Sarhoşluk kusur yaratmaz, kusurları açığa vurur. seneca
HakkınSesi
HakkınSesi

Silinmeyen Hatıralar

Yorum

Silinmeyen Hatıralar

9

Yorum

0

Beğeni

0,0

Puan

1280

Okunma

Okuduğunuz yazı 4.8.2012 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.
Silinmeyen Hatıralar

Silinmeyen Hatıralar











Zigon sehpanın en büyüğüne elimdeki buruşuk peçeteyi koydum. Yabancı olduğu belliydi. Tanışma merasimini es geçip, gökten zembille inişine mazeret uydurmak için sayıklamalarını duyabiliyordum. Peçete hava alamıyor gibiydi. Gereksiz bir ayrıntıydı. Gözümü kapatıp, beynimin karanlığı içerisinde hatıra olarak kalmış sahneleri tekrardan oynatma gayretinde, yorgundum. Legal bir şikâyetti morluklar. Prangasını atıp, daha rahat olabilirdi bedenim. Gömlek sıkıyordu. Başımdaki saç sayısı kadar sancı çekiyordu beynim. Karıncalaşan beyazlıklar görmeye başladığımı anlayınca, evdeki tek kanepeye doğru istemsiz olarak yürüdüm. Vapurun limana yaklaşmadan önce çıkardığı fren sesine benzer, yüklü bir bağlanma korkusu vardı bu evde. İhtar edilmeden vurulmuş zanlının gözyaşlarına benzeyen renk de, atmosferin uyruğu olmayan çelişkilerini zor bela soluyordum. Gömleğin üst iki düğmesini açınca, biraz da olsa rahatlama geldi.

Karanlığı yüzüstü bırakmak da zor… Caddeden geçen arabaların farları pencereye uğrayan nadide misafirlerden… Bir de ölü kahverengi kelebekler…

Daha fazla sıkmalıydım gözlerimi. Geçmiş, yaşadıklarımız ise, yüzleşmeliyiz. Hiçbir saniyesi boşa gitmemiş olmalı! Yalnızlık için bahane üreten gelecekten daha güzel esintilerle arada sırada insan uğramalı! Fakat imparatorun kurumuş dudaklarından çıkan son sözü dinlemeyecek kadar, babasına düşman bir prens kelimeler. Boğum boğum, hayal adı altına sığınan kahpe bir gülüş…

Kalkabilirim sanırım tekrardan ayağa. Duvarın dibinde tozdan rengini unutturmuş iki siyah hoparlör olacaktı. Daha fazlası da olmalıydı aslında… Fakat nefesine muhtaç olunan yok, çaresiz eskimeye bırakılmış her şey!

Gözlerim kapalı. Gömleğimin ilk iki düğmesi açık ve ellerim boşa alınmış bir araba kadar yokuş aşağı… Dudaklarımı kapatıyorum. Yine aynı tat, yine aynı özlem.

Şurada eskiden bir televizyon vardı. Uygarlığın en mahrem köşelerimize kadar sokulmuş beynelmilel icadı. Savaşlar, kavgalar, ölüm haberleri ile dolu akşam haberleri, gereksiz sabah programları, afiyetsiz insan gülüşleri, keyfiyetsiz yanışlar… Herkesin tek bir idealinin olması gerekliliğini anlatan binlerce film içerisinde, milyonlarca masum, birkaç kötü adam. Kötü adamları doğuran masum anneler, masum babalar… Bir imtihan şakası, kader matinesi!

Her sahnesi aynı özlem taşıyan geçmiş için, gelecek midir gelecek olan çare? İki hoparlörün kabloları birbirine girmiş, çalışacağına ihtimal vermiyorum. En son çalışıyor muydu?

Hatırlayamıyorum. Vitrinin kırık camlı dolabı ihtiraslı… Kaç kez dokunulmuşluğu vardır cilalı cildine, bilinmez! Yirmi sene önce alınmış bir walkman. Yanımdaki fenerden kalem pilleri çıkarıp, denemeliyim. Bir de…

Bu kaseti doldurduğumuz geceye gitmek için henüz erken. Hoparlörlerin fişini prize takmalıyım. Ama priz kanepeye yakın bir yerde. Duvarların rengini hatırladım bir an.

Perdesiz, tüm çıplaklığıyla pencere önümde durmuşken, arkasında koca bir şehri transparan görmek de garip!

Defalarca fişi prize sokup çıkarmanın manası yok! Elektriğin yıllar öncesinden kapatıldığını da hatırlamam gerekiyordu. Yine uzun bir iç çekiş sonrası, çaresizliği anmak… Dolabın çekmecesinde bulmamış mıydım bunu? Walkman orada gizlenmişse yaşamaktan yıllarca, herhalde kulaklık da onunla beraber olmalıydı!

Git ve gel, bin adım sonrası tarihsiz şimdilik! Güvercinli masallar kadar komik ve yarasaların kan emdiği efsaneler kadar da uzak!

Emsali bulunmamış, yıllarca kullanıldıktan sonra bir köşeye öylece atılmış kulaklığın hâlâ biri bozuk. Yıllarca kimse açmamış bu çekmeceyi ve tamir etmemiş onu. Ne kadar acı, ne kadar üzücü! Kimse, hiç kimse tamir edemiyor geçmişten arızaları. Silemiyor yaraların izlerini.

"Ne için yaşadığını bilmiyorsan, yaşamın hiçbir anlamı yoktur.’ Bu kadar basit demek ki hayatın formülü! Yıllarca okul sıralarında sürten beynimin içerisine aldığım formüllerin hiçbir yararı olmamışken, şu bir cümle, sekiz kelimenin oluşturduğu duvarda hapsolmuş gibiyim. Yağmur sonrası aylaklığın ültimatomsuz şaklabanlığı bu. Kimi zaman sevgi ve kimi zaman nefret aylar için… Bu sefer yağmur öncesi fon kâğıdı gözlerimde… Ağlamak, niyetsiz tutulan bir oruç gibi, acılar ve sevinçler birbirinin gölgesi. Kimi zaman hasret

Tekrardan yaşayabilsem?
Ya da silebilsem her şeyi?

Silmek, göç etmenin eş anlamı. Uzaklar lazım, göller, nehirler, dağlar… Deniz olmalı önce, sonra topraklar, ulu dağlar…

Kasetin sesi, nefessiz kalışımı uzaya mandallarcasına… Oynaşan yıldızların hikâyesi aslında hiç olmadığı için, sıcaklığa ait bir sesi yeniden duyabilmek! Kalıntıların mirasyedisiyim, sanki her emaneti tüketen bir çılgın gibiyim. Silinmeyenler, silinenlerle beraber enkaz. Nefret ediyorum kendi sesimden.


-Oku hadi ya!
-Üzerinde otururken, bir de gözlerine bakarken böyle, nasıl okuyayım?
-Dur bir kere öpeyim de, sonra söz gözlerine bakmayacağım.
-Söz mü?
-Söz, hadi!
-Öhö... Öhö…
-E, hadi ama!
-İnnâ a’taynâkelkevser… Doğru mu?
-Hı hı… Devam…
-Fesalli lirabbike venhar…
-Evet…
-İnne şânieke hüvel’ebter.
-Bakabilir miyim?
-Of, bak tabi!
-Okudun işte, çok güzel hem de!
-Sahiden mi?
-Evet.
-Çok sevindim ya, unutmamışım.
-Unutmazsın tabi canım benim, aklını sevdiğimin, her şeyini sevdiğim…
-Ebter ne, biliyor musun manasını?
-Hım… İlk başta, sana, yani peygamberimize şüphesiz Kevser verdik, sonra da Onun için namaz kıl ve kurban kes diyor da, yok sonunu hatırlayamadım.
-Bilmiyorsun değil mi?
-Unuttum ya! Gülme!
-Gülerim, gülerim de sarılırım da… O ne arkanda ki?
-Sesimizi kaydediyordum da!
-Habersiz mi? Yaaa…
-Haberli olsa doğal olur muydu be kadın?
-Kaydediyor mu hâlâ?
-Bir şarkı söylesen…
-Bu halde mi?
-Yanağın yanağıma değerken…




Hayır, hayır… Bozulamaz. O kaset bozulamaz!

Sanırım birisi şaka yapıyor bana, hayır, tam da burada şarkı söylemişti bana. Hem de yanağı yanağımda.

Şimdi, şimdi onu bulmuşken, onun hatırasını yaşarken ona benim gibi hasret çeken evin içerisinde, hayır, bu olmamalıydı!

Hayır…












Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 
Silinmeyen hatıralar Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Silinmeyen hatıralar yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Silinmeyen Hatıralar yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Belgin Sönmez
Belgin Sönmez, @belgin-sonmez
9.8.2012 10:50:18
Ne diyorsun Allah aşkına ben hiç anlamıyorum yazdıklarını, kiminde hakaret kiminde küfür hiç bir şey anlamıyorum, ne sizden nede erbabınızdan, kuzum sizin işiniz usta çırak onun bunun sayfasına kıskanıp ağır eleştiri yazmakmı ama yazamıyorsun bunlardan bir şey olmaz ne öykülerinden hoş öykümü ne olduğunuda bilmiyorum birde bazen bel altı yazılar yazıyorsun yazma bence...
handan akbaş
handan akbaş, @handanakbas
5.8.2012 11:33:46
Uzun zaman oldu yazılarınızı okumayalı, tebrikler.

Hatıralar hatıralar, andıkça bazen üzen, yıpratan ...Güzeldi, iyi ki güne gelmiş de okudum.Selamlar...
dervişim
dervişim, @dervisim
5.8.2012 11:07:52
kaleminizi özlemişim efendim güne düşmeyi hakkeden gerçekten duru anlatımlı harika bir parça okuttunuz bize tebrikler...
Mehtap Yıldız
Mehtap Yıldız, @mehtaphumeyraguldalli
5.8.2012 02:19:05
güzeldi


tebrikler


hayırlı Ramazanlar diledim/saygımla
nuray telli
nuray telli, @nuraytelli
5.8.2012 00:35:33
10 puan verdi
Düşündümde benim elimdeki kasetler bozulmamış olabilir mi?Eskiden kaydettiğimiz seslerimizi yeniden duyabilir miyim?Oralarda belki beni bekleyen hatırlayamadığım hatıraları duymak istedim bu yazıyla.Emeğine sağlık.Sevgilerimle.
Mehtap ALTAN
Mehtap ALTAN, @mehtapaltan
5.8.2012 00:29:02
Duruşuna lacivert gülüşler ekip yaşamın gri ciddiyetini yazılarına zerk eden çocuk!...

Birşey söylememe gerek var mı bilmiyorum ama seninle gurur duyuyorum...

Yazının içeriğine girersem imge bırakır giderim ki bu senin için hiç iyi olmaz...

Önce saygı sonra sevgimle...

Gönülden kutluyorum...
Kemnur
Kemnur, @kemnur
4.8.2012 22:20:26
üstadım, özletmeye başladınız yazılarınızı... şükür ki, bir tane daha okuyabildik...selamlar, saygılar
AYSE 09
AYSE 09, @ayse09
4.8.2012 15:21:05
uznoldu yazılarını okumayalı hala güzel anlatımdı
kutlarım saygımlasın herdaim
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL