3
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1332
Okunma
Sevgili Sanat,
Geçen hafta duygusal bir anıma mı denk geldi ne, birden seni her şeyden kıskanmaya başladım. Mesela "parfüm, çorap vb." şeyler satan seyyar bir satıcı ile kurduğun samimiyetle tokalaşman beni rahatsız etti. Bu durumu sana “dokunmak” olarak algılayıp bundan rahatsız oldum. İçimde zaman zaman seni kıskanma duygum vardı, ama bu defa fazla oldu. Satıcı bir de, mal satmanın keyfiyle olsa gerek, sana tatlı bir ses tonuyla “hoş geldin” deyince benim kıskançlığım daha da arttı.
Ne vardı ki bunda! Ama, dedim ya; galiba o günlerde duygusallığım oldukça fazlaydı. Oysa sen benim sevgilim falan da değilsin. Değil misin yoksa. Yani sen benim sevgilim misin? Neden susuyorsun? Yoksa benden yana kuşkun mu var? Bunu sonra konuşuruz. Ben anlatmaya devam edeyim. Hatta, o hafta farkındaysan eğer, sırf bu nedenle sana bir de “trip” atmıştım. Belki buna “bilmem!” diyebilirsin. (Gerçi birçok zaman bu durumlarda bu kelimeyi çokça kullanıyorsun.)
Neyse, tekrar benim kıskançlığıma gelelim. Şimdi daha sakin kafayla düşününce, o günlerde meğer ne kadar da aptalca davranmışım. Bunun için senden özür de dilemeyeceğim. Zaten ne kadar aptalca davrandığımı ifade ettim. Bu yetmez mi?
Bu durumumu zayıflığım geçtikten sonra değerlendirdim: Seninle ilgili olarak “İstediği gibi davranamaz mı? Sana ne oluyor?” dedim. Sonra bu durumumu yenmem için ne yapmam gerektiğini düşündüm. En sonunda seni “sıradanlaştırma”ya karar verdim. Bunun için önce seni bilinçaltıma atmalıyım, sonra da unutmalıyım. Yapabilir miyim, bilmiyorum.
Senin diğer kadınlardan ne farkın var ki? Tamam, hoşsun, güzelsin; en önemlisi de beni etkiliyorsun. (tabi ki etkileyeceksin; sen sanat değil misin?) Ama bu benim sorunum. Gerçi sen sadece beni etkilemiyorsun, tüm sanatseverleri etkiliyorsun. Bu daha da başka bir durum. Güzel olduğun için herkes senden hoşlanıyor, bu gayet normal, ama normal olmayan şu ki; “Herkes senden hoşlanıyor diye senin de herkesten hoşlanman mı gerek.” Yani biri seni seviyorsa, sen de onu mu sevmelisin. Yok daha neler? Olacak şey mi bu? Tabi ki değil! Haklısın!
Böyle dedim kendi kendime. Sonra da “Senin diğer kadınlardan ne farkın var!” ya da şöyle söyleyeyim; “benim diğer erkeklerden ne farkım var?” İşte tüm mesele burada… Hep bunu tekrar edip durdum. Düz mantık olarak baktığım zaman bu söz çok da mantıklı. Ama durum gerçekte hiç de öyle değil! Peki, değilse fark nedir? Fark mı? Fark şu ki; “Herkes kendine “münhasır”dır.” ( Bu sözcüğü de sen araştır!)
Neyse düz mantık dedim ya, o zaman bu, benim de aklıma yattı. “Senin diğer kadınlardan farkın ne?” Böyle diye diye bir de baktım, buna ben de inanmışım. Sonunda seni yavaş yavaş bilinçaltıma atmaya başlamıştım. Ama bu hiç de kolay olmuyordu. Birkaç gün böyle gitti. İçim ne kadar yanarsa yansın seni hep görmemezlikten geldim. Böyle böyle, yavaş yavaş kararımı uyguluyordum. Her canım yandığında “Biraz daha sabret!” dedim kendi kendime. Nasıl olsa sonunda seni, bu güne kadar “hiç farkına varmadığım kadınlar” kategorisine ekleyecektim. Bunu başarabilecek miyim? Emin değilim! Eğer yapabilirsem, sıra seni unutmaya gelecekti. Ama bir türlü seni bilinçaltıma atamıyordum. Bunu bir yapabilsem, oradan olabildiğince uzaklaştırmaya çalışacağım. Bunu da başarabilir miyim? Bilmiyorum! Önce bilinçaltı işini bir halledeyim. Sonra sıra diğerine gelir.
Sevgili Sanat, her şeyde olduğu gibi, bunda da “eğer” ya da “ama” diye başlayacak olursam, bilmem gerisini getirebilir miyim? Gerçi bu sözcükler birer bahane. Yani senden vazgeçememenin bahaneleri.
Sevgili Sanat, benim sana düşkünlüğümü bilirsin. Sırf bu düşkünlükten dolayı da bunun zor olduğunu da bilirsin. Zaten yazımı buraya kadar okuduğunda bile, beyninde zekice birtakım düşüncelerin geçtiğini de tahmin ediyorum. Çünkü dudak büküşünden, muzipçe gülüşünden bunun olmayacağını fark ediyorum. Şunun da farkındayım; ben ne yaparsam yapayım, sana olan tutkum hiç bitmeyecek. Seni hiç "sıradanlaştıramayacağım!"
Sevgili Sanat, bu senin için gurur verici bir durum olsa da, benim için bilmiyorum, ne durum ifade eder. Sen buna “her şey!”diyebilirsin. Ben burada yine “ama”lı cümlelerime sığınacağım. Ama!.. Ama!.. Ama!.. Tamam, tamam! Vaz geçtim bu tarz cümlelerden.
Sevgili sanat, sonunda ne mi oldu? Anlatayım öyleyse:
Sonunda şunu anladım: Bilinçaltıma atmak için, ne kadar seni görmemezlikten gelsem de, seninle konuşmamaya çalışsam da boşunaymış. Seninle konuşmadığım günler, asıl seninle en çok konuştuğum günler olmuş; çünkü konuştuğum günlerde sana söyleyeceklerimi söylediğim için keyifliydim. Ama seni görmemezlikten geldiğim ve seninle konuşmadığım günlerde, söyleyeceklerim içimde öyle büyümüş ki, şaşırmamak elde değil. Kafamda biriken sözlerimi sana söyleyemeyince, bunlar beynimde bir girdap gibi büyümüş. Bu da bana her geçen gün daha çok acı vermiş.
Sevgili Sanat, her şey bir yana,sen olmazsan hayat bir hiçtir. Bir şeyi yaratmanın temelinde aşk vardır; aşksız sanat olmaz; sanat olmazsa güzellik de olmaz. Kıskançlık mı, zaten o hep vardır. Hayatta kimi zaman "bir şey" "her şey" olur; işte aşk bunlardan biridir.
Aşk hüzün verir, acı verir; kimi zaman keyiften uçurur. Bu da hayatın anlamı demek değil midir.
Sevgiyle kal!
Yaşar Yıltan
15.04.2016
Sabah saatin beşi…
Not: Bu mektubu sana renkli kalemlerle (birkaç renk) yazmak isterdim ama senin renkli, pardon sanatlı durumun, bana bunu yapmaya engel oldu.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.