2
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
1300
Okunma

Ramazan ayının ortasındayız, İstanbul çok sıcak, hele bu sahil kasabası Büyükçekmece…
Bayan K, öğleden sonra dedesinin fenalaştığını acile kaldırıldığını haber etti. Gidip destek olmalıydım, dostluğumu, sevgimi zor gününde, onun ve ailesinin yanında durarak göstermeliydim.
Haberi alır almaz kaldırıldığı hastanenin aciline bir kolonya alarak koştum. Bayan K’nın halası ve amcası ordaydı. Onlara selam verdim ve dedesinin bulunduğu müşahede odasına girdim.
Bayan K, gelememişti. İçerde bakıcısı Ahmet ve halası vardı. Halasının da tansiyonu düşmüştü, rengi solgundu.
Bayram Dedeyi solunum ve kalp cihazına bağlamışlardı. Kalbi çok hızlı atıyordu. Halası ve bakıcısında endişeli bir bekleyiş vardı. Onlara moral vermeye çalıştım.
Bakıcısı Ahmet’e dedim ki, kolonyayla ellerini ov biraz serinlesin hava çok sıcak. Ahmet kolonyayla masaj yapınca Bayram Dede biraz rahatladı ve nabzı normale dönmeye başladı.
Bayram Dede, o asırlık çınar kendinde değildi, belki de asla bir daha hiç kendine gelemeyecekti. İçimden bir his onun bu mücadeleyi veremeyeceğini söylüyordu. Çünkü yorgun bedeni 90 yılın yüküyle mücadele ediyordu. Ruhu hayata tutunmayı istiyorken, bedeni bu mücadeleden vazgeçmek üzereydi. Bilinci tamamen kapalı olmasına rağmen bakıcısı Ahmet’in bir an bileğine sıkıca sarıldı ve bırakmadı. Ne kadar güçlü bir adamdı. Ahmet bileğindeki parmakları güçlükle açabildi. Bu esnada parmağına takılı olan nabız ölçer elektronik mandal fırladı. Ahmet hemen onu tekrar parmağına taktı.
Bayram Dede, bu kadar yılın yorgunluğuyla hayata tutunmaya çalışıyorsa ben de bu aşk yorgunu yüreğimle Bayan K’ya tutunmalıyım, diye düşündüm. Bayram Dede gibi ben de mücadeleyi bırakmayacaktım, bırakmamalıydım.
Bayram Dede ilk karşılaşmamız birkaç ay öncesinde yataktan düştüğünde olmuştu, onu ziyarete gitmiştim. Ziyarete gittiğimde uyuyordu. Uzun bir süredir de yatak onu esir almıştı. Bu ikinci görüşmemizdi gözleriyle beni görmese de kalbiyle beni hissettiğinin farkındaydım.
Bakıcı Ahmet’in cumartesi günleri izin günüydü. Bu nedenle Bayan K ile cumartesi günleri hiç görüşemedik, çünkü her cumartesi dedesine bakıyordu. Dedesini yatağında doğrultuyor, ona kahve yapıyor, Sünger Bop’u açıyor, onunla konuşmaya çalışıyor ve birlikte fotoğraf çekiliyorlardı. Sanki ben de o cumartesi nöbetlerini onlarla birlikte geçiriyormuşçasına evde oturur Bayan K’nın göndereceği fotoğrafları merakla beklerdim. Dedesiyle geçirdiği her saniyeyi merak ederdim. Bir cumartesi gününü onlarla birlikte geçirmek istediğimi söylediğimde, Bayan K, bu isteğimi reddetti. O reddetse de ben her cumartesi onunla birlikte nöbetteydim, kalbim hep onların yanındaydı.
Şimdi bir asra meydan okumuş bu adam, gözlerini açamayacak kadar güçsüz düşmüştü.
Bayram Dede, sanki Bayan K’nın değil de benim dedemmiş gibi hissettim ve hastahaneden ayrılmak istemedim. Ailelerinin içine hangi cüretle giriyordum ki, ben bu cüreti kimsenin inanmadığı aşka bağladım.
Her cumartesi Bayan K’dan dinlediğim hikâyelerle Bayram Dedeyle aramda ilginç bir bağ oluşmuştu, tabii ki bu bağ tek taraflıydı.
Müşahede odasında konuşamadığım bu asırlık çınarın yanından ayrılmak istemiyordum. Orada bulunduğumda ruhumdan güç alacakmış hissine kapıldım. Yarım saat oturdum sessizce bekledim. Bakıcısı ayaktaydı, ona bir sandalye buldum ve Bayram Dedenin başucuna oturttum. Kolonyayla masaj yapmaya devam etti.
Bakıcısı Ahmet, Orta Asya Türki Cumhuriyetlerinden gelmiş sessiz, içine kapanık bir Türkmen’di. Bakışlarında sevgi, fedakârlık, acıma emareleri taşıyordu. Ona da büyük bir sevgi ve saygı besledim. Karşılarında bulunan yatağa oturarak beklemeye devam ettim. Konuşmanın sırası değildi, doktorların yapacakları bir şey de yoktu üstelik.
Özel bir hastahaneye gidip son günlerini geçirecekti. Bu onu son görüşüm olacağını hissediyordum. Sıcaklamış mı, diye bahane ederek gidip ona dokunmak istedim. Bu benimle onun arasında sessiz ve sözsüz bir vedaydı. Biliyordum bir daha asla Bayan K, bana onu ziyaret izni vermeyecekti. Hatta hastahaneye gitmeyeceğimi düşünerek bana acile kaldırıldığını söylemişti, gideceğimi bilse kesinlikle bana nerede olduğunu söylemezdi.
Bir süre daha bekledim, Bayan K’nın halasına, “Renginiz soluk, yapabileceğim bir şey var mı?” dedim. Teşekkürlerden hoşlanmayan bana teşekkür etti. Telefon numaramı vermek istedim, belki yapabileceğim bir şey olabilir düşüncesiyle, kibarca reddetti. Elini sıktım, bakıcı Ahmet’in omzuna dokunarak ona destek olmaya çalıştım, gözlerine küçük bir tebessümle bakarak yüreğindeki iyiliği gördüğümü, onun bu fedakârlığının maddi değerlerin çok üstünde bir insaniyet taşıdığını anlatmaya çalıştım, bilmem ne kadar başarılı olmuşumdur.
Geçmiş olsun, dileyip yüreğimi ve aklımı orada bırakarak hastahane odasını terk ettim. Dışarıda Bayan K’nın iki amcası bekliyordu. Onlara da tekrar geçmiş olsun dileklerimi sunarak vedalaştım.
Sonra seni aradım Bayan K. Halanın durumunun iyi olmadığını söyledim. Bana bağırdın, amcamlar senin bildiğin gibi insanalar değil, senin dedikodunu yapacaklar, dedin. Bir hastahane ziyaretinin ne gibi bir dedikodusu olabilirdi ki. Bana kızdın, bağırdın, ardından yine özür diledin. Şimdi düşünüyorum da sana küsmeyi neden hiç öğrenemedim?
Birkaç gün sonra gece saat iki suları içime bir sıkıntı çöktü, seni aradım. Sesin ağlamaklıydı, bu sıkıntı boşuna değildi, anlamıştım. Dedem öldü, dedin. Ben de oturdum gözyaşlarım dinene dek ağladım.
Cumartesi kahvelerini, gönderdiğin fotoğrafları hatırlayarak, dedenle geçirdiğin anıları beynimde canlandırarak, Sünger Bop’u… düşünerek ağladım. Yarın cenazeye gelmek istediğimi sana söylediğimde, “Gelirsen seninle asla konuşmam.” dedin. Gitmezsem de ben kendimle konuşmayacaktım. Seçimimi yaptım.
Sensiz geçen tüm cumartesilerin anısına, hastahane odasında son bir dokunuşla veda ettiğim ihtiyara karşı son görevimi yerine getirecektim. Tehditin beni ürkütmedi. Öğle namazına yakın, evinizin önüne arabamla geldim. Büyük bir kalabalık, arabalara binerek camiye doğru yol almaya başladı. Sen de başını beyaz bir tülbentle bağlamıştın. Bir arabaya bindin… Beni görmediğini tahmin ediyorum. Arabamla arkanızdan caminin önüne geldim.
Birkaç ay öncesinde vefat eden yengenin cenazesinde tanıştığım baban ve kardeşine ve diğer akrabalarına baş sağlığı diledim. Babanla sigara içtik, yaşam ve ölüm üzerine konuştuk.
Cenaze namazından sonra mezarlığa gittik. Merhumu daha önceden hazırlanan mezara yerleştirdiler ve sağ omzunun üzerine çevirip üzerine tahtalar örtüler. Herkes son hızla toprak atmaya başladı. Hoca da dualar edip Kuran okudu. Beyaz bir kefenle mezara indirilirken dizlerimin titrediğini anımsıyorum. Sanki bütün bu sahneleri sana anlatmak için izlemişim hissine kapıldım şu an. Amcalarına ve babana herkes gibi ben de başsağlığı diledim, kuçaklaştım. Fakat kimsenin o büyük kahramana, baş sağlığı dilemek aklına gelmedi. Bakıcı Ahmet’in yanına giderek başın sağ olsun, dedim ve sarılıp öptüm. Her zamanki gibi çok suskundu, sanki orada benden sonra en çok üzülen insan oymuş gibi hissettim.
Ben, senin bana anlattığın, yaşarken iki kez görme şansına ulaştığım dedeni ve ona ait tüm hatıraları toprağa verdim. Belki de bu cüretkâr tavrımı affetmeyeceksin. Olsun affetme, ben doğrularımın arkasındayım. Hastahanede ona bir söz verdim, Bakıcı Ahmet’in bileğine sıkıca sarıldığında son yolculuğuna geleceğim, dedim ona.
Babanla mezarlıktan ayrıldık, sıcaktan gömleğim sırılsıklam olmuştu, getirdiğim yedek gömleği arabanın bagajından çıkardım ve kirlisiyle değiştirdim. Babanı ve beni iyice parfümledim. Birer sigara yakarak o dik bayırdan evinize uzanan yola koyulduk.
Evinizin altındaki lokantada baban, bana bir önceki cenazede olduğu gibi yemek ısmarladı. Cenaze sahibi benmişim gibi bir türlü babandan ayrılmak gelmedi içimden. Saatlerce babanla oturdum. Sanki ben orada oturduğumda ruhun bu acılara daha kolay alışacakmış gibi hissettim. Ahh beni yanıltan bu hislerim…
Sonra babanla vedalaştım, bizim oralardaki adetleri hatırladım ve cenaze evine bir tepsi baklava yaptırıp kız kardeşimi Su’yu da alarak yeniden evinize geldim.
Bir saate yakın oturduk, arada bana bakıyordun, bu bakışlarında matem havasında varlığımla güç bulduğunu, mutlu olduğunu düşünüyordum. Seni ve aileni yalnız bırakmadığım için benimle gurur duyacağını sanıyordum.
Geceleyin bana mesaj atarak her şeyin için sağ ol, deyip ardından yine bana kızdın. Hangi sıfatla ailenin içine girdiğimi sordun.
Seni seven bir insandan ziyade dostun olduğumu düşünüyordum. Demek sende ben, dost bile değilmişim yoksa bu kadar sorgulamazdın cenaze evindeki varlığımı. O an varlığı sorgulanmayacak bir yabancı olmayı ne çok istemiştim.
Gecelerce Bayram Dede’nin üzerine örtülen toprakları düşündüm, kalkmak istese bile asla kalkamayacağı kadar çok toprak attılar. Ben gelenek olmasına rağmen toprak atmak istemedim. Sanki mezarına benden de bir parça koymuşlarcasına o mezarı sahiplendim. Sanki kendimi gömüyormuşçasına elemlendim.
2014-iSTANBUL
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.