Kavramak için görmek, görmek için de dikkatle bakmak gerek! - pitigrilli
pomborya
pomborya

Çocukluk anılarımdan:

Yorum

Çocukluk anılarımdan:

( 1 kişi )

1

Yorum

0

Beğeni

5,0

Puan

1645

Okunma

Çocukluk anılarımdan:

Çocukluk anılarımdan:
Gençlik anılarımdan:
(Genceaba). Yayla adı:Genceabadan anılar biter mi hiç?
Hele hamurun o dağlarda yoğrulmuş, o dağlarda pişirilmişse…
Bitmez.Her yaz başı tatlı bir heyecan sarardı biz yaylacıları.
Sanki dünyanın merkezine taşınıyormuşuz gibi.
Oysaki doksan gün çile çekmekten başka bir şey değildi o dağlarda yaşamak.
Yaz başı gelince telaş başlardı. Sabahın ilk ışıkları yarı yolda vururdu üstümüze.
Dağın eteklerinden geçerken adeta gerdanda boncuk dizer gibi dizilirdik:
Sığırlar önde, biz arkada, bir renk cümbüşü, bir gökkuşağı oluştururduk karşı yamaçtan bakınca.
Varırdık yaylaya; her sığır sanki kendi kapısını bilirmiş gibi iner, beklerdi ev sahibesini.
Biz yayla sahipleri birkaç gün önce çıkardık yaylaya.
Önce yerleşir, ortalığı toplardık: Ateşe çalı-odun, evlerin hazırlanması.
Ne vardı ki hazırlanacak? Birkaç parça çamaşır, biraz yiyecek, bir yatak, bir yorgan.
Öteki yatak “palah” denen ottan olurdu. Kalın kumaşın kenarlarını diker, içine ot doldururduk; alın size bir yatak daha, derdi anam. Yattığımız yer hayvanların tam üstüydü. Aralıklı tahtalardan her s… kokusu, her koku direk burnumuza gelirdi.Bu şekilde başlardı dağlardaki işkencemiz. Halamın kızı (Allah mekanını cennet etsin) hep söylerdi: “Aha gene geldik buraya, şimdi bu kadar gün nasıl geçer?” Hem güler, hem söylenirdi. Ne iyi kızdın sen halakızı…
Sonra sıra “el malı”na gelirdi.
Kim daha çok sığır alacak, kimlerin kapısına dayanacak diye içten içe yarış başlardı.
Hele memeleri kocaman inen sığırlar varsa, kimseye kaptırmak istemezdik. Büyük memeli sığır demek çok süt, çok katık demekti.Yaylanın inimine yaklaşırken başka bir heyecan: Kim daha çok katık dağıtacak? İnimde de yarış devam ederdi: Kim daha çok katık yaptı, kim daha memnun gönderdi Laz’ları?
Ama gerçek şuydu: Yayladan katığını ve sığırlarını alıp giden hiçbir Laz memnun ayrılmazdı.
Köye varıncaya kadar şikâyet eder, söylenirdi. Yine de ertesi sene aynı yaylacıya verirdi sığırlarını. Başkasına vermek ayıp sayılırdı. Yaylacılar da buna çok dikkat eder, komşusunun sığırını almazdı. Alırlarsa utanır, “Nasıl aldım?” diye kendilerini yerlerdi.
Üç ay birlikte yaşadığımız komşunun ambarına girip ne yaptığına bakmaz, sağdığımız sütü bile göstermezdik birbirimize. En çok korktuğumuz şey “göze gelmek”ti. Batıl inanç yok gibiydi ama göze gelme korkusu hep vardı.
Duygusallığın, paylaşımların dorukta olduğu yerlerdi buralar.Biz çobanlara düşen görev basitti: Sabah ahırdan çıkarılan sığırları akşama sağ salim eve teslim etmek. Ödül yok, hatırlayan bile yoktu. Yükün en çoğunu biz çekerdik.İlk defa almıştık bu köyden “Laz” el malı. İki inek, bir dana. Belli para karşılığı 90 gün bakacaktık.İneklerden biri yaylaya geldiğinden beri hiç yatmamıştı. Yerini yadırgıyor, ancak kendiliğinden yere yıkılıyordu. İnim zamanı yaklaştığında sahibi geldi, birini götüreceğini söyledi.Anam itiraz etti: “İnim az kaldı, ya ikisini birden götür ya da bırak. Bu hiç yatmadı, arkadaşını ayırırsan perişan olur, şuuru bozulur, kaçar gider.”Ama sahibi duymadı. “Çok acil lazım, bir hafta daha kalsın” deyip birini aldı, gitti.Anam çaresiz kaldı.
Sığır zayıflamış, süt vermez olmuştu. Öyle güzel, uzun belli, kocaman boynuzlu, yerlere serilen memeli bir moltofon ineğiydi ki… Anam kendi kendine: “Yok yok, bunu gözden yerler, ben dememiş miydim?” der, yatmadıkça içini döker, rahatlar gibi olurdu.Ertesi gün sığırları Çürük Göl’e, geniş otlağa bıraktık.
Kahvaltıdan sonra toplayacaktık.
Ama öğlene doğru sis bastırdı, acele ettik. Bütün sığırları topladık ama bizimki yoktu.Anam kapıda elleri belinde bekliyordu, haber uçmuştu. Kızılca kıyamet kopardı.
Ben kaçıp saklandım, hava kararmasını bekledim. Anam ahıra inince usulca eve girip yatağa girdim.
Karnım açtı ama umurumda değildi. (Anam uykudayken bir şey demezdi, huyunu keşfetmiştim :))
Ertesi gün aramaya devam ettik.
Tepeleri, vadileri didik didik ettik. Arkadaşlar “Bu tembel adım atamaz, boşuna bakıyoruz” dese de biliyorduk: Şuuru bozulan sığır akla gelmedik yerlere giderdi.En yakın yayla Homeze’ydi. Çobanlarına sorduk. Bir yer tarif ettiler: “Dün bizim sığırlar oraya koşmuştu, biz de arkasından gittik.
Orada güzel bir sığır yatıyor, kurt vurmuş.”İçimiz yandı.
Gittik, baktık: Tek darbe, memesinden. Kurt güpegündüz öldürmüştü.
O güzel sığır çalılıklar arasında boylu boyunca yatıyordu. Bizimkiydi.
Çoban ağabey arkamızdan seslendi: “Gitmeyin, leşe başka hayvan gelir, tehlikeli.
Bakın, sonra hızla uzaklaşın.”Koşarak indik aşağıya.
O tembel, o uyuşuk sığır nasıl inmişti buralara? Dua ettim: “Allah’ım ne olur bizim olmasın.”Ama oydu. Tek yara, upuzun yatıyordu. “Kalk hadi kalk” demek istedim ama nafile. Sekiz-dokuz yaşındaydım. O an ne hissettiğimi bile hatırlamıyorum. Sadece hızla geri koştuğumuzu…İlk ve son kez bir sığırı kurda kaptırmıştım. Üstelik 36 sığırı bana teslim etmişlerdi. Yengemin annesine aitti.
Sonrası mı? Hatırlamıyorum.Genceaba…
O dağlar, o anılar bitmez. Gündüz Yavuz..









[

Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (1)

5.0

100% (1)

Çocukluk anılarımdan: Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Çocukluk anılarımdan: yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Çocukluk anılarımdan: yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL