8
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
2819
Okunma

EY AZİZ İSTANBUL!
Hatırlar mısınız bilmem bir aralar Bir İstanbul Masalı adlı bir dizi vardı. Kendine özgü müziği ile hafızalarımızda yer etmişti...En azından ben kendi adıma hatırlıyordum ta ki İstanbula gidene kadar
İstanbul ancak bir masal şehri olarak anlatılabilir sanıyordum, sadece ekranda gördüklerim kadarıyla veya öyle anlatılmıştı öyle anlamıştık bizlerde..Yanılmışız
İstanbula gidip geldiğim şu süreçten sonra İstanbul u anlatacak; hiçbir dizi belgesel şiir veya şarkı ya da kavram içinde asla masal sözcüğüne yer olmadığını, aksine İstanbulun gerçek hakikatlerle dolu yaşayan bir şehir olarak gördüm anladım. İdrakim kadar İstanbul gerçeğini görmeye çalıştım.
İstanbulu anlamak biraz da Fatihi anlamaktan geçiyor. Hatta Fatihi anlamakla da olay bitmiyor. İstanbulu feth eden bir başka Fatih olmak gerekiyor ki, İstanbul gönlünü size göstersin
Ya İstanbul beni alır, ya ben İstanbulu cümlesini Fatihe söyleten ne idi. Bunun altında yatan sebebe bakmak lazımdır ilk başta Fatihi anlayabilmek için. Fatih Avni mahlası ile yazdığı şiirinde ne güzel kendini anlatır.
İmtisâl-i câhidû fillâh olubdur niyyetüm Dîn-i İslâmun mücerred gayretidür gayretüm Allah için küfürle cihadın misalini vermektir niyetim Mücerret gayretim, (sadece) İslâm dini içindir.
Fazl-ı Hakk u himmet-i cünd-i ricâlullâh ile Ehl-i küfri ser-te-ser kahr eylemekdür niyyetüm Hakk üstünlüğü ve Allahın yücelttiği veliler himmetiyle Kâfirleri baştan sona kahreylemektir niyetim.
Enbiyâ vü evliyâya istinâdum var benüm Lutf-ı Hakdandur hemân ümmîd-i feth ü nusretüm Peygamberlerle velilerdir istindım benim; Hakkın lütfundandır, fetih ve başarı ümidim.
Nefs ü mâl ile nola kılsam cihânda ictihâd
Hamdülillah var gazâya sad hezârân ragbetüm Nefis ve malla cihadıma şaşılmasın; Hamdolsun, gazaya binlerce rağbetim var.
Ey Mehemmed mucizât-ı Ahmed-i Muhtâr ile Umaram gâlib ola adâ-yı dîne devletüm Ey Mehmet, Seçilmiş Ahmedin mucizeleriyle Umarım, galip gelir din düşmanlarına devletim.
Avnî (Fatih Sultan Mehmet)
Fatihin İstanbul mücadelesi, O güzel Peygamberin mucizesini gerçekleştirmek, küfrü ve kâfirleri mahvfetmektir.
Peygamberimizin Konstantiniyye (İstanbul) elbet Feth olunacaktır. Onu Feth eden Kumandan ne güzel Kumandan, Feth eden Asker, ne güzel Askerdir hadisindeki o komutan ve asker olmak yanında küffarla yani gerçeğİn üzerini örten her yalanla, yanlışla mücadele etmektir Fatihin hedefi.
Çünkü insanın ilk küfrü ihaneti kendisinedir. Küfr içinde olan biri öncelikle bedenindeki mucizelerin üzerini, aklını örter. İnanç noktasına bu örtü altında bakarken, kendi karanlığında gerçeği görmesi mümkün değildir. İşte Fatih bu örtüyle savaşacak gerçeği ortaya çıkarmada tüm gayretini sarf edecektir. Dîn-i İslâmun mücerred gayretidür gayretüm / Mücerret gayretim, (sadece) İslâm dini içindir diyerek bu gayesini de anlatacaktır.
Fatihin derdi dikkatleri üzerine çekmek insanlığın yüzünü kendisine çevirerek ön plana çıkmak değildi. Tüm gayreti dikkatleri Âlemlerin Rabbine çevirip bir nevi davasına olduğu kadar insanlığa da hizmet etmekti. Peygamber-i Alişan müjdelisi Sultan, padişahlar padişahına kulluğunu bir şiirinde şöyle açıklıyor:
Bir Şaha kul oldum ki, kulu Sultan-ı Cihândır,
Bir şâha kul oldum ki, cihân âna gedadır (muhtaçtır).Derken Allaha kul olmanın cihana hükmetmekten cihanın sefasından çok daha önemli olduğunu vurgulamıştır.
Fatihden yola çıkarak İstanbulu yeniden feth etmek lazım dedik. Bunun için Fatih, İtalyan Ressam Belliniye neden resmini bir gül koklarken çizdirmiştir iyi düşünmek gerekir. Fatihin dinlere inançlara halklara gösterdiği ihtimamı, hoşgörüyü bir Merkez Efendi öğretisi ışığında görmek gerekir. Fatihin bir milli Fatih olma yanında manevi fetihlerine çok büyük bir dikkatle bakarak Fatihi anlamak lazımdır..
Fatih İlk iş olarak İstanbulu feth ettikden sonra o büyük sahabinin mübarek vücudunun bulunduğu yeri aramıştır. Bu konuda. Fâtih,bir sohbet sırasında Akşemseddîn’e (k.s.); "Hocam! Ashâb-ı Kirâm’ın büyüklerinden, mihmandâr-ı Rasûlullâh olan Ebû Eyyûb el Ensârî’nin mübarek kabrinin bulunması ricasında bulunmuştur. Peki, Ebû Eyyûb el Ensârî İstanbul nasıl gelmiştir incelersek ;
Ebu Eyyûb (r.a) Allah Rasûlünden şu hadisi nakletmiştir: "Kostantiniyye surunun dibine salih bir kişi gömülecektir." Umarım ki o kişi ben olayım gayesi ile yola çıkmıştır. Uzun bir yolculuk yapan Ebû Eyyûb yaşının çok ilerlemesinden dolayı İstanbul’a yaklaştıkları bir sırada hastalanmış, Yezid’e, öldüğü takdirde cenazesinin hemen gömülmeyerek ordunun varacağı en ileri noktaya kadar götürülmesini ve o yerde gömülmesini vasiyet etmişti. Ordu komutanı Yezid, Ebu Eyyûb’un tabutunu askerlerin ortasına almış, askerler de çarpışmalarda bu tabutu koruyarak ilerlemişlerdir. İstanbul surlarını korumakta olan Bizans kumandanı bu garip hali görünce, "Bu nedir?" diye sormuş, Yezid de, "Bu bizim peygamberimizin sahabesidir. Bize senin ülkende içerilere doğru götürülüp gömülmesini vasiyet etti. Biz de onun bu isteğini yerine getireceğiz. " Bizans kumandanı: "Sen ne akılsız adamsın. Sen dönüp gidince biz onu köpeklere yem ederiz." Yezid: "Eğer onun kabrini açtığınızı veya cesedine bir şey yaptığınızı duyacak olursam ben de bütün Suriye’de öldürmedik Hıristiyan, yıkmadık kilise bırakırsam bu ölüye ikramıma sebep olan zat-ı Peygamber’i (s.a.s.) inkâr etmiş olayım." Bunun üzerine kumandan şöyle demiştir:
" Ben onun kabrini elimden geldiğince koruyacağıma Mesih hakkı için söz veriyorum." Surların dışında defnedilen Ebu Eyyûb’un kabrinin üzerinde sonradan bir kubbe yapılmış ve bu mübarek adamın kabri Müslümanların ve Hıristiyanların saygı gösterdikleri bir yer olarak korunmuştur. Ebu Eyyûb el-Ensari hazretleri, Hayber savaşından dönülürken Rasûlullah’ın çadırının etrafında kendiliğinden gece nöbet tutmuş, Rasûlullah onun için, "Allah’ım, beni koruyarak gecelediği gibi, sen de Ebu Eyyûb’u koru" diye dua etmiştir
İstanbulu Feth etmeye Eyyüb Sultan hazretlerinin makamından başlamak gerekir. Muhacir ve Ensar ruhunu canlandırmaktan Peygamber sünnetine olan bağlılıktan bu ruhu kavramaktan geçer fethin yolu. Kutsal emanetlerin bu topraklarda korunmasının bu ülke ve halkına sunulan ne büyük bir lütuf olduğunu görmekten geçer Fethi anlamak
Yedi tepesi her bir tepesinde ayrı sırlar barındıran İstanbulun Yuşa tepesine çıkıp, Bu büyük Peygamber buraya ne aramaya gelmişti diye sormak lazımdır. Ve o sorunun cevabını kendinde bulmadıkça İstanbul nasıl Feth edilebilir ki. Anadolu kavağı Mecmaül Bahreyn yani iki denizin birleştiği yerin en güzel göründüğü noktdan bakıp oradan iki deniz kıyılarının iç içe geçişteki hikmeti nedir diye sorgulamak gerekir İstanbulu feth edebilmek için..
Bir Sultan Ahmed camiinde ecdat yadigârındaki letafeti inceliği her şeyden önce aşkı görmek gerekir. Minareler neden gökyüzünün sonsuzluğunu işaret eder, sanatı sanatçıyı hatta bunlardan geçip zanaat ile zanaatkârın ötesindeki nakkaşı görmedikçe İstanbul anlaşılabilir mi?
Ey Aziz İstanbul
Sözün, kelamın vebali vardır bilirim. Yanılmak hilkatimde olsa da, sana göz göre göre nasıl masal şehri derim
Ben senin varlığına yokluğuna taşına toprağına altınına gelmedim..Ey koca şehir ben senin gönlünü görmeye geldim.
Bilirim İnsanların ruhu vardır, evlerin, şehirlerin
Ruhunu bağrında misafir ettiği nice evliya ve velilerin himmetinden alan kutsal şehir iyi ki beni de gönlünde misafir ettin
Konuk ettirene binlerce defa Hamd-u Sena ile;
Sana bir kez daha selam olsun Ey güzel İstanbul!
Perihan KILIÇ ESMİZE
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.