3
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
1033
Okunma
Ayın şavkı denizde yakamoz oluştururken yıldız kaydı aniden. Koştu peşinden kadın yetişemedi. Zaten mümkün değildi ışığının hızına yetişebilmek. Sadece sohbet etmek istemişti, sadece derdini paylaşmak. Zira insanlarla yapamıyordu bunu, bu gün dost görünen yarın söylediklerini hem de çarpıtarak aleyhine kullanıyorlardı. Seslendi peşinden;
- Dur hele akan yıldız, dur da sesimi dinle
- Yalnız kaldım bunaldım söyleşelim seninle
- İşim olmaz nefretle hırsla öfkeyle kinle
- Yaşamak da zor gelir dünya denilen inle…
Hiç kimse fark etmedi ışığını, oysaki iyi huylu bir kadındı, yarım kalmış özürler biriktirmişti cebinde, hep utandı. Ziyafete çevirecekti sofrasında bir yudumluk su olmuştu dünyanın, yutacak beni bu şehir diyordu hep. İstemese de kaybolmak üzere olduğunu biliyor, halini anlatamamanın sıkıntısını çekiyordu. Belki de yıldız anlar sanmıştı, ona da sesini duyuramadı. Onlar da yalnız geziyorlar karanlıklar içinde. Bazen düşüyorlar, sahi kim kaydırıyor onların ayaklarını? Bu gece gördüğü yıldızı kim düşürmüştü cebinden, korku içindeydi belli ki, ya da telaş içindeydi.
İster delilik desinler adına, ister bir şairin hezeyanları, kadını ve kayan yıldızı görünce bunları düşündürdü bana.
Kim bilir belki de kendisini çevreleyen duvarları yıkmaya dilek tutacaktı kayan yıldızın ardından. Belki ulaşamadığı beklentileri vardı, belki ayrıldığı sevdikleri vardı ve yıldızdan haber almayı ummuştu. Gerçeğini bilmesem de kendimce bir öyküyü yamaladım üstündeki elbiseye.
Gece kadar siyahtı elbisesi, yıldızlar kadar yalnızdı kadın. Yumurtadan çıkar da bir kanarya yavrusu, kafesin içinde bulur ya kendisini ve hayal kırıklığına uğrar ya, aynen öyleydi. Ayıplarla, yasaklarla çevrilmiş bir kafesin içinde gözlerini açmıştı. Arada bakınca görüyordu dışarıdakileri ve onlara öykünüyordu zaman zaman. Kafes ki kapısında paslı bir asma kilit vardı, kim hapsetmişti onu, bilmiyordu. Ben de bilmiyorum tabi ki…
- Kırmalıyım diyordu paslı kilidi, ve haykırmalıyım sesimin yettiğince, nefesimiz yettiğince.
İstemek yetmiyordu bunun farkına varmıştı yıllar önce. Çabalaması gerekiyordu. Yüreğinde umudu çimlendirip bir parça toprağa gömmesi gerekiyordu. Belki kendisi göremeyecekti yetişip meyve dolu bir ağaç olduğunu. Belki kendisi tadamayacaktı ama gelecek kuşaklara bir miras bırakmış olacaktı.
Bakıyordu akan yıldızın arkasından hala… Tutuklu gözlerinden yaş bile akmıyordu artık. Belki kurumuştu gözpınarları, belki de artık kanıksamıştı durumu. Arabesk nağmeleri çekilmişti sinir uçlarından… Gecenin içinde rüzgârın deli ruhu dolaşıyordu ve kadının bedenini sarıyordu. Titriyordu kadın, üşüdüğünden mi, yapmak istediklerini yapamadığından mı bilinmez.
Daha fazla izleyemezdim onu, uykum da gelmişti, kapatıp pencereyi ve perdeyi yatağıma doğru yürüdüm. En son baktığımda kadın hala gözlerini dikmiş yıldızlara bakıyordu. Bir yıldız daha kaymış mıdır bilmiyorum, kaymış mıdır acaba?