakarak ve vitrinlerini süsleyerek suare yaşamına hazırlanırdı. Suarelerin bitimiyle birlikte, gece yarısından sonra, cadde sabahın ilk ışıklarına kadar sürecek yeni bir yaşama başlardı. Sabah içki yorgunlarının duvar diplerindeki kusmuklarını temizler, her yana yapılmış sarhoş naralarını derin bir soluklanmaya havaya üfler, orospuları ve tellallarını güneş ışığının sızamadığı karanlık arka sokaklarındaki sonsuz dehlizlerine gizler, vitrinlerinin camlarını parlatır, en masun görünüşünü takınarak 12 matinesinin başlamasını beklerdi.
Her şey üslubunca olurdu. Sinemaya üslubunca gidilir, film üslubunca izlenirdi. Herkes neşede ne tepki vereceğini sanki önceden bilirdi. İyi bir izleyici hangi sinemanın keyfinin en iyi ’’Parter’’ de çıkarılacağını bilirdi. Perdeyi tam karşıdan gören gözün perdenin tam ortasına çakıldığı yer en alasıydı. İyi bir izleyici hangi sinemada hangi sırada hangi koltukta oturacağını bilirdi.
Gazetelerdeki film eleştirileri dikkatle izlenirdi. Sanki o zamanki eleştirmenler başka bir türlü yazarlardı. Hep vizyon filmleri oynardı. Dışarda festivallerde adı duyulmuş filmleri izlemek için bir yııl beklemek gerekmezdi. Bu türden filmler için mutlaka günler öncesinden bilet alınır ya da rezervasyon yaptırılırdı. İnanılacak gibi değil ama sinemaların önünde bilet kuyrukları uzayıp giderdi.