1
Yorum
0
Beğeni
5,0
Puan
961
Okunma

Gencaba’dan Anılar
Mecbursun. Dağlarda sorumlulukların var ve o sorumlulukları yerine getirmek zorundasın.
Elindekilerle yetinmek, mutlu olmaya çalışmak mecburiyetindesin. Başka yol yok.
Ah… şu dağların bir dili olsa da konuşsa.Her taşının ayrı bir anısı, ayrı bir sızısı var bende.
O dağlarda ne sövüşler, ne küfürler işitti benden. Medeniyetin zerresi olmayan yerde medeniyeti yaşamaya çalıştım senelerce. Yaşıtlarım plajlarda bronzlaşırken ben Allah’ın ateşinde yanıp kavruluyordum.
Burnumun derisi kat kat soyulurdu. Aynaya baktığımda yüzümde amele yanığı gibi bir coğrafya haritası görürdüm.
O utancı anlatmak mümkün değildi.Orada her gün adaletsizliğe küfrederdim. Ama bugün o günlere dönüp baktığımda “Onurlu ve gururlu yaşamışım, aferin bana” diyebiliyorum. İnanır mısınız, bugün yine babamın kızı, eşimin karısı, iki çocuğumun anası olmak isterdim. Benim için kalite budur işte.
O zamanlar bana işkence gibi gelen o hayat, bugün güzel bir anı oldu.
Yığınla anım var. Sabırsızlanmayın, hepsini anlatacağım. Hem de sansürsüz.
Dağın ğalazını yemeyen, karşısındakinin halinden anlayamaz elbette.Yaylada dağ başındasın.
Üzerinde sadece bir yağmurluk, ayağında doğru dürüst bir çizme yok. Yağmur yağıyor, sırılsıklam oluyorsun, buz kesiyorsun. Çobanlıktan dönüyorsun, sıcak bir yer bulmak için can atıyorsun ama öyle bir yer yok.
Bir bardak sıcak çay ya da bir tas çorba bile lüks. Bu hayatı mecburen yaşamak başka, keyif için yaşamak bambaşka.Henüz on dört yaşındaydım. Annem yaylaya geç geldiği için bir aya yakın tek başıma kaldım.
Annem geldikten kısa süre sonra da acil bir iş için köye indi ve beni yine yalnız bıraktı. Gitmeden önce bir kazan dolusu karalahana sarması pişirip bırakmıştı.O akşam hava çok berbattı. Sis yere yapışmış, ince ince çiseliyordu.
Hayvanları ahıra koydum, sütlerini sağdım, makineden geçirdim. Ellerim donmuştu, parmaklarımı hissetmiyordum.
Üstüm başım hâlâ ıslaktı. Ateşi yakmak için can atıyordum.
Bolca çalı attım ateşe. Hem ısınayım hem aydınlık olsun diye.
Lambada gaz yoktu. Gazı doldurmaya çalışırken kapı açıldı.
Elinde koca bir sağanla komşu kadın duruyordu.“Annen gitmeden önce bana dedi ki, sarma pişirdim, kızım gelirse bir sağan versin. Ben de sarmaya geldim” dedi.Kafamdan aşağı kaynar sular döküldü.
Ellerim gazlı, ayaklarım buz, ev karanlık… Kadın ise kapıdan girer girmez doğrudan sarma istiyordu.
Hal hatır sormadı, “Nasılsın, becerebildin mi?” demedi. Sadece sarma.“Bak kazan orada, sen al” diyebildim ancak.Kadın bozuldu. Ateşin üzerindeki kazanın kapağını hışımla açtı, eliyle iki tane sarma alıp ağzına attı, kapağı sertçe kapatıp aynı hışımla çıktı gitti.Meğer çok alınmış. Ertesi gün aynı yaştaki kızından öğrendim küstüğünü.
Olayı anlatırken sanki büyük bir suç işlemişim gibi konuşuyordu. Utancımdan uzun süre o kadının bulunduğu yerin yakınından bile geçemedim.Annem köye gittiği yerden dönünce komşu kadın beni şikâyet etti.
Annem “Çocuktu, aklı kesmedi” dedi. Bana da “Ne vardı, ellerini yıkayıp ‘tamam abla, elbette vereyim’ deseydin?” diye çıkıştı. O söz bile çok zoruma gitmişti.Yaz boyunca bu olay yaylada konuşuldu, adım köylere kadar indi. Genç kızsın, gelin adayı olacaksın… Böyle bir davranış hiç hoş karşılanmıyordu. Herkes “Böyle cimri kızı kim gelin alır ki?” diye düşünüyordu. Ama o kadının yaptığı hiç sorgulanmadı.Aradan yıllar geçti. Aklım başıma geldi. Ama o utancı, o sıkıntıyı hâlâ içimde taşırım. İnsan önce kullanılır, sömürülür, sonra “aklım başıma geldi” der. Fakat çoğu zaman iş işten geçmiş olur.
Şimdi hepsine anı gözüyle bakıyorum. Gencaba Yaylası bizi inşa eden temel taşlardan biridir.
Çektiğimiz sıkıntılar da cabası olsun. Gündüz Yavuz
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.