14
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1316
Okunma
İnsan emek vererek bir işte çalışır. İhtiyacı vardır, kazanmak, hayatını devam ettirmek zorundadır. Bu nedenle yapabileceği iş kollarından birinde işe başlar. Okumuş, bir sanat dalında yetişmiş, çırak olarak ustalığa gelmiş, ya da sıradan bir lise veya ilköğretim mezunu olarak yetişkin birey olmuştur. Normal eğitim veren klasik lise ve ilköğretim mezunları vasıfsız olarak adlandırılır. Sözüm ona Üniversitelerin pek çok alanından mezun olanlarda artık vasıfsız sınıfına dâhil olmaktalar, yani işsizler ordusuna katılmaktadırlar. İşsizler ordusunun çığ gibi büyümesinde en büyük neden, yeterince planlama yapılmamasıdır. Yetişen yeni neslin geleceği, maalesef kaderine terk edilmiş vaziyettedir.
Parası, imkânı, desteği olanlar iyi okullarda okuyarak geleceklerini kazanma çabası içindeyken, gençliğin büyük kısmı bu başarıdan yoksun bir vaziyette, otuzlu yaşlara geldiklerinde bile hala ana baba desteği ile yaşamlarını sürdürmektedirler. Sayın Başbakanımızın dediği gibi, bırakın üç çocuk yapmayı, evlenmeyi bile hayal edemeyecek durumda kalmaktadırlar.
Ülkemin derinden derine hissedilen çığ gibi büyüyen bir işsizlik sorunu var. Ancak zaman içinde Ülke gündemi o kadar farklı konularla meşgul edilmekte ki bu mesele hemen hiç konuşulmamakta, pembe tablolar yazılıp çizilmekte. İş bulma umudu kaybolmuş, geçim derdi ile bocalayan, köyünden ayrılmış geri dönme şansı olmayan yığınla genç insan, özellikle büyük şehirlerde hayatta kalma mücadelesi içinde yaşamaktadırlar.
Ülkemde, özelleştirmeler sonucu pek çok kuruluş, fabrika iş alanları ya yabancıların elinde veya yerli sermaye ortaklığında işlerine devam edip gitmekteler. Yabancı sermaye geliyor diye seviniyoruz da, bizim ülkemizi neden tercih ettiğini sorgulamaktan çekiniyoruz. Bunun temelinde ucuz işçilik, onlara sağlanan geniş imkânlar yatmaktadır. Uzun yıllardır sendikalaşma, başıbozuk biçimde devam etmektedir. Sendikalar ya İdareye yakın durmakta, ya da yeterince örgütlenememektedir. Yabancı sermaye veya yerli sermaye sendikalaşmaya sıcak bakmamaktadır. Ülke idaresinde ki yetkililer, yabancı sermayeyi kaçırmamak için sendikalaşamayan işçilerin sorunlarını göz ardı etmektedir. Son yıllarda Kamu dalında(Memurlar) ve sözleşmeliler sendika faaliyetlerini artırmış olsa da, birlikte hareket etme olanakları ya az veya olmamakta.
Yukarıda belirttiğim gibi Ülkemizde sarı sendikacılık(yani yönetime yakın), her zaman sendikal faaliyetleri gösteri ve grevleri aksi yönde etkilemektedir. Gerçi bazı sendikalar hak ararken gösteri ve yürüyüşleri başka maksatlara dönüştürmüş olsalar da bu durum, emeğin hakkının yeterince ödenmemesine engel olmamalıdır. Hele son yıllarda ortaya çıkan ve açıkça işçi emeğini sömüren TAŞERON firmaların, diledikleri gibi hareket etmeleri, vurdumduymaz ve adam kayırıcı yöntemleri, zaman zaman medya da bile işçi gösterilerine sahne olsa da, önemsenmeden göz ardı edilmektedir.
Ülkeyi yöneten idarecilerin rahat hareket etmelerinin bir nedeni de, toplumumuz bir türlü örgütlenmeyi, örgütlenerek hak aramayı başaramamış olmasından kaynaklanmaktadır. Gelişmiş demokrasilerde, yönetenler her hareketlerinden, he yaptıklarından topluma hesap vermekte iken, henüz tam bir demokrasi çarkını çeviremeyen Ülkemde maalesef bu durum aksi yönde işlemekte. İçinde yaşadığım toplumda, vatandaşlar hangi etnik kökten, hangi inançtan veya düşünceden olurlarsa olsunlar, Ülkenin eşit şartlarda yaşayan bir bireyi olarak kendi haklarını tam olarak ya bilmemekte, veya esini çıkarmaktan kaçınmaktadır. Hele son yıllarda vatandaşlar arasında ortaya çıkan gerginlikler, yandaş veya yandaş olmayanlar diye sınıflandırılmaya başlanılması, bırakın kendi haklarını, alın terlerinin karşılığını aramalarını, yaptıkları işlerde huzur bunalımı yaşamalarına neden olmaya başladı bile. Hangi meslekten, hangi yaştan olursa olsun, insanlar sanki ruh hastası olmuş, öfke selinde patlamaya hazır bombaya dönüşmüş durumdalar. Bu durumda insanların emeklerinin karşılığını arama gibi düşünceleri bilinçaltına gizlenmekte, kısır döngü içinde anlamsız bir yaşam savaşına dönüşmektedir. Sadece duyarlı bir takım köşe yazarları zaman içinde köşelerinde bu konulara değinseler de, sayfaların süsü olarak kalmakta, duymak istemeyen, görmek istemeyen yöneticilerin aldırış ettikleri bile olmamakta. Geçenlerde T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, Sayın Faruk Çelik bir sohbet esnasında, asgari ücreti överek, peynirin ve zeytininde fiyatı ucuz sözleri ile emekçi insanların gönüllerini yaralamıştır. Hayat sadece peynir ve zeytinden ibaret değildir, herhalde.
Sendikalaşamamanın bir diğer nedeni de işsizliğin kol gezdiği Ülkede, her an işini kaybetme korkusu ile insanların az da olsa aldıkları ücretlerle işlerine devam etmeleridir. Ücretler zaten ortada. Asgari ücretin bu kadar az olduğu bir Ülkede bence asgari ücretle çalışanlarda işsiz statüsündedir. Sadece sigortalı olmak uğruna asgari ücrete talim etmek, işsiz kalacağım diye işverene boyun bükmek artık normal kabul edilmektedir. Gelir adaletinin olmadığı, parası olanların kârlarına kâr kattıkları, ücretlilerin büyük bir kısmının ise şükürcü bir din anlayışı ile yetişmeleri, yabancı sermayenin işine gelmektedir. Sorgulamayan, aldığına şükreden, Büyüklerimiz işini bilir diyenler çoğaldıkça, alın terinin sömürülmesi daha uzun yıllar devam edip gidecektir. Bu arada refah içinde yaşamanın tadını alan kitleler, aşağıda kalanların, düşük ücrete talim edenlerin durumlarına bakmayı, çoktan unutmuş olacaklardır.
Saygılarımla
Mehmet Macit
07.05.2013